{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1669 <br>KARAR NO:2025/232<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:04/02/2021<br>NUMARASI:2018/1076 Esas -  2021/89 Karar<br>DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:03/03/2025<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı aleyhine ... Sayılı dosyasıyla kur farkından doğan alacağın tahsili amacıyla icra takibi başlatıldığını, davalının borcun tamamına itiraz etmesi nedeniyle icra takibinin durdurulduğunu ancak yapılan itirazın haksız ve kötüniyetli olduğundan itirazın iptaline karar verilmesi gerektiğini, davalı şirkete yapılan satışların yabancı para karşılığında yapıldığını ve mal satışına ilişkin faturalar incelendiğinde fiyatlarının da yabancı para cinsinden yazıldığının görülebileceğini, satışların yabancı para karşılığında yapılmasına rağmen sadece yasal zorunluluk nedeniyle faturaların Türk lirası olarak düzenlenmek zorunda kalındığını, taraflar arasında bir sözleşme olmasa bile satışların yabancı para cinsinden yapılmış olmasının başlı başına kur farkının talebi için yeterli bir neden olduğunu, davalının icra takibine yaptığı itirazın iptali ile takibin devamını, davalı yanın %20'den az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesini, mahkeme masraflarıyla vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava dilekçesinde \"...yasal zorunluluk  nedeniyle faturalar, Türk Lirası olarak düzenlemek zorunda kalınmıştır.\" beyanında bulunduğunu ancak oysa ki faturanın tarifinin vergi mevzuatımızda 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yapıldığını ve 229. maddesinde de \"Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır\" şeklinde tanımlandığını, davacı tarafın dilekçedeki talepleriyle ticari defterlerinin birbirine tamamen tezat olduğunu ve bu durumun yapılacak bilirkişi incelemesiyle de ortaya çıkabileceğini, davacının 2018 nisan ayından önceki tüm faturalarının Türk Lirası cinsinde olduğunu ve kur farkı talep etmeye hakkı olmadığını, davacının düzenleyerek müvekkile göndermiş  olduğu  kur  farkı  faturalarının  hangi  faturadan  hangi  tarih  ve  hangi  alışverişten kaynaklandığı belli olmadığını, davacının 2016 ve 2017 yıllarında kur farkı faturalarının kabul edildiğini belirtilmişse de bu durum hakkında usulsüz kur farkı fatura bedellerinin iadesi hususunda ayrıca dava açılacağını, yazılı anlaşmaya dayalı olmayan ve yine dövizli faturalara dayanmadığı gibi hangi kur ve hangi alacak kalemine ilişkin olduğu belli olmayan davanın reddini, tüm yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerine tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"Tarafların tacir olduğu aralarında ticari ilişki olduğu dosya kapsamında sabit olup, uyuşmazlık ise ticari ilişkide faturalandırılan kur farkı alacağı istemine ilişkindir.Kur farkı alacağının talep edilebilmesi için taraflar arasında akdedilen sözleşmede hüküm bulunması ya da faturaya konu malların döviz karşılığı satımının yapılmış olması gerekir. Kur farkında vade farkı istemleri gibi teamülün olup olmadığı önemli değildir. Dosyamızda taraflar arasında kur farkı alacağını öngören sözleşmeye rastlanmasa da dosya içerisindeki faturaların incelenmesinde malların TL karşılığı fatura edildiği ve döviz kuruyla birlikte fatura bedelinin döviz cinsinden karşılığının da gösterildiği ayrıca davalının ticari kayıtlarından da eskiden beri kur farkı ödendiğinden ticari teamülün de oluştuğu, taraflar arasındaki ticari alacak borç ilişkisinin döviz üzerinden yapıldığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar çeklerle yapılan ödemelerde kur farkı istenemeyeceği yönünde, yerleşik uygulama bulunsa da somut olayda faturalarda döviz karşılığı gösterilmesi, taraflar arasında 2018 yılından beri ticari ilişki bulunduğu döviz karşılığı fatura düzenlendiği ve ödemelerin çekle yapıldığı, kur farkının davalı tarafından ödendiği ve ticari defter kayıtlarına bu ödemelerin işlendiği ticari teamülün de bulunduğu dikkate alınarak, davacı davalıdan kur farkı alacağını talep edebileceği ve kur farkı alacağından dolayı davalının sorumlu olduğu anlaşılmıştır. Davaya konu olayda kur farkı faturalarının vade tarihi 30/06/2018 tarihine kadar olan çekler, davalıdan alınarak fatura edildiği, davacının vade tarihi 30/06/2018 tarihinden sonra davalıdan alınan ancak vade tarihi gelmeyen bu sebeple tahsil edilmeyen çeklerin 30/09/2018 tarihinden sonra fiilen tahsil edeceği alacakları için de kur farkı düzenlendiğinden tarafların kayıtlarında farklılık oluştuğu anlaşılmaktadır.Davacı taraf vadesi gelmeyen çeklerde üzerinde yazılı keşide tarihine göre kur farkı talebinin hesaplanması yoluyla itirazlarda bulunmuş olmakla; her ne kadar çek bir ödeme vasıtası olsa da, ibrazında tahsil imkanı bulunduğu, eldeki davadaki çeklerde  vade düzenlendiği ve vade günü bankaya ibraz edilip ödeneceği bu nedenle çeklerin fiili ödeme tarihinin dikkate alınması gerektiği, davacının 30/09/2018 tarihinden sonra fiilen tahsil ettiği alacakları için tahsil tarihine göre ayrıca faturalandırılıp talep etmesi gerektiği, vadesi gelmeyen çekte kur farkının oluşup oluşmadığının anlaşılamadığı (dövizin artabileceği veya azalabileceği), davacının vade tarihi gelmeden faturalandırma yaptığı anlaşılmakla 30/09/2018 tarihinden sonra kur farkı alacağı için hesaplama yapılmamış ve erken kesilen kur farkı faturaları bakımından alacağının olmadığı anlaşılmıştır. Öte yandan TBK 101. Maddesi uyarınca;  \"Birden çok borcu bulunan borçlu, ödeme gününde bu borçlardan hangisini ödemek istediğini alacaklıya bildirir. Borçlu bildirimde bulunmazsa, yapılan ödeme kendisi tarafından derhal itiraz olmadıkça, alacaklının makbuzda gösterdiği borç için yapılmış sayılır.\"hükmü mevcuttur. Dosyada davalı tarafından yapmış olduğu ödemeyi hangi borç için yaptığını gösteren herhangi bir bilgi belge de sunmadığı anlaşılmakla davalı hangi faturaya karşılık ödeme yaptığı belirtilmemiş olduğundan bu ödemelerin vadesi gelmemiş davacıya verilen çekten kaynaklı ödeme yapıldığının kabulü mümkün olmadığı kanaatine varılmıştır. Belirtilen bu sebeplerle vadesi gelmemiş olan alacak için kur farkı alacağı talebi mahkememizce kabul görmemiş ise de; vadesi gelmiş ve kur farkı alacağı için fatura düzenlenmiş olan ve bilirkişi tarafından sunulan hükme esas alınan 03/10/2019 tarihli rapordaki 3.4.1 tablo ve 3.4.2 tabloda usulüne göre hesaplama yapılarak davacının 30/09/2018 fatura tarihi itibariyle USD ve EURO alacakları için 30/06/2018 ile tahsil tarihi arasında toplam 39.869,34 TL kur farkı alacağının olduğu, bu alacağın ticari defterinde de kayıtlı olduğu anlaşılmıştır. Yapılan yargılama neticesinde davacının davalıdan 39.869,34 TL tutarında kur farkı alacağı olduğu ve bunu davalıdan tahsilini talep edebileceği, davacı tarafından davalı aleyhine kur farkı alacağının 135.205,72 TL üzerinden tahsiline yönelik başlatılan icra takibinde davalının itirazının kısmen haksız olduğu kanaatine varılarak, davacının 135.205,72 TL icra takibi yapmış olduğu dikkate alınarak davanın kısmen kabulü ile, davalının ... Sayılı takip dosyasına yaptığı itirazlarının kısmen iptali ile, takibin 39.869,34-TL asıl alacak üzerinden devamına, ayrıca alacağın likit ve belirlenebilir olduğu anlaşılmakla, İİK  67/2 maddesi uyarınca kabul edilen miktar üzerinden icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiği kanaatiyle kabul edilen alacağın %20' si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, ...\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, bilirkişi raporunda her ne kadar vadesi gelmeyen çekler için kur farkı faturasının düzenlenmesinin KDV uygulama tebliğine aykırı olduğu belirtilmiş ise de taraflar arasındaki uyuşmazlık vergi hukukundan değil, ticaret hukukundan kaynaklandığını, bu nedenle olayımızda vergi usul kanununun veya tebliğ hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığını, olayda öncelikle TTK hükümlerinin uygulanması gerektiğini, TTK hükümlerine göre çek bir kredi aracı değil, ödeme aracı olduğunu, çek bir ödeme aracı olduğuna göre çekin vadesinde değil, çekin fiilen davacıya verildiği tarihte satım bedelinin ödendiğinin kabul edilmesi gerektiğini, bu nedenle de fatura tarihi ile çek teslim tarihi arasında oluşan kur farkı alacağımızın da kabul edilmesi gerektiğini, vadesi gelmeyen çekler için kur farkı faturasının düzenlenmesinin mümkün olmadığına yönelik tebliğnamenin ticari nitelikteki uyuşmazlıkları çözüme kavuşturmada yetersiz kaldığı ve ticari nitelikteki davalarda uygulama alanının bulunmadığını, Gelir İdaresi Başkanlığı'nın çeşitli tarihlerde vermiş olduğu özelgelerde; dövizli ya da dövize endeksli satışa ilişkin tahsilatın çek ve senetle yapıldığı hallerde kur hesaplamalarının çek ve senedin ciro edilmesi halinde ciro tarihinin dikkate alınacağı belirtildiğini, tarafların ticari defterler ve kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi raporuyla da sabit olduğu üzere; taraflar arasında uzun bir süreden beri kur farkının nasıl hesaplanacağı konusunda bir uygulama yani sözlü/şifahi bir sözleşme olduğunu, davalıya daha önce de kur faturaları kesilmiş (2016-2017 tarihlerinde) ve davalı şirket bu kur farklarını ödediğini, vadesi gelmeyen çekler yönünden de çekin bir ödeme aracı olduğu gözetilerek fatura tarihi ile çek teslim tarihi arasında ortaya çıkan kur farkı alacağımızın da kabulüne karar verilmesi gerektiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.<br>GEREKÇE:Dava, kur farkından kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, cari hesabı oluşturan kur farkı faturası nedeniyle alacak bulunup bulunmadığı, taraflar arasında kur farkı alınacağına dair sözleşme veya teamül bulunup bulunmadığı, ibraz tarihi gelmemiş çekler yönünden kur farkının hesabında hangi tarihin esas alınacağı noktasındadır.Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, ... sayılı takip dosyasında, \"kur farkından doğan alacak ile cari hesap alacağı\" sebebine dayalı olarak 135.198,23 TL kur farkı alacağı ile 7,49 TL cari hesap alacağı olmak üzere 135.205,72 TL'nin tahsili istemiyle 22/10/2018 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur. Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Mahkemece uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222/2,3. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca usulüne uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.Bilirkişi aracılığıyla incelenen davacı ticari defterlerine göre, davalının tüm ödemeleri  kayıtlı olup takip tarihi itibariyle davalıdan 135.205,72 TL alacaklı durumdadır. Davalı ise ticari defterlerine göre, davacının tüm faturaları kayıtlı olup takip tarihi itibariyle borcu bulunmamaktadır. Taraf ticari defterlerindeki mutabakatsızlık, davacının ticari defterlerinde kayıtlı bulunan 2017 yılı devir bakiyesi 7,49 TL, 29/09/2018 tarihli ve 33.034,63 TL bedelli kur farkı(USD) faturası, 29/09/2018 tarihli ve 102.163,60 TL bedelli kur farkı(EURO) faturasının davalının ticari defterlerinde kayıtlı olmamasından kaynaklanmaktadır.Yabancı para üzerinden kurulan ticari ilişkide, fatura tarihindeki kur ile ödeme tarihindeki kur arasındaki fark varsa bu fark kur farkı alacağıdır. Kur farkı istenebilmesi için ticari satımın yabancı para ile yapılmış olması, taraflar arasında kur farkı istenebileceğine ilişkin yazılı bir sözleşme veya teamül bulunması gerekir. Kur farkı alacağı fatura tarihi ile ödeme tarihi arasındaki kur farkından kaynaklanan bir alacak olduğundan ancak Türk Lirası olarak istenebilir. Taraflar arasında kur farkı istenebileceğine dair bir sözleşme bulunmamakla birlikte, davacının daha önce düzenlediği kur farkı faturaları davalı tarafından ödenmiş olup, bu yönde bir teamül geliştiği anlaşılmaktadır. Ayrıca, kural olarak çekle yapılan ödemelerde kur farkı istenemeyecek ise de, davalının ödemeleri genel olarak çekle yapılmış olup, benzer şekilde kur farkı faturaları ödendiğinden davacı kur farkı isteyebilecektir. Bilirkişi tarafından henüz ibraz tarihi gelmeyen çeklerin de kur farkı faturasına dahil edildiği belirtilmiştir. Çek bir ödeme aracı olmakla birlikte verildiği anda değil fiilen tahsil edildiği veya ciro edildiği anda sonuç doğurur. Bu nedenle, henüz fiilen tahsil edilmeyen ya da ciro edilmeyen çekler yönünden kur farkının oluşması mümkün olmadığı gibi, çeklerin ciro edilmesi halinde davacı yönünden tahsilat o tarihte gerçekleşmiş sayılacağından ciro tarihinde kur farkı oluşur. Bilirkişi tarafından ek raporda ciro tarihine göre kur farkı 8.691,32 TL olarak hesaplanmış olup, davacının istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.03/03/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"6a8abb079df52d31","SID":"7a1fb7d42e9cf4f9"}}