{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  20. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2023/80 - 2025/347<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20.HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO       : 2023/80 <br>KARAR NO\t: 2025/347<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                                  K A R A R <br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 07/07/2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/368 E.  -  2022/233 K.<br><br><br><br>DAVANIN KONUSU\t: YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü <br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 07/07/2022 tarih ve 2021/368 E. - 2022/233 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı ve davalı ... tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ\t:Davacı vekili, müvekkili şirketin 2016/26846 sayılı “...” ibareli, 2016/26840 sayılı “...” ibareli, 2012/97879 sayılı “...” ibareli, 2010/51253 sayılı “...” ibareli, 2009/60455 sayılı “...” ibareli, 117949 sayılı “...” ibareli, 2010/51253 sayılı “...” ibareli, 2017/40041 sayılı “...” ibareli, 2005/01424 sayılı “... şekil” ibareli, 2003/27450 sayılı “... şekil” ibareli, 2018/10195 sayılı “... ...” ibareli markaların sahibi olduğunu, bu markaların müvekkili tarafından kullanılarak maruf ve meşhur hale getirildiğini, davalı gerçek kişinin ise 2020/18754 sayılı \"...\" ibareli marka başvurusunu yaptığını, müvekkilince bu başvuruya yapılan itirazın davalı Kurum tarafından kısmen kabul edildiğini ve başvuru kapsamından bir kısım malların çıkarıldığını, oysa müvekkili şirketin “...”, “...” ve “...” esas unsurlu markaları üzerinde uzun yıllardan beri nizasız ve fasılasız kullanım sonucu gerçek hak sahibi olduğunu, davalının marka başvurusunun müvekkili şirket markaları ile aynı veya benzer ve bağlantılı sınıflar için marka olarak kullanılmasının hukuka aykırı bulunduğunu, ortalama tüketicinin davalı markasını müvekkili şirket markasının türevi olarak göreceğini ve karıştıracağını, müvekkili şirket markalarının “...” esas unsurlu seri markalar olduğunu, dava konusu markanın müvekkili şirket markalarına ayırt edilemeyecek kadar benzer bulunduğunu, taraf markalarının görsel, fonetik, okunuş yönünden açıkça benzer olduğunu, özellikle müvekkili şirketin “...” ibareli markası ile dava konusu başvuru karşılaştırıldığında, “...” ibaresinin Türkçe’de pencere anlamına gelmesi, “...” ibaresinin PENCERE kelimesinin kısaltması olması, başvurudaki “...” ibaresinin ise “...” kelimesinin kısaltması bulunması nedeniyle markaların benzediğini, dava konusu markanın müvekkili markaları ile iltibas yaratacağını, Yargıtay’ın yerleşik içtihadı gereğince 17. sınıftaki emtianın “inşaat yapı malzemeleri” olarak kabul edildiğini, müvekkili şirket markalarını oluşturan emtia inşaat sektöründe kullanılan yapı malzemeleri olduğundan bu emtianın birbirleri ile benzer mahiyette, birbirlerini tamamlayan, birbirleri yerine ikame edilmesi muhtemel, benzer dağıtım kanalları aracılığı ile tüketiciye ulaştırılan, benzer ihtiyaçları gideren nitelikte ürünler olduğunu, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli yapıldığını, davalının müvekkili markalarıyla iltibas yaratacak benzer birden çok marka başvurusu yapıp müvekkili şirketin müşteri çevresini ele geçirme amacında olduğunu, müvekkili şirketin eskiye dayalı kullanımının söz konusu bulunduğunu, müvekkilinin alüminyum sektörünün tanınmış sayılı şirketlerinden biri olduğunu, markalarının tanınmış bulunduğunu, “...” ibaresinin aynı zamanda müvekkili şirketin ticaret unvanının kılavuz unsuru olduğunu, davalının marka başvurusunun tescili halinde kapsamında kalan mal ve hizmetler yönünden karışıklık ve haksız yarar doğacağını ileri sürerek, YİDK’in 2021-M-10658 sayılı kararının iptaline, tescil edilmiş ise dava konusu markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tDavalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, taraf markalarının ortalama tüketici nezdinde görsel, işitsel, kavramsal düzeyde ilişkilendirilme ihtimali de dahil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzer olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>\tDiğer davalı, davaya cevap vermemiştir. <br> \t<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, taraf markaları arasında 07. sınıf, 17. Sınıf ve (06, 07, 17 ve 19. Sınıf emtianın satışına yönelik) 35. sınıf emtia bakımından karıştırılma ihtimali bulunduğu, somut olay bakımından 6769 sayılı SMK madde 6/3 hükmünde yer alan şartların oluşmadığı, davacıya ait markanın “alüminyum ve pvc” sektörü bakımından tanınmış marka olduğu ve dava konusu marka kapsamında yer alan 17. sınıfta yer alan emtia ile (06, 17 ve 19. sınıf emtianın satışına yönelen) 35. sınıf hizmetler bakımından, 6769 sayılı SMK madde 6/5 hükmünde yer alan şartların oluştuğu, somut olay bakımından 6769 sayılı SMK madde 6/6 hükmünde yer alan şartların oluşmadığı, kötü niyet iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, YİDK'in 2021-M-10658 sayılı kararının 1. sınıf \"sanayide, bilim sahasında, fotoğrafçılıkta, tarım bahçecilik ve ormancılıkta kullanılan kimyasallar. Gübreler ve topraklar. İşlenmemiş suni reçineler ve işlenmemiş plastikler. Yangın söndürücü maddeler. Kırtasiye, tıbbi ve ev içi kullanım amaçlı olanlar hariç yapıştırıcılar\" ve 35. sınıfın içerisinde \"sanayide, bilim sahasında, fotoğrafçılıkta, tarım bahçecilik ve ormancılıkta kullanılan kimyasallar. Gübreler ve topraklar. İşlenmemiş suni reçineler ve işlenmemiş plastikler. Yangın söndürücü maddeler. Kırtasiye, tıbbi ve ev içi kullanım amaçlı olanlar hariç yapıştırıcılar\" bakımından iptaline, davaya konu marka tescil edilmediğinden hükümsüzlük konusunda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.      <br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:  Davacı vekili, tavzih taleplerinin 15.11.2022 tarihli ek karar ile reddedildiğini, bu kararın hukuka aykırı olup, tavzih taleplerinin kabulüne yönelik yeni bir hüküm tesis edilmesi gerektiğini, davanın kısmen reddine ilişkin kararın yerinde bulunmadığını, ilk derece mahkemesince salt bir kısım mal ve hizmet için iltibas ihtimalinin mevcut olduğu kabul edilmiş ise de başvuru kapsamındaki tüm mal ve hizmetler yönünden iltibas koşullarının oluştuğunu, marka başvurusu yapan davalı tarafın, müvekkili markaları ile karışıklık yaratarak kazanç sağlamak amacıyla kötü niyetli hareket ettiğini, aksi yöndeki mahkeme kararının hatalı bulunduğunu, müvekkilinin başvuru konusu ibarenin gerçek hak sahibi olduğunu, bu nedenle de taleplerinin yerinde bulunduğunu, müvekkilinin mevcut ticaret unvanının uzun yıllardır tescilli olduğunu, ticaret unvanının hangi mal ve hizmetlere ilişkin kullanıldığını gösterir delillerinin de dosyaya sunulduğunu, bu yönden de davalının marka başvurusunda kalan mal ve hizmetler yönünden karışıklık ve haksız yarar doğacağını, müvekkilinin sektöründe en çok tanınan firmalardan olmasının yanında, \"...\" markasının ise tescilli tanınmış markası olduğunu, dolayısıyla fiili kullanım koşulunun gerçekleşmemesi gibi bir durumun söz konusu bulunmadığını, mahkeme kararında SMK m.6/9 uyarınca davalının kötü niyetle marka başvurusu yaptığına ilişkin itirazları konusunda bir değerlendirme yapılmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.<br>\tDavalı ... vekili, dava konusu başvuru ile davacı markaları arasında görsel, işitsel, kavramsal düzeyde ilişkilendirilme ihtimali de dâhil olmak üzere karıştırmaya yol açabilecek derecede benzerlik bulunmadığını, genel izlenim itibariyle markaların görsel, kavramsal ve fonetik olarak birbirinden son derece farklı olduğunu, markanın bütünü itibariyle bıraktığı etki esas olduğundan, parçalara bölünerek iltibas incelemesi yapılmasının mümkün olmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br><br>GEREKÇE\t: Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.\t<br>\t6100 sayılı HMK.’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK.’nın 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK.’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün de birbirine uyumlu olması gerekir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyetine ve kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.              \tYargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun, mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.<br>\tSomut uyuşmazlıkta da ilk derece mahkemesince, hükmün gerekçe bölümünün son paragrafında, \"Taraf markaları arasında 07. sınıf, 17. Sınıf ve (06, 07, 17 ve 19. Sınıf emtianın satışına yönelik) 35. Sınıf emtialar bakımından karıştırılma ihtimali bulunduğu\" denilmesine rağmen, kararın hüküm kısmında yalnızca 1. sınıfta yer alan bir kısım mallarla, bu malların satışına özgülenmiş 35. sınıf mağazacılık hizmetleri yönünden YİDK kararının iptaline karar verilerek, gerekçe ile hüküm arasında çelişkiye yol açılmıştır. Bu husus, az yukarıda açıklanan gerekçe ile hükmün çelişkili olmamasına ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırıdır. O halde, gerekçe ile hüküm arasında yaratılan çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gereklidir.<br>Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda, hükmün gerekçesi ile hüküm arasında çelişki olduğundan, ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle Dairemizce davanın yeniden görülüp yeni bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesine ait kararın esası incelenmeden kaldırılmasına ve HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br><br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davacı vekili ile davalı ... vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-a-6  maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 07/07/2022 gün ve 2021/368 E. - 2022/233 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE,<br>\t3-Davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,<br>\t4-Davacı ve davalı kurum tarafından istinaf başvurusunda ayrı ayrı peşin olarak yatırılan 80,70'er-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacı ve davalı kuruma  iadesine, <br>\t5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>\t6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, <br>\t7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına,\t<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 20/02/2025 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.<br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 20/02/2025 <br>\t\t\t\t<br>Başkan<br><br> <br>Üye<br><br> <br>Üye<br><br> <br>Katip<br><br> <br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9e02fbdefce52872","SID":"7ddcba479cfbe7d6"}}