{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/989 <br>KARAR NO: 2025/486<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 11/01/2022<br>NUMARASI: 2021/12 Esas - 2022/3 Karar<br>DAVA: Menfi Tespit <br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 26/03/2025<br>Davanın kabulüne ilişkin verilen kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA: Davacı vekili; müvekkilinin ... Tic. AŞ'nin ortağı olduğu dönem, adına kayıtlı hisselerden toplam 24.000-TL nominal değeri olan 960 paya karşılık gelen %2 hisseyi 181.500-TL bedelle davalı ...'e 03.12.2014 tarihinde hisse devir sözleşmesi ile sattığını ve temlikname ile hisseleri devrettiğini, davacının hisse devir sözleşmesine istinaden davalıya 181.500-TL bedelli teminat senedi  verdiğini, akabinde hisse devrine istinaden sözleşme ve temlikname imzalanarak hisselerin davalıya devredildiğini, bu sebeplerle teminat senedinin hükümsüz kaldığını, burada devralınan hisseleri şirket pay defterine işletip işletmemenin tamamı ile devralanın iradesinde olduğunu, devralanın şirkete başvurup pay defterine devraldığı payları işletmesi gerektiğini, müvekkilinin satışa konu payları devrederek sözleşmeye dayalı edimini yerine getirdiğini, ancak davalının senedi müvekkiline iade etmeyerek İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ... (eski ...) esas sayılı dosyası ile müvekkili aleyhine koyduğunu, takibin kesinleştiğini, müvekkilinin alacağa mahsuben haciz baskısı altında ödemeler yaptığını, ayrıca menkul mallarının haczedildiğini belirterek, söz konusu icra takibi nedeniyle müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespiti ile haciz baskısı altında ödenen paranın istirdadına karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili; 2016 yılında başlatılan takipte ödemeler yapan davacının 5 yıl sonra borcu olmadığını iddia etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının malları icra vasıtasıyla satılmış olmasına rağmen herhangi bir itirazının olmadığını, davacının ... hisselerini 24.06.2014 tarihinde devraldığını, ancak 12.02.2016 tarihli ticaret sicil gazetesine göre davacının şirkette hissesinin bulunmadığını, buna göre müvekkili adına kayıtlı bir payın bulunmadığını, davacının müvekkilini aldatarak hayali hisse sattığını, 25.04.2016 ve 12.10.2018 tarihli ticaret sicil gazetelerine göre de müvekkili adına kayıtlı pay bulunmadığını, dolayısıyla şirkette davacının satış yaptığı söylenen tarihlerden sonra müvekkilinin ve davacının payının bulunmadığını, müvekkilinin sadece alacağını elde etmeye çalıştığını, senedin teminat senedi olduğunu kabul etmemekle birlikte aksi halde de teminat olarak verilen işlem yerine getirilmediğinden teminat senedinin icraya konulabileceğini belirterek, davanın reddi ile davacı aleyhine inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece; davacının 03/12/2014 tarihinde şirketteki payını 181.500-TL karşılığında davalıya  devrettiği, aralarında hisse devir sözleşmesi ve temlik senedi düzenledikleri, bedeli olan paranın dava dışı ...'ın ... bank'ta bulunan hesabına gönderildiği, davalının Savcılıktaki beyanında da kendisinin 2014 yılında ... isimli hastaneye ortak olmak istediğini, şirketten 2 adet pay aldığını, bununla ilgili olarak müştekilerden ... ile aralarında 03/12/2014 tarihli hisse devrini senet ile yaptıklarını, bedel olarak anlaştıklarını, bu iki adet hissenin birinin bedelinin hastanenin diğer ortağı müştekilerden ...'ın hesabına iki ayrı seferde banka kanalıyla yatırdığını, geri kalan 181.500-TL'yi ise müştekilerden ...'ya elden verdiğini, hastaneye ortak olduktan sonra kendisine herhangi bir kar payı verilmediğinden bahisle icra takibi başlattığını beyan ettiği, icra takibine konu senedin bu hisse devrine karşılık düzenlendiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile dayanak icra takibi nedeniyle davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, %20 oranında kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF NEDENLERİ: Davalı vekili; davacının kesinleşen takipte ödemeler yapmasına rağmen 5 yıl sonra borcu olmadığını iddia etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının malları icra vasıtasıyla satılmış olmasına rağmen herhangi bir itirazının olmadığını, davacının ... şirketi hisselerini 24.06.2014 tarihinde devraldığını, ancak 12.02.2016 tarihli ticaret sicil gazetesine göre davacının ve müvekkilinin şirkette hissesinin bulunmadığını, davacının müvekkilini aldatarak hayali hisse sattığını, 25.04.2016 ve 12.10.2018 tarihli ticaret sicil gazetelerine göre de müvekkili adına kayıtlı pay bulunmadığını, dolayısıyla şirkette davacının satış yaptığı söylenen tarihlerden sonra müvekkilinin ve davacının payının bulunmadığını, davacının müvekkiline hayali hisseler sattığını, mahkemece tanık dinletme istemleri hakkında karar verilmemesinin hatalı olduğunu,  senedin teminat senedi olduğunu kabul etmemekle birlikte, teminat olarak kabulü halinde de teminat olarak verilen işlem yerine getirilmediğinden teminat senedinin icraya konulabileceğini, mahkemenin gerekçeli kararının maddi gerçekle uyuşmadığını belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.  <br>GEREKÇE: Dava, takip konusu bono nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.  Mahkemece davacının istirdat istemi işbu davadan ayrılarak ayrı bir esasa kaydedilmiştir.  Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi sadece inkâr etmekle yetinir ise, başka bir deyişle bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmüş ise, ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalıya düşer. Fakat menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Kambiyo senedi niteliğinde olan bono, düzenlenmesine esas teşkil eden temel ilişkiden bağımsız, karşı edimin ödenmesi şartına bağlanamayan, kayıtsız şartsız bir bedelin ödenmesi taahüdünü içeren mücerret (soyut) bir borç ilişkisini ifade etmektedir. Kambiyo senetlerinde soyutluk prensibinin en önemli işlevi ispat açısından kendisini gösterir. Buna göre, bir kambiyo senediyle borç altına giren kimse, borçlu olmadığını iddia ediyor ise bu hususu yazılı delillerle ispat etmekle yükümlüdür. Somut olayda; taraflar arasında, dava dışı ... AŞ'nin davacıya ait 24.000-TL değerindeki 960 payının davacı tarafından davalıya satış ve devrine ilişkin 03.12.2014 tarihli hisse devri sözleşmesi ile aynı tarihli hisse devir ve temlik senedi düzenlendiği, aynı zamanda keşidecisi davacı ve lehtarı davalı olan 30.06.2014 ödeme tarihli 181.500-TL bedelli bononun davacı tarafça davalıya verildiği, senet üzerine \"15 Haziran 2015 tarihinde ...'den aldığı %2 hisse bedeli 181.500-TL ödenmiş, vazgeçmesi durumunda bu senet geri ödenecektir\" şeklinde el yazılı kayıt konulduğu, davalı tarafından bononun icra takibine konulduğu ve takibin kesinleştiği anlaşılmaktadır. Sözleşme tarafların kabulünde olup, hisse devir bedeli ile bedelin davalı tarafça ödendiği hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık yoktur. Bono üzerinde bulunan kayıt ile bononun teminat için verildiği davacı tarafça ispatlanmıştır. Buna göre davalının hisseleri devralmaktan vazgeçmesi halinde, ödemiş olduğu devir bedelinin teminatı olarak takip ve dava konusu senet düzenlenerek davalıya verilmiştir. Davalı soruşturma dosyasında alınan ifadesinde, hisseleri devralarak hastanenin ortağı olduğunu, ancak kendisine %2 kar payı verilmesi gerekirken verilmediğini, bu nedenle davacı hakkında icra takibi başlattığını beyan etmiştir. Davalı tarafça hisse devir tarihi itibariyle davacının şirkette payının bulunmadığı ileri sürülmüştür. Ancak şirkete ait ticaret sicil kayıtları ile genel kurul hazirun cetvellerine göre dava dışı şirketin toplam 1.200.000-TL sermayesinin her biri 25-TL değerinde 48.000 paya bölünmüş olup, devir tarihinde davacının şirkette 180.000-TL değerinde 7.200 payının bulunduğu görülmektedir. Şirketin hisseleri nama yazılı olup, pay senedi çıkarılmamıştır. Anonim şirketlerde payın devri için payın senede bağlanmış olması şart değildir. Sahip olunan payı temsil etmek üzere hisse senedi çıkarılmamış olması halinde, sahip olunan pay senede bağlanmamış demektir. Çıplak pay, senede bağlanmış paylar gibi serbestçe devredilebilir. Çıplak payın devri hakkında TTK'da özel bir düzenleme mevcut değildir. Çıplak pay, genel hükümlere göre yazılı devir anlaşması ile devredilebilir. Alacağın temliki, tasarrufi bir işlem olduğundan temlik ile çıplak pay devralana geçer. Alacağın temlikinde olduğu gibi yazılı şekil şartı vardır. Bedeli ödenmiş çıplak payın devri, TBK'nın 184. maddesi gereği yazılı bir temlik beyanının devralana verilmesi ile gerçekleşir. Dolayısıyla somut olayda taraflar arasındaki pay devri geçerlidir. Ancak payları devralan davalı tarafından pay defterine kayıt için başvurulmamış olup, bu hususta devreden davacının herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Şirketin kar payı ödememesi de hisseleri devreden davacının sorumluluğunda değildir. Senet üzerindeki kayda rağmen davalı, hisse devir sözleşmesinden vazgeçmemiş, bu hususta davacıya yönelik herhangi bir bildirimde bulunmamıştır. Bu durumda teminat olarak verildiği kanıtlanan bonoya dayalı olarak alacak talep edilmesi mümkün değildir. Uyuşmazlığın miktarı itibariyle tanıkla ispatı mümkün olmadığından, mahkemece davalı tanıklarının beyanlarının alınmamış olması da usule uygundur. Bu nedenle mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca  ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 13.321,51-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 3.330,37-TL harcın mahsubu ile kalan 9.991,14‬-TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davacı tarafından yapılan 90,5‬0-TL istinaf yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 26/03/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"79e9c4d8e1c8fafb","SID":"805db9059dc64151"}}