{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    7. HUKUK DAİRESİ     <br>T.C.<br>SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/2035 <br>KARAR NO\t: 2025/452<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ... \t\t\t (...)<br>ÜYE\t\t: ...  \t\t\t\t\t\t\t\t(...)<br>KATİP\t\t: ...  \t\t(...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 28/04/2023<br>NUMARASI\t: 2022/906 Esas - 2023/406 Karar<br><br>DAVACI \t: ... ...<br>VEKİLİ\t: Av. ... - ...<br>DAVALI \t: ... - ...<br>VEKİLİ\t: Av. ... - ...<br><br>DAVA\t: Alacak <br>DAVA TARİHİ\t: 14/01/2022<br>KARAR TARİHİ\t  : 13/03/2025<br>KR. YAZIM TARİHİ\t  : 13/03/2025<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla  HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının davalı iş yerinde Müdür pozisyonunda 20/06/2019 - 29/09/2021 tarihleri arasında çalışması bulunduğunu , Ancak davacının SGK kaydı iş verence yapılmadığını, davacının çalışması TTSG kayıtlarında müdür olarak atanması ve müdürlük görevinden alınması kayıtları ile sabit olduğu, dilekçelerinin ekinde sunduklarını, ayrıca davacının ve davalı şirketin Garanti Bankası Tuzla Organize Sanayi Şubesinde hesabı bulunduğunu , dilekçeleri ekinde davacının şirkette müdür iken alınmış davalı iş yerine ait 01/01/2021 - 30/06/2021 tarihleri arasındaki hesap kayıtlarını sunduklarını, davacı davalı iş yerinde 20/06/2019 tarihi ile 29/09/2021 tarihleri arasında iş yerinde giriş izni verilene kadar müdür pozisyonunda çalışmasını sürdürdüğünü, davacının aylık 20.000,00-TL ile işe başlamış olmasına rağmen ileri ki çalışma döneminde de maaş zamları uygulanmamış olup en son işten çıktığı maaşı de belli olmadığını , .Bu sebeple de yıllara göre emsal ücret araştırması yapılarak işten çıktığında alacağı maaş miktarının tespitini talep ettiklerini, Hesap kayıtlarından da bu durum anlaşılacağını, davacının çalışması 7/24 olmakla beraber herhangi bir çalışma saati bulunmadığını, davacının maaş alacağına ilişkin gerekli hesaplama yapılamamış olduğunu öncelikle emsal ücret araştırması yapılmak suretiyle davacının emsal maaşının hesaplanmasını ve kıdem, ihbar ve diğer hak edişlerinde hesaplamaya dahil edilmesini talep ettiklerini, davacının emsal ücreti tespit edilmesi sonrasında bilirkişi marifetiyle hesaplanacak eksik maaş alacağı tespit edilmesi durumunda öncelikle arabuluculuğa başvurulacak ve akabinde ek dava açılması suretiyle ilgili davanın bu dava ile birleştirileceğini de bildirdiklerini, Davalının iş yerinde müdür pozisyonunda olması ve imza yetkisi olması sebebiyle günlük ne zaman gerekirse gereksin çalışmasını sürdürdüğünü , bu sebeple de fazla mesai ücretine ilişkin hesaplamanın tanık anlatımları neticesinde tespit edilmesini talep ettiklerini, davacının tüm işleri müdür olması ve imza yetkisi olması hasebiyle kendisi yürütmekte olduğunu resmi ve dini tüm bayramlara çalıştığını,davacının tatil günü de bulunmadığını ,tüm hafta boyunca çalıştığını, davacının davalı iş yerinde bir nevi ortak gibi çalıştığını, tüm müşteri portföyünü getirdiğini, iş bu zaman zarfında davalı şirketin yeni kurulması ve piyasada müşteri ve itibar kazanması sürecinde davalı şirket ortağının da talebi ile davacı kendi satın aldığı taşınmazı davalı şirket adına tescil edilmesine izin verdiğini, davalı şirketin bankalar nezdinde de kredi limitleri açıldığını ve şirketin yoğun çalışması sebebi ile de şirket kara geçmeye başladığını, bunların sebebi davacının harcadığı insanüstü emek ve mesaisi olduğu , bahsi geçen taşınmazın kredi ödemeleri de müvekkilim tarafından ödendiğini, Hesap kayıtları incelendiğinde bu durumun anlaşılacağını , davacının bu konuda davalı şirkete ve ortağının iyi niyetine güvendiğini ve taşınmazları onlar adına tescil ettirdiğini Fakat davacı 2 adet taşınmazı satıp yeni bir taşınmaz satın almak istediğinde davalı şirket ve ortağı taşınmazları davacıya iade etmediği için iş yerinde huzursuzluklar başladığını , davacı sözlü olarak defalarca taşınmazları iade istemiş fakat davalı taraf bu duruma yanaşmadığı gibi davacının 29/09/2021 tarihindeki şirkete girişine izin verilmediğini ,. 01/10/2021 tarihinde de müvekkilinin şirket müdürlüğünden azledildiğini , davacının ne kadar alacağı olup olmadığı konusunda da bir hesap yapamadığını , davacının düzenli olarak maaş almadığını ve bu durumda sürekli olarak davalı işveren ile arasında sorun teşkil ettiğini , Davacının sigorta kaydı davalı şirket ve ortağı tarafından yapılmadığını davacının kendisinin müdür olması hasebiyle kendi SGK kaydının davacı tarafından yapılması, maaş bildirimi vs, hakkaniyete aykırılık teşkil edeceğini ,ayrıca davacının SGK kaydının yapılmadığını da bilmediğini, davacının SGK kaydı davalı şirket ve ortağı tarafından yapılması gerekmekte iken yapılmadığını , Müvekkilinin şirket kuruluşundan bugüne kadar müdür olarak atanıp çalışmasına rağmen davacıya düzenli maaş ödemesi yapılmaması, yaptığı satış ve getirdiği işlerden hakkı olan primi alamaması, sürekli olarak taraflar arasında sorun teşkil ettiğini,davacının SGK ya çalışan olarak bildirilmemesi sebebiyle işverene olan iyi niyetini kaybettiği , davacının SGK kaydı yapılmamış olması hasebiyle öncelikle SGK Müdürlüğüne akabinde de Hizmet Tespiti Davası açılacağını, açıldığı taktirde dosya numarası mahkemeye bildireceklerini , yine ödemelerin davacı tarafından yapılmış olan tapulara ilişkin olarak tapu iptali ve tescil davası açılacağını açıldığı takdirde mahkemeye dosya numarası bildirileceğini, davacının davalı şirketteki müdür pozisyonuyla 20/06/2019 tarihi ile 29/09/2021 tarihleri arasında çalışması bulunurken iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini beyan ederek işçilik hak ve alacaklarının davalıdan tahsili için mahkemeye başvurduklarını, fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla; şimdilik 100,00-TL kıdem tazminatı şimdilik 100,00-TL ihbar tazminatı şimdilik 100,00-TL fazla çalışma mesai ücreti şimdilik 100,00-TL ubgt şimdilik 100,00-TL yıllık izin ücreti şimdilik 100,00-TL hafta tatil ücreti şimdilik 100,00-TL agi şimdilik 100,00-TL yol ücreti şimdilik 100,00-TL yemek ücreti şimdilik 100,00-TL kötü niyet tazminatını faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalının usulüne uygun davet edilmediği arabuluculuk süreci usule uygun bir şekilde yürütülmediğini, davalı şirket açısından arabuluculuk şartı gerçekleşmediğini, iş bu nedenle söz konusu davanın dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddi\" gerektiğini, davacı yan müvekkil şirkette hiç bir şekilde çalışmadığını, davacı yan davalı şirketin yaklaşık 2 yıllık bir süre zarfında imza yetkisini, banka hesaplarını vs kullandığı ancak bunu bir işçi işveren ilişkisi kapsamında değil, güven ilişkisi kapsamında kullandığını, davacı yan ile davalı şirket arasında işçi işveren ilişkisi kurulmadığından davacı yan iş mahkemesinden işçilik alacağı talep edilemez, davacı yan sadece limited şirketin imza yetkisini kullanan bir müdür olduğundan dolayı ve müvekkil şirkette bir işçi statüsünde çalışması olmadığı için bu konuda genel mahkemelerde bir alacak davası açılması gerektiğini, nitekim T.C YARGITAY 9.Hukuk Dairesi Esas: 2017/ 1092 Karar: 2020/6950 Sayılı İçtihadında bu durumun İş Kanununa tabi genel müdür olarak çalışanların aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olmaları halinde kişi-organ statüsünü taşıyıp taşımadıklarının araştırılması gerektiğini, genel müdürün organ sıfatını kazanmaksızın yönetim kurulu üyesi olması halinde, “genel müdürlük görevi” sebebiyle iş ilişkisinin devam ettiği sonucuna varılmalıdır. Buna karşın şirketi temsil ve ilzama yetkili kişi-organ sıfatı kazanılmışsa, işçi ve işveren sıfatı aynı kişide birleşemeyeceğinden iş ilişkisinin bulunmadığı kabul edilmelidir.” Şeklinde belirtildiğini, bu nedenle iş bu davanın görevli mahkemede ikame edilmediğini herhangi bir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte, iddiaları incelemekle genel mahkemeler görevli olduğunu , yine davacı yanın davalı şirkette işçi olarak çalıştığı iddiası kabul edilmemekle birlikte, bu iddiasının dinlenebilir olması için hizmet tespiti davası açılması gerektiğini ve iş bu dava da söz konusu husus bekletici mesele yapılması gerektiğini, Davacı yanın davalı şirkette işçi olarak çalışmadığını, Davacı yana müdür yetkisinin verilmesinin sebebinin, kendisine olan güvenden ve davalı şirket sahipleri ile olan dostane ilişkilerden kaynaklı olduğunu, bu hususun a deliller ve dinlenecek tanıklarla ispat edeceğini, davacının davalı şirkette 20 Bin TL maaşla işe başladığını iddia ettiğini ama bunu delillendiremediğini, Taraflar arasında herhangi bir şekilde böyle bir anlaşma olmadığını aralarında iş akdi de imzalanmadığını, bu nedenle bu iddiası kabul edilebilir olmadığını,davacı yanın bir yandan maaş almadığını iddia edip, bir yandan da mahkemenizden tedbir talep ettiği Pendikte yer alan taşınmaz için İstanbul Anadolu 23. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2022/42 E. Sayılı dosyada davalı şirket tarafından alman ve kredilerinin davalı şirket tarafından ödendiği taşınmazında kendisine ait olduğunu iddia ettiğini, davacı yanın burada yer alan 3 iddiası da kabul edilemez ve hayatın olağan akışına uygun olmadığını, çünkü davalı şirketin küçük ölçekli bir şirket olup o dönem için 20 Bin TL bir kişiye maaş verecek pozisyonda olmadığını, Şirket ticari defterleri incelendiğinde bu husus ispat olunacağını, . İkincisi davacı yan 2 yıldır çalıştığını iddia ettiği davalı şirketten 2 yıl boyunca şirketin hesaplarında tam yetki sahibi iken kendi maaşını ödenmediği iddiası da kabul edilebilir olmadığını, davacı yanın iddiasının gerçek dışı olduğunu bir an için kabul edilmesi ihtimalinde, davacı yan 2 yıllık süre zarfında davalı şirketin mal arlığının ölçüsünde bir mal varlığına sahip olacağını bu hususun kabulünün mümkün olmadığını , Davacının davalı şirket için iddia ettiği çalışmaları yapmadığını , Bu hususlar tanık anlatımı ile de ispat olunacağını. Aksine kendisine karşı davalı şirket yetkilileri iyi niyetli davrandığını 2 yıllık süre zarfında, arada bir güven ilişkisi olduğu ve imza yetkisi olduğu için banka hesaplarının kontrol yetkisini ve şirket kredi kartını davacı verdiklerini . Bu kredi kartının ekstrelerine bakıldığında davacının bunu kendi şahsına kullandığını, Bu ekstrelerin bankadan celp edileceğini. Gerçekten davacı davalı şirkette bir işçi statüsünde yer almış olması halinde bu şekilde banka hesaplarının kontrolü kendisinde olmayacağını , şirket kredi kartı kendisine verilmeyeceğini, bu nedenle davacı yanın iddiaları kabul edilemez olduğunu , Davacının davalı şirkette müdür statüsünde yer aldığını, Davacı davalı şirkette işçi statüsünde çalışmadığını kabul etmekle birlikte , mahkemenin aksi kanaatte olması ihtimalinde davacının banka hesap kayıtları vs yetkilerde imza yetkisinin olması, şirkette işçi çalışmaya başladığından onun Sgk giriş çıkışını yapmaya yaptırmaya, maaş ödemesi yapmaya- yaptırmaya yetkisinin olduğu Bu yetkileri söz konusu iken kendisinin bu kayıtları yapmaması ve maaşını ödememesi davalı şirketin sorumluluğunu gerektirmediğini kendi sorumluluğunda bunu yapmadığından davalı şirketin bu taleplerle sorumlu tutulmasının kabul edilemeyeceğini , davacı aleyhine davalı şirket tarafından Gebze Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu , Burada davacı yanın davalı şirkette yapmak istedikleri net bir dille anlatıldığını Bu nedenle davacının iş bu davasının kabul edilebilir bir yanı olmadığını , davacının iddialarını kabul etmemekle birlikte, aksi kanaat olması halinde dahi davacı yanın tüm alacakları zaman aşımına uğradığını beyan edip davanın reddini talep etmişlerdir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince; \"...Davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİ ile,<br>1-32.550,34-TL brüt kıdem tazminatının akdin fesih tarihi olan 20/06/2019 tarihinden itibaren işleyecek mevduata uygulanan en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,<br>2-100,00.-TL brüt ihbar tazminatının dava tarihi olan 14/01/2022 tarihinden itibaren, işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, bakiye 19.934,00 TL brüt  ihbar tazminatı alacağının ıslah tarihi olan 28/03/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte,  davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,<br>3-100,00-TL brüt yıllık izin ücreti alacağının dava tarihi olan 14/01/2022  tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, brüt 10.908,33-TL yıllık izin ücreti alacağının ıslah tarihi olan 28/03/2028 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalıdan alınarak davacıya verilmesine,  davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,<br>4-100,00.-TL brüt Asgari Geçim İndirimi Ücretinin dava tarihi olan 14/01/2022 tarihinden itibaren işleyecek bankalarca mevduata uygulanacak en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, bakiye 6.233,80-TL brüt Asgari Geçim İndirimi Ücretinin ıslah  tarihi olan 28/03/2023 tarihinden itibaren işleyecek bankalarca mevduata uygulanacak en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,<br>5-Davacının, kar payı, kötüniyet tazminatı, fazla mesai, hafta tatili, ubgt ve yol yemek parası alacakları talebinin REDDİNE, ...\" şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İlk derece mahkemesince verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; işverenin objektif ve iyi niyet kurallarına aykırı bir şekilde iş akdini feshetmesi, kötü niyet tazminatının hükmedilmesine sebep olduğunu ve kötü niyet tazminatı taleplerinin reddini kabul etmediklerini, tanık ifadelerinde görüldüğü gibi davacının fazla mesaiyle çalıştığı ve hafta tatili olmadığını, bu sebeple davacı lehine fazla mesai alacağı ve hafta tatili alacağına, UBGT alacağına hükmedilmesi gerektiğini, kararda reddedilen işbu taleplerinin hukuka uygun olmadığını, bu dava dosyasının konusunun ticari alacaklara ilişkin yargılama ve hüküm olması gerekirken görevsiz bulunan  iş mahkemesinde alınan bir tane bilirkişi raporuna göre yargılamanın sonlandırıldığını, hükmün eksik ve hakkaniyete aykırı olduğunu, 500.000-TL kar payı alacağının olup olmadığı konusunda bilirkişi incelemesi yapılarak davalı şirketin defter ve ve bütün kayıtlarının incelenmesini talep ettiklerini, bu sebeple dosyanın esas mahkemesine iadesi ile yeniden yargılama yapılmasını talep ettiklerini, yine 500.000-TL'nin reddine ilişkin verilen karşı taraf vekalet ücretinin dava şartı yokluğundan mı yoksa başka ne sebeple ret edildiği açık olmadığından verilen nispi karşı taraf vekalet ücretini de kabul etmediklerini, görevsiz mahkemede tarafların yaptığı usul işlemlerin görevli mahkemede de geçerli olduğu, görevsiz mahkeme tarafından yapılan usul işlemlerin ise kural olarak geçersiz olduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>Davalı vekili cevap ve karşı istinaf dilekçesinde özetle; davacının yapmış olduğu istinaf kanun yoluna başvurusunun usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı şirketin limited şirket olması nedeniyle ortaklar kurulu kararı olmadan herhangi bir kar payı dağıtımı bulunamayacağından davacının ıslah etmiş olduğu davanın kabulü halinde dahi bu taleplerinin reddinin gerektiğini, UBGT, hafta tatili ve fazla mesai ücretlerine ilişkin olarak davacının iddialarının soyut beyanlardan ibaret olduğunu, ancak iddia eden davacının bu iddialarını ispat etmesi gerekmekte iken ispat edemediğini, bu nedenlerle davacının bu taleplerinin de reddinin gerektiğini, her ne kadar taşınmaz tesciline ilişkin beyanlar işbu davanın konusu olmasa dahi davacının maaşını alamadığını iddia ettiği bir şirket lehine bu denli maddi külfet altına girmesi ve bu kadar güvene dayalı işlemlere başvurması da hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, tüm bu nedenlerle davacının istinaf taleplerini reddinin gerektiğini, mahkeme tarafından davacının davalı şirketle işçi-işveren ilişkisinin bulunduğu kabul edilerek hüküm kurulduğunu, her ne kadar işçi-işveren ilişkisi olmasa dahi olduğunun kabulü halinde de kıdem tazminatına esas miktarın kabulünün mümkün olmadığını, mahkemenin kıdem tazminatın hesabını bilirkişi raporuna istinaden yaptığını, ancak söz konusu rakamın kabul olanağının olmadığını, bahse konu hesaplamanın yapıldığı ücretin o dönem için neredeyse asgari ücretin 4 katı olduğunu, bu ücretin davalı gibi küçük ölçekli bir şirketin verebileceğinin çok üstünde olduğunun da açık olduğunu, ilk derece mahkemesi tarafından kabul edilen kıdem tazminatının tarafımızca kabulünün mümkün olmadığını, davalı şirket ile davacı yan arasında bir işçi-işveren ilişkisi bulunmamasından dolayı belirlenen ihbar tazminatını ve  davacı lehine yıllık izin ücreti alacağına hükmettiğini, bu hususun taraflarınca kabul edilemeyeceğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>Davacı vekili tarafından istinaf başvurusuna karşı cevap dilekçesi verilmemiştir. <br>DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/04/2023 tarih, 2022/906 Esas - 2023/406 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava şirket kar payı alacağına ilişkindir.<br>İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br>İlk derece mahkemesi kararına karşı taraf vekillerince istinaf başvurusu yapılmıştır.<br>İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Dosyanın incelenmesinde; Davacının davalı şirkette 20.06.2019- 29.09.2021 tarihlerinde şirket müdürü olarak, iş akdinin davalı tarafından haksız bir şekilde fesih edildiğini, davacının aylık maaşının 20.000 TL olmasına rağmen sonraki dönemdeki maaş zamlarının uygulanmadığı, dini ve milli bayramlarda çalışmasına rağmen bedelinin ödenmediği, fazla çalışmasının karşılığının ödenmediğini, SGK girişinin yapılmadığını, davacının şirkette ortak gibi çalıştığını, müşteri portföyünü geliştirdiğini, şirketin gelişmesi için kendi adına aldığı taşınmazları davalı adına tescil ettirdiğini, taşınmazların iade edilmemesi nedeniyle şirketle arasının açıldığını, davalının kötü niyetli olarak davacıyı azlettiğini, bu nedenlerle 100,00 TL kıdem tazminatı, 100,00 TL ihbar tazminatı, 100,00 TL fazla çalışma ücreti, 100,00 TL UBGT, 100,00 TL yıllık izin ücreti, 100,00 TL hafta tatili ücreti, 100,00 TL AGİ, 100,00 TL yol ücreti, 100,00 TL yemek ücreti, 100,00 TL kötü niyet tazminatı talepli eldeki davayı açtığı, Gebze 10. İş Mahkemesinin 2022/11 esas 2022/255 karar sayılı ilamı ile davacının işçi sayılmayacağı gerekçesi ile dosyanın göreli Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, davacı vekili tarafından 14.03.2023 tarihli duruşmada davayı ıslah etmek için süre talep edildiği, verilen 2 haftalık sürede davacı vekilinin yeni bir dava dilekçesi sunarak ve davayı tamamen ıslah ettiğini bildirerek 28.03.2023 tarihli ıslah dilekçesini sunduğu ve harcını ikmal ettiği, buna göre davacının şirketten kar payı alacağında bulunduğu, mahkemece yapılan yargılama sonunda kıdem, ihbar, yıllık izin ve AGİ alacağının kabulüne diğer istemlerinin reddine karar verildiği karara karşı taraf vekillerinin istinaf isteminde bulunduğu görülmüştür.<br>1-Islah, usulümüzde dava açılmasının hukuksal sonuçlarından olan iddianın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağını karşı tarafın rızası olmaksızın aşmanın yegâne yoludur.<br>Kavram olarak; taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine ıslah denir. (Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, B.6.C.IV, İstanbul 2001, s.3965) <br>Eş söyleyişle ıslah, iyi niyetli tarafın davayı açtıktan veya kendisine karşı bir dava açıldıktan sonra öğrendiği olgularla ilgili yanlışlıklarını düzeltmesine, eksiklikleri tamamlamasına, bu çerçevede yeni deliller sunabilmesine olanak sağlayan bir kurumdur. (YİBK’nin 04.02.1948 gün, 1944/10 E.-1948/3 K., HGK’nın 16.03.2005 gün, 2005/13-97 E.-2005/150 K. s. İlamları) <br>Islahın temel amacı, dava değiştirme yasağını, hasmın rızasını almaya gerek duymadan aşmak; böylece yeniden dava açma yükünden kurtularak, davaya getirilmesi unutulan vakıaları davaya dahil etmek, dava sebebini değiştirmek ya da ibraz ile ikame edilmesi ihmal edilen delilleri davada ileri sürme olanağını tarafa sağlamaktır. (Tutumlu, M.A., Kuram ve Uygulama Işığında Medeni Usul Hukukunda Islah, 2010, s.17)<br>Uygulamada gözetilmesi gereken ve yukarıda izah edilen denge olgusu, bazı hallerde ıslah yoluna başvurulmasına engel oluşturur. <br>Bu noktada istem sonucu kavramını açıklamak gerekir. İstem sonucu, dava konusunu belirleyen tek ve asıl ögedir. Öğretide istem sonucu, mahkemeden istenilen şey olup davanın mevzuunu teşkil eder (Postacıoğlu, İ. E., Medeni Usul Hukuku Dersleri, 6.Bası, İstanbul 1975) ve mahkemenin davayı kabul etmesi halinde kararında neyi hüküm altına alacağı hususunun açıkça beyan edilmesi keyfiyeti olarak anlaşılmaktadır.(Bilge N./Önen E., Medeni Yargılama Hukuku Dersleri, 3. Baskı, Ankara 1978)<br>Dava konusunun ne olduğu istem sonucu ile belirleneceğine göre, istem konusu ile dava sonucu iddianın ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı ve bu nedenle de ıslah kurumu açısından bir özdeşlik göstermektedir. (Yılmaz, E., Medeni Yargılama Hukukunda Islah, Değiştirilmiş 2. Bası, Ankara-2010, s.190) Dava konusunda yapılacak değişiklik, iddianın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı kapsamında kalmakla birlikte, ıslah yolunun işletilmesi ile sağlanabilmektedir. Bu halde dava konusunun veya istem sonucunun değiştirilmesi yönünde yapılabilecek değişiklik tamamen ıslah veya kısmen ıslah şeklinde gerçekleşebilir.<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun davanın tamamen ıslahını düzenleyen 180 inci maddesinde  “Davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi hâlde, ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.” şeklinde düzenleme mevcut iken kısmen ıslah 181 inci maddede kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verileceği, bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edileceği kabul edilmiştir.\t<br>Tamamen ıslahta dava sebebi veya istem konusu tümüyle değiştirilmektedir. Böylece dava dilekçesindeki talepler artık hükme konu olamaz. Kısmen ıslahta ise önceden yapılan usuli bir işlemin düzeltilmesi, örneğin talep sonucunun arttırılması söz konusu olur. Uygulamada, istem sonucuna ilişkin fazlaya dair haklarını saklı tutan davacının dava değerini ıslah yolu ile arttırabileceği tartışmasız kabul edilmektedir. Bununla birlikte başından beri dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu edilmesine yasal açıdan imkân bulunmamaktadır. (HGK’nın 29.06.2011 gün, 2011/1-364 E.-2011/453 K., 15.06.2016 gün, 2014/4-1193 E.-2016/800 sayılı İlâmları)<br>Somut olayda; Davacı taraf dava dilekçesinde bir kısım işçilik alacağının tahsili için dava açmış, daha sonra 28.03.2023 tarihli ıslah dilekçesi ile davasının açıkça davasını “tamamen ıslah ettiğini” belirterek davasını kar payı alacağına dönüştürmüştür. Az yukarıda detaylandırıldığı üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun davanın tamamen ıslahını düzenleyen 180 inci maddesinde  “Davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi hâlde, ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.” Ancak, davacı taraf ıslah için 14.03.2023 tarihli duruşmada süre talep etmiş, mahkemece anılan yasal düzenlemedeki 1 haftalık kesin süreye aykırı olarak 2 haftalık kesin süre verildiği, davacının ise bu sürede davasını ıslah ettiği ve harcını yatırdığı görülmüştür. Her ne kadar mahkemece verilen kesin süre 6100 sayılı yasanın 180.maddesine uygun değil ise de, Anayasa Mahkemesi 20.01.2016 gün ve 2013/7114 Başvuru numaralı kararında ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2015/(7)9-3666 esas 2018/244 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; davacının mahkemece verilen sürede ıslahı yaptığının anlaşılması karşısında aksi düşünce Anayasının 36.maddesindeki adil yargılanma hakkının ihlali mahiyetinde olacağından, ıslahın süresinde yapıldığının kabulü gerekir. (benzer yönde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2015/(7)9-3666 esas 2018/244 karar sayılı ilamı)<br>Davacı taraf ıslah dilekçesinde; davasını açıkça “tamamen ıslah ettiğini “ bildirerek talep sonucunu 500.000,00 TL kar payı alacağı olarak belirlemiştir. 6100 sayılı yasanın 180.maddesine göre davanın tamamen ıslahı durumunda dava sebebi veya istem konusu tümüyle değiştirilmektedir. Böylece dava dilekçesindeki talepler artık hükme konu olamaz. (HGK’nın 29.06.2011 gün, 2011/1-364 E.-2011/453 K., 15.06.2016 gün, 2014/4-1193 E.-2016/800 sayılı İlâmları, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2022/4227 esas 2023/6388 karar sayılı ilamı) Mahkemece davacının davasını tamamen ıslah ettiği nazara alındığında dava dilekçesindeki taleplerin hükme esas alınmaması gerekirken bu konuda hüküm kurulması hatalıdır. Yine davacının ıslah dilekçesindeki talebi olan kar payı alacağı konusunda bir bir araştırma yapılmadan ve bu konuda gerekçede bir değerlendirme yapılmadan hükümde talebin reddine karar verilmesi de hatalıdır. İlk derece mahkemesi kararının bu nedenle kaldırılması gerekmiştir.<br>O halde mahkemece yapılması gereken iş; davanın usulüne uygun olarak tamamen ıslah edildiği gözetilerek ıslah ile dava konusu haline getirilen kar payı alacağı istemi yönünden yargılama yapmak ve yargılamanın sonunda bu talep hakkında bir karar vermek olmalıdır.<br>2-Kaldırma sebebine göre diğer istinaf istemleri bu aşamada incelenmemiştir.<br>Gerekçeli karar başlığında; taraf vekillerinin adresinin yazılmaması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir.<br>Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzeni yönünden kabulüne, diğer istinaf istemlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, ilk derece mahkemesinin kararının HMK'nın 353-(1)-a)-6) maddelerince kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, karar verilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davacının istinaf başvurusunun kamu düzeni yönünden kabulüne, diğer istinaf başvurusunun bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,<br>2-Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/04/2023 tarih, 2022/906 Esas - 2023/406 Karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-a)-6) ve 355. maddesi uyarınca kamu düzeni gereğince KALDIRILMASINA,<br>3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>4-İstinaf edenler tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edenlere iadesine,<br>5-İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından  yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,<br>6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,<br>7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.13/03/2025<br>\t\t\t\t<br>...<br>Başkan ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br>¸e-imzalıdır <br>...<br>Üye ...<br>¸e-imzalıdır <br>...<br>Katip ...<br>¸e-imzalıdır <br><br><br><br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0a5c22de63a752ae","SID":"bf50c3dd720e40e9"}}