{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1683 Esas<br>KARAR NO: 2025/439<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 07/07/2021<br>NUMARASI: 2017/881 Esas, 2021/469 Karar<br>DAVA: TAZMİNAT (Haksız Fiil ve Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 20/03/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; müvekkiline ait akaryakıt istasyonunun 19.03.2015-19.03.2016 döneminde davalı sigortacı tarafından sigortalandığını, sigortalı işyerinde market çalışanı olarak görev yapan davalı ...'in 30.12.2015 tarihinde işten ayrıldığını, söz konusu çalışanın şüpheli davranışları ve haklı bir gerekçesi olmadan işyerinden ayrılması üzerine markette yapılan kontrolda stoklarda ciddi açık tespit edildiğini, stoklardaki farklılığın, kullanılan sistemden faturaların geriye dönük olarak bir kısmının silinmesi, faturasız satış yapılması gibi hususlardan kaynaklandığını, bu nedenle davalı ... hakkındaki hırsızlık ve güveni kötüye kullanma iddiası ile ilgili suç duyurusunda bulunduklarını, soruşturmanın devam ettiğini, poliçede emniyeti suistimal eyleminin teminat altına alındığını, ancak davalı sigorta şirketine başvurmalarına rağmen zararın karşılamadığını ileri sürerek  fazlaya ilişkin talep ve dava haklarını saklı tutarak şimdilik 2.000,00 TL'nin  davalı sigorta şirketi yönünden ihbar tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile diğer davalı yönünden eylem tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>CEVAP Davalı ... vekili cevabında; zararını tespit eden davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararı bulunmadığını, alacağın zamanaşımına uğradığını, davacının emniyeti suistimal iddialarının gerçek dışı olduğunu, müvekkilinin işçilik alacaklarının ödenmemesi nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ve davacı şirketi ile davacı ile organik bağı bulunan dava dışı şirket hakkında iş mahkemesinde dava açtığını, işçilik alacakları nedeniyle dava açması üzerine müvekkiline iftira atılarak bu davanın açıldığını, davacının işçilik alacağı için dava açan başka bir çalışan için de emniyeti suistimal iddiasında bulunduğunu savunarak davanın öncelikle usulden, aksi halde esastan reddine karar verilmesini  talep etmiştir. Davalı sigorta şirketi davaya cevap vermemiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davalı ... hakkında hırsızlık ve emniyeti suiistimal suçlarından yapılan soruşturma sonrası müşteki firmanın soyut iddiası dışında kamu davasının açılmasını gerektirir kuvvette somut delil ve emare elde olunamadığından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği,  ceza soruşturmasında tespit edilen maddi olguların  hukuk mahkemesini de bağlayacağı, itiraz yolu tüketilerek ve kanun yararına bozma yoluna gidilmeyerek kesinleşen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karara karşı Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılmışsa da, Anayasa Mahkemesinin incelemesini maddi olay yönünden değil hak ihlali yönünden yapacağı, bu nedenle Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru sonucunun beklenmesi gerekmediği, buna göre davalı ...'in emniyeti suiistimalde bulunduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF NEDENLERİ Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; ceza soruşturmasında rapora itirazları değerlendirilmeden kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, soruşturma dosyasında alınan raporda eksik ve yerinde olmayan tespitlerde bulunulduğunu, soruşturmada verilen kararın gerekçesinde soruşturma kapsamında dinlenen tanıkların beyanlarının değerlendirilmediğini, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar hakkında Anayasa Mahkemesi'ne yaptıkları bireysel başvuru sonucunun beklenmesi gerektiğini, mahkemede dinlenen tanık beyanlarına göre müvekkilinin ciddi bir zarara uğradığının açık olduğunu, bilirkişi raporu alınmadan ve deliller toplanmadan davanın reddine karar verildiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, güveni kötü kullanma iddiasına dayalı tazminat ve sigorta tazminatı ödenmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, davacı vekili hükmü istinaf etmiştir. Davacı, davalı çalışanın güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle stok açığı oluştuğunu, davalı sigorta şirketi tarafından sigortalanan işyerinde güveni kötüye kullanma teminatı da bulunduğunu ileri sürerek davalı çalışandan ve davalı sigorta şirketinden zararın tazminini talep etmiştir. Davacı şirket, güveni kötüye kullanma iddiasıyla ilgili davalı ... hakkında suç duyurusunda bulunmuş, ceza soruşturmasında bilirkişi raporu da alındıktan sonra müştekinin soyut iddiası dışında kamu davasının açılmasını gerektiren kuvvette somut delil ve emare bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına  karar verilmiştir. Kanunda aksi öngörülmedikçe kural olarak herkes iddiasını ispatla yükümlüdür. HMK'nın 190. maddesi gereği \"ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.\" \"Ceza Mahkemesi kararlarının, Hukuk Mahkemesindeki davaya etkisini düzenleyen TBK'nın 74.maddesinde; hakimin, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla bağlı bulunmadığı, aynı şekilde, ceza hakiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararının da, hukuk hakimini bağlamadığı düzenlenmiştir. Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Beraat kararının tespit ettiği vakıa bakımından kesin delil teşkil edebilmesi için, beraat kararında o vakıanın mevcut olup olmadığının delillerle kesin biçimde tespit edilmiş olması gerekir. Hukuk hakiminin ceza mahkemesi kararındaki maddi olgularla bağlılığının ölçüsü; beraat kararında suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin kesin olarak, delilleriyle tespit edilip edilmediğidir. Ceza mahkemesinin, kusurun ve zarar miktarının takdiri hususundaki kararı, yani, fiilin işlendiği sabit olduğu halde, kusurluluğa ya da kusursuzluğa ilişkin saptaması, hukuk hakimini bağlamaz. Maddi olayları ve yasak eylemleri saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır. ..Her ne kadar hukukumuzda koğuşturmaya yer olmadığına dair kararın hukuk mahkemesindeki davaya etkisini düzenleyen özel bir hüküm bulunmamakta ise de; maddi olayın ne şekilde meydana geldiği, eylemin hukuka aykırılığı ve eylem ile meydana gelen sonuç arasında nedensellik bağı bulunup bulunmadığı noktalarını kesin  olarak delillerle ortaya koyan kararların mahkemeyi bağlayacağını söylemekte bir sakınca bulunmamaktadır. Zira, koğuşturmaya yer olmadığına dair kararlar da tıpkı ceza yargılaması neticesinde verilen kararlar gibi  taraf delilleri ile bağlı olmaksızın re’sen yapılan  araştırma neticesinde edinilen kanaate göre verilen kararlar olup,  kesinleşen maddi olguların hukuk yargılamasına etkisi bakımından aralarında bir farklılık bulunmamaktadır.\" (Yargıtay 3. HD'nin  2016/13458 Esas, 2018/2790 Karar sayılı kararı) Somut olayda maddi gerçeğin araştırılmasında bütün ispat araçlarının soyut olarak delil olabileceği ceza soruşturmasında, davalı ...'in güveni kötüye kullanma suçu işlediği konusunda kamu davasının açılmasını gerektirir kuvvette delil bulunamamış ve davalının hukuka aykırı eylemi bulunduğu tespit edilememiştir. Buna göre ispat yükü üzerinde bulunan davacı, davalı çalışanın güveni kötüye kullanma suçunu işlediğini ispatlayamamıştır. Diğer taraftan ceza soruşturmasında verilen karar nedeniyle Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru sonucunda maddi vakıanın tespit edilemeyeceği de gözetildiğinde, mahkemece ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenler ile ilk derece mahkemesi kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan redine karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/881 Esas, 2021/469 Karar sayılı ve 07/07/2021 tarihli kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE,2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 556,10 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1b-1 bendi ile aynı kanunun 361.1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta süre içerisinde Temyiz Kanun Yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 20/03/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"cd05d1755dc2bcea","SID":"c5fec8fb4e6dc47c"}}