{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   ... HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: .....<br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  ... . HUKUK DAİRESİ<br><br><br>DOSYA NO\t: .....<br>KARAR NO\t: .....<br>KARAR TARİHİ\t: 14/03/2025<br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br><br>BAŞKAN\t\t: ...  <br>ÜYE\t\t: ...<br>ÜYE\t\t: ...<br>KATİP\t\t: ...<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KONYA\t... . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ\t: 14/06/2024<br>NUMARASI\t: 2023/... Esas 2024/... Karar<br><br>DAVACI\t: ... -  ...<br>VEKİLLERİ\t: Av. ... - ...<br>\t  Av. ... - ...<br>DAVALI\t: ... - ...<br>VEKİLİ\t: Av. ... - ...<br>DAVA\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 14/03/2025<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ\t: 14/03/2025<br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı vekili 06.01.2023 tarihli dava dilekçesinde özetle; davacı ...’ın eşi ..., 10.10.2022 tarihinde ...’in kullandığı ... plakalı aracın tek taraflı kazası sonucu vefat etmiştir. Müteveffa bu araçta yolcu olarak bulunmaktadır. Trafik bilirkişi raporuna göre sürücü tam kusurlu bulunmuş ve mütevefaya herhangi bir kusur atfedilmemiştir. Kazaya karışan araç, davalı ... tarafından Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamında sigortalıdır. Müvekkil, eşinin vefatından dolayı destekten yoksun kalma tazminatı ve diğer maddi zararlar için davalı sigorta şirketine başvurmuş, ancak ödeme yapılmamıştır. Arabuluculuk süreci de olumsuz sonuçlanmıştır. Bu nedenle, müvekkilin zararının tazmini için 15.000 TL belirsiz alacak davası açılmıştır.<br>Davalı vekili 20.01.2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; davalı, davanın yetkisizlikten reddini talep etmiş ve davacı tarafın delillerinin taraflarına tebliğini istemiştir. Müteveffa ...'ın vefatı ile dava konusu kaza arasında illiyet bağı kurulamadığını, bu sebeple davanın reddini talep etmiştir. Ayrıca, sigortalı araç sürücüsünün kusurlu olmadığını ve tazminat hesaplamasının Karayolları Trafik Kanunu'na göre yapılması gerektiğini belirtmiştir. SGK tarafından davacıya herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığının tespit edilmesini ve hesaplanan tazminattan müterafik kusur ve hatır taşımacılığı indirimi yapılmasını talep etmiştir. Son olarak, faiz başlangıcının dava tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğini ve yasal faizin uygulanmasını istemiştir.<br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>İlk derece mahkemesinin kararı ile; \"Davalının yetki itirazı davalının sorumluğunun haksız fiil sorumluluğu kapsamında olması nedeniyle uygun bulunmamaştır.<br>Esas yönünden incelenen dosyada; toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumlluluk Sigortası Genel Şartlarının, \"Sigortanın Kapsamı\" başlıklı A.1 maddesinde \"sigortacının poliçede tamınlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı 2918 sayılı KTK ya göre işletene düşen hukuki sorumluluğu zorunlu sigorta limitlerine kadar temin edeceği... \" öngörülmüştür.<br>Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası poliçede gösterilen aracın kullanılmasından doğan ve Karayolları Trafık Kanununa ve Umumi Hükümlere göre aracın işletenine terettüp eden hukuki sorumluluğu ve bu poliçe teminat kapsamında olmak şartıyla Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası hadlerinin üzerinde kalan kısmını, poliçede yazılı hadlere kadar temin eder.<br>Somut olayda meydana gelen trafik kazasında davalı sigorta şirketinin ZMMS sorumlusu olduğu araçta yolcu olarak bulunan müteveffanın meydana gelen kazada vefat etmesi nedeni ile davacının müteveffa'nın desteğinden yoksun kaldığı bu şekilde  meydana gelen zarar nedeni ile davalı sigorta şirketinin sorumlu olduğu ve bu kapsamda hüküm kısmında yazılı olduğu şekliyle sorumludan tahsil edilecek tazminatın davacı tarafa ödemesi gerektiğinden davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir.<br>ATK raporunda yer alan \"trafik kazasına bağlı yaralanması ile ölümü arasında illiyet bağı bulunduğunu, ancak yaralanma öncesi mevcut sağlık sorunlarının da büyük oranda etkisi ve katkısı olduğu\" yönünde değerlendirme kapsamında olayda müşterek/ortak illiyet bulunmaktadır. Zira birden fazla sebebin doğurduğu zararlarda, “bu sebeplerden birisi dahi eksik olduğunda zararın doğması mümkün olmayacaktı” denilebiliyorsa “ortak illiyet vardır” sonucuna varılabilir. Ortak illiyette TBK m. 61 kapsamında tüm failler zarardan müteselsilen sorumlu olurlar (Doğan, Murat vd. Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Ankara: Seçkin, 2. Basım, 2021., s 207)<br>Davacının  dava dilekçesi ve harç tamamlama dilekçesine bağlı kalınarak davasının kabulü ile;<br>Destekten yoksun kalma maddi zararı için 414.446,42 TL maddi tazminatın davalıdan temerrüt tarihi olan 21/12/2022 tarihinden itibaren (poliçe kişi başı  ölüm ve sakatlık klozu dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) işleyecek yasal faiz ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine\" şeklinde hükmün kurulduğu anlaşılmıştır.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davalı vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ...'ın vefatı ile kaza arasında illiyet bağının tam olarak kurulamadığını, yerel mahkeme tarafından bu duruma ilişkin çelişki giderilmeden eksik incelemeye dayalı olarak karar verildiğini, yerel mahkeme tarafından Adli Tıp Kurumu raporu detaylı incelenmeden, Türk Borçlar Kanunu kapsamında \"Sebeplerin Yarışması\" kurumu değerlendirilmeden tam kabul kararı verilmesinin hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte; en azından yapılan hesaplamadan hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini, karara esas bilirkişi raporunda dikkate alınan  Progressif Rant hesaplama yönteminin hiçbir şekilde kabulünün mümkün olmadığını, tüm bu nedenlerle yerel mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine, işbu talepleri kabul edilmez ise itirazları doğrultusunda yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine, masraf ve ücreti vekâletin de davacı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır.<br>Dava; ölümlü trafik kazası sebebiyle destekten yoksun kalma tazminatı  istemine ilişkindir. Mahkemece verilen karar,  davalı sigorta şirketince istinaf edilmiştir. <br>1-Davalının, kaza ile desteğin vefatı arasında illiyet bağının tam olarak kurulamadığı, sebeplerin yarışması kurumunun değerlendirilmediği, hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği itirazlarının değerlendirilmesinde;<br>Desteğin yolcu olarak bulunduğu araç sürücüsü ...'in soruşturma safhasında verdiği ifadesinde, ...'ın uzaktan akrabası olduğu, eşi ...'nin müteveffayı hastaneye götürmesini istediği, müteveffa aynı zamanda KOAH hastası olduğu için daha öncede kendisini bir kaç kez ... Devlet hastanesine götürdüğü, kendisini hastaneye götürürken kazanın meydana geldiğini ifade etmiştir.<br> Kaza ile ölüm olayı arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığına ilişkin olarak alınan Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 08/11/2023 karar tarihli raporunda, \"... Tıbbi belgelerde ve otopsisinde çene kemiği ve 3. Bel omur kırığı dışında travmatik değişim tanımlanmadığı, iç muayenede kafatasında kırık, kafa içi kanama, beyin doku harabiyeti, beyin kanaması, iç organ ve büyük damar lezyonu tespit edilmediği..., kişide tespit edilen travmatik değişimlerin tek başına ölüm meydana getirebilecek nitelikte olmadığı, .... Kişinin ölümünün genel beden travmasına bağlı çene ve omur kırıklarına bağlı gelişen komplikasyonlar ile kendisinde mevcut diabet, KOAH, koroner arter hastalığı ile gelişen komplikasyonlarına bağlı meydana gelmiş olduğu, kişinin 10.10.2022 tarihinde geçirdiği trafik kazasına bağlı yaralanması ile ölümü arasında illiyet bağı bulunduğu ...ancak yaralanma öncesi kendisinde mevcut diabet, KOAH, koroner arter hastalığının da büyük oranda etkisi ve katkısı olduğu...\"  belirtilmiştir. <br>        Somut olayda; davacının desteği olan ... hakkında ATK 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunda kaza ile ölüm arasında illiyet bağı olduğu belirtildiğinden, davalı sigortanın kaza ile ölüm arasında illiyet bağının tam olmadığı ve yarışan illiyetin söz konusu olduğu itirazları yerinde değildir. Ancak  diabet, KOAH, koroner arter rahatsızlıkları  bulunan destekte ölümün mevcut hastalıklara ilaveten trafik kazasına bağlı yaralanma sonucu gelişen çene kemiği, 3.bel omur kırığı ve gelişen komplikasyonlar neticesinde meydana geldiği belirtilmiştir. Desteğin ölümüne kaza dışındaki hastalıkların da etki ettiği anlaşılmasına göre davacı  yönünden hesaplanan tazminattan 6098 sayılı TBK'nın 51. maddesi gereği  hakkaniyet indirimi yapılması (benzer Y.4.HD'nin 2022/15021 E.- 2023/8159 K.sayılı kararı)  gerektiği, yapılacak indirimin yargıtay kararları çerçevesinde %20 oranında olacağı anlaşılmakla, itirazın kabulü gerekmiştir.<br>2-Kamu düzeni ile davalının Aktüeryaya ve destek hesabına itirazı yönünden yapılan değerlendirmede;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.<br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>Zira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.<br>Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri, KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır.<br>Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE  İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da  genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen  vergilendirilmiş  belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek;<br>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması, davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>Dava, 6098 sayılı TBK'nun 53. (818 sayılı BK'nun 45/2) maddesi gereğince destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir.<br>Haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Ancak, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle, ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir.<br>Borçlar Kanunu’nda sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır; sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır.<br>O halde destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür.<br>Bununla birlikte destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Burada önemli olan, destekten yoksun kalan kimsenin ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve  ekonomik  düzeye  göre  normal  karşılanan giderlerdir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.04.1982 gün, 979/4-1528 E., 1982/412 K. sayılı kararı).<br>Diğer taraftan, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 06.03.1978 tarih ve 1/3 sayılı kararının gerekçesinde de: \"Destekten Yoksun Kalma Tazminatının eylemin karşılığı olan bir ceza olmayıp, ölüm sonucu ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek ve yaşamının desteğin ölümünden önceki düzeyde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde kendine özgü bir tazminat olduğu” vurgulanmıştır.<br>Karara esas alınan hesaplama, Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 esas,1990/199 sayılı kararı ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına uygun değildir. Tarafların bilirkişi raporunda kullanılan yaşam tablosuna açık itirazları olmasa dahi TBK 51. maddesi uyarınca tazminatın kapsamı hakim tarafından belirleneceğinden, ve tazminat hesabında Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu ve % 10 artırım ve iskonto hükümleri esas alınarak davacının zararı hesaplanmalıdır.<br>İlk derece mahkemesince aktüerya bilirkişinden alınan 26.02.2024 tarihli raporda, destek hesaplamasının PMF 1931 yaşam tablosu ve TRH 2010 yaşam tablosuna göre ihtimalli olarak yapıldığı, mahkemece,  PMF 1931 Yaşam Tablosu esas alınarak karar verilmesi gerekirken hatalı yaşam tablosuna göre karar verilmesi hatalıdır.<br> Bu halde, AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara  göre PMF yaşam tablosunun esas alındığı aktüer raporunda yapılan hesaba göre ve  davalı şirket sigortalısının %50 kusuru oranında talepte bulunulduğundan, davacının talep edebileceği destekten yoksun kalma tazminatının 332.836,25 TL olacağı, bu miktardan da   yukarıda 1.maddede açıklanan nedenlerle %20 oranında hakkaniyet indirimi yapılarak karar verilmesi gerekmektedir.  <br>Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, ancak mahkemece yapılan yanlışlık yeniden yargılamayı gerektirmediğinden HMK 353/1/b.2 maddesi gereğince esas hakkında yeniden hüküm kurularak,  karar verilmesi gerektiği  sonuç ve kanaatiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>Davalı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçeler doğrultusunda kabulü ile incelenen kararın HMK’nin 353/1-b maddesinin (2) numaralı alt bendi uyarınca düzeltilmek üzere KALDIRILMASI VE DÜZELTİLEREK YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMAK suretiyle;<br>1-Davacının davasının kısmen kabulü ile; <br>Destekten yoksun kalma maddi zararı için 266.269,00‬ TL maddi tazminatın davalıdan temerrüt tarihi olan 21/12/2022 tarihinden itibaren (poliçe kişi başı  ölüm ve sakatlık klozu dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) işleyecek yasal faiz ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine<br>İlk Derece Yargılaması Yönünden;<br>2-Davanın kabul edilen kısmı üzerinden alınması gereken 18.188,83 TL karar ilam harcından davacının ödediği peşin harç ve tamamlama harcının toplamı olan 1.579,90 TL'nin mahsubu ile eksik kalan 16.608,93‬ TL harcın  davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,<br>3-Davacı tarafından yatırılan başvurma harcı, peşin harç ve ıslah harcı toplamı olan  1.759,8‬0 TL'nin davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine,<br>4-Davacı tarafından  yapılan masraf olan 7.435,75 TL'nin davanın kabul/ret oranına göre hesap edilen 4.777,24 TL'sinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, kalan kısmının davacının üzerinde bırakılmasına<br>5-Davacı kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 42.603,04 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,<br>6-Davalı kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,<br>7-Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödendiğinden ve bu ücret ve ayrıca adliye arabuluculuk bürosu tarafından yapılmış zaruri giderler de Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılandığından ve bu giderler de yargılama gideri sayıldığından buna göre hesaplanan toplam 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin  hesaplanan kabul ret oranına göre 2.004,50 TL'sinin davalıdan tahsili ile Hazine’ye gelir kaydına, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına,<br>8-Taraflarca yatırılan ve dosyada bakiye kalan delil/gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,<br>İstinaf Yargılaması Yönünden; <br>9-İstinaf başvurma harcı dışında, istinaf peşin harcı olarak alınan istinaf karar harcının talep halinde davalıya iadesine,<br>10-Davalı tarafından istinaf başvuru gideri olmak üzere yapılan 1.169,40 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,<br>11-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,<br>12-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına<br>13-HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına,<br>Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince;  (544.000,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 14/03/2025<br><br>\t\t\t\t<br>...<br>Başkan<br>...<br> e-imzalı<br>...<br>Üye<br>...<br> e-imzalı<br>...<br>Üye<br>...<br>e-imzalı <br>...<br>Katip<br>...<br>e-imzalı <br><br><br><br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"f1d980040cb60f64","SID":"67d90c1a30da8bef"}}