{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>44. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>DOSYA NO: 2022/1615 <br>KARAR NO: 2025/457<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 27/06/2022<br>NUMARASI: 2021/117 E. - 2022/664 K.<br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 13/03/2025<br>Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan  inceleme sonucunda; <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının davacı şirkette işçi olarak çalıştığını, davacı şirket yetkilisinin davalıya güvenerek davalı şirketin ileride 3.kişiler nezdinde oluşabilecek borçlarına karşı şirketi korumak amacıyla 200.000,00-TL bedelli bono imzaladığını ve davalı tarafça Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı icra takip dosyası ile davacı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalının kendi isteği ile şirketten ayrılması ve işçilik alacakları konusunda anlaşılamaması üzerine davalı ...’in kendisine güvenilerek verilen gerçekte alacaklı olmadığı bonoya dayanılarak Bakırköy ...İcra Müdürlüğü’nün ... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davacı şirketin gerçekte davalıya herhangi bir borcu bulunmadığını, Bakırköy ...İcra Müdürlüğü’nün ... esas sayılı icra takibinin tedbiren durdurulmasına, icra dosyasına dayanak yapılan 200.000,00-TL bedelli bono nedeniyle davacı şirketin borçlu olmadığının tespitine, davalı hakkında %20 icra tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmişitir.<br>CEVAP DİLEKÇESİ  Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın işbu davaya konu olan kambiyo senedi hakkında menfi tespit davası açmadan önce 83.000 TL, dava açtıktan sonra ise 26.000 TL olmak üzere toplam 109.000 TL ödediğini, davacının  ...İnş.Loj.San ve Tic. A.Ş. şirketinde müdür olarak çalışmaya başladığını, SGK primlerinin yüksek ödenmemesi için şoför olarak kuruma bildirildiğini, senedin 2013 yılında imza edildiğini, davacının 2017 yılında işe başladığını, 2018 yılında işten ayrıldığını, daha sonra tekrardan 2020 yılı Şubat ayında işe başladığını ve 2020 Ekim ayında işten çıkarıldığını, davalı işçinin davacı şirkete para vermediğini, çünkü davalının senedin imzalandığı tarihte aralarında işçi-işveren ilişkisi bulunmadığını, takip başlangıcından itibaren  fiili haciz işlemlerinin aralıklarla tekrarlandığını ancak davacıya verilen sürelerin hiçbir zaman  tamamlanmadığını, ticari defter incelemesine konu olabilmesi için her iki tarafında tacir olması gerektiğini, davalının tacir olmadığını, davacı şirketin borcunu ödemediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesin kararıyla; \" 6100 sayılı HMK’nun 201.maddesi uyarınca senede karşı ileri sürülen her türlü iddianın senetle ispatı gerekmektedir. Somut olayda davacı, dava konusu senetten dolayı borçlu olmadığını iddia ettiğine göre ispat külfeti davacıda olup bu yöndeki iddialarını kesin delillerle kanıtlamak zorundadır. Davacı tarafından imzalanan bonodan dolayı borçlu olmadığının kesin delillerle ispat edilmesi zorunlu olduğundan, davacının  senedin  ödendiğine ya da bedelsiz  kaldığına dair  yazılı delil sunmadığı, yemin deliline başvurmayacağını beyan ettiği, bu durumda ispat yükü üzerinde olan davacının iddiasını ispatlayamadığı anlaşılmakla; davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Ayrıca mahkememizin 09/02/2021 tarihli ara kararı ile İİK 72/3 maddesi uyarınca  teminat karşılığında icra veznesine yatacak paranın tedbiren davalı - alacaklıya ödenmemesine karar verildiği anlaşıldığından davacı taraf aleyhine İİK 72/4 maddesi uyarınca tazminata hükmetmek gerekmiş, neticeten aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.\" şeklindeki gerekçeleri ile, Davacı tarafından açılan davanın reddine, şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İSTİNAF: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu senedin gerçek bir alacağa dayanamdığını, müvekkilinin bir dönem haksız alacaklıların haciz baskısından kurtulmak amacı ile davalıya bono verdiğini ve bunun üzerine müvekkiline karşı icra takibi başlatıldığını, davalının müvekkili şirketinde işçi olarak çalıştığını, davalının iş akdini kendisi haklı neden olmaksızın feshettiğini, bunun üzerine müvekkilinden haksız olarak işçilik alacağı talep ettiğini, bu talebi kabul edilmeyince gerçek bir alacak içermeyen senetlere dayanarak müvekkiline karşı icra takibi başlattığını, davalının yargılamanın başından beri kimsenin kendi muvazaasına dayanamayacağını beyan ederek haklı çıkmaya çalıştığını, bu beyan ile dava konusu senedin muvazaalı olduğunu kabul ettiği takdirde bu muvazaanın aynı zamanda davalıya da ait olduğunu, davalının muvazaalı senedi, başka bir ifade ile senet metninde lehtar olarak adı geçse de gerçekte alacaklı olmadığı bir senedi teslim almayı ve bu senetle icra takibi başlatmayı kabul ettiğini, davalının da kendi muvazaasına dayanamayacağını ve alacaklı kabul edilemeyeceğini, aksi takdirde davacıya haksız bir kazanç sağlamış olacağını,  davalının senetteki sözde alacak hakkını kanıtlamak amacıyla müvekkilinin davacıdan borç alması karşılığında verildiğini belirttiğini, bilirkişi raporunda müvekkiline ait kayıtlarda böyle bir borç kaydının olmadığının, personel borçları hesabında davalı adına bir hesap hareketinin bulunmadığının tespit edildiğini, senedin keşide tarihindeki şirket kayıtları incelendiğinde borç senetleri kaydında dava konusu senetlerin bulunmadığının görüldüğünü, dava konusu senedin gerçek bir alacağa dayanmadığını, gerçek alacağa dayanmayan senetten kaynaklı başlatılan icra takibinde davalı vekilinin hesabına dava konusu icra dosyasına ilişkin ödemeler yapıldığının dosyada mevcut olup bilirkişi tarafından da tespit edildiğini, dosya kapsamında ödenen kısım ile ilgili olarak icra baskısı altından ödenen 109.000 TL bedelin istirdadına, icra takibine ve senede ilişkin kalan kısım ile ilgili olarak borçlu olunmadığına karar verilmesini talep ettiklerini, bilirkişi ek raporunda, müvekkilinin 2013 yılına ait ticari defter kayıtlarının 6102 sayılı TTK hükümleri yönünden usulüne uygun tutulduğu kanaatine vardığını, müvekkili şirketin 2013 yılı ticari defterlerinde, davalı ile aralarında ticari bir ilişki ya da borç-alacak ilişkisinin bulunmadığının tespit edildiğini, kök raporda da bu hususların aynı şekilde tespit edildiğini, yargılama sürecinde davacı müvekkilinin borçlu olmadığı hususu ispatlanmış olmasına rağmen davanın reddine karar verilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu,  tüm bu nedenlerle istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAFA CEVAP: Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davacının tehir-i icra talebinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, menfi tespit davasının reddi halinde borçluya ek süre verilmeyeceğini, tehiri icra kararı alınabilmesi için davanın eda davası olması gerektiğini, menfi tespit davasının reddinin eda hükmü içeren bir ilam olmadığını, tespit davaları hakkında tehiri icra kararı verilemeyeceğini,  davaya cevap dilekçelerini aynen tekrar ettiklerini, borçlunun iddiasını ispat edemediğini, ticari defterlerin borçsuzluğunu ispatladığı iddiasını kabul etmediklerini, davanın iki tarafı tacir olmadığı takdirde ticari defterlerin incelenmeyeceğini, davacı borçlunun senedi verdiğini kabul ettiğini, kendi vermiş olduğu senedi ticari defterine işlememiş olmasının usulsüzlüğün ispatı olduğunu, kişinin kendi muvazaasına dayanamaz söylemlerinin muvazaalı işlemi ikrar etmiş oldukları anlamına gelmediğini, tüm bu nedenlerle davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davacı vekili icra takibine konu senedin şirketin eski çalışanı davalıya şirketi korumak amacı ile verildiğini gerçek alacak iilişkisi bulunmadığını davalının işten ayrıldıktan sonra icra takibine konu alacağın tahsili amacı ile işlemler gerçekleştirdiğini belirterek menfi tespit davasının kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı icra takip dosyasının incelenmesinde; alacaklısının ..., borçlusunun davacı ... Taşımacılık Hizmetleri Tic. Ltd. Şti olduğu, 200.000,00-TL senet bedeli, 2.109,59-TL senet faizi ve 600,00-TL komisyon ücreti olmak üzere toplam 202.709,59-TL üzerinden kambiyo senetlerine özgü icra takibi başlatıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. 22/04/2022 tarihli bilirkişi EK raporunda özetle; \"Davacının 2013 yılına ait Yevmiye, Kebir ve Envanter defterinin 6102 sayılı yeni TTK. Mad.  64 hükmü uyarınca açılış tasdiklerinin süresinde yapıldığı ve lehine delil niteliğinde olduğu, Davaya konu bono; 28.10.2013 tarihinde İstanbul’da düzenlendiği, 28.11.2013 vadeli  200.000,00 TL tutarlı olduğu, ... emrine verildiği, nakden ahzolunduğu, senet  üzerinde ... Hiz.Ltd.Şti. kaşe ve imzasının yer aldığı, Davacı şirketin incelenen 2013 ılı ticari defterlerinde davalı ... ile ticari bir ilişkinin veya borç-alacak ilişkisinin bulunmadığı, ticari defterlerde davalı adına herhangi bir kayıt işleminin bulunmadığı, Davaya konu senedin davacı şirketin ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı, gerek bononun düzenlendiği tarih 28.10.2013 tarihinde bononun davalıya verildiğine dair çıkış kaydı, gerekse 28.11.2013 vade tarihinde bononun ödemesi ile ilgili bir kayıt işlemi bulunmadığı,  Davacı yanın Bakırköy ...İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosyasına istinaden davalı avukatı ... adına banka havalesi yolu ile; 04.12.2020 tarihinde 6.000,00 TL,17.12.2020 tarihinde 1.000,00 TL, 07.01.2021 tarihinde 72.000,00 TL, 12.02.2021 tarihinde 26.000,00 TL, 17.02.2021 tarihinde 4.000,00 TL olmak üzere 109.000,00 TL ödendiği, Dosyada mübrez işe giriş – çıkış bildirgelerinde; davacının davacı şirket nezdinde 06.02.2020 – 13.10.2020 tarihleri arasında kurum kaydının bulunduğu \" belirtilmiştir. Menfî tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer; fakat, davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır: Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki İlişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü, hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (HMK m. 190; MK m.6). Fakat, senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. - Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru,  s:143). Davacı tarafın borçlu olmadığını iddia ettiği senedi şu anda eski çalışanı olan davalıya şirketi korumak amacı ile muvazaalı olarak verdiğini, gerçek borç ilişkisi bulunmadığını ileri sürmüş olup muvazaa iddiasının taraflar arasında olduğu ileri sürüldüğünden, senede karşı ispat kuralı gereği iddia ancak yazılı delil ile ispat edilebilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa davanın, ikrar (HMK.md.188)yemin (HMK.md227) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır.Davacının iddiasının yazılı belge ile ispat etmesi gerektiği yazılı belge ibraz edilmediği, davacı tarafından ispat yükümlülüğünün yerine getirilmediği anlaşılmakla mahkemece sübut bulmayan davanın reddine karar verilmesi dosya kapsamına uygundur. Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla  yapılan inceleme neticesinde davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Usûl ve yasaya uygun Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 27/06/2022 tarih ve 2021/117 E., 2022/664 K. sayılı kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,7‬0 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine, 6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.13/03/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"39245d1ef21e73da","SID":"55a1474575ab547e"}}