{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM  20. HUKUK DAİRESİ     <br><br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20.HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO       : 2022/2095 <br>KARAR NO\t: 2025/344<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                                  K A R A R <br><br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>KATİP\t\t: ...  (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 21/06/2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/200 E.  -  2022/204 K.<br><br><br><br>DAVANIN KONUSU\t:Markaya Tecavüzün Tespiti, Meni, Refi, Haksız Rekabetin Tespiti, \t\t Marka Hükümsüzlüğü <br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 21/06/2022 tarih ve 2021/200 E. - 2022/204 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ\t:Davacı vekili, müvekkili adına tescilli 2015/43857 sayılı \"...\" ibareli markanın bulunduğunu, müvekkilinin bu markayı maruf hale getirdiğini ve markanın gerçek hak sahibi olduğunu, yine müvekkiline ait \"https://....com/\" alan adlı web sitesinin 2005 yılından beri tescilli bulunduğunu, Google üzerinden \"...\" ibaresiyle arama yapıldığında müvekkilinin markasının çıktığını, müvekkilinin Türkiye’de yetkili distribütörü kanalıyla ürünlerini tüketicilere sunduğunu, sosyal medyayı da aktif olarak kullandığını, davalının da müvekkilinin Türkiye’deki eski distribütörü olduğunu, 2016-2020 yıllarında taraflar arasında \"...\" markalı ürünlerin satışına ilişkin bir ticari ilişkinin bulunduğunu, 2020 yılına kadar müvekkilinin distribütörlüğüne devam eden davalının, taraflar arasında anlaşılan birtakım hususlara uymaması sebebiyle anlaşmazlık çıktığını, bu süreçte davalının, müvekkilinden habersiz biçimde 2016/87496 sayılı \"...\" ibareli markayı adına tescil ettirdiğinin öğrenildiğini, davalı tescilinin kötü niyetli olduğunu, davalının, müvekkilinin Türkiye’de direkt veya yeni distribütörler aracılığıyla yapacağı satış faaliyetlerini engellemeye çalıştığını, bu kapsamda müvekkilinin yeni distribütörüne ihtarname göndererek \"...\" markasının kullanımını durdurmasını talep ettiğini, davalı tarafın eylemlerinin, müvekkiline ait tescilli markadan doğan haklara tecavüz oluşturduğunu, aynı zamanda haksız rekabet oluşturduğunu, müvekkili markasının Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış marka olduğunu, dava konusu davalı markasının müvekkilinin markasıyla neredeyse aynı bulunduğunu, tüketicilerce markaların karıştırılması ihtimalinin yüksek olduğunu, ayrıca davalının, müvekkili markasının tanınmışlığından haksız yarar sağlayacağını, SMK'nın 6/2 maddesi kapsamında da dava konusu markanın hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğunu ileri sürerek, markaya tecavüzün tespitine, menine ve refine, haksız rekabetin tespitine, davalı adına tescilli 2016/87496 sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini  talep ve dava etmiştir. <br>\t\tDavalı vekili, davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığını, davacı ile müvekkili arasında 27.09.2016 tarihli distribütörlük sözleşmesi imzalandığını, bundan birkaç gün sonra davacı şirketin bilgisi dahilinde müvekkilinin marka tescil başvurusunda bulunduğunu, davacının başından beri müvekkilinin marka tescilinden haberdar olduğunu, davacı markasının tanınmış olmadığını, tescil tarihi itibariyle davacı markasının Türkiye'de ciddi kullanımının bulunmadığını, taraflar arasındaki distribütörlük sözleşmesine dayalı olarak müvekkilinin satış yapması nedeniyle markaya tecavüzden söz edilemeyeceğini, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir<br> \t<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davalının, davacının marka hakkına tecavüz ettiği iddiasında bunulmuşsa da davalının izinsiz kullanımları hakkında herhangi bir delil sunulmadığı, bu kapsamda davacı delilleri arasında yer alan fatura örneklerinin, taraflar arasındaki tek satıcılık anlaşması süresi içinde olduğu, faturalı bu ürünler bakımından izinsiz kullanımdan değil, marka hakkının tükenmesinden söz edilebileceği, dolayısıyla somut uyuşmazlık kapsamında davacının marka hakkını ihlal eden herhangi bir kullanım delilinin ibraz edilmediği, davalının iltibas yaratan kullanımları hakkında herhangi bir somut veriye dayanılmamış olması karşısında hangi eylemin haksız rekabet oluşturduğunun ve haksız rekabetin ne şekilde gerçekleştiğinin tespit edilebilmesinin mümkün olmadığı, eskiye dayalı tescilsiz kullanım iddiasının da kanıtlanamadığı, davacının taraf markaları arasındaki karıştırılma ihtimali iddiasına karşılık davalı tarafından kullanım ispatı talebinde bulunulduğu, davacı delillerinin, dayanak markasının tescil kapsamındaki mal ve hizmetler için kullanımı ve bu kullanımın pazardaki boyutunu ortaya koyan vasıfları haiz olmadığı, buna göre davacının 2015/43857 tescil numaralı markasının tescil kapsamındaki mal veya hizmetler için kullanımını ispat edemediği, bu durumda hükümsüzlük talebi bakımından karıştırılma ihtimali iddiasının dikkate alınamayacağı, taraflar arasındaki mail ve mesaj akışları dikkate alındığında, davalının marka başvurusunu davacının Türkiye’deki tek satıcısı olduğu sırada yaptığı, bu başvuru için herhangi bir izin almadığı, ticari vekil tarafından izinsiz ve haklı nedene dayanmayan bir tescilin ticari ilişkinin güven prensibini zedeleyici olması ve Yargıtay kararları ile de kötü niyetli olarak kabul edilmesi karşısında, dava konusu markanın ticari vekilin izinsiz tescili nedeniyle hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu, davacı markasının tanınmış olduğunun ispat edilemediği, davalının, davacının sahip olduğu markayı ve bu markayı taşıyan ürünleri bildiği, bu bilginin, tek satıcılık sözleşmesine dayandığı, buna rağmen dava konusu markayı tescil ettirdiği, bu durumun davacının Türkiye’de markası ile pazarda yer almasının engellenmesi sonucunu doğurabileceği, dolayısıyla davalının kötü niyetli olduğu, sessiz kalma yoluyla hak kaybı koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalı adına tescilli 2016/87496 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, fazlaya dair istemlerin reddine  karar  verilmiştir.      <br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, davalının marka kullanımı hakkında delil sunulmadığı, dolayısıyla marka ihlalinden ve haksız rekabetten söz edilemeyeceği yönündeki mahkeme kararının, hukuka aykırı olduğunu, nitekim davalı tarafın da, dava konusu markayı kullanmaya devam ettiğini açıkça ikrar ettiğini, taraflar arasındaki distribütörlük ilişkisinin sona ermesine rağmen, davalı tarafın müvekkili markasını kullanmaya devam ettiğini, kendi üreteceği ürünler üzerinde \"...\" ibaresini kullanacağı yönünde beyanda bulunduğunu, gerek gerekçeli kararda gerekse de kararın dayandırıldığı bilirkişi raporunda, davalının, söz konusu markayı kullandığı yönündeki ikrarının değerlendirilmediğini, haksız rekabet iddialarının reddine karar verilmesinin de doğru olmadığını, oysa davalının eylemlerinin haksız rekabet oluşturduğunu, çünkü davalının, taraflar arasındaki ticari ilişki bitmesine rağmen müvekkili markasını kullandığını, davalının, müvekkilinin Türkiye’deki direkt veya başka yeni distribütörler aracılığıyla yapacağı satış faaliyetlerini ve müvekkilinin piyasadaki varlığını engellemeye çalıştığını, dosyaya sundukları yeni distribütör ile yapılan sözleşmeler, faturalar, irsaliyeler ve diğer yazılı belgelerin incelenmediğini, bu deliller incelenmeden müvekkilinin marka kullanımının ispat edilemediği sonucuna varılmasının doğru olmadığını, müvekkili markasının tanınmış olduğunu, bu nedenle Paris Sözleşmesine üye olan Türkiye’de korunması gerektiğini, bu ibare bakımından müvekkilinin gerçek hak sahibi olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini istemiştir.     <br><br>GEREKÇE\t:Dava, markaya tecavüzün tespiti, meni, refi, haksız rekabetin tespiti ve marka hükümsüzlüğü  istemlerine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dosya kapsamındaki delillerle davalının, davacıya ait markayı, taraflar arasındaki ilişki sona erdikten sonra SMK'nın 7. maddesinde düzenlenen biçimde kullandığının ispat edilemediği, ticari ilişki devam ederken gerçekleşen kullanımların ise bir hak ihlali oluşturmayacağı, buna göre markaya tecavüz ve haksız rekabetten söz edilemeyeceği, davacı markasının tanınmış marka olduğu ya da davacının SMK'nın 6/3 maddesi kapsamında hak sahibi bulunduğu iddialarının ise ispat edilemediği, davaya konu markanın SMK'nın 6/2 ve 6/9 maddeleri kapsamında hükümsüz kılındığı ve bu karara karşı davalı yanca istinaf kanun yoluna başvurulmadığı, bu durumda SMK'nın 6/1 maddesi koşullarının oluşup oluşmadığını ve bu kapsamda davacı markasının kullanılıp kullanılmadığını incelemenin sonuca etkisi bulunmadığı  anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.<br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, <br>\t3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı  uhdesinde bırakılmasına,<br>\t4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 20/02/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. <br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 20/02/2025 <br>\t\t\t\t<br>Başkan<br>...<br> <br>Üye<br>...<br> <br>Üye<br>...<br> <br>Katip<br>...<br> <br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"8b290dc16fe353a7","SID":"f506d31371007194"}}