{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  20. HUKUK DAİRESİ     <br>Esas-Karar No: 2023/223 - 2025/531<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20. HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO         : 2023/223 <br>KARAR NO\t: 2025/531<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                   \t       K A R A R <br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 22/04/2021<br>NUMARASI\t\t: 2017/315 E.  -  2021/144 K.<br><br><br>\t  <br>DAVANIN KONUSU\t: Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 22/04/2021 tarih ve 2017/315 E. - 2021/144 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı ... tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkili Üniversitenin 2008 yılında kurulmuş bir vakıf Üniversitesi olduğunu, 2009/59920 sayılı “... şekil” ve 2015/57186 sayılı “... ...” markalarının sahibi bulunduğunu, müvekkili üniversiteye ait olan “...” ibareli markaların tanınmış marka statüsünde olduğunu, her iki markanın da 41. Sınıfta tescilli olduğunu, davalı yanın müvekkilinin markalarının tüketici nezdinde kazandığı itibardan haksız bir şekilde yararlanmak amacıyla “...” markasını 41. Sınıfta tescil ettirmek için başvuruda bulunduğunu, dava konusu başvurunun müvekkilinin markalarıyla iltibas yaratacak düzeyde benzediğini, tüketiciler nezdinde karıştırılma ihtimali bulunduğunu, “...” ibaresinin müvekkili üniversitenin “...” ibareli seri markaları için kullanılan esaslı, ayırt edici ve tüm markalarındaki ortak unsur olduğunu, davalı markası ile müvekkilinin “...” ibareli seri markları arasında görsel, kavramsal ve işitsel olarak benzerlik bulunduğunu, her iki taraf markasının da aynı hizmeti (eğitim ve öğretim) kapsadığını ileri sürerek 2017-M-6635 sayılı YİDK kararının iptaline, 2016/24676 başvuru numaralı “...” markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br> Davalı ... vekili, başvuru markası ile davacı markaları arasındaki ortak ibare “...” kelimesi olsa dahi, bütünü itibariyle düşünüldüğünde, bıraktıkları toplu intiba yönünden birbirlerinden farklı markalar olduğunu, “...” ibaresinin “Nüfusunun çoğu ticaret, sanayi, hizmet veya yönetimle ilgili işlerle uğraşan, genellikle tarımsal etkinliklerin olmadığı yerleşim alanı, kent, site” anlamlarına geldiğini, söz konusu ibarenin marka olarak ayırt ediciliğinin zayıf olduğunu, başvuru konusu markada asıl unsurun “...” ibaresi olmadığını, markalar arasında görsel benzerliğin bulunmadığını ve ortalama tüketici nezdinde karıştırılacak derecede benzemediğini,  davacı vekilinin tanınmışlık ile ilgili iddialarının kabul edilemez nitelikte olduğunu, davalı başvurusunun 556 sayılı KHK’nın 35/1 maddesi anlamında kötüniyetli bir başvuru olduğunu ispat edemediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. <br> Davalı şirket vekili, tarafların ayrı şehirlerde bulunduklarını, müvekkili ile davacı markaları arasında kullanılan hakim ayırt edici unsurun “...” sözcüğü olmadığını, ayırt edici unsurlarının “...” ve “...” sözcükleri ile diğer sözcük unsurları olduğunu, her iki tarafın da eğitim alanındaki faaliyet alanlarının gerek bulunduğu coğrafi alan itibariyle gerekse de eğitim seviyesi itibariyle farklı olduğunu, markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerliğin bulunmadığını, davacı yanın iddia ettiği marka yazı stili benzerliğinin ya da siyah renk kullanılmış olmasının tescil konusu olamayacağını, renk üzerinden de iltibas iddiasında bulunulamayacağını, “...” kelimesinin kimsenin tekeline bırakılamayacağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalı marka başvurusunun hizmet listesinin davacı markaları ile aynı/aynı tür hizmetleri içerdiği, davalının markasının ... ibaresinden oluştuğu, ... ve ... ibareleri markanın ayırt edici unsurları olduğu, ÖZEL ve OKULLARI kelimeleri ise yardımcı unsur konumunda bulunduğu, davacının markalarının ... ve ... ibaresi ile buna eklenmiş (yardımcı ya da tali unsurlar) “üniversite” ve “...” gibi kelimelerden oluştuğu, davacı markalarının ayırt edici esaslı unsuru ya da esaslı unsurun bir parçası olan ... kelimesinin davalı markasının da esaslı unsuru konumunda olduğu, davacının itiraza mesnet markalarının asıl ve ayırt edici unsurunun “...” ibaresi olduğu, davalı markasının da “...” ibaresinin öne çıktığı, bu ibareye eklenen “...” ibaresinin 556 Sayılı KHK 8/1-b maddesi anlamında markalar arasındaki ilişkilendirme ihtimalini ortadan kaldıracak düzeyde markaya ayırt edicilik katmadığı, taraf markalarının tüketici zihninde bıraktığı ses ve iz ile aynı etkiyi doğurduğu, tüketicilerin markanın kapsadığı emtia/hizmeti almak için ayırdıkları süre zarfında taraf markalarını ayırt edemeyecekleri, işaretlerin bu derece benzer olması nedeniyle işletmesel bağlantırılma ihtimalinin de mevcut olduğu, yine tüketiciler nezdinde davalının mezkur markayı davacının vermiş olduğu bir lisansla kullandığı düşüncesine kapılmaları ihtimalinin de yüksek olduğu, davalının dava konusu markayı çekişmeli sınıflar bakımından tescil ettirmesinin, davacının “...” ibareli ürün/hizmetler için tüketiciler ve yararlanıcılar nezdinde tesis ettiği imaj, güven ve hatırlanırlıktan haksız olarak istifade etmesi sonucunu doğuracağı, bu durumun ise, markaların aynı işletmeye ait seri markalar olduğu izlenimini yaratacağı, dava konusu davalı markasının davacı markaları ile ilişkilendirme ihtimalini de kapsayacak şekilde karıştırılma tehlikesine yol açacak derecede benzer olduğu,  iltibas tehlikesinin bulunması ve emtia listelerinin aynı/benzer olması halinde 556 Sayılı KHK 8. maddesinin (4) numaralı fıkrasının tartışma alanı bulamayacağı, öte yandan gerek dava dosyası, gerekse de işlem dosyası içinde, davacının ... markasını 41. Sınıftaki hizmetler üzerinde, davalıdan önce kullandığını ve işbu hizmetler itibariyle, ... markasının gerçek hak sahibi olduğunu ispatlayan herhangi bir delil bulunmadığı, davacı ...’nin adının, “41/01 Eğitim ve öğretim hizmetleri.” itibariyle, 2016/24676 sayılı ... markası yönünden 556 s. KHK’nin 8/5 maddesi uyarınca tescil engeli oluşturduğu, ayrıca davalının aynı sektörde davacının seri marka niteliğindeki belli bir tanınmışlığa ulaşmış markasını tanımıyor bilmiyor olması ihtimali bulunmadığı, davacı yanın, davalının kendi markalarının itibarından yararlanmak üzere kötü niyetli olarak başvuruda bulunduğunu ileri sürmekle birlikte, bunu ispata yönelik somut ve inandırıcı herhangi bir delil sunamamış olması karşısında davalının yedekleme, şantaj, marka ticareti gibi bir niyetle hareket ettiğine dair delil bulunmadığından; kötüniyet iddiasının ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın kabulü ile YİDK'nın 2017-M-6635 sayılı kararın iptaline, davalıya ait 2016/24676 kod nolu \"...\" ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde, “...” ibaresinin, \"Nüfusunun çoğu ticaret, sanayi, hizmet veya yönetimle ilgili işlerle uğraşan, genellikle tarımsal etkinliklerin olmadığı yerleşim alanı, kent, site” anlamlarına geldiğini, söz  konusu ibarenin marka olarak ayırt ediciliğinin zayıf olduğunu, bu ibarenin kimsenin tekeline verilemeyecek ibarelerden olduğunu, zayıf marka konumunda olup, zayıf marka tercih eden marka sahiplerinin de zayıf marka korumasına katlanmalarının gerektiğini, somut olayda başvuru markasının 4 kelimeden oluştuğunu, bir bütün olarak “...” ibareli markada yer alan diğer ibarelerin, başvuru markasını, davacı markalarından yeterince farklılaştırdığını ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br><br>GEREKÇE\t: Dava, marka ile ilgili Kurum kararının iptali, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalının  \"...\" ibareli marka başvurusu ile davacının  itirazına mesnet \"...\" ve \"... ...\" ibareli tescilli markaları arasında, biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, zira taraf markalarında bulunan esas unsurların \"...\" ibaresi olduğu, başvuru konusu markada bulunan \"...\" ibaresinin 556 Sayılı KHK 8/1-b maddesi anlamında markalar arasındaki ilişkilendirme ihtimalini ortadan kaldıracak düzeyde markaya ayırt edicilik katmadığı, dava konusu davalı markasının davacı markaları ile ilişkilendirme ihtimalini de kapsayacak şekilde karıştırılma tehlikesine yol açacak derecede benzer olduğu, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, mesnet marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mallar/hizmetler için ayırdığı satın alma süresi içinde, davalının marka başvurusunu  gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden davacının tescilli markasından farklı bir marka olduğunu algılayamayacağı, her iki marka arasında yanılgı yaşayabileceği , ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından başvuru konusu işaret ile davalı markası arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı hizmetler algısı oluşabileceği yani markaları karıştırabileceği, diğer yandan davalının marka başvurusu kapsamında yer alan 41. Sınıftaki hizmetlerin tamamının, davacı markaları kapsamında koruma altında olduğu anlaşılmakla, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.<br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davalı ... tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 534,7‬0-TL'nin anılan davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,<br>\t3-İstinaf aşamasında davalı ... tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalı  uhdesinde bırakılmasına,<br>\t4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br> \tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 14/03/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. <br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 28/03/2025<br>\t\t\t\t<br><br>Başkan<br><br> <br><br>Üye<br><br> <br><br>Üye<br><br> <br><br>Katip<br><br> <br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3c41c344e3e7602f","SID":"cca52d87a1782fbf"}}