{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİ     <br><br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20. HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO         : 2023/225 <br>KARAR NO\t: 2025/523<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                              \t  K A R A R <br><br>BAŞKAN \t\t: ... \t     ...<br>ÜYE\t\t: ...\t     ...<br>ÜYE\t\t: ...\t     ...<br>KATİP\t\t: ... \t     ...<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: ANKARA 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 22/03/2022<br>NUMARASI\t\t: 2019/234 E.  -  2022/101 K.<br><br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 22/03/2022 Tarih ve 2019/234 Esas - 2022/101 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili,  müvekkilinin dondurma sektöründe tanınmış ... markalarının sahibi olduğunu, söz konusu markanın tanınmış markalar sicilinde kayıtlı olduğunu, davalı yanın 2017/83868 sayılı başvurusuna yönelik itirazlarının Kurum tarafından reddedildiğini, davalının markasında yer alan tüm unsurların müvekkilinin markalarında da yer aldığını, 28 ve 41. Sınıfta tescil edilmek istenilen davalı markasının, müvekkilinin markaları ile iltibas teşkil edeceğini, Kurumun müvekkilinin markalarının tanınmışlığı ile ilgili vardığı kanaatin son derece hatalı, usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, Ankara 3. FSHHM’nin 2018/404 E- 2019/272K sayılı kararında “... ...” şeklindeki dava dışı firmaya ait markanın müvekkili markalarının tanınmışlığına zarar vereceğinin ifade olunduğunu, müvekkilinin markalarının 1985 yılından beri tescilli olduğunu, dava konusu markayı gören tüketicinin, anılan markayı da müvekkili markalarından biri olarak algılayacağını, dava konusu markada da hakim unsurun “...” ibaresi olduğunu, “...” ibaresinin markaya farklı bir algı katmadığını, “...” kelimesinin nitelik/vasıf bildiren bir özelliğinin bulunduğunu, dava konusu markadaki sair unsurların herhangi bir ayırt ediciliğinin bulunmadığını ileri sürerek 2019-M-3193 sayılı YİDK karar iptali ve 2017/83868 sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.  <br>\tDavalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br>\tDiğer davalı cevap vermemiştir.  <br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı yanın tescilli markaları arasında uyuşmazlık konusu 28 ve 41. sınıf hizmetleri içeren herhangi bir tescili bulunmadığı gibi bu hizmet sınıfı ile ilişkilendirilebilecek nitelikteki de hiçbir sınıfta tescili bulunmadığı, taraf markaları arasında herhangi bir şekilde ortak mal ve hizmet grubu bulunmadığından karıştırılma ihtimalinin ilk koşulunun ve doğal olarak karıştırılma ihtimalinin somut olayda meydana gelmediği, şu hâlde, SMK 6/1 maddesi yönünden tescil engellerinde aranan şartlardan biri belirtili emtia yönünden gerçekleşmediği,  taraf markalarının ayırıcı unsurları olan \"...\" ibareleri arasında kelimelerin anlamı bakımından benzerlik bulunduğu, öte yandan ibareler arasında fonetik benzerlik de bulunduğu, davacı şirkete ait ve \"dondurma sektöründe\" tanınmış olduğu bilirkişi incelemesi sonucu kabul edilen “...” ibareli markalar ile davalı şirket tarafından tescil başvurusuna konu \"... ...+ şekil\" ibareli marka işaret bağlamında benzer olduğu, bununla birlikte taraf markalarının tescil kapsamında bulunan malların birbirinden çok farklı olması nedeniyle markalar arasında 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında bir iltibas tehlikesi bulunmadığı, davalı şirkete ait başvuru konusu markanın kullanılacağı mallar ile davacı markasının kapsamındaki \"dondurma\" emtiasının birbirlerinden tamamen farklı nitelikteki mallar olmaları ve çok farklı ihtiyaçları karşılamaları nedeniyle aralarında herhangi bir bağlantı kurulmasının söz konusu olamayacağı, davalı şirkete ait markanın kapsamındaki malların hitap ettiği ortalama tüketicilerin davalı şirketin mallarını satın aldığı veya kullandığı sırada bu malları davacının \"dondurma\" ürünüyle ve davacı şirketle ilişkilendirmesinin mümkün bulunmaması karşısında 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun 6. maddesinin 5. fıkrasında  tescil engeli olarak düzenlenmiş bulunan haksız bir yararın sağlanması, markanın itibarına zarar verilmesi veya tescil için başvurusu yapılmış markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesi gibi koşulların somut olayda gerçekleşmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.<br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkiline ait tanınmış markanın varlığı nazarı dikkate alındığında huzurdaki dava kapsamında “... ...” ibareli markanın müvekkilinin tanınmış markası ile benzer olduğunu, tescil müracaatına konu edilen “... ...” markasının müvekkilinin markasıyla aynı/benzer sınıfta yer alması ve müvekkili firma markasının tüketiciler nezdinde yaratmaya çalıştığı/yarattığı algıya benzer bir algının yaratılmaya çalışılmasının, tüketicilerin iş bu markayı taşıyan malların aynı işletmeden geldiğini ya da üreticileri arasında ekonomik, organik bağlantı bulunduğunu düşünmelerine yol açacağını, ... sözcüğü ile ... ... sözcükleri kıyaslanırsa burada hakim unsurun ... kelimesi olduğunun görüleceğini, ... ibaresinin zayıf bir nitelik barındırmış olması nedeniyle başvuruya konu edilen ibarede asli unsurun “...” olduğunu, müvekkilinin markası ile iltibas oluşturacağını ve davalının haksız kazanç elde edeceğini, müvekkili firma itirazlarının reddine karar verilmesinin yerinde olmadığını, bilirkişi raporlarının denetime ve hüküm kurmaya elverişsiz olduğunu, müvekkilinin “...” ibaresine havi markasının toplum nezdinde bilinir olup, tanınmış marka olarak tescil edildiğini,  ayrıca markalar arasında var olan yüksek benzerliğin yanı sıra, davalı yanın davaya konu markasını kötü niyetli olarak tescil başvurusuna konu ettiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.<br>   <br>GEREKÇE\t: 1- Dava, marka ile ilgili Kurum kararının iptali, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacının itirazına mesnet markaları ile davalı şirketin başvuru konusu ettiği marka arasında esas ve ayırt edici unsurun \"...\" ibaresi olduğu, kelimeler arasında anlamsal benzerlik olduğu gibi fonetik benzerlik de bulunduğu, davacının “...” ibareli markaları ile davalı şirket tarafından tescil başvurusuna konu \"... ...+ şekil\" ibareli markanın benzer olduğu, ancak taraf markalarının tescil kapsamında bulunan malların birbirinden çok farklı olması nedeniyle markalar arasında 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında bir iltibas tehlikesi bulunmadığı, davalı şirkete ait markanın kapsamındaki malların hitap ettiği ortalama tüketicilerin davalı şirketin mallarını satın aldığı veya kullandığı sırada bu malları davacının \"dondurma\" ürünüyle ve davacı şirketle ilişkilendirmesinin mümkün bulunmayacağı, 6769 sayılı SMK'nın 6/5. maddesinin koşullarının somut olayda gerçekleşmediği anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. <br>2-Ancak, davacı tarafça, dava dilekçesinde diğer iddiaların yanında dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğu da ileri sürülmüş olup, bu hususta ilk derece mahkemesince olumlu-olumsuz bir değerlendirme yapılmamıştır.  <br>SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Tescil başvurusu sırasında kötüniyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi, sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de mümkündür. <br>\tYargıtay HGK'nın 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötüniyetli olarak kabul edilmektedir. Kötü niyetin varlığı, her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötüniyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir. <br>                       Bu açıklamadan sonra somut olay değerlendirildiğinde, sırf fantezi olmayan benzer bir ibarenin başvuru konusu edilmesinin, marka başvurusunu kötüniyetli saymak için yeterli olmayacağı, dosya kapsamında davalı şirketin marka tescil başvurusunun kötüniyetli olduğuna dair başkaca bir hususun da iddia ve ispat edilemediği görüldüğünden davacının kötüniyet iddiası yerinde görülmemiştir.  <br>HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse \"düzelterek yeniden esas hakkında\" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, diğer bir ifade ile kanun koyucu, temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından verilebilen, yerel mahkeme hükmünün gerekçesinin değiştirilerek düzelterek onanması kararını, istinaf mahkemeleri için öngörmeyip, bu halde istinaf mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğini düzenlediğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun, ilk derece mahkemesi hükmünün gerekçesine ilişkin olarak yerinde görülmekle kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile, Ankara 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 22/03/2022 Tarih ve 2019/234 Esas - 2022/101 Karar. sayılı kararın KALDIRILMASINA;<br>\t2-Davanın yukarıda açıklanan gerekçe ile REDDİNE,<br>\t3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin harç olarak alınan 44,40-TL harçtan mahsubu ile bakiye 571,00-TL karar ve ilam harcının davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,<br>\t4-Davalı ... kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, istinafa gelen taraf aleyhine hüküm kurulamayacağından, ilk derece karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümlerine göre hesaplanan 7.375,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ... Kurumuna verilmesine,<br>\t5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına,<br>\t6-Davalılar tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,<br>\t7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333),<br>\t8-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine,<br>\t9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 14/03/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. <br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 07/04/2025\t\t\t<br><br>Başkan<br>...<br> <br><br>Üye<br>...<br> <br><br>Üye<br>...<br> <br><br>Katip<br>...<br> <br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e039ac3cca5f727b","SID":"75af200855b5bbc8"}}