{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    7. HUKUK DAİRESİ     <br>T.C.<br>SAKARYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  7. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/2040 <br>KARAR NO\t: 2025/444<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ... \t\t\t (...)<br>ÜYE\t\t: ... \t\t\t\t\t\t\t\t (...)<br>KATİP\t\t: ...  \t\t\t(...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 06/06/2023<br>NUMARASI\t: 2010/556 Esas - 2023/320 Karar<br><br>DAVACI \t: ... -  ...<br>VEKİLİ\t: AV. ... - ...<br>DAVALILAR \t: MÜFLİS ÖZYAPI İNŞ. SAN VE TİC. A.Ş. İFLAS MASASI -  Kocaeli 6 İcra Dairesi ... İFLAS sayılı dosyası mucibince İflas Masası  ...<br>VEKİLİ\t: Av. ... - ...<br>\t: ... ...<br>\t: ... ...<br>VEKİLİ\t: Av. ... - ...<br><br>DAVA\t: Alacak ( Kayıt Kabul )<br>DAVA TARİHİ\t: 04/08/2010<br>KARAR TARİHİ\t  : 13/03/2025<br>KR. YAZIM TARİHİ\t  : 13/03/2025<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla  HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkilinin ... adresinde bulunan taşınmazın maliki olduğunu, taraflar arasındaki protokole göre eski malik ve kullanıcı olan davalıların müvekkiline ait binayı 1Ocak 2010 tarihine kadar kullanacağını, anılan tarihte tahliye edeceğini, tahliye ederken ise binada bulunan koltuk, masa, sandalye gibi eşyalar ve sabit demirbaşların müvekkiline bırakılacağını, davalıların binayı terk ettiklerini, ancak Kocaeli 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/... değişik iş sayılı dosyası ile yapılan tespitte müvekkilinin uğradığı zararın tespit edildiğini beyan ederek; 10.000,00 TL maddi zararın 01/01/2010 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taşınmazın Özyapı Şirketine ait olup diğer davalıların taşınmaz üzerinde sıfatlarının bulunmadığını, bu nedenle bu davalılar yönünden davanın husumet yokluğundan reddi gerektiğini, protokol uyarınca taşınmazın müvekkiline kiralanmış olmasına rağmen müvekkilinin tahliyesi amacıyla baskı ve tehdide maruz kaldıklarını, davacının protokole uymadığını, satış nedeniyle ödenmesi gereken 180.000,00-TL'nin müvekkiline ödenmediğini, müvekkilinin protokole uygun olarak süresinde tahliye işlemini gerçekleştirdiğini, binaya zarar verilmediğini, tespit dosyasından haberdar olmadıklarını beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:<br>İlk derece mahkemesince; \"...Davanın KISMEN KABULÜ ile,<br>1-Davacının 38.775,00 TL alacağının 10.000,00 TL sine 04/08/2010 tarihinden, iflas tarihi olan 23/11/2016 tarihine kadar; bakiye 18.775,00 TL sine ıslah tarihi olan 06/03/2023 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte Kocaeli İcra Müdürlüğünün ... iflas sayılı dosyasına kayıt ve kabulüne, <br>2-Davanın ... ve ... yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle REDDİNE, ...\" şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İlk derece mahkemesince verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece idari binada bulunan ve taşınmazla birlikte devri öngörülen demirbaşların taşınmazdan ayrı olarak değerlendirilmesi ve protokolle devir sorumluluğu yüklenen satıcı ... ve yine protokolle devir sorumluluğu yüklenen satıcı ... yönünden taraf sıfatı olmadığından bahisle davanın reddinin hukuka aykırı olduğunu, 23.10.2007 tarihli protokolde satıcı olarak yer alan ve protokolde açıkça resmi işlem takibi ve yükümlülüklerin yerine getirilmesinden sorumlu olduğu belirtilen davalılar ... ve ...'nın sorumlu olmadığının kabulünün hukuken mümkün olmadığını, hükmünün \"davalılar ... ve ... açısından davanın pasif husumet yokluğundan reddine\" ilişkin kısımla sınırlı olmak üzere hükmü istinaf etme zaruretinin hasıl olduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafça dava ikame edilmeden önce alınan bilirkişi raporunu ve işbu raporda yapılan tespitleri kabul etmediklerini, ispat külfetinin davacı tarafa ait olduğu davacı tarafın, iddia edilen zararların davalı şirketten kaynaklandığını ispat edemediğini, uğranılan zarara dayanak gösterilen rapor ile belirlenen tutarın talep edilmemiş olması, iddia ve talep arasındaki çelişki, kötü niyet unsurunun bulunup bulunmadığı hususunun irdelenmesi ve araştırılması gerektiği sonucunu açık bir şekilde ortaya koyduğunu, davacı tarafça dosyaya sunulan 06.03.2023 tarihli dilekçe ile ıslah talebinde bulunulduğu, davacı tarafın iddia etmiş olduğu alacağının zaman aşımına uğramış olmasına rağmen bu itirazlarının Mahkemece hüküm aşamasında dikkate alınmadığını belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. <br>Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; hükme esas alınan raporda, hangi eşyaların bulunup bulunmadığının tek tek irdelenmiş olduğu, eşyaların güncel bedellerinin tespit edildiğini, ilgili raporda soyut, gerçek dışı hiçbir unsurun bulunmadığını, Mahkemece hükme esas alınmasında herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, davalıların davaya cevap süresinde zaman aşımı def'inde bulunmadığını, cevap dilekçesinde zamanaşımı def'inde bulunmayan davacının ıslah işlemi ardından zamanaşımı def'inde bulunması savunmanın genişletilmesi yolu olup karşı tarafın muvafakatine bağlı olduğunu, işbu konuya ilişkin yerleşik içtihatlar incelendiğinde görüleceğini, taşınmaz tahliye edildikten sonra taşınmazda bulunan eşyalara davacı şirketin yahut bir başkasının zarar vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı vekili tarafından istinaf başvurusuna karşı cevap dilekçesi verilmemiştir. <br>DELİLLER:Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/06/2023 tarih, 2010/556 Esas - 2023/320 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava sözleşmeye aykırılık nedeniyle tazminat davasından dönüşen kayıt kabule ilişkindir.<br>İlk derece mahkemesince davanın davalılar ... ve ... yönünden husumet yokluğundan reddine, diğer davalı yönünden kabulüne karar verilmiştir.<br>İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı vekili ile davalı müflis şirket vekili tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır.<br>İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nun 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>Dosyanın incelenmesinde; davacı ile davalılar arasında 23.10.2007 tarihli protokol imzalandığı, protokol kapsamında ... sayılı taşınmazın ve taşınmaz üzerinde bulunan binaların demirbaşları ile birlikte davacıya devri hususunda anlaşıldığı, devre konu taşınmaz ve eşyaların fiili teslim tarihinin 01.01.2010 tarihi olarak kararlaştırıldığı, anılan tarihte teslimin yapıldığı ancak, protokole konu demirbaşların bir kısmının hasarlı şekilde bir kısmının ise eksik olarak teslim edildiğinden davacının anılan zararın tazmini için eldeki davayı açtığı, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın davalılar ... ve ... yönünden husumet yokluğundan reddine, diğer davalı yönünden kabulüne karar verildiği, karara karşı davacı vekili ile davalı müflis şirket vekilinin istinaf yasa yoluna başvurduğu görülmüştür.<br>1- İflasın açılması ile hukuk davalarının İİK’nın 194/1. maddesi uyarınca ikinci alacaklılar toplantısının 10 gün sonrasına kadar duracağı öngörülmüştür. Müflisin davalı olduğu hukuk davaları yönünden iflas idaresi, alacakları tahkik ederken, bu alacağı davalı (çekişmeli) alacak olarak sıra cetveline geçirir. Bu alacağın, dolayısıyla davanın kabul edilip edilmeyeceği hakkındaki karar ikinci alacaklılar toplantısında verilir. Bir hukuk davasının kayıt kabul davasına dönüşmesi için davalının iflas etmesi, iflas idaresinin de davaya konu alacağı iflas masasına kabul etmemesi gerekir. İkinci alacaklılar toplantısında, alacak iflas masasına kesin surette kayıt ve kabul edilmiş ise dava konusuz kalacaktır. Alacak kısmen veya tamamen reddedilmiş ise davaya, alacağın iflas masasına kayıt ve kabulü davası olarak devam edilmesi gerekecektir. (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2024/1669 esas 2024/3704 karar sayılı ilamı, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2017/2276 esas 2017/3832 karar sayılı ilamı)<br>Eldeki olayda; davalı müflis şirket hakkında Kocaeli Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/534 sayılı dosyasıyla 16.12.2010 tarihinde iflasına karar verildiği, anılan karar doğrultusunda Kocaeli 6. İcra ve İflas Müdürlüğünün 2011/1 iflas dosyasının açıldığı, 07.01.2014 tarihli iflas müdürlüğü yazı cevabına göre davacının 38.775,00 TL için alacak kayıt talebinde bulunduğu, ilk oluşturulan sıra cetvelinde davacının isminin yer almadığı, daha sonra anılan iflas kararının Yargıtay tarafından bozulduğu ve davalı hakkında 23.11.2016 tarihinde yeniden iflas kararı verildiği, dosyaya gelen ek sora cetvelinde de davalının isminin bulunmadığı, talep hakkında bir karar verilip verilmediği, ikinci alacaklılar toplantısında alacağın iflas masasına kesin kaydının yapılıp yapılmadığı dosyadan anlaşılamamaktadır. <br>Az yukarıda açıklandığı üzere; İkinci alacaklılar toplantısında, alacak iflas masasına kesin surette kayıt ve kabul edilmiş ise dava konusuz kalacaktır. Alacak kısmen veya tamamen reddedilmiş ise davaya, alacağın iflas masasına kayıt ve kabulü davası olarak devam edilmesi gerekecektir. (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2024/1669 esas 2024/3704 karar sayılı ilamı, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2017/2276 esas 2017/3832 karar sayılı ilamı) Mahkemece davacının alacak talebinin ikinci alacaklılar toplantısında veya sonrasında iflas masasına alacak olarak kaydedilip kaydedilmediği hususu araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken bu hususa  uyulmaması hatalıdır.<br>2-Hükme esas alınan Kocaeli 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/... DİŞ sayılı dosyasının tespit tarihinde yürürlükte olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 368 - 374. Maddelerinde delil tespiti düzenlenmiştir. <br>HUMK’un 368. maddesi; “İki taraftan her biri, derdesti rüyet bulunan davada henüz tahkik ve tetkikine sıra gelmemiş bulunan veyahut ileride ikame edeceği davada dermeyan edilecek olan hususun şahit, keşif, ehlihibre veya diğer deliller ile tespitini talep edebilir” şeklinde düzenlenmiştir.<br>Aynı Kanun’un 369. maddesi, delillerin tespiti için gerekli şartları ortaya koymaktadır. Bu madde içeriğinde aynen; “Kanunu Medeni hükmü mahfuz kalmak şartiyle ancak şimdiden zabıt ve tesbit olunmazsa ileride zayi olacağı veya ikamesinde çok müşkülat çıkacağı melhuz olan deliller bu fasıl hükmüne tevfikan tesbit olunabilir” denilmektedir.<br>Bu maddelerden de anlaşılacağı üzere, delil tespitinde bulunulabilmesi için:<br>Öncelikle, henüz ikame olunmamış ve fakat ikame olunması düşünülen bir davada delil olarak ileri sürülecek bir vakıa bulunmalıdır. Sonradan ikame edilecek olan dava ile hiçbir alaka ve ilişkisi bulunmayan bir vakıa tespit ettirilemeyeceği gibi, ayrıca tespiti talep olunan delillerin hemen tespitine gidilmediği takdirde delillerin kaybolacağından ciddi bir surette endişe edilmesi gerekmektedir.<br>Diğer yandan, ancak inceleme sırası gelmemiş olan delillerin tespiti istenebilir. Daha önceden tespit edilmiş olan bir hususun yeniden tespiti talep olunamayacağı gibi ayrıca delil tespiti istenilen vakıanın mevcudiyeti açıkça belli ve inkâr edilemeyecek bir vakıaya yönelik ise yine tespiti istenemez.<br>Delil tespiti istenmesinde hukuki yarar bulunmalıdır; şimdiden tespit edilmemesi hâlinde ilerde kaybolacağı (yok olacağı) veya gösterilmesi çok güç olacağı tahmin edilen delillerin, önceden tespit edilmesinde hukuki yarar varlığı kabul edilmektedir.<br>Delil tespiti tek başına bir dava olmadığından bu talebe karşı üçüncü kişiler müdahale edemez ve karşı dava da açılamaz.<br>Kural olarak, delil tespiti karşı taraf da hazır olmak üzere (her iki tarafın huzurunda) yapılır. Fakat, karşı taraf, usulüne uygun biçimde davet edildiği hâlde, gelmezse delil tespiti gıyabında yapılır. Mahkeme, delil tespitinin karşı tarafın yokluğunda yapılmasına da karar verebilir. Delil tespitinin karşı tarafın yokluğunda yapılmış olması hâlinde, mahkeme, dilekçeyi ve delil tespiti tutanağı ile varsa bilirkişi raporunun bir suretini derhal karşı tarafa tebliğ etmek zorundadır (HUMK m. 372/I-II). Aksi hâlde, karşı tarafa tebliğ edilmemiş olan delil tespiti tutanağı, davada delil olarak kullanılamaz.<br>Yine delil tespiti dosyasında alınan bilirkişi raporunun hükme esas alınması yönünden; hukuki dinlenilme hakkının düzenlendiği HMK 27. maddeye göre davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.  Hukuki dinlenilme hakkı yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir. Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir (HMK 266/1). Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir (HMK 281/2). Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir  (HMK 281/3). Bu hükümlerin de sonucu olarak delil tespiti karşı tarafın yokluğunda yapılmış ve bu rapora itiraz edilmiş olduğu halde bilirkişi raporu alınmaksızın delil tespiti dosyasında alınan raporun hükme esas alınması hukuki dinlenilme hakkına aykırı olacaktır. (Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2016/103 esas 2017/1382 karar sayılı ilamı)<br>Somut olayda; Kocaeli 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin ... DİŞ sayılı dosyasının fiziken eldeki dava dosyası içerisine alındığı, anılan delil tespiti dosyasının incelenmesinde davaya konu demirbaşlardan eksik ve hasarlı olanların tespit edildiği ve bu hususta raporun dosyaya sunulduğu, delil tespiti kararında tespitin karşı tarafa tebligat yapılmaksızın yapılmasına karar verildiği, raporun davalılara tebliğine karar verilmesine rağmen dosyadan davalılara gönderilen bir rapor tebliğinin de bulunmadığı, nitekim davalıların davaya cevap dilekçelerinde kendilerine rapor tebliğ edilmediğinden rapor içeriğinden haberdar olmadıkları yönündeki beyanı ve ıslaha karşı beyanlarında ise rapora açıkça itiraz ettiklerini belirtmesi karşısında, tespitin davalıların yokluğunda yapıldığı hususu göz önüne alınarak delil tespiti tarihinde yürürlükte bulunan mülga 1086 sayılı yasanın 372/1-II maddeleri gereği mahkeme, dilekçeyi ve delil tespiti tutanağı ile varsa bilirkişi raporunun bir suretini derhal karşı tarafa tebliğ etmek zorunda olup, aksi hâlde, karşı tarafa tebliğ edilmemiş olan delil tespiti tutanağı, davada tek başına delil olarak kullanılamaz. Kaldı ki davalının delil tespitine itirazları da olduğu nazara alındığında; delil tespiti karşı tarafın yokluğunda yapılmış ve bu rapora itiraz edilmiş olduğu halde bilirkişi raporu alınmaksızın delil tespiti dosyasında alınan raporun hükme esas alınması hukuki dinlenilme hakkına aykırı olacaktır. (Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2016/103 esas 2017/1382 karar sayılı ilamı)<br>Bu nedenlerle, eldeki dosya kapsamında, delil tespitinin davalıların yokluğunda yapılması ve davalılara herhangi bir tebligat yapılmaması nedeniyle tarafların iddia ve savunmalarını da karşılar şekilde, bir bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken bu hususa uyulmaması hatalı olup, bu nedenle verilen hükmün kaldırılması gerekmiştir.<br>3-6100 sayılı yasanın “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297.maddesinin 2. Fıkrasına göre; Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.<br>Eldeki olayda; mahkemece verilen hükmün 1. Bendinde kabul edilen alacak miktarının 38.775,00 TL olduğu belirtildikten sonra devamında 10.000,00 TL ve 18.775,00 TL yönünden olmak üzere toplam 28.775,00 TL üzerinden hüküm kurulduğu, bu şekilde hüküm kendi içinde çelişkili hale gelmiş olup, anılan hüküm 6100 sayılı yasanın 297/2. maddesine aykırıdır.<br>4- Bir davada davacı ... davalı olmak üzere daima iki taraf bulunur. Davada taraf olarak gösterilen bu kişilerin gerçekten o dava ile ilgili olup olmadığı ise taraf sıfatı ile ilgilidir. Sıfat, dava konusu subjektif hak olan dava hakkı ile taraflar arasındaki ilişkidir. <br>Taraf ehliyeti, dava ehliyeti, davayı takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka yöneliktir. Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi kural olarak o hakkın sahibine ait olduğundan davacı sıfatı (aktif husumet), yani davacı olma yetkisi de o hakkın sahibine ait olacaktır. Bir subjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek kişi ise, o hakka uymakla borçlu olan kişiye (davalı sıfatı, pasif husumet) ait olacaktır (Baki, Kuru: Medeni Usul El Kitabı, Ankara 2020, C.I, s. 332).<br>Mahkemenin de taraflar arasındaki dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için bu kişilerin o davada gerçekten davacı ... davalı sıfatlarına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, taraflardan birinin o davada gerçekten davacı ... davalı sıfatı yoksa davanın esası hakkında bir karar verilemeyeceğinden dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. <br>Taraf sıfatı usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu subjektif hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olduğundan taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak görünen kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için def'i değil, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülmesi mümkün ve mahkemece de kendiliğinden nazara alınması zorunlu bir olgudur. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 27.01.2016 tarihli ve 2014/13-684 Esas, 2016/106 Karar; 30.11.2021 tarihli ve 2018/(20)8-343 Esas, 2021/1515 Karar ve 24.02.2022 tarihli ve 2019/(17)4-854 Esas, 2022/200 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.<br>Eldeki olayda; Taraflar arasında imzalanan davaya konu 23.10.2007 tarihli protokolün 3-a maddesinde “…Satıcılardan ... ve ... tarafından tapu devri yapıldıktan sonra üzerinde bulunan binaların diğer satıcı Özyapı İnşaat San. Tİc. A.Ş tarafından fatura karşılığı alıcıya devri yapılacaktır.” Hükmü bulunmaktadır. Anılan hükme göre ... ve ... tapu devrinden sorumlu olup, binaların devrinin diğer davalı şirket tarafından yapılacağı yazıldıktan sonra, devamında 3-b maddesinde binanın ve diğer yapılan 01.01.2010 tarihinde demirbaşlarıyla birlikte devredileceği yazılmıştır. Bu durumda sözleşmenin 3-a maddesinde binaları devredecek olan davalı müflis şirketin bu devri 3-b maddesine göre yerine getirileceği anlaşıldığından, diğer davalıların bina ve demirbaşların devri yönünden sözleşmeye göre bir sorumlulukları bulunmadığından mahkemece davanın bu davalılar yönünden husumet yokluğundan reddine karar verilmesi isabetli olup, davacının bu yöndeki istinaf istemleri yerinde görülmemiştir.<br>Gerekçeli karar başlığında; davalıların T.C. Kimlik numarası ve davalı şirket vekilinin adresinin yazılmaması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir.<br>Açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun 3 numaralı kısım yönünden kamu düzeni yönünden, 1 ve 2 numaralı kısımlar yönünden esastan kabulüne, davacının istinaf istemlerinin reddi ile ilk derece mahkemesinin kararının HMK'nın 353-(1)-a)-4)-6)maddelerince kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, karar verilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 3 numaralı kısım yönünden kamu düzeni yönünden kabulüne, 1 ve 2 numaralı kısımlar yönünden esastan kabulüne, davacının istinaf istemlerinin reddine,<br>2-Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 06/06/2023 tarih, 2010/556 Esas ve 2023/320 Karar sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-a)-4)-6) maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>4-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edene iadesine,<br>5-İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından  yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,<br>6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,<br>7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.13/03/2025<br>\t\t\t\t<br>...<br>Başkan ...<br> ¸e-imzalıdır<br>...<br>Üye ...<br>¸e-imzalıdır <br>...<br>Üye ...<br>¸e-imzalıdır <br>...<br>Katip ...<br>¸e-imzalıdır <br><br><br><br><br>  * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"02aa95c9e01b2543","SID":"9d5e487d3e895b70"}}