{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/878 Esas<br>KARAR NO: 2025/381 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>NUMARASI: 2022/945 Esas- 2024/226 Karar <br>TARİH: 06/03/2024<br>DAVA: Tazminat (Özel Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 06/03/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkili bankanın Çağlayan şubesinin ... no.lu kredili hesap müşterisi ... Dış. Tic. Ltd. Şti.'nin de aralarında bulunduğu ... bünyesindeki grup şirketi Panama menşeli ... ve ... şirketlerinin, ... isimli satıcı firmadan ... (Eski ismi ...) ve ... isimli gemileri satın aldıklarını, bu satın alma işlemi ve genel işlemler için müvekkili bankadan kredi kullandıklarını ancak bu krediyi kullandırım aşamasında ve sonrasında bir takım usulsüzlükler yapılmak suretiyle müvekkili bankanın zarara uğratılmış olduğunun Banka Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın 09/10/2013 tarih ve ... sayılı raporuyla tespit edildiğini, bunun üzerine 09/09/2013 tarihli dilekçe ile ilgililer hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulduğunu ve söz konusu dava halen derdest olup İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2012/89 Esas sayılı dosyasında görülmekte olduğunu, müvekkili bankanın davalı sigorta şirketi nezdinde 31/12/2012-31/12/2013 tarihleri arası ... no.lu, 15.000.000 USD limitli ... (...) & ... (...) Sigorta Poliçesi (Bankacılık Mesleki Sorumluluk Sigortası (...) poliçesi yaptırdığını ve primlerini ödediğini, bu poliçenin ... nolu poliçenin yenilenmesi olarak tanzim edildiğini, başka bir ifadeyle davalı sigorta şirketinin işbu poliçeyi 2009 tarihinden itibaren sürekli yenilediğini, ... & ... (...) Sigorta poliçesinin ekonomik sonuçlar doğuran rizikoların olumsuz sonuçlarının, bir bedel karşılığında sigortacı tarafından üstlenilmesini amaçlayan bir sözleşme olduğunu, kapsamlı suç sigortasının \"sigorta klozları\" başlıklı bölümünde teminat kapsamında olan durumlar olarak \"çalışanların sadakatsizliği\"nin düzenlendiğini, bu düzenlemede belirtilen fiillerin teminat kapsamında olduğu konusunda tarafların mutabık kaldığını, banka çalışanı ...'in ilgili firmalara kredi verilmesine ve sonrasında sigorta poliçesinin teminatı kapsamında sayılan eylemleriyle müvekkili bankayı zarara uğrattığını, bu zarar ve hasarın davalı sigorta şirketince hasar ihbarına rağmen bugüne kadar karşılanmadığını, müvekkilinin zararının poliçe limitlerinin çok çok üstünde olduğunu beyanla fazlaya dair tüm hak ve alacakları saklı kalmak kaydıyla davanın kabulüne ve davalı sigorta şirketince ... no.lu 15.000.000 USD limitli ... & ... poliçesi (Bankacılık Mesleki Sorumluluk Sigortası [...] poliçesi) kapsamında 05/11/2013 tarihinde yapılan hasar ihbarına rağmen ödenmeyen müvekkili şirket zararı olan 15.000.000 USD'nin hasar ihbar tarihi olan 05/11/2013 tarihinden itibaren işletilecek/işleyecek 3095 Sayılı Kanunun 4/A maddesine göre kamu bankalarınca bir yıl vadeli Amerikan Doları döviz mevduat hesabına uygulanan en yüksek faiz  oranı üzerinden hesaplanacak faiziyle birlikte fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk Lirası karşılığının hüküm altına alınarak davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davacı ...’nın, huzurdaki dava kapsamında müvekkili ile arasındaki Bankacılık Mesleki Sorumluluk Sigortası Poliçesi kapsamında ileri sürdüğü sigorta tazminat talebinin zamanaşımına uğradığını, davacının davaya konu talebini dayandırdığı poliçe tahtında teminat kapsamında olduğunu ispatlayamadığını, ilgililer hakkında İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2012/89 Esas sayılı dosyasındaki yargılamanın halen devam ettiğini, henüz ortada hükme varılmış bir aldatıcı, hileli veya kasıtlı cezai davranış olmadığı gibi ilgili banka çalışanın kendisi veya kendisi ile aldatıcı, hileli ya da cezai olarak danışıklılık halinde olan başka bir kişi veya kuruluş için “yolsuz kişisel mali kazanç” sağlayıp sağlamadığının da belirsiz olduğunu, bu durum karşısında, poliçenin “Çalışanların Sadakatsizliği” başlıklı hükmünün 2. paragrafı kapsamında teminat için aranan şartların gerçekleşmediğini, teminat dahilinde olduğu ispatlanamayan talebin reddi gerektiğini, diğer yandan ilgili poliçe hükmü kapsamında aranan şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespitinin ancak ceza yargılaması sonucunda varılacak kesin bir hükmün varlığı ile belirlenebilir olduğunu, dolayısıyla yukarıdaki açıklamalar tahtında, ilgili poliçede teminat için aranan koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi açısından ceza yargılamasının sonucunun beklenmesi gerektiğini, davacı tarafın talebinin poliçedeki istisna hükmü kapsamında olduğunu, bu bağlamda davacının talebinin, talebini ileri sürdüğü 2012-2013 Poliçesi tahtında teminat kapsamında olmadığını, 2011 Soruşturma Raporu tahtındaki tespitlerin, ... firmalarına ... aracılığıyla sağlanan tüm kredilerde usulsüzlük olma ihtimalinin olduğunu ortaya koyduğunu, poliçede tanımlandığı haliyle “Keşif” için aranan “zarara sebebiyet vereceği makul bir şekilde öngörülebilen olgular” şartının gerçekleştiğini, davacının somut olaydaki talebinin teminat harici olduğunu, davacı tarafın varlığını iddia ettiği alacakların tahsil kabiliyeti varken müvekkilinden talep edilmesinin mümkün olmadığını, davacı tarafın talep ettiği 15.000.000,00 ABD Doları tutarındaki zararın varlığını ve bu miktarın gerçek zarar tutarını yansıttığını ispatlayamadığını, yanı sıra, davacı tarafın talebini dayandırdığı poliçe tahtında, 200.000 USD muafiyet bedeli öngörüldüğünü, söz konusu 200.000 USD tutarındaki muafiyet bedelinin müvekkilinden talep edilemeyeceğini beyanla öncelikle davanın zamanaşımı sebebiyle reddine, davacı tarafından ispatlanamayan davanın reddine, talebin sigorta teminatı dışında kalması nedeniyle reddine, her halukarda davacının haksız taleplerinin tenziline,  karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 06/03/2024 tarih 2022/945 Esas- 2024/226 Karar sayılı kararında; \"Dava, davacı bankanın müşterisi olan dava dışı ... Dış. Tic. Ltd. Şti.'nin gemi satın alma işlemi nedeniyle Çağlayan şubesinden kredi kullandığı, kredi işlemleri sırasında 09/10/2003 tarihli teftiş kurulu raporu ile usulsüzlüklerin olduğu ve bankanın zarara uğratıldığı gerekçesiyle Bankacılık Mesleki Sorumluluk Sigortası kapsamında davalı sigorta şirketinden tahsili talebidir. Yapılan yargılama sonucu; davacı eski banka çalışanı Ticari Pazarlama Müdürlüğü Yönetmeni ... hakkında 21.01.2009 tarihli teftiş kurulu raporu doğrultusunda, bankanın dava dışı müşterisi ... Grubunun ortakları ve çalışanları ile karşılıklı menfaat içerisinde olduğu, bunun sebebinin ise çeşitli tutarlarda ve sebebi belgelenemeyen çelişkili açıklamalara konu olan para alışverişleri nedeniyle menfaat ilişkisinin bulunduğu, bu sebeple hesap ekstrelerinde değişiklik yaparak Müfettişliği yanıltmaya çalıştığı, dava dışı şirketin işlemleri ile yakından ilgilenmesi, kullandırılan ilk gemi kredisinin bir bölümünün fiktif müteritte olduğu, ve dava dışı şirkete fiktif kredi kullandırması ve yüksek tutarda teminat eksikliği ile çalışmasına imkan sağlamasından kaynaklı olarak görevini kötüye kullandığının tespit edildiği, dava dışı ... adına kullandırmış olduğu kredilerin teminatını teşkil etmek üzere Banka Lehine İpotek tesis edilen dava dışı ... ve ... isimli gemilerin isim değişikliği ile Pakistan'da bulunan tersanelerde sökümü yapılarak satışının gerçekleştiği, bu olaylardan davacı bankanın bilgisinin olmadığı ve rızasının bulunmadığı, dava dışı ... lehine verilen kredilerin teminatsız bırakılmak suretiyle davacı bankanın dava dışı çalışan ... tarafından zarara uğratılmasından kaynaklı davalı Sigorta Şirketinden tazminat talep edilmektedir. Davaya konu edilen zararların tespit edildiği işlemlerin gerçekleşme tarihlerinin; dava dışı ... Grubu için 03.10.2007 tarihinde 785.000 USD, 10.10.2007 tarihinde 12.715.000 USD ve 23.05.2008 tarihinde 2.125.000 USD olmak üzere toplam 15.625.000 USD kredi kullandırıldığı, bunun yanında yine dava dışı grup şirketi olan ... Firmasına 22.09.2008 tarihinde gemi alınan yönelik olarak 19.125.000 USD dolar kredi kullandırılmıştır. Dava dışı ... grubunun almış olduğu kredileri zamanında ödememesi nedeniyle kendilerine Beyoğlu ... Noterliğinin 11.02.2013 tarihli Hesap Kat İhtarnamesi tebliğ edildiği, ödenmemesi üzerine de İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyası ile dava dışı ... Limited Şirketi ile birlikte toplam 6 kişi hakkında 06.03.2013 tarihli İpoteğin Paraya Çevrilmesi yolu ile toplam 23.000.000 USD bedelli asıl alacak ile ferileri hakkında icra takibi başlatılmıştır. Başlatılan icra takibi sonucu, dava dışı ... Grubunun teminatında bulunan ipotekli gayrimenkuller için 09.04.2013 tarihli toplam 17.859.000,00 TL kıymet takdiri yapıldığı, bunun dışında borçlulara ait paraya çevrilebilir nitelikte başkaca mal varlığına rastlanmadığı, kıymet takdiri yapılan taşınmazın bedelinin 17.850.000,00 TL'nin %50'sinin 8.950.000,00 TL'ye ihale edileceği ve tahsil edilecek kredi alacağından sonra davacı bankanın yaklaşık zararının 85.000.000,00 TL zarara dönüşmesi muhtemel olacağı kanaati şeklindeki müfettiş raporu sonucu dava dışı çalışanın eylemlerinden kaynaklı sigorta şirketinden tazminat talebinde bulunulmuştur. Davacı banka ile davalı sigorta şirketi arasında 31.12.2012 - 30.12.2013 tarihleri için 15.000.000 USD bedelli poliçe dönemini kapsayan Bankacılık Mesleki Sorumluluk Sigorta Poliçesi akdedilmiştir. Davacı banka eski çalışanı dava dışı ...in 20.01.2009 tarihinde istifa etmesinin akabinde 31.05.2012 tarihinde suç duyurusunda bulunulduğu ve dava dışı banka çalışanı ...'in kendisine menfaat sağlayan eylemlerinden dolayı 31.12.2012 - 30.12.2013 tarihli poliçeye dayanılarak davalı sigorta şirketinden tazminat talep edilmektedir. Hasarın tespit edilmesine ilişkin teftiş kurulu rapor tarihi 09.10.2013 olduğu, hasar ihbar tarihinin ise 05.11.2013 olduğu tespit edilmiştir. Davacı eski çalışanı ...'in dava dışı ... Grubuna müfettiş raporuyla tespit edilen ve davacı bankanın zararına olan işlemlerin meydana geldiği tarihlerin 2007  ve 2008 yıllarına ilişkin olduğu, ancak davaya konu edilen poliçenin ise 31.12.2012 tarihi ile 30.12.2013 dönemini kapsadığı ve poliçe kapsamında \"Poliçe dönemi öncesi keşfedilen hasarların\" poliçe kapsamında olmayacağı imza altına alınmıştır. Yani, sadece 31.12.2012 ile 31.12.2013 tarihleri arasındaki Bankacılık Mesleki Sorumluluk Sigorta Poliçesi uyarınca meydana gelen zararların davalı sigorta şirketinden istenebileceği tespit edilmiş olup, davaya konu edilen zararların meydana geliş tarihi ise 2007 ve 2008 yıllarına ilişin olup poliçenin geçmişte meydana gelen zararları kapsayacağına ilişkin herhangi bir ibare yoktur.6102 TTK'nun 1420.maddesinde \"Sigorta sözleşmesinden doğan bütün işlemler, alacağı muaccel olduğu tarihten itibaren başlayarak 2 yıl ve 1482 madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemler herhalde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren 6 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar\" TTK'nun 1427/2.maddesinde \"Sigorta tazminatı veya bedeli, rizikonun gerçekleşmesine müteakip ve rizikoyla ilgili belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmaları bitince ve herhalde 1446.maddeye göre yapılacak ihbardan 45 gün sonra muaccel olur\" Davalı Sigorta Şirketine Hasar İhbar Tarihi 05.11.2013 olup, TTK'nun 1427/2 maddesi uyarınca 45 günlük sürenin eklenmesi sonucu 20.12.2013 tarihinde hasarın muaccel olduğu ve yine TTK'nun 1420.maddesi uyarınca 2 yıllık zamanaşımı süresinin 20.12.2015 tarihinde dolduğu, dava tarihinin ise 17.08.2017 olup, bu tarihte hasarın zamanaşımına uğradığı tespit edilmiştir.Davaya konu edilen poliçenin tarihlerinin 31.12.2012 ile 31.12.2013 olduğu ve zarara konu hasar işlemlerinin meydana geliş tarihlerinin 2007-2008 yıllarını kapsadığını ve akdedilen poliçe ile \"Poliçe dönemi öncesi keşfedilen hasarların\" poliçede yer almadığı yani poliçenin geçmişe etkili olmadığı ve bu haliyle daha önce meydana gelen hasardan kaynaklı daha sonra yapılan poliçeye dayanılarak tazminat talebinde bulunulamaz. Bunun dışında, bulunulacağı bir an için kabul edilse dahi bu durumda da TTK'nun 1420 ve 1427/2. Maddelerin uyarınca da 2 yıllık zamanaşımı süresinin dava tarihi olan 17.08.2017 tarihi itibariyle de her halükarda dolduğu kabul edilmekle açılan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile ''Açılan davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonucunda verilen kararla Mahkemenin daha önce verdiği 09/03/2022 tarih, 2017/910 E., 2022/191 K. sayılı kararında yer verdiği gerekçeler aynen tekrarlanmak suretiyle davaya konu edilen poliçenin tarihlerinin 31/12/2012 ile 31/12/2013 olduğu ve zarara konu hasar işlemlerinin meydana geliş tarihlerinin 2007-2008 yıllarını kapsadığı, akdedilen poliçe ile \"Poliçe dönemi öncesi keşfedilen hasarların\" poliçede yer almadığı, böylece poliçenin geçmişe etkili olmadığı ve bu haliyle daha önce meydana gelen hasardan kaynaklı daha sonra yapılan poliçeye dayanılarak tazminat talebinde bulunulamayacağı, ayrıca aksi kabul edilse bile bu durumda da TTK'nın 1420 ve 1427/2. maddeleri uyarınca da 2 yıllık zamanaşımı süresinin dava tarihi olan 17.08.2017 tarihi itibariyle her halükarda dolduğu kabul edilmekle açılan davanın reddine karar verildiğini;Mahkemece verilen karar açıkça hukuka aykırı olup istinaf yoluyla kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiklerini, istinaf mahkemesi kararında davacı vekilinin cevap dilekçesinde ileri sürdüğü yazışmaların değerlendirilmesi istendiği halde Mahkemece bu yönde bir araştırma ve değerlendirme yapılmadan karar verilmesinin, kararın ön yargılı ve keyfi bir şekilde verildiğinin açık kanıtı olduğunu;Dairemizin 10.11.2022 tarih, 2022/2018 E., 2022/1634 K. sayılı ilamında kendilerince verilen cevaba cevap dilekçesinde sunulan yazışmaların incelenerek davalının davacıda sigorta tazminatının ödeneceğine dair bir inancın yaratılıp  yaratılmadığı, davalının ödeme konusunda alacağı zamanaşımına uğratma gayesiyle davacıyı oyalama kastının olup olmadığı ve talebi sürüncemede bırakarak ödeme yapmaktan kaçınıp kaçınmadığı hususlarının açıklığa kavuşturulmasının istendiğini, cevap dilekçesi ekinde sunulan; davalı sigorta şirketinin yetkililerinin, hasar talepleri ile ilgili olarak Marsh Brokerlik firmasıyla gerçekleştirilen toplantıya dair nasıl ilerleyeceklerini sordukları 18.08.2016 tarihli mail; davalı (...) tarafından davacıya (...’a) 18.06.2014 tarihinde saat 08:30’da “... & ... Sigorta Poliçesi Hasar Bildirimi” konulu elektronik posta mesajında aynen “... Bey merhabalar. ... hasadı ile ilgili olarak yurtdışından bazı sorgulamalar iletildi. Bu soruları görüşebilmek adına bugün öğleden sonra telekonferans yapabilir miyiz? Müsaitlik durumunuzu paylaşabilir misiniz?”şeklindeki ifadeler; davalı sigorta şirketinin 10.06.2016 tarihinde davacı bankaya gönderdiği yazının 11. paragrafında “alacağa ilişkin değerlendirmenin karmaşık bir arka planı olduğu ve bu sebeple reasürörlerin mutlak bir sonuca ulaşamadıkları” şeklindeki beyanlar; reasürör firmaların yabancı olması nedeniyle yapılan toplantılar ve görüşmelerin uzun yıllara yayıldığını gösteren örneğin davalı yetkilisi ... tarafından davacı yetkilisi ...’a gönderilen 18.08.2016 tarihli olan 17:03’de gönderilen elektronik posta mesajında “... Bey merhaba, Çağlayan Şube hasarına ilişkin 30.06.2016 tarihinde ...’in katılımı ile gerçekleştirdiğimiz toplantıya istinaden nasıl ilerleyeceğimiz hususunda bilgilerinizi rica ederiz” biçimindeki ifadeler; 2016 yılı Ağustos ayında bile halen ... firması ile görüşmelerin devam ettiği, davacının hasar talebiyle ilgili incelemelerin davalı tarafından bir türlü tamamlanamadığını gösterir 04.08.2016 tarihinde saat 11:48’de davalı yetkilisi ... tarafından davacı yetkilisi ...’a gönderilen mail mesajında “... merhaba, ... Sigorta’dan ben katılacağım. ...’tan ..., ... ve ... katılacaklar. ...’ın talebi üzerine toplantı saatini 14:00 olarak revize edebilir miyiz?”biçimindeki ifadeler; davacının 2016 yılında yaptığı sulh teklifine karşılık, davalı sıgorta şirketinin davacıya gönderdiği 02.02.2017 tarihli mail mesajında, reasürör chubb firmasının kendi hissesine istinaden 900.000 Amerikan doları önerdiğine  dair mail; yine davalı tarafça borcun ikrar edildiğini gösteren 18.06.2014, 18.08.2016  ve 20.08.2016 tarihli maillerin ne mahkeme tarafından ne de oluşumuna itiraz ettikleri bilirkişi heyeti tarafından hiç bir şekilde incelenmediğini, söz konusu yazışmaların, davacıda hasarının tazmini ile bitirileceği kanısını uyandırdığını ve böylece davalı tarafından kötü niyetli bir şekilde zamanla sınırlı bir hakkın kullanımının engellenmeye çalışıldığını, dolayısıyla Yerel Mahkemece Dairemizin kaldırma kararında belirtilen gerekçeleri ile konuya ilişkin olarak dilekçeler ekinde sunulan yerleşik Yargıtay içtihatları dikkate alınmadan verilen kararın, öncelikle bu açıdan kaldırılması gereken bir karar niteliğinde olduğunu; Mahkemece 22/06/2023 tarihli dilekçedeki talep dikkate alınmadan dosyanın aynı bilirkişi heyetine tevdi edilerek rapor aldırtılmasının\"çelişmeli yargı\" ve \"silahların eşitliği\" ilkelerinin ihlali niteliğinde olduğunu, kendileri tarafından 22.06.2023 tarihinde Mahkemeye verilen dilekçede; kök raporu hazırlayan bilirkişi heyetinin bu denli grift ve zor bir davada yeterli bilgi birikimi ve uzmanlıkları bulunmadığı, kök raporda bilirkişi heyetinin zamanaşımı konusundaki görüşü belirli olduğundan dosyanın yeniden aynı heyete tevdi edilmesinin hatalı olduğu hususlarının somut gerekçelere dayandırılmak suretiyle 14/06/2023 tarihli duruşmada alınan (1) numaralı ara kararından dönülerek dosyanın üniversitelerde görevli mal sigortalarında uzman yeni bir bilirkişi heyetine tevdi edilerek, bilirkişilerden İstinaf Mahkemesinin kararında belirtilen hususlar çerçevesinde zamanaşımı konusunda görüş aldırtılması talebinde bulunulduğunu;Ancak, bu talep Mahkemece dikkate alınmadan dosyanın kök raporu düzenleyen aynı bilirkişi heyetine tevdi edildiğini, esasen, istinaf öncesinde kök rapora karşı itirazları değerlendirilmeden bir karar verildiğini, oysa, bu rapora karşı itirazları doğrultusunda mahkemece yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak rapor alınması gerektiğini, bu denli önemli ve grift bir konuda yeterli uzmanlığa sahip olmayan bir bilirkişi heyetinden ikinci kez ek rapor alınmasının sonucu değiştirmeyeceğini, zira, bilirkişi heyetinin zamanaşımı konusundaki görüşünün belli olduğunu ve bu görüşün esasen İstinaf Mahkemesince kökten reddedildiğini, nitekim, ek bilirkişi raporunda da kök rapordaki görüşlerde ısrarcı olunduğunu ve aynı yönde kanaat bildirildiğini, dolayısıyla, dosyanın yeniden aynı bilirkişi heyetine tevdi edilmesinin Anayasa'nın 36. ve AİHS'in 6. maddesinde öngörülen adil yargılanma hakkının gereklerinden olan \"çelişmeli yargı\" ve \"silahların eşitliği\" ilkelerinin de ihlali niteliğinde olduğunu, bu nedenle Mahkemece verilen kararın bu açıdan da kaldırılması gerektiğini; Esasen mahkemece raporuna itibar edilen bilirkişi heyetince, var olan belgelerin olmadığı beyan edilmek suretiyle ne denli taraflı ve keyfi bir tutum içinde olduğu ortaya çıktığı halde bu raporun hükme esas alınmasının ağır ve mühim bir hukuki hata olduğunu, kendileri tarafından itiraz edilmesine karşın dosyanın ikince kez tevdi edildiği bilirkişi heyeti tarafından verilen raporda;  sonuç olarak, zamanaşımı kriteri ile beraber ilaveten keşif süresi ve geçmişe etki süresi değerlendirmeleri dahilinde her üç bakımdan da bahse konu hasarın sigorta poliçesi teminatı kapsamı dışında kaldığı, kök raporda belirtilen  bu hususların aynen geçerli olduğu, davalı sigorta şirketinin sigorta tazminatının ödeneceğine dair bir inanç yarattığına ait bir bulgu tespit edilemediği, davalı sigorta şirketinin zaman aşımına uğratma gayesiyle oyalama kastına dair bir bulgunun yer almadığı, davalı sigorta şirketinin talebi sürüncemede bıraktığına dair bir bulgunun yer almadığının ifade edildiğini; Ek bilirkişi raporunda, cevaba cevap dilekçesi ekinde sunulan belgelerin olmadığı beyan edilmek suretiyle bilirkişi heyetinin ne denli ön yargılı bir tutum içinde olduğunu açık bir şekilde ortaya koyduğunu, sırf bu durum dahi bilirkişi heyetinin görüşlerine itibar edilemeyeceğinin açık bir göstergesi olduğu halde Mahkemece söz konusu bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulduğunu, esasen, bilirkişinin ek raporunda seçilen tarihlerin, adeta davalı lehine seçilmiş günler olduğunu, oysa ek bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinin eki olarak sunulan \"Kronolojik Liste\" de görüldüğü üzere, sigorta poliçesi bakımından esas alınabilecek çok daha fazla önemli tarih bulunduğunu; Mahkemece talep edilmemesine rağmen zamanaşımı, keşif süresi ve geçmişe etki süresi yönünden bir değerlendirme yapılmasının da bilirkişi heyetinin adeta davanın tarafı gibi hareket ettiğinin göstergesi olduğunu, hükme esas alınan ek bilirkişi raporunda mahkemece talep edilmemesine rağmen zamanaşımı, keşif süresi ve geçmişe etki süresi yönünden de bir değerlendirme yapılması ve yapılan değerlendirmede \"her üç bakımdan da bahse konu hasarın sigorta poliçesi teminatı kapsamı dışında kaldığı görülmektedir. Kök Raporumuzda belirttiğimiz bu üç konu aynen geçerli olup, görüş ve yorumlarımızda herhangi bir değişiklik bulunmamaktadır.\" şeklinde beyanda bulunulmasının bilirkişi heyetinin ne denli taraflı bir rapor hazırladığının göstergesi niteliğinde olduğunu;Esasen, mahkemenin davada zamanaşımının dolduğu yönündeki değerlendirmesinin de hatalı olduğunu, kök ve ek bilirkişi raporunda, hasar ihbar tarihinin 05.11.2013 olduğu, bu tarihten itibaren 45 gün sonra 20.12.2013 tarihinde hasarın muaccel hale geldiği, akabindeki 2 yılın sonunda 20.12.2015 tarihinde hasarın zaman aşımına uğradığının ileri sürüldüğünü ve Mahkemece de bu doğrultuda hüküm tesis edildiğini, oysa TTK'nın 1427/2. maddesi uyarınca inceleme uzadığından ve en erken sigorta eksperin  rapor tarihi verildiğinden, bu tarihten  itibaren 45 gün + 2 yılın uygulanması gerektiğini; Diğer taraftan 6 yıllık üst sürenin ise, rizikonun gerçekleştiği tarih olduğunu, riziko ile olayın karıştırıldığını, 2007 – 2008 kredi işlem tarihleri olay tarihi olup, ne keşif tarihi ne de rizikonun gerçekleştiği tarih olduğunu, bilirkişi heyetinin ve mahkemenin tespiti yanlış ve çelişkili olup, başlangıç tarihini hatalı tanımlandığını ve uygulandığını, rizikonun gerçekleştiği tarihin, BK raporundan  da tespit edildiği üzere,  bankanın 11.02.2013 tarihli bu ihtar ile karşılık ayırarak ilk zararın oluşma anı olduğunu, buna göre ise 6 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığını; Öte yandan, her halükarda kabul yönündeki 02/02/2017 tarihli mail ile yaptığı beyan tarihinden itibaren TBK'nın 154. maddesi gereğince 10 yıllık sürenin uygulanması gerektiğini, bilirkişi heyetince ve Mahkeme tarafından sigortacının ödeme niyetine dair beyanının dikkate alınmadığını, yine, TTK'nın 1420/2. maddesi gereğince, diğer kanunlardaki hükümler saklı tutulduğundan ve riziko konusu olay aynı zamanda, bir cezayı gerektiren suç niteliğinde olduğundan TBK'nın 72. maddesi gereğince tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa bu zamanaşımının uygulanacağını; Davalının kötü niyetli davranışları sonucunda hasar sürecinin sürümcemede bırakılmasının, zamanaşımı sürecinin de başlamasını engellediğini ve/veya ötelediğini, bir an işlemeye başlamış olduğu varsayılsa bile, TBK'nın 154. maddesi gereğince, zamanaşımının kesildiğini ve kısmi ödeme teklifinden başlamak üzere yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başladığını, dolayısıyla Mahkemenin davada zamanaşımı süresinin dolduğu yönündeki gerekçesi hatalı olup kararın kaldırılması gerektiğini; Mahkemenin poliçenin geçmişe etkili olmadığı ve bu haliyle daha önce meydana gelen hasardan kaynaklı daha sonra yapılan poliçeye dayanılarak tazminat talebinde bulunulamayacağı yönündeki değerlendirmesinin de yerinde olmadığını, Mahkemece verilen gerekçeli kararda; davaya konu edilen poliçenin tarihlerinin 31/12/2012 ile 31/12/2013 olduğu ve zarara konu hasar işlemlerinin meydana geliş tarihlerinin 2007-2008 yıllarını kapsadığı, akdedilen poliçe ile \"Poliçe dönemi öncesi keşfedilen hasarların\" poliçede yer almadığı, böylece poliçenin geçmişe etkili olmadığı ve bu haliyle daha önce meydana gelen hasardan kaynaklı daha sonra yapılan poliçeye dayanılarak tazminat talebinde bulunulamayacağının ifade edildiğini; Davalı sigorta şirketince tanzim edilmiş poliçelerin bahşettiği teminatlar gereğince davacı bankanın sigorta tazminatı alacağının doğup doğmadığının tespitinde; hangi poliçe döneminin geçerli olduğu ve buna bağlı olarak, Poliçelerdeki “discovery” (“keşif”) kavramının, uyuşmazlık konusu olayda tanımlanması, ilk olarak haberdar olduğu tarih” (First Became Aware”), zarara yol açması makul olarak öngörülebilen olaylar, hasar talebinin, poliçe teminatı kapsamında olup olmadığı, poliçe kapsamında bir kayıp (loss) gerçekleşip gerçekleşmediği, hususlarının ikinci temel sorun kapsamında çözüme kavuşturulması gerektiğini; Mahkemece 14.06.2023 tarihinde alınan ara kararında sadece birinci temel sorun olan \"zamanaşımı\" konusunda ek rapor aldırtılmasına karar verildiğini, ikinci temel sorun kapsamında ise bilirkişi heyetinden herhangi bir görüş talep edilmediğini, oysa, zamanaşımı konusunun müvekkili davacı şirket lehine sonuçlanması durumunda davadaki ikinci temel sorun kapsamında da Mahkemece bir değerlendirme yapılması gerektiğinin açık olduğunu, bu konuya ilişkin olarak 12/06/2023 tarihli dilekçede belirttikleri ayrıntılı açıklamalar doğrultusunda bilirkişi heyetinden görüş alınması gerektiğini; Bu bağlamda, ek bilirkişi raporunda poliçede geçmişe etki süresi olmadığından, poliçe başlangıç tarihinin 31/12/2012 olmasından ve bahse konu zararlara konu ilgili işlem tarihlerinin 2007 ve 2008 yılları olmasından dolayı bu hasarın poliçe kapsamı dışında kaldığı yönündeki görüşün hatalı olduğunun açık olduğunu, gerçekten de, yukarıda da belirtildiği üzere, poliçenin “...” bölümünün temeli olarak zararın poliçe dönemi içinde keşfedilmiş olmasının esas alındığını, yani, zararın ne zaman doğduğunun bir önemi olmadığını, kaldı ki poliçenin “...” bölümünün 4. maddesinde belirtilen “...” başlığında “...” ifadesinin yer aldığını, bu  ifade ile ilgili poliçe satın alma aşamasında gerek broker, gerek reasürörler, gerekse de sigorta şirketi ile müteaddit defa görüşüldüğünü, “... date ile ilgili kullanılan \"...\" ifadesi ile kast edilenin geriye yürütme tarihinin olmadığı, bu ifadenin bankanın ... teminatına sahip olduğu ve anlamına geldiği (..., bankanın kuruluş tarihine kadar geri gidebildiği) şeklinde yazılı görüşlerinin alındığını, mail örneklerinin dosyada bulunduğunu; Poliçenin geriye işlerliği konusunda sigortacılardan alınan teyit maillerinde de defaatle tekrarladıklarını, bunlardan birinin 20/12/2011 tarihli bir toplantı olduğunu, bu toplantının 2012 yılını kapsayacak olan poliçe yenilenmeden hemen önce yapıldığını ve o poliçede ana reasürör olan ...’in Türkiye’deki en üst düzey yetkilisi ...'ın katıldığı toplantıda  4. sayfanın son paragrafı ve 5. sayfada devam eden örnekte ... hanım tarafından 2002 yılında gerçekleşmiş ancak 2011 yılında ortaya çıkmış bir zarar için kur farkı vb. sebeplerle ortaya çıkan farklardan dolayı zarar tutarının ne şekilde tespit edileceğinin detaylı olarak anlatıldığını ve tutanağa bağlandığını, böylelikle poliçenin geriye etkili olduğunun açıkça kabul edilmiş olduğunu; Geçmişe etkili olabileceğine delil oluşturması bakımından bir diğer hususun da ödenen primler ve verilen teminatlar olduğunu, bankanın eski yönetimde iken 2013 yılında ve 2014 yılında 15.000.000 USD ...&... teminatı/200.000 USD muafiyet ve 7.500.000 USD ...&... teminatı ile 2013 ve 2014 yıllarında 450 -490 bin USD’ye poliçe satın alırken, bankanın TMSF’ye devrinden sonra son poliçenin vadesi bitmeden iptal edildiğini, hem ...&... teminatı 10.000.000 USD’ye düşürülerek muafiyetinin 450.000 USD’ye çıkarıldığını, ...&... teminatının tamamen sıfırlandığını, hem de 1 yıllık prim 863.365 USD’ye çıkarıldığını, bu durumun poliçenin şartlarında davacı lehine %50’den fazla azalma gerçekleşirken, priminde %100’e yakın bir artış olduğunu gösterdiğini, hem teminatlarda kısıtlamaya gidilmesi, hem de primde bu kadar artış olmasının, aslında TMSF’nin bankaya el koymasından sonra, TMSF yetkilileri tarafından geriye dönük olarak ortaya çıkarılabilecek değişik risk, suistimal vb. işlemelere yönelik sigortacıların aldığı bir koruma tedbir olduğunu; Yine bu olay özelinde, sigortacılar ile banka arasında 2013-2017 yılları arasında yapılan hasar görüşmelerinde böyle bir gerekçenin hiç sunulmadığını, poliçenin önceye etkili olmasa idi 2013 yılında yaptılan hasar ihbarının sigortacılar tarafından direkt olarak reddedilmesi, 4 yıl boyunca riziko ve hasar durumunun defalarca görüşülmemiş olması gerekeceğini; Sigorta şirketine 2009 yılından 2016 yılına kadar toplamda 3.736.651,48  USD prim ödemesi yapıldığının görüldüğünü, sonuç olarak yukarıda belirtilen gerekçelerle, mahkemenin dava konusu sigorta poliçesinin geçmişe etkili olmadığı yönündeki kabulünün de hatalı olduğunu beyanla İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/03/2024 tarih, 2022/945 E., 2024/226 K. sayılı ilamının  kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, davacı banka lehine, davalı sigorta şirketi nezdinde 31/12/2012 ila 31/12/2013 tarihlerini kapsar şekilde düzenlenen 15.000.000 USD limitli bankacılık mesleki sorumluluk sigorta poliçesi kapsamında, banka çalışanının eylemleri nedeniyle davacının uğradığı iddia edilen zararın tazmini talebine ilişkindir.Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Dairemizce verilen 10/11/2022 tarihli, 2022/2018 Esas ve 2022/1634 Karar sayılı kaldırma kararında belirtilen; davacıda sigorta tazminatının ödeneceğine dair bir inancın yaratılıp  yaratılmadığı, davalının ödeme konusunda alacağı zamanaşımına uğratma gayesiyle davacıyı oyalama kastı olup olmadığı ve talebi sürüncemede bırakarak ödeme yapmaktan kaçınıp kaçınmadığı konusunda yapılacak değerlendirme, Mahkemece dosya kapsamına göre yapılacak bir değerlendirme olup, esasen bu hususta aynı heyetten ek rapor veya yeni bir heyetten rapor alınması gerekmemektedir. Mahkemece kaldırma kararından sonra alınan bilirkişi heyeti ek raporunda, davacı tarafça sunulmuş belgelerin sunulmadığına yönelik bir tespit yapılmamış, davacının iddialarının ispatına dair bir bulguya rastlanmadığına yönelik kanaat bildirilmiştir. Ek raporda sigorta poliçesinin sağladığı teminatın kapsamı yönünden yapılan değerlendirmeler ise kök rapordaki değerlendirmelerin tekrarı niteliğindedir. Bu minvalde davacının, Mahkemece kaldırma kararından sonra yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmamasının silahlarının eşitliği ilkesine aykırı olduğu, bilirkişi heyeti tarafından yanlı ve yanlış tespitler içeren rapor düzenlendiği ve yine bilirkişi heyetinin talep edilmeyen bir hususta değerlendirme yaptığına dair istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Mal sigortaları yönünden uygulanması gereken TTK'nın 1427. maddesi ile, sigorta tazminatı veya bedelinin rizikonun gerçekleşmesini müteakip ve rizikoyla ilgili belgelerin sigortacıya verilmesinden sonra sigortacının edimine ilişkin araştırmaları bitince ve her halde 1446. maddeye göre yapılacak ihbardan 45 gün sonra muaccel olacağı, 1420. maddesi hükmü uyarınca da sigorta sözleşmesinden doğan bütün istemlerin, alacağın muaccel olduğu tarihten başlayarak iki yıl ve 1482. madde hükmü saklı kalmak üzere, sigorta tazminatına ve sigorta bedeline ilişkin istemlerin her halde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren altı yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı kabul edilmiştir. Somut olayda, davacının TTK'nın 1446. maddesi uyarınca davalıya yaptığı hasar ihbar tarihi 05.11.2013 olup, bu tarihten itibaren 45 gün sonrası olan 20.12.2013 tarihi itibariyle sigorta tazminatına ilişkin alacak talebi muaccel olduğundan, 2 yıllık zamanaşımı süresi de bu tarih itibariyle başlamış ve dava tarihi itibariyle dolmuştur. Taraflar arasında hasar ihbar tarihinde başlayan ve zamanaşımın dolduğu 20/12/2015 tarihine kadar yapılan yazışmalar bilgi ve belge temini, toplantı tarihinin belirlenmesi, eksper incelemesi yapılmasına ilişkindir. Davacı tarafından henüz tüm belgeler temin edilerek davalıya iletilmeden ve bunun üzerine davalı tarafından ekspertiz incelemesi yaptırılmadan zararın teminat kapsamında olup olmadığı tespit edilemeyeceğinden, bu aşamada yapılan incelemeler ve yazışmalardan davalının, davacıyı oyalama, davacıda zararın karşılanacağına dair bir izlenim yaratarak zamanaşımının geçmesini sağlamaya yönelik bir kastından veya bu yönde sergilemiş olduğu bir davranıştan bahsedilmesi mümkün değildir. Kaldı ki bu süreçte yapılan yazışmalardan olayla ilgili yürütülen savcılık soruşturmasında gizlilik kararı alınmış olması sebebiyle davacı tarafından belgelerin temin edilerek davalıya iletilmesinde gecikmelerin yaşandığı da anlaşılmaktadır.Zamanaşımını kesen sebepler TBK'nın 154. maddesinde gösterilmiş, HMK'nın 188/3. maddesi ile sulh görüşmeleri sırasında yapılan ikrarın tarafları bağlamayacağı kabul edilmiştir. Bu itibarla davalı sigorta şirketinin zarar bedeli olarak bir miktarın ödenmesine ilişkin teklifi sulh görüşmesi niteliğinde olup, yapılan bu teklif HMK'nın 188/3. maddesi gereğince tarafları bağlamayacaktır. Bu teklif borcun ikrarı niteliğinde zamanaşımını kesen bir sebep olmadığı gibi, iki yıllık zamanaşımı süresinin dolmasından sonra yapıldığından sonuca bir etkisi de bulunmamaktadır. Mahkemece, Dairemizin kaldırma kararında işaret edildiği üzere, davalının zamanaşımı itirazını ileri sürmesinin dürüstlük kuralına aykırı olup olmadığı hususunda bir değerlendirme yapılmamış olması ve zamanaşımından sonra esasa ilişkin de bir değerlendirme yapılarak iki ayrı gerekçe ile karar verilmesi usule aykırı ise de; dosya kapsamından davacının iddia ettiği gibi sürenin durmasını veya kesilmesini gerektiren bir sebebin gerçekleşmediği ve sonuç itibariyle zamanaşımı süresinin dava tarihi itibariyle geçmiş olduğu ve Mahkemece yapılan hataların sonuca etkisinin olmadığı anlaşıldığından bu husus Dairemizce kaldırma sebebi yapılmamıştır. Dava konusu talep hakkında TTK'nın 1420. maddesinde düzenlenen 2 yıllık zamanaşımı süresi dava tarihi itibariyle dolmuş olduğundan, aynı maddede yer alan her halde rizikonun gerçekleştiği tarihten itibaren uygulanacak 6 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması da mümkün değildir. Davacının aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Taraflar arasında düzenlenen bankacılık mesleki sorumluluk sigorta poliçesi; kapsamlı suç sigortası ve mesleki sorumluluk sigortası olmak üzere iki kısımdan oluşmakta olup davacının; bankanın müşterisi olan ... Dış. Tic. Ltd. Şti.'nin aralarında bulunduğu ...bünyesindeki grup şirketlerinin satın aldıkları gemiler için davacı bankadan kullandıkları kredilerin kullandırım aşamasında ve sonrasında, banka çalışanı ...'in bir takım usulsüzlükler yapmak suretiyle davacı bankayı zarara uğrattığına dair iddiası kapsamında talebin, poliçenin suç sigortası kısmına ilişkin olduğu ve buna göre uyuşmazlığa poliçenin \"Kapsamlı Suç Sigortası\" bölümü ve bu bölümün birinci maddesinde yer alan \"Çalışanların Sadakatsizliği\" ile ilgili düzenlemeler ile TTK'nın zarar sigortalarından olan mal sigortasına ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiği açıktır. Poliçenin kapsamlı suç sigorta klozunda; sigortacıların, poliçe süresi içerisinde sigortalının maruz kaldığı ve doğrudan doğruya poliçede sayılan nedenlerden ileri gelerek keşfedilen hasar karşısında sigortalıyı tazmin edecekleri kabul edilmiştir. Bu itibarla sigortalının, poliçe süresi içerisinde çalışanlarının sadakatsizliği nedeniyle uğradığı ve poliçe süresi içerisinde keşfedilen zararları teminat kapsamındadır. Poliçenin \"Tanımlar\" başlıklı kısmının 23. maddesinde \"Keşfedilmiş\" veya \"Keşif\" kavramlarının, herhangi bir sorumlu memurun aşağıdaki durumları ilk olarak öğrendiği tarih anlamına geldiği açıklandıktan sonra bölüm bir ile ilgili olarak bu kavramlar, her ne kadar bir hasarın tam miktarı veya detayları bahse konu öğrenme esnasında bilinmiyor olsa da, iş bu poliçe kapsamında bahse konu hasara sebebiyet verilebileceği makul surette öngörülebilir olan gerçekler şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre davacının, dava dilekçesinde açık bir şekilde dayandığı, daha önceki tarihli bir poliçenin yenilenmesi amacıyla değil, yeni bir sözleşme olarak yapılmış olan 6722496 nolu ve 31/12/2012 ila 31/12/2013 tarihleri arasında geçerli poliçe tahtında davalıdan bir zarar talebinde bulunabilmesi için, zararın poliçe döneminde keşfedilmiş olması gerekmektedir. Davacı taraf her ne kadar zararın ilk kez 09/10/2013 tarihli rapor ile tespit edildiğini iddia etmiş ise de, bizzat davacı vekilince Dairemizin kaldırma kararından sonra dosyaya sunulan beyan dilekçesinde de belirtildiği üzere, dava dışı banka çalışanı ...'in ... Şirketleri ile ilgili yapmış olduğu bir takım usulsüz işlemler ve şirket ortağı ile arasında gerçekleşen para transfer işlemleri 20/01/2009 tarihli banka teftiş kurulu raporu ile tespit edilmiş, 05/06/2012 tarihinde ... isimli kişi tarafından davacı bankaya ihtarname çekilmek suretiyle ... Şirketleri ile ilgili olarak bankaya sunulan faturaların sahte olduğu ve gemilerin hurdaya çıkarıldığı bildirilmiştir. Bu tespitlere göre, davacı banka tarafından poliçede tanımlandığı şekli ile zarar, poliçe başlangıç tarihinden önce keşfedilmiş, poliçenin \"İstisnalar\" başlıklı bölümünde yer alan 19. madde ile; \"iş bu poliçe süresi içerisinde keşfedilmeyen her türlü hasar veya listenin 4. maddesinde belirtilen geriye doğru işlerlik tarihinden önce gerçekleşen veya başlayan herhangi bir fiil, işlem veya olaydan ileri gelen her türlü hasarın teminat kapsamı dışında olduğu\" ve poliçenin ilk sayfasında madde 4 olarak geriye doğru işlerlik tarihinin bulunmadığı da kabul edilmiş olduğundan, dava konusu zararın poliçe teminatı kapsamında olmadığı anlaşılmıştır. Davacının aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak Mahkemece verilen karar isabetli olup dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre verilen  kararda kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 06/03/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"759db38dfffc54ed","SID":"a0d23acb0ce346c9"}}