{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/403 Esas<br>KARAR NO: 2025/386 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br> B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI: 2024/402 Esas- 2024/624 Karar<br>TARİH: 07/06/2024<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 06/03/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkilinin İBB 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'nun 26. maddesinde verilen yetkiye dayanılarak TTK hükümleri kapsamında kurulmuş bir sermaye şirketi olduğunu, müvekkilinin sermayesinin %99,87 hissesine sahip İBB iştirak şirketi olduğunu, davacı müvekkili şirketin yaptığı ve yapacağı tüm iş ve işlemlerde 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve sair mevzuat hükümlerine tabi olduğunu, müvekkili şirketin İBB meclis kararı ile verilen tasarruf yetkisi kapsamında çiçek büfelerini işletmeye başladığını,17/07/2020 tarih-606 sayılı meclis kararına göne müvekkili şirketin söz konusu çiçek büfelerinini işletme yetkisi 30/11/2022 tarihine kadar devam ettiğinden ve büfeler üzerindeki hak ve tasarruf yetkisi mevcudiyetini korumuş olduğundan davalı borçlu işletmecinin cari hesap borcunu ödenmesini talep etme zarureti hasıl olduğunu, davalı borçlu ile müvekkili şirket arasındaki 01.12.2016 tarihli 23 nolu çiçek büfesi işletme sözleşmesinin süresi dolmuş olmasına rağmen davalı borçlu 23 nolu çiçek büfesini hukuki bir ilişkiye dayanmaksızın kullanmaya devam etmiş olup fuzuli şagil olduğunu, tebliğ edilen faturalara itiraz edilmemesi ve ödeme yapılmamasının akabinde müvekkili şirket tarafından davalı borçluya ihtarname gönderilmiş olup ihtarname tebliğ alınmış ise de, herhangi bir ödeme yapılmadığını, Bakırköy ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı icra dosyası kapsamında davalı borçlu vekili tarafından asıl alacağın tümüne itiraz edildiğini, hukuka aykırı ve haksız itiraz sonucunda takibin durdurulmasına karar verildiğini, davalı borçlu vekili tarafından yapılan itiraz ve icra dairesinin verdiği takibin durdurulması kararı sonrasında 45.792,00 TL şirket hesabına kısmi ödeme yapıldığını beyanla  Bakırköy ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı icra takibine yapılan itirazın iptaline, takibin devamına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasına taraflarınca 05.12.2022 tarihinde itiraz edildiğini, 13.04.2023 tarihinde arabuluculuk sürecine başlandığını, 16.05.2023 tarihinde de arabuluculuk sürecinin sona erdiğini, iş bu davanın ise 06.05.2024 tarihinde açıldığını, davacının icra dosyasındaki itirazı öğrendiği tarih UYAP tan tespit edildiğinde bahse konu 1 yıllık dava açma süresinin dolduğunun anlaşılacağını, bu nedenle davanın reddini talep ettiklerini, müvekkilinin basit usulde defter tutmakta olan bir esnaf olduğunu, tacir olmadığını, bu nedenle açılan dava bakımından Mahkemenin görevli olmadığını, taraflar arasında 01.12.2016 tarihli kira sözleşmesinin bulunduğunu, fakat davacının, 01.12.2016 tarihli ...Büfesi sözleşmesi ile taraflar arasındaki ilişkinin başladığını beyan ettikten sonra bu sözleşmenin kira sözleşmesi olmadığını, 1 yıllık bir işletme sözleşmesi olduğunu, 1 yıldan sonra müvekkilinin işgalci olarak kaldığını, bu nedenle 1 yıldan sonra talep etmiş olduğu alacağın ecrimisil alacağını olduğunu iddia ettiğini, fakat taraflar arasındaki 01.12.2016 tarihli sözleşme içeriği, davacıya yetki veren Büyükşehir Belediyesi Meclis Kararlarının içeriği ve taraflar arasında uzun yıllardır süren ilişki incelendiğinde taraflar arasındaki sözleşmenin hukuki niteliğinin kira sözleşmesi olduğunu, müvekkilinin herhangi bir işgal durumunun söz konusu olmadığını, icra takibine konu edilen ve iş bu itirazın iptali dava dilekçesindeki talebin, taraflar arasında kira sözleşmesi yok iken talep edilebileceğini, ama davacı kira bedeli talebinde bulunmamakla ecrimisil talebinde bulunduğundan, böyle bir alacağı da söz konusu olmadığından davanın reddi gerektiğini, dava dilekçesinde takibe konu edilen faturaya süresi içerisinde ihtarname ile itiraz edilerek faturanın iade edildiğini, İBB tarafından davacıya 30.11.2007 tarihinde verilen 10 yıllık sürenin 30.11.2017 de sona erdiğini, bu yetki 3 yıl sonra 17.07.2020 tarihli meclis kararı ile geçmişe dönük olarak 5 yıllık tekrar verildiğini, yani 30.11.2007 tarihinden17.07.2020 tarihine kadar müvekkiline kiralanan yerin işletme hakkının yani kira bedelini tahsil etme hakkının kimde olduğunun bilinmediğini, bu nedenle davacı tarafından bahse konu yerlerin kira bedeli 30.11.2007 tarihinden itibaren tahsil edilmemesi yoluna gidimeyerek, ödeme yapan diğer çiçek büfesi kiracılarının ödemelerinin davacı tarafından iade edildiğini, dolayısı ile takibe konu edilen kira bedelleri bakımından kiracı olan müvekkilinin temerrüde düşmediğini, 2020 yılından sonra da davacının ihale sürecine girmiş olması nedeni ile ödeme almak istememesi sebebiyle ödemeler yapılamadığından iş bu icra takiplerinin başlatıldığı tarihe kadar müvekkilli temerrüde düşmediği için herhangi bir faiz işletilemeyeceğini, kira bedellerinin zabıta marifeti ile talep edilmesinden ve tahliye tehditleri devam ederken sadece tek bir şirketin koşullarının uyduğu bir ihale tasarlanarak, bahse konu yerlerin işletme hakkının bu özel şirkete tahsis edildiğini, buna karşı müvekkilinin de içinde olduğu çiçek büfesi kiracıları tarafından açılan İstanbul 13. İdare Mahkemesi'nin 2021/1467 E. Sayılı dosyası üzerinden ihalenin kesin olarak iptal edildiğini, bu aşamadan sonra davacının kendince bir ecrimisil bedeli belirleyerek bu miktar üzerinden ödenmeyen kiraları işgaliye bedeli olarak müvekkili ve diğer çiçek büfeleri kiracılarından tahsil etmeye çalıştığını, müvekkili tarafından kabul edilen kira borcunun tümünün davacıya ödendiğini beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 07/06/2024 tarih 2024/402 Esas- 2024/624 Karar sayılı kararında;\"Dava,  fatura alacağına bağlı olarak başlatılan ilamsız icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne yazılan müzekkere cevabının incelenmesinde davalının gerçek kişi tacir kaydının bulunmadığının belirtildiği görüldü. Merter Vergi Dairesine yazılan müzekkere cevabının incelenmesinde davalının 2. Sınıf tacir olduğu ve işletme hesabı esasına göre defter tuttuğunun belirtildiği görüldü. Türk Ticaret Kanununun 4. Maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. Maddesinin ikinci fıkrasında , bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. Maddesi hükmünce ticari sayılan davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir.Türk Ticaret Kanununun 3. Maddesinde , \"Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir.\" düzenlemesi getirilmiştir.TTK'nın 14. Maddesine göre \" bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.\" Aynı Kanunun 17. Maddesi hükmünce de ; iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir.\" düzenlemesi yer almaktadır.5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3'üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir. Ayrıca TTK'nın 1463. Maddesinde de önce 17. Maddeye gönderme yapılarak , Bakanlar Kurulunun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardar aşağıya gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. Maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir.19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2- Vergi Usûl Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinde “Birinci Sınıf Tüccarlar” sayılmış olup bu maddedeki birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanlar ise ikinci sınıf tacir sayılırlar. İkinci sınıf tacirler ise  ticari işletme hesabına göre defter tutarlar. İkinci sınıf tacirler esnaf olarak kabul edilecektir.Bir hukukî işlemin veya fiilin TTK'nın kapsamında kaldığının kabul edilmesi için kanunun amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlar ile bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekir. Somut olayda davacı davalı ile imzalanan çiçek büfesi işletme sözleşmesinin süresinin sona ermiş olmasına rağmen davalı tarafın büfeyi tahliye etmemesi nedeni ile düzenlenen fatura bedelinin ödenmediği iddiası ile alacak talebinde bulunmuş olup,  dosya kapsamı, ticaret sicil müdürlüğü ve vergi dairesinin yazı cevaplarına göre davalının tacir sıfatının bulunmadığı, uyuşmazlığın mutlak ticari davalardan olmadığı, nazara alındığında uyuşmazlığın genel hükümler çerçevesinde Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. Ticari olmayan davalarda görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olup Asliye Hukuk Mahkemesi ile Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki TTK' nun 5/3.maddesi uyarınca görev ilişkisidir. Göreve ilişkin usul kuralları HMK'nun 114/1-c maddesi uyarınca dava şartıdır. Dava şartları kamu düzeninden olup kamu düzenine ilişkin hususlarda resen dikkate alınacak hususlardan olup dava şartı yokluğu halinde HMK'nun115/2.maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın  usulden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur...\"gerekçesi ile ''Mahkememizin görevli olmaması nedeniyle, HMK'nın 114/.1.(c).b,115. maddeleri gereğince  davanın dava şartı yokluğundan reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.  <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkeme tarafından; davanın çiçek büfesi kiralama sözleşmesinden kaynaklı itirazın iptali davası olduğu ve taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 3. ve 4. maddelerinin birlikte değerlendirilmesi ile taraflar arasında çiçek büfesinin kiralanması ilişkisinin bulunduğu,  davacı tarafın icra takibine konu ettiği alacak ilişkisinin faturaya dayalı olması ve tarafların tacir sıfatının mevcut olmaması sebebiyle HMK'nın 4-1-a maddesi uyarınca görevli Mahkemelerinin Bakırköy Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğu tespit edilerek görevsizlik kararı verildiğini, ancak mahkemece davanın ve yapılan uygulanacak hukuk ve göreve ilişkin hukuki ilişkinin nitelendirilme ve değerlendirmesi hatalı yapıldığından görevsizlik kararına karşı itiraz etme zarureti doğduğunu;Yerel mahkemece taraflar arasındaki hukuki ilişki ve dava konusu hakkında hatalı niteleme yapıldığını, her ne kadar Mahkemece bu şekilde bir hukuki niteleme yapılmışsa da, Bakırköy 5 Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülen ve taraflarının yine davacı müvekkili ... A.Ş. ve davalının da yine çiçek büfe işletmecisi olduğu aynı nitelikli davaya ilişkin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi 2024/5038 Dosya 2024/2666 Karar numaralı 18.12.2024 Tarihli kesin nitelikli kararında taraflar arasındaki hukuki ilişki nitelemesinin değerlendirildiğini ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kira sözleşmesi çerçevesinde değil ticari işletme ilişkisinin dayanak olduğu ve bu şekilde değerlendirilmesi gerektiğinin kesinleştiğini; Her ne kadar aynı kararda müvekkili şirketin tacir olmamasından ötürü davanın mutlak ticari davalardan olmaması nedeniyle Ticaret Mahkemelerinin görevine ilişkin olumsuz değerlendirme yapılmışsa da; işbu Bölge Adliye Mahkemesi kararının dayanak olarak gösterildiği Yargıtay HGK 2023/1-235 E. 2024/195 K. Numaralı kararında davacı kurum;  Milli Emlak Müdürlüğü ve Van Belediyesi olup idari kurumlar nezdindeki hukuki ilişkinin bu şekilde saptandığını, somut olayda ise müvekkilinin tabi olduğu hukuk Ticaret Kanunu olduğundan bu anlamda Bölge Adliye Mahkemesi kararına esas alınan HGK kararından ayrılındığını; Somut olayda yürütülen faaliyetin hukuki rejiminin; davaya konu işlemlerin dayanağının ne olduğuna gelindiğinde; davacı müvekkili '...''nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından 5216 Sayılı kanun kapsamında kurulmuş Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi bir sermaye şirketi olduğunu, bu anlamda müvekkili şirketin yaptığı ve yapacağı tüm iş ve işlemlerde başta  Türk Ticaret Kanunu olmak üzere sair diğer mevzuat hükümlerine tabi olduğunu; Davaya konu işletme olan büfeye ilişkin olarak; 30.11.2007 tarihli 2860 sayılı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Kararı ile mülkiyeti İstanbul Büyükşehir Belediyesine ait olan çiçek satış büfelerinin işletme ve tasarruf yetkisi, elde edilecek gelirin %50'nin İstanbul Büyükşehir Belediyesine ödenmesi kaydıyla 10 yıl süre ile ... A.Ş.’ye verildiğini, büfelerinin 10 yıllık işletme süresinin 30.11.2017 tarihinde dolması sebebiyle ilgili Meclis Kararının yenilenmesi ile 17.07.2020 tarihli 604 sayılı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Kararı ile 30.11.2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 5 yıl süre ile çiçek satış büfelerinin işletme ve tasarruf yetkisinin müvekkili şirket ... A.Ş.’ye verildiğini, davaya konu büfeye ilişkin meclis kararı ile verilen işletme yetkisinin süresi 2022 yılında dolmuş olup müvekkili şirketin dava konusu büfede tasarruf yetkisinin sonlandığını; Taraflar arasındaki sözleşmenin 4.1. maddesinde görüleceği üzere büfenin münhasıran çiçek satış büfesi olarak işletilmesi söz konusu olup bu amacın dışında kullanımının mümkün olmadığını, yani sözleşme konusu, yerin işletme işi olduğundan ve bu husus taraflar arasındaki temel hukuki ilişkiyi gösterdiğinden, davalının kendisine bu kapsamda tebliğ edilen faturalara itiraz etmemesinin de hukuki ilişkiyi doğrular nitelikte olduğunu, bu anlamda taraflar arasındaki ilişki ve uygulanacak hukukun Ticaret Kanunu kapsamında ticari iş olarak değerlendirilmesi gerektiğini, zira; TTK madde 3'de bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiillerin ticari iş olarak nitelendirildiğini ve 4. madde ile de her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davalarının ticari dava olacağının düzenlendiğini, müvekkili şirket TTK hükümlerine göre kurulmuş bir ticari işletme olup, şirketin tasarrufu altında olan bir yerin yine ticari olarak davalı tarafından işletilmesi nedeniyle icra takibi başlatılmış olduğundan davaya konu uyuşmazlıkta görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu; Yine bir işin ticari iş olduğu tespit edilirken 6102 sayılı Kanun madde 3 ve madde 19'un birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, davalı borçlu ile müvekkili şirket arasında dava dilekçe ekinde de sunulmuş olduğu üzere işletme sözleşmesi mevcut olduğunu, davaya konu edilen çiçek büfelerinin müvekkili şirketin ticari işletme alanlarından olduğunu, bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller; örneğin ticari işletmenin işletilmek üzere devri, işletmeye araç alımı, kira sözleşmesi yapılması vb durumların ticari iş sayıldığını, bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiiller ticari iş olduğundan uyuşmazlığa TTK hükümlerinin uygulanması gerektiğini; Davaya konu alacağın, bir yerin kiralanmasından değil;  mülkiyeti İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne, tasarruf yetkisi ise iştirak şirketi olan müvekkili şirkete ait olan büfenin işletilmesinden doğduğunu, dolayısıyla ihtilafa uygulanacak hukuk ve hukuki nitelendirme yapılırken bu hususlar gözden kaçırılarak değerlendirme yapıldığını, zira işletme hakkı devir sözleşmesinde de tıpkı kira sözleşmesindeki gibi sözleşme taraflarından birinin karşı tarafa sözleşme konusunu belirli süreyle kullandıktan sonra devrini borçlandığını ancak her iki sözleşmenin birbirinden farklı sözleşmeler olduğunu; Davaya konu somut olayda taraflar arasındaki ilişkide de davalı ile müvekkili arasındaki ilişkinin yanı sıra müvekkili ile işbu büfelerin işletilmesine olanak sağlayan İstanbul Büyükşehir Belediye arasındaki hukuki ilişkinin de tespitinin önemli olduğunu, zira bu ilişkide tarafların Kamu İhale Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa tabi olduklarını, müvekkili şirketin belediye meclis kararı ile aldığı \"çiçek büfesi işletme işinden\" kaynaklı İBB'nin kiracısı olmadığını, İdare konumunda olan İBB ile müvekili şirket arasında kiracılık ilişkisi bulunmuyorken davalı ile kiracılık ilişkisi yaratmanın kanuna aykırı bir nitelendirme olduğunu, bu açıdan da verilen görevsizlik kararı çerçevesinde Sulh Hukuk mahkemesinde bu uyuşmazlığın çözülmesinin tarafların sorumlulukları ve işleyecek faiz yönlerinden hatalı olacağını; Zira temelde ihale ile alınmış ve daha sonra gene ihale ile münhasır ve sınırlı bir yetki ile sadece çiçekçi olarak işletilmesi zorunluluğu kapsamında yapılmış bir işlem mevcut olup üst kanuna (TTK,2886 Sy.Devlet İhale Kanunu, 4734 Sy.Kamu İhale Kanunu ve sair kanunlar) tabi tarafların yetki ve sorumluluklarının ve bu hukuki ilişkinin; Borçlar Kanunu'ndaki hükümlere göre tasnifinin mümkün olmadığını; Somut olayda; tabi olunan üst kanunlara göre taraflar arasındaki işletme işi sözleşmesi kendiliğinden uzamayarak; meclis kararı süresinin dolması, alt ihale süresinin sona ermesi, ihale şartlarının sağlanmaması, ihalenin iptali veya sair nedenlerle sona erebileceğini, bu hususların da sulh hukuk mahkemelerince değerlendirilmesinin usul kanununa ve hukuka uygun olmayacağını; İcra takibine konu alacağın haksız işgalden kaynaklı doğduğunu, davalı ile yapılan işletme sözleşmesinin süresinin 30.11.2017 tarihinde meclis kararıyla verilen sürenin dolması ile birlikte son bulduğunu, sözleşmenin 5. maddesine göre 30.06.2017 tarihinde sözleşme süresi sona ermekte olup, sözleşmenin süre sonunda devam edeceğine ilişkin hiç bir hüküm de bulunmamasına rağmen davalı borçlunun büfeyi tahliye etmeksizin haksız işgal suretiyle kullanmaya devam ettiğini, çiçek büfelerininde 30.11.2017 tarihi itibariyle müvekkili şirketin tasarruf yetkisinin sonlandığını ve 17.07.2020 tarihli 604 sayılı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Kararı ile 30.11.2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 5 yıl süre ile tasarruf yetkisinin yeniden verildiğini, verilen bu yeni yetkiye dayanılarak çiçek büfelerinin işletilmesi işi kapsamında müvekkili şirket tarafından ihaleye çıkıldığını ve ihalenin başka bir firma üzerinde kaldığını, söz konusu firma ile davalı arasında da  herhangi bir sözleşme imzalanmadığını, aradan geçen bu süre zarfında davalı ile yeni bir işletme sözleşmesinin yapılmadığını, davalının haksız işgalle büfeyi işletmeye devam ettiğini;Görevsizlik kararının hukukun yeknesaklığı ilkelerine aykırı olduğunu, Yerel mahkemece verilen görevsizlik kararının; hukuki işlemin temelindeki hukuki ilişkinin Türk Ticaret Kanunu'na tabi olması nedeniyle bu anlamda hukukun yeknesaklığına ilişkin genel ilkelere de aykırılık teşkil ettiğini, hukukun tutarlı ve yeknesak şekilde uygulanmasının, hukukun genelliğini, kanun önünde eşitliği ve hukuki kesinliği sağladığını, öte yandan hukukun yeknesak şekilde uygulanmasını sağlama ihtiyacının, çelişkili  mahkeme kararlarının önüne geçmek olduğunu, bunun mümkün olması için de yargılamada eldeki davanın tüm özel koşullarının değerlendirilmesi gerektiğini, önceki içtihadın uygulanacağı eldeki davanın bağlamı ve durumunun göz önünde bulundurulması gerektiğini;Müvekkili şirket bir anonim şirket olmakla Büyükşehir Belediyesi'nden aldığı işlerle ilgili olarak alta verdiği işlerde, idarede kanunilik ilkesi gereğince, idarenin (İBB'nin) çeşitli usul kurallarına uyması zorunlu olup, bu yasa kapsamına giren bir işin veya ihtiyacın belirlenmesi, işin ihale ya da başka bir usulle veriliş yönteminin tespiti nasıl müvekkili şirketin bir yükümlülüğü ise, müvekkili şirketin tasarrufuna bırakılmış bir ticari işletme nedeniyle doğan uyuşmazlığa uygulanacak yasa hükümlerinin de üst ilişkiyle bütünlük içerisinde aynı hukuki rejime tabi olmasının yeknesaklık açısından önem arz edeceğini;Bunun yanı sıra aynı nitelikli, tamamen aynı hukuki ilişkiye, işletme sözleşmesine ilişkin yine müvekkilinib davacı, karşı tarafın ise farklı bir çiçek büfesi işletmecisi olduğu Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülen 2024/403 Esas sayılı dosyada aynı mahkemece Sulh Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğuna karar verilmiş olup bu durumun da kararlar arasında çelişki yaratarak hukukun güvenilirliğini zedelediğini;Bu nedenle eldeki dava hukuki nitelik olarak asliye ticaret mahkemesinin görev alanına girdiğinden Yerel mahkemece, işin esasına girilerek davanın esas yönünden karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin asliye hukuk mahkemelerinin görevine ilişkin görevsizlik kararının kaldırılarak asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğunun tespiti ve kabulü ile esasa girilerek karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasındaki çiçek büfesi işletme sözleşmesinin süresinin sona erdiği ancak davalının söz konusu büfeyi tahliye etmediği, haksız işgalci olduğundan bahisle haksız işgal bedeli olarak düzenlenen faturanın tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir.Mahkemece davalının tacir ve davanın nispi ticari dava olmadığı gerekçesi ile Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesine görevsizlik kararı verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 6100 sayılı HMK'nın 114/1-c maddesi uyarınca mahkemenin görevli olması dava şartı niteliğinde olup, bu husus mahkemece davanın her aşamasında re'sen dikkate alınmalı, dava şartının bulunmaması halinde HMK'nın 115/2. maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar verilmelidir.TTK'nın 3. maddesinde; \"Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir.” düzenlemesine yer verilmiştir. TTK'nın 4. maddesine göre bu kanundan doğan ve bu madde de belirtilen hukuk davaları, tarafların sıfatına bakılmaksızın mutlak ticari dava; TTK'da düzenlenen bir hususa ilişkin olmamakla birlikte iki tarafın ticari işletmesini ilgilendiren davalar ise nispi ticari davadır. Hükme göre bir davanın nispi ticari dava sayılabilmesi için, hem davanın taraflarının tacir olması hem de uyuşmazlığın iki tarafın da  ticari işletmesini ilgilendirmesi gerekir.TTK'nın 11. maddesine göre; Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır ibaresi Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir. Aynı Kanunun 12. maddesine göre bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Yine Aynı Kanunun 15. maddesine göre ister gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır. Ancak, tacirlere özgü 20 ve 53. maddeler ile Türk Medenî Kanunu'nun 950. maddesinin ikinci fıkrası hükmü bunlara da uygulanır. TTK'nın 11. maddesinin 02/07/2018 tarihli değişiklikten önceki halinde sınırın Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterileceği ifade edilmiştir. Nitekim 21.07.2007 tarihli, 26589 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile söz konusu ayrımın ne şekilde yapılacağı açıklığa kavuşturulduğundan ve sonrasında Cumhurbaşkanlığı kararıyla bu hususta yeni bir düzenleme yapılmadığından, halen geçerliliğini koruyan Bakanlar Kurulu kararı doğrultusunda değerlendirme yapılmalıdır. Anılan Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, esnaf ve tacir ayrımı, esnaf faaliyetinin türüne göre 213 sayılı VUK’nun 177. maddesindeki parasal sınırlar esas alınarak belirlenir.213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 176. maddesinde; tüccarların, birinci sınıf ve ikinci sınıf olmak üzere ikiye ayrıldığı, birinci sınıf tüccarların, bilanço esasına göre defter tutanlar olduğu, ikinci sınıf tüccarların ise işletme hesabına göre defter tutanlar olduğu hususu düzenlenmiştir. VUK'nun 177. maddesinde ise kimlerin birinci sınıf tüccar olduğu açıklanmış olup birinci aşamada gelir esasına göre bir ayrım yapılmış, maddenin son fıkrasında ise tacirin gelirine hiç bakılmaksızın, ihtiyari olarak bilanço esasına göre defter tutmayı tercih eden tacirlerin de birinci sınıf tacir oldukları kabul edilmiş, VUK'nun 178. maddesinde ise ikinci sınıf tüccarların kimler olduğu düzenlenmiştir. Bu yasal düzenlemelere göre, kanun gereği birinci sınıf tacir sayılan bir tacirin esnaf olarak kabulü mümkün değildir.Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı taraf, davalı ile aralarındaki kira sözleşmesinin süresinin sona erdiğini ve davalının haksız işgalci olduğunu iddia etmiştir. Talep ettiği alacak kira alacağı değil, ecrimisildir. Bu nedenle davada sulh hukuk mahkemeleri görevli değildir. Davanın TTK'nın 4. maddesinde sayılan mutlak ticari davalardan olmadığı açıktır. Davacı tacir olup dava konusu, ticari işletmesini ilgilendirmektedir. Dava konusu aynı zamanda davalının da işletmesi ile ilgili ise de, davalının tacir olup olmadığı ve buna göre işletmesinin niteliğinin belirlenmesi gerekir. Gelir İdaresi Başkanlığı Merter Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 03/06/2024 tarihli cevabi yazısında, gerçek kişi davalının ikinci sınıf tüccarların tabi olduğu VUK'nun 178. maddesine göre işletme hesabı esasına göre defter tutmakta olduğu bildirilmiş, ancak Mahkemece davalının, dava konusu ticari ilişki tarihlerini de kapsar şekilde yıllık alış ve satış tutarlarına ilişkin gelir beyannamelerinin gönderilmesi istenilmemiş ve Vergi Dairesi yazı cevabı ekinde Mahkemeye gönderilmemiştir. Davalının ikinci sınıf tüccarların tabi olduğu VUK'nuın 178. maddesine göre işletme hesabı esasına göre defter tutmakta olması tek başına esnaf olduğunu göstermemektedir. Mahkemece gerçek kişi davalının yıllık alış ve satış tutarlarına ilişkin gelir beyannameleri celbedilerek ticari ilişki yıllarına ilişkin yeniden değerlendirme oranları da dikkate alınmak suretiyle VUK'nun 177. maddesinde belirtilen sınırları aşıp aşmadığı ve yukarıda belirtilen yasal mevzuat kapsamında tacir,  buna göre işletmesinin de ticari işletme olup olmadığı tespit edilmeden, sadece Vergi Dairesi Müdürlüğü cevabı yazısına göre eksik araştırma ve değerlendirme ile esnaf kabul edilmesi ve buna göre görevsizlik kararı verilmesi isabetli olmamıştır.Açıklanan nedenlerle; davacının istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nun 353/1-a.3, 353/1-a.6 maddeleri gereğince kaldırılmasına, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda araştırma ve inceleme yapıldıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmek üzere dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/06/2024 ve 2024/402 Esas ve 2024/624 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a3 ve 353/1-a6 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 06/03/2025 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ee0f235cc83bc9e8","SID":"9147350c4ff964d0"}}