{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>16. HUKUK DAİRESİ<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>DOSYA NO:2023/1108 Esas<br>KARAR NO:2025/434<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:09/02/2023<br>NUMARASI:2020/443 Esas, 2023/96 Karar<br>DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:26/03/2025<br>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirkete İstanbul Anadolu 2. Sulh Ceza Hakimliği'nin 2016/4284 D. İş sayılı kararı çerçevesinde ... yetkililerinin kayyım olarak atandığını, diğer yandan müvekkili şirketin eski yetkilisi ...'ın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2018/101364 soruşturma numaralı dosyası kapsamında 16 Ağustos 2016 tarihinde göz altına alındığını, İstanbul Anadolu 5. Sulh Ceza Hakimliği'nin 26/08/2016 tarihli ve 2016/183 sayılı kararı ile de tutuklanmasına karar verildiğini, iddianamenin 08/11/2018 tarihinde yazıldığını, davanın İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2019/3 esas sayılı dosyası kapsamında derdest olduğunu ve sanığın 03/10/2019 tarihinde yapılan duruşmada bihakkın tahliye edildiğini, davalı şirketin müvekkili şirket aleyhine, ... Bankası ... Şirketi ... Şubesi'nin ... numaralı, 15/09/2016 keşide tarihli ve 8.500.000,00-EUR bedelli çekten dolayı ... sayılı dosyasında kambiyo senetlerine özgü icra takibi başlattığını, müvekkili şirketin anılı takibe konu borcu olmadığını ileri sürerek itiraz etmiş ise de, ...'nde yapılan itiraz yargılaması sonucunda 12/10/2017 tarihli, ... ve ... sayılı kararıyla müvekkilinin bu isteminin reddedildiğini, müvekkili şirketin başvurusu sonucu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin 27/04/2018 tarihli, 2018/396 Esas ve 2018/1044 karar sayılı kararıyla müvekkilinin bu talebinin reddedildiğini, akabinde ... idaresinde olan müvekkili şirkette kurumca atanan kayyımların gözetiminde yüz binlere varan ve yıllarca süren evrak ve kayıtlar üzerinde yapılan inceleme ve araştırmalar neticesinde dava konusu çekteki imzanın, çekin keşidecisi görünen ve müvekkili şirketin kuruma devrine kadar yöneticiliğini yapmış bulunan ...'a ait olmadığının tespitinin yapıldığını, öte yandan müvekkili şirket kayıtlarında dava konusu çekin kaydına veya dayanağı herhangi bir hukuki ilişkiye rastlanmadığını, dava konusu çekin hamilinin ... Şirketi ortağı hakkında ... terör örgütüne üye olduğuna ilişkin yaygın gazete haberleri ve ceza soruşturması bulunmakta olduğunu, ayrıca diğer bir kısım kişilerle nitelikli dolandırıcılık, zimmet, güveni kötüye kullanma ve terör örgütüne üye olma suçlarının atılı bulunduğunu,... terör örgütü içerisinde bireylerin organik bağlar tesis ederek, belli amaç doğrultusunda farklı şirketler ve yapılar kimliği altında ortak hareket ettiklerinin Yargıtay kararları ile tespit edildiğini, müvekkili şirket önceki yetkilisi ... ile davalı şirket yetkililerinin aynı örgütle organik bağı da gözetilerek, taraflar arasında gerçekte olmayan borç ilişkisinin yaratılması için söz konusu çekin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmiş olduğunun anlaşıldığını, organik bağ varlığı ve evraklar üzerinde yapılan araştırmaların süre alması nedeniyle sahteciliğe dayalı ve hukuki ilişkinin var olmadığına ilişkin menfi tespit davası açılmasının zaman aldığını, müvekkilinin harçtan muaf olduğunu, tüm bu nedenlerle takip konusu yapılan ... Bankası Anonim ... Şubesi'nin ... numaralı, 15/09/2016 keşide tarihli ve 8.500.000,00-EUR bedelli çekteki imzanın, müvekkili şirketin o tarihteki yetkilisi ...'a ait olmadığının tespitine, mezkur çekten dolayı müvekkili şirketin davalı şirkete borçlu olmadığının tespitine, çekin iptaline ve ayrıca davalı şirket aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde; keşidecisi davacı şirket, lehdarı ise müvekkili şirket olan 15/09/2016 keşide tarihli çekin müvekkili şirket tarafından bankaya ibrazı neticesinde çekin karşılıksız olduğunun anlaşıldığını, çekin karşılıksız çıkması üzerine taraflarınca davacı şirket aleyhine ...’nün ... sayılı dosyası ile kambiyo senedine müstenit icra takibi başlatıldığını, borçlu tarafından İstanbul 22. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2016/1538 esas sayılı dosyası ile borca itiraz edildiğini ve davacı şirketlerin ...'ye devredilmiş şirketler olduğunu, müvekkili şirketlerin borçlu olmadığını ileri sürerek takibin iptaline karar verilmesinin talep edildiğini, ancak icra hukuk mahkemesince yapılan yargılama neticesinde mahkemece davanın reddine karar verildiğini, İstanbul 22. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2016/1538 esas sayılı dosyasında davanın reddine karar verilmesi akabinde davacılar tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğunu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi'nin 2018/396 Esas ve 2018/1044 Karar sayılı kararı ile borçlunun istinaf başvurusunun reddine karar verildiğini ve yerel mahkeme kararının kesinleştiğini, davacı tarafın çekin iptali, borçlu olunmadığının tespiti, çekteki imzanın yetkililere ait olmadığının tespiti gibi birden fazla talebini tek bir dava ile talep edebilmesinin mümkün olmadığını, davacı tarafın herhangi bir delil sunmadan, kamu kurumunu arkasına almak suretiyle müvekkili şirket ve müvekkili şirket yetkililerini zan altında bırakma çabasının kabul edilemez olduğunu, dava konusu çekin keşide tarihinin 15/09/2016 olduğunu, davacının iddialarının aksine keşide tarihinde ...'ın davacı şirketlerin yetkilisi olduğunu, davacı şirkete kayyım atanmasına 26/10/2016 tarihinde karar verildiğini, ilgili kararın 28/10/2016 tarihinde tescil edildiğini, dolayısıyla çekin kayyım atanmasından önce keşide edildiğini, dava dilekçesi incelendiğinde ise bir yandan dava konusu çekin keşide edildiği tarihte davacı şirketin ... idaresi altında olduğu; bir yandan çekin keşide tarihinde ...'ın şirketin yetkilisi olmadığı ve bir yandan ise imzanın ...'a ait olduğunun ileri sürüldüğünü, diğer taraftan davacı davacı vekilinin takip dayanağı çekin keşide tarihinde çekte imzası bulunan ...'ın tutuklu bulunduğundan çekin ileri tarihli düzenlendiğinden ve keşideci olarak atanan kayyım imzalarının bulunmadığından bahisle istinaf talebinde bulunduğunu, açtığı davada benzeri iddialar ile borca da itiraz ettiğini, takip dayanağı çekin 15/09/2016 keşide ve 16/09/2016 ibraz tarihli olduğunu, davacı şirkete kayyım olarak ...'nin atanması ilanının ise 03/11/2016 tarihinde yapıldığının sabit olduğunu, diğer taraftan çekin ileri tarihli düzenlendiği hususunun da davacı yanın kabulünde olduğunu, çekte mevcut keşide ve ibraz tarihleri itibariyle çeki imzalayan şirket yetkilisinin tutuklu olmasının çekin geçersiz olması sonucunu doğurmayacağını, benzer gerekçeler ile davacı yanın borca itirazlarını reddeden mahkeme hükmüne yönelen istinafın bu sebeple yasal dayanağı bulunmadığından reddedildiğini, somut olayda her ne kadar çekin keşide tarihinin kayyım atanmasından önce olmasına rağmen bir şirkete kayyım atanmış olmasının alacaklıların alacaklı olarak başvuracağı yol ve yöntemlerde değişikliğe yol açmayacağının da izahtan veraset olduğunu, davacının kambiyo senedinin hiçbir temel borç ilişkisine dayanmaması sebebiyle borcun olmadığına dair iddialarının da gerçeği yansıtmamakta olduğunu, kıymetli evrakta mücerretlik ilkesinin bir gereği olarak kambiyo senedine bağlı borcun ileri sürülmesinin temel hukuki ilişkiden bağımsız olduğunu, davacının somut olgu ileri sürmemesi karşısında borca mı yoksa imzaya mı itiraz ettiğinin dahi anlaşılamamakta olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacının %20 tazminat talebinin şartlarının olmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI:\"...Mahkememizce tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirilmiştir. Buna göre, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası kapsamında alacaklı ... Şirketi tarafından, borçlu ... Şirketi aleyhine 07/10/2016  tarihinde ... Bankası... Şirketi ... Şubesi'nin ... numaralı, 15/09/2016 keşide tarihli ve 8.500.000,00-EUR bedelli çeke dayalı toplam 31.906.320,11-TL alacağın tahsili talebiyle kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibi başlatılmışsa da,  Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 16/12/2022 tarihli rapor ile, takibe konu çekteki imzanın davacı borçlu şirket eski yetkilisi ...'a ait olmadığı tespit edilmiştir. Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 16/12/2022 tarihli raporun, Yargıtay tarafından kabul edilen yöntemlere göre ve davacı şirket eski yetkilisi ...'ın Mahkememizce alınan imza örnekleri ve daha önce imzalamış olduğu tatbike medar belge asılları üzerinden değerlendirme yapılmak suretiyle düzenlenmiş olması dikkate alınarak hüküm kurmaya esas alınabilir nitelikte olduğu kabul edilmiştir. Takibe konu çekteki keşideci imzasının davacı şirket eski yetkili ...'a ait olmaması nedeniyle davacı tarafın söz konusu çek nedeniyle davalı tarafa borçlu olmadığının kabulüne karar verilmesi gerekmiştir. Davalı şirketin takibe konu çekin lehdarı olması, bu anlamda çek üzerindeki imzanın kime ait olduğunu bilmesi gerekmesi dikkate alınarak, davalı aleyhine kötü niyet tazminatına da hükmedilmiştir.Tüm bu nedenlerle;-Davacı tarafça açılan davanın KABULÜ ile, davacı tarafın .. Bankası A. Ş. ... Şubesi'ne ait ... seri nolu, keşidecisi ... A. Ş. olan, 15/09/2016 keşide tarihli, 8.500.000,00-EURO'luk çek nedeniyle davalı tarafa borçlu olmadığının TESPİTİNE,-2004 Sayılı İİK 72/5. maddesi gereğince belirlenen 6.381.264,02-TL kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine,\" Şeklinde karar vermiştir.<br>İSTİNAF İSTEMİ:Davacı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle;Mahkeme  kararında  dava değeri olarak \"73.746.000,00 TL\" (dava açıldığı tarihteki 8.500.000,00-EUR'nın TL cinsinden karşılığı) kabul etmesi usule ve hukuka aykır olduğunu, Kötü niyet tazminatının ve vekalet ücretinin 8.500.000,00-EUR üzerinden aynı cinsten veya bunun karar tarihindeki TL değeri üzerinden hükmedilmesi gerektiğini, kararın  bu yönden kaldırılması gerektiğini belirtmiş, davalının istinaf isteminin reddini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf isteminde özetle; Hükme esas alınan 16.12.2022 ATK raporunun dosyayı aydınlatma niteliğine haiz olmadığını  dosyanın karara çıkması akabinde İstanbul Tıp Fakültesi Dekanlığı Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığından Alınan mütalaada dava konusu çekte yer alan imzaların ...’a ait olduğunun tespit edildiğini,  sadece dosya kapsamında tanzim edilen 16.12.2022 tarihli ATK raporu esas alınarak hüküm kurulmasının açıkçası usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca da dosyadaki ATK raporunun hükme esas alınamayacağını, İmza incelemesinde esas alınan mukayese imzaların bir kısmı fotokopi belgelerden oluşmakta olup bu rapor esas alınarak kurulan hüküm usul ve yasaya aykırı olduğunu, mukayese belgelerden \"23.11.2018 tarihli, ... yevmiye nolu vekaletname fotokopisi (2022-127949-7),14.10.2014 tarihli, ... yevmiye nolu noter belgesi fotokopisi (2022-127949-8)\" olarak belirtildiğini, Mukayese imzaların tarihleri itibariyle inceleme konusu imza ile kıyaslanmaya elverişli olmamasına rağmen bu rapor esas alınarak kurulan hüküm usul ve yasaya aykırı olduğunu, HMK 211 maddesinin dikkate alınması gerektiğini, önrapordaki eksikliklerin giderilmediğini, mukayeseye esas alınan imzaların 2014 ile 2018 yılları arasında atıldığının görülmekte olduğunu, ATK raporunda ulaşılan sonuçların gerekçeleri belirtilmemiş olup bu hali ile rapor denetime elverişli olmadığından bu rapor esas alınarak kurulan hüküm usul ve yasaya aykırı olduğunu,  imzalar arasında nasıl bir karşılaştırma yapıldığı ve tespit edilen farkların neler olduğunun açıklanmadığını,Dava konusu kambiyo senedinin taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı olarak düzenlenmiş olduğunun dosya kapsamında toplanan bilgi ve belgelerle sabit olduğunu, davacı şirket ile müvekkili şirket arasında 01.05.2015 tarihinde “... Üniversitesi İlmi Eğitim kompleksinin ikinci etap inşaatının 2. Açılış kompleksi” konulu bir sözleşme imzalandığını, İlgili sözleşme uyarınca davacının ... ve ... en geç 31.09.2015 tarihine kadar tedarik ve teslim etmesi, karşılığında ise müvekkil şirket tarafından davacıya 14.500.000,00 Euro bedel ödeme yapılması kararlaştırıldığını, İlgili sözleşme uyarınca müvekkili şirketin üzerine düşen edim olan 14.500.000,00 Euro bedelin ödenmesine ilişkin sözleşmede öngörüldüğü şekilde 12 adet çek davacı şirkete verildiğini, Davacı tarafından ilgili sözleşme kapsamında bir kısım mallar müvekkili şirkete teslim edilmişse de sözleşmede kararlaştırılan teslim tarihi olan 31.09.2015 tarihine kadar malların tamamının teslimi tamamlanamamış ve taraflarca teslim tarihinin uzatılmasına ilişkin herhangi bir mutabakata da varılmamış olduğunu, Sözleşme kapsamında müvekkil şirkete teslim edilmeyen malların toplam bedeli 11.356.620,74 Euro olduğunu, Bakırköy ... Noterliği’nin 31.08.2016 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi keşide edildiğini, ödeme ya da teslimat yapılmadığını, Bunun üzerine davacıya Bakırköy ... Noterliği’nin 09.09.2016 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi keşide edilerek sözleşmenin haklı sebeple feshedilmiş olduğu bildirildiğini, Sözleşmenin müvekkili şirket tarafından tek taraflı ve haklı sebeple feshedilmesi üzerine davacının müvekkili şirkete bakiye borcu sebebiyle müvekkili şirkete; Dava konusu oluşturan “... Bankası A.Ş., ... Şubesi, ... numaralı, 15.09.2016 keşide tarihli ve 8.500.000 USD bedelli çek ile, davanın konusu dışında, İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/413 E. Sayılı dosyası ile davacılar ... A.Ş. ve ... A.Ş. tarafından huzurdaki dava ile birebir aynı taleplerle ve aynı gün ikame edilmiş olan davanın konusunu oluşturan “... Bankası A.Ş., ... Şubesi, ... numaralı, 15.10.2016 keşide tarihli ve 2.000.000 USD bedelli” çek verildiğini,  gerek huzurdaki dava ile davacı tarafın gerekse İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/413 E. Sayılı dosyası ile davacılar ... A.Ş. ve ... A.Ş. tarafından huzurdaki dava ile birebir aynı taleplerle ve aynı gün ikame edilmiş olan davadaki taleplerin herhangi bir dayanağı bulunmadığını, Türk hukukunda ileri tarihli çekin düzenlenebileceğinin kabul edilmekte olduğunu,  dava konusu çekin ileri tarihli olarak düzenlendiğini, keşide tarihinde ...'ın davacı şirketlerin yetkilisi olduğunu, davacı şirkete kayyım atanmasına 26.10.2016 tarihinde karar verilmiş olup, ilgili karar 28.10.2016 tarihinde tescil edildiğini, çekin kayyım atanmasından önce keşide edildiğini,Dava konusu çekin hangi borç ilişkisine dayandığı hususunun, sebepten mücerretlik ilkesi gereği dava konusuolmadığını, Ancak Ticari defter kayıtlarında da sabit olduğu üzere, davacı müvekkil şirket ile davacı taraf arasındaki cari ilişki nedeni ile huzurdaki çek 15.10.2016 tarihinde teslim alınarak muhasebe kayıtları yapıldığını,  çekin 15.10.2016 tarihinden önce ileri tarihli olarak keşide edildiğinin açık olduğunu, davacının icra hukuk mahkemesindeki yargılama süresinde imzaya itirazda bulunmadığını, Davacının, müvekkili şirket ile davacı şirket arasında herhangi bir ilişki yokmuş gibi iddia ve taleplerde bulunduğunu, ancak cevaba cevap dilekçesinde kendi içerisinde çelişkili olarak sözleşmenin varlığını ikrar ettiğini, davacı taraf, taraflar arasındaki temel ilişkiye yönelik sözleşmenin müvekkili şirket tarafından haksız olarak feshedildiğini iddia etmesine rağmen söz konusu iddia bakımından herhangi bir delil ileri süremediğini, Mahkeme tarafından  müvekkili şirket aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE:Dava, İİK 72.maddesine dayalı olarak açılan borçsuzluğun tespiti istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili ve katılma yolu ile davacı vekili yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davalı vekili, ATK raporunun eksik incelemeye dayalı olduğunu, karardan sonra aksi yönde mütalaa alındığını, raporun hükme esas alınamayacağını ileri sürmüş ise de, HMK 357.maddesi gereğince ilk derece aşamasında ileri sürülemeyen deliller istinaf aşamasında incelemeyeceği gibi, ATK raporunda çekten önceki tarihleri içeren yeterli evrak asıllarının incelendiği, raporun yeterli ve hükme elverişli olduğu dikkate alındığında ilk derece mahkemesince ATK raporunun hükme esas alınması yerinde olup davalı vekilinin bu hususlardaki istinaf isteminin reddi gerekmiştir.Ancak; davacı menfi tespit isteminde, hem çekteki imzanın şirket yetkilisine ait olmadığını, hem de şirket kayıtlarına göre çekin dayanağı hukuki ilişkiye rastlanmadığını, müvekkilinin çeke dayalı borçlu olmadığını ileri sürmüştür. Davalı ise savunmasında, davacının iddiasını kabul etmemiş,  taraflar arasındaki ticari ilişki iddiası yönünden bir kısım deliller, sözleşme sureti, defter dökümleri, çek suretleri sunmuş, çekin de sözleşmenin feshi neticesinde bakiye borç nedeni ile verildiğini savunmuştur.İlk derece mahkemesince bu iddialar yönünden mahkemece hiçbir değerlendirme yapılmadan karar verilmesi yerinde görülmemiş, davalı vekilinin istinaf isteminin bu yönden kısmen kabulü gerekmiştir.Bu durumda; ilk derece mahkemesince çekteki imzanın davacı şirket yetkilisine ait olmadığının kabulü yerinde ise de, çekte görünürde taraflar arasında temel ilişki mevcut olduğundan tarafların iddia ve savunması üzerinde durularak, davalının savunmasına konu delillerin ve yine davalının savunmasına konu İstanbul 21.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/413Esas sayılı dosyasının da akıbeti sorulmak sureti ile tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi, gerekli görülürse davacının defterlerinde çekin kayıtlı olup olmadığının, davacı yanca benimsenip benimsenmediğinin de tespiti sureti ile bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi yerinde görülmemiş, davalı vekilinin istinaf isteminin bu yönden kısmen kabulü gerekmiştir.Açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulüne, kaldırma sebebine göre davalının sair istinaf istemleri ile davacının katılmalı istinaf isteminin ise bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalı vekillerinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜNE,-Davacının katılmalı istinaf isteminin bu aşamada İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,2-İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09/02/2023 tarih, 2020/443 Esas, 2023/96 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Yukarıda gerekçede belirtildiği şekilde yargılamaya kaldığı yerden devam edilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine İADESİNE,4-İstinaf peşin harcının talebi halinde taraflara iadesine, 5-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan yargılama gideri olan 492TL istinaf yoluna başvurma harcı ile 30TL posta masrafı olmak üzere toplam 522TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nun 353/1-a-6 maddesi uyarınca oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.26/03/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8f33d1308307f379","SID":"e87ec508d7c414d5"}}