{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1389 <br>KARAR NO:2025/273<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:03/06/2021<br>NUMARASI:2018/1385 Esas -  2021/461 Karar<br>DAVA:Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:06/03/2025<br>Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkili şirketin ortağı ve münferit temsile yetkili yönetim kurulu başkanı olduğunu, kendisinin yetkili olduğu dönemde yöneticinin üzerine düşen yükümlülüklerine aykırı davranarak şirketi bilerek kasten ve kötü niyetle zarara uğrattığını, daha önce şirkette yardımcı eleman olarak çalışan ... ile birlikte dava dışı ... Şti'ni kurduklarını ve müvekkili şirket ile aynı faaliyet alanında çalıştıklarını, her iki şirketin aynı müşterilerle çalıştığı ve davalı tarafın haksız ve hukuka aykırı eylemleri nedeniyle müvekkili şirkete vermiş olduğu zararın şimdilik 1.000-TL'sinin TTK 553.md gereğince zararın meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:Davalı taraf adına duruşma gün ve saatini bildirir davetiye tebliğ edildiği halde duruşmaya katılmamış böylece yokluklarında yargılama yapılarak karar verilmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \"...davacı tarafından davalı aleyhine TTK 553 ve 555.maddeleri gereğince yöneticinin sorumluluğundan kaynaklı tazminat davası açtığı, davalının yönetici olduğu davacı şirket ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren ve daha önce davacı şirkette istihdam edilen ... ile birlikte dava dışı ... Şti'nin kurduğu, bilirkişi raporunda da ayrıntılı ve gerekçeli olarak belirtildiği üzere dava dışı şirket ile davacı şirketin müşterilerinin aynı olduğu, söz konusu şirketin kurulmasından sonra davacı şirketin cirosunun düştüğü, söz konusu cironun davalı tarafın kurmuş olduğu şirketin yaratmış olduğu haksız rekabetten kaynaklandığı, davalının kusurlu davranışları nedeniyle davacı şirkete vermiş olduğu toplam zararın 1.655.639,93-TL olduğu, iş bu zararın TTK 553/1 md gereğince davalıdan tahsil edilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak davacının davasının ıslah talebi kapsamında kabulüne\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkine dava dilekçesi ve tensip zaptının, 18.02.2019 tarihinde tebliğ edildiğinden bahisle yargılamaya devam edildiğini ve müvekkilinin hak kaybına uğratıldığını, savunma ve itiraz haklarının ihlal edildiğini, usule aykırı şekilde ve adres araştırması yapılmadan muhtara tebliğ edilen yabancı uyruklu davalı müvekkiline yapılan tebligatın geçersiz sayılması ve davanın usul yönünden reddi gerektiğini,somut olayda, davacı yanın bildirdiği adreste bulunamayan davalı müvekkilin komşusu olduğunu ve davalı müvekkilin geçici olarak Almanya' ya gittiğini beyan eden kişinin tebligatı kabule vasıfta kişilerden olmadığını,  buna rağmen usule aykırı hareket edilerek muhtara tebliğ edildiğini, yabancı uyruklu müvekkiline tebligatın, ilgili yönetmelik gereğince konsolosluk aracılığıyla yapılması gerektiğini, davalı müvekkilin davaya cevap ve delil sunma hakkı yok sayılarak yargılamaya devam edildiğini, adrese dayalı nüfus kayıt sisteminin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hakkında uygulanacağını, müvekkilinin yabancı uyruklu olduğundan bilirkişi raporunun TK 21/2maddesine göre tebliğ edilerken adrese dayalı kayıt sistemine ilişkin hükümlerin uygulanmasının hatalı olduğunu, kabul anlamında gelmemek kaydı ile Tebligat Yönetmeliği'nin 79. Maddesi gereği Teb. K.21/2.maddesi uyarınca yapılacak tebligatların açık mavi renkli zarfta yapılması zorunlu olmakla, somut olayda bu hususlar gözetilmeden müvekkiline usule aykırı şekilde tebligatlar yapıldığını , müvekkilin itiraz ve savunma hakkı kullanma imkanı tanınmadan yargılama tamamlanıp hüküm kurulmasının davalının hukuki dinlenilme hakkının ihlali sonucunu doğurduğunu, dosyada mübrez kılınan belgelerin davacı şirketin iddialarına somut delil teşkil etmediğini, ilk derece mahkemesi tarafından ittihaz edilen ara karar gereğince bilirkişi heyeti tarafından tanzim edilen bilirkişi heyet raporu, hem dosya kapsamında yer alan belgelerle hem de kendi mühteviyatında yer alan kaanat ve tespitler ile çelişkiler barındırdığını, bununla birlikte dosya kapsamında yer almayan e-posta yazışmalarının nasıl ve ne şekilde anılı raporda yer aldığının taraflarınca anlaşılamadığını, davalı müvekkilin kanundan doğan özen yükümlülüğünü yerine getirmemiş olduğu iddia edilse de aynı pay oranında davacı şirketin ortağı olan ...’in de şirkete ve ortaklarına karşı müvekkili oranında sorumluluk ve yükümlülükleri bulunduğunu, davacı tarafça iddia edildiği şekilde tüm ticari faaliyetin müvekkil tarafından yürütülüyor olmasının ticari hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkilinin hukuka ve ticari teamüllere aykırı eylemlerinden ötürü zarar edildiğini, bu zararların sebebinin ve ne kadar olduğunun İlk Derece Mahkemesi tarafından tespit edilmesi talep edilmiş olsa da incelenecek olan dava dosyasında da anlaşılacağı üzere herhangi bir tespit yapılmadığını, ittihaz edilen gerekçeli kararda belirlenen söz konusu tazminatın gerekçelerinin,delillerinin ve hukuki dayanağının ne olduğu belirtilmediğini,  gerekçenin dava konusu ile uyuşmamakta olup ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini,  mahkeme tarafından ittihaz edilen kararın dava dilekçesinde talep edilenden farklı olup,  HMK'nın 26. maddesine göre hukuka aykırı olduğunu, İstinaf başvurularının kabulü ile Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1385 E., 2021/461 K. sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak (yapılacak yargılamada cevap ve delil sunma hakları saklı kalmak kaydıyla) talepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini, yargılamanın murafaalı olarak gerçekleştirilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE:Dava, davacı şirketin uğradığını iddia ettiği zararın yönetici sorumluluğuna dayalı olarak davalı yöneticiden tahsili istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davalıya usulüne uygun tebligat yapılıp yapılmadığı, şirketin zarara uğrayıp uğramadığı, davanın ispatlanmış olup olmadığı  noktasındadır.Dava dilekçesi davalıya Tebligat Kanunu'nun (TK) 21/1 maddesi gereğince tebliğ edilmiştir.Tebligat Kanunu'nun 21/1 maddesinde \"Kendisine tebligat yapılacak kimse veya tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta/amir veya memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın, komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir, ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” denilmektedir. Tebligat Kanun ve Yönetmeliğin ilgili maddeleri uyarınca, yapılacak tebliğ işleminde muhatap adreste bulunmaz ise adreste bulunmama sebebi, tevziat saatinden sonra adrese dönüp dönmeyeceği araştırılarak komşu (kapıcı-yönetici) beyanının alınması, beyanda bulunan komşunun adı ve soyadının tebligat parçasına yazılması gerekli olup, somut olayda dava dilekçesine ilişkin tebliğ mazbatasında komşunun adı ve soyadına yer verilerek komşunun \"geçici olarak Almanya'ya gittiği\" beyanı yer almaktadır. Buna göre dava dilekçesi TK 21/1.maddesine göre yapılmış olup, dava dilekçesinin davalıya tebliği geçerlidir. Yabancı uyruklulara yapılacak tebligat usulü, yabancı ülkede bulunan yabancılar için önem arz etmekte olup, davalıya ait vekaletnamede de aynı adresin yer aldığı gözetildiğinde davalının cevap dilekçesi sunma, delil bildirme hakkının ihlal edildiği yönündeki istinaf istemi yerinde görülmemiştir.Davanın yönetici sorumluluğuna dayalı olması nedeniyle,6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 408/1, 553/1ve 479/3-c maddeleri gereği, anonim şirket yöneticisi olan davalı hakkında sorumluluk davası açılabilmesi için, şirket genel kurulunda karar alınması gerekmekte olup, bu husus tamamlanabilir dava şartı niteliğindedir. Bu durumda genel kurul kararı alınmadan dava açılması halinde, davacı tarafa genel kurul kararı alınarak ibrazı için süre verilerek sonucuna göre karar verilmelidir.Somut olayda dava tarihinde şirket genel kurulunda bu yönde alınmış bir karar ibraz edilmemiş olsa da dava dışı ortak tarafından ikame edilen davada Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/168 Esas ve 2019/631 Karar sayılı kararı ile olağanüstü genel kurul toplantısının yapılması için toplantı çağrısını yapmak gündemi düzenlenmek üzere kayyım olarak atanan ... tarafından hazırlanan 05.09.2019 tarihli genel kurulda, davalı aleyhine dava açılması yönünde dava dışı ortağın %55 oranında pay sahibi olması nedeniyle  oyçokluğuyla karar alınarak bu eksiklik giderilmiştir.Dosya kapsamından dava dışı  ...'ın davacı şirkette proje yöneticisi iken  04.07.2017 tarihinde  istifa nedenine dayalı olarak davacı şirketten ayrıldığı, 05.10.2017 tarihinde ...Şirketi'ni kurduğu, 31.07.2018 tarih ve 9632 sayılı ...'de yapılan tescil ile ... tarafından devredilen bir kısım hisseler sonucu davalının bu şirkete ortak olduğu anlaşılmaktadır.İlk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda, bir kısım  şirketlerin hem davacı şirket hem de davalının ortak olduğu dava dışı şirket ile çalıştığının her iki şirket tarafından Gelir İdaresi Başkanlığı'na yapılan BA/BS formlarından anlaşıldığı, davacı şirketin en yüksek satış cirosuna 2017 yılında ulaşmış olduğu, davalının ortağı olduğu şirketin 05.10.2017 tarihinde kurulmuş olduğu ve bu tarih sonrasında davacı şirketin satış cirosunda azalmanın meydana geldiği, 2018 yılında hiç satış yapılmayarak “0” bakiye ile hiç satış gerçekleştirmediği, haksız rekabet teşkil eden eylemin 2017 yılında başladığı , dava tarihi 2018 yılı olduğundan davacının sadece 2018 yılındaki kar kaybının dikkate alındığı, davacı şirketin mali verilerinde tespit edilen azalmanın %15,88 kısmına karşılık gelen tutarın 103.495,99 TL'sinin medikal sektörünün 2018 yılından bir önceki yıla oranla yaşadığı daralmadan kaynaklandığı, geriye kalan 1.656.639,93 TL'nin haksız rekabetten  kaynaklandığı, davacının çalıştığı bir çok firmanın aynı zamanda davalının da ortağı  olduğu  2017 yılında kurulan şirket ile hemen çalışmaya başlamasının ve davacı şirketin ilişkisi içerisinde olduğu firmaların başkaları tarafından bilinmesinin normal olarak beklenemeyecek bilgiler olduğu kanaati bildirilmiştir.Mahkemece bilirkişi raporu T.K.'nun 21/2. maddesine göre tebliğ edilmiş olup, davalı tarafça  adrese dayalı kayıt sistemine ilişkin hükümlerin uygulanmasının hatalı olduğu ileri sürülmüştür. Medeni Kanunun 19. maddesinin birinci fıkrasına göre yerleşim yeri (ikametgâhı), “bir kimsenin sürekli kalma niyeti ile oturduğu yerdir. 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununa dayanılarak çıkartılan ve 15.08.2007 tarihinde yürürlüğe giren Adres Kayıt Sistemi Yönetmeliği'nin 1. maddesine göre \"Türk vatandaşlarının ve Türkiye'de herhangi bir amaçla en az 6 ay süreli ikamet tezkeresi ile bulunan yabancıların yerleşim yeri adresleri Merkezi Adres Kayıt Sistemi olarak Nüfus ve Vatandaşlık Genel Müdürlüğü tarafından elektronik ortamda tutulur.'' hükmü yer almaktadır. Somut olayda, davacı şirkette münferiden temsile yetkili yönetim kurulu başkanı ve ortak olan davalının dava dilekçesinde gösterilen ve ayrıca mernis adresi olarak tespit edilen adresine gönderilen bilirkişi raporuna ilişkin tebligatın iade edilmesi üzerine bu kez tebligat zarfına adresin mernis adresi olduğu ve TK'nın 21/2. maddesi gereğince tebligat yapılması gerektiği şerhi verilerek yapılan tebliğ işlemi usulüne uygundur. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2022/13483 Esas ve 2023/6801 Karar sayılı kararı) Bu nedenle davalının aksi yöndeki istinaf istemi yerinde görülmemiştir TTK'nun 553/1. maddesi uyarınca, kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.Yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişiler, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadırlar (TTK m. 369/1). Yönetim kurulu üyelerinin özen ve dikkat yükümlülüğünün kapsamı, şirket ana sözleşmesi, kanun, iç yönerge ve yönetim kurulu tarafından verilen tüm yetki ve görevleri kapsar. Ancak, yönetim kurulu üyesinin özen yükümlülüğünün, kurulda kendisine tanınan yetki ile sınırlı olduğuna şüphe yoktur.Yönetim kurulu üyelerinin sadakat  borcu yöneticilerin ortaklıkla ilgili bütün işlemlerde ortaklık menfaatini gözetmelerini ve kendi çıkarları ile çatışsa dahi şirket menfaatini üstün tutmaları gereğini ifade eder. (Çamoğlu/Poroy/Tekinalp, s. 374) Bunun yanı sıra yönetim kurulunun sorumluluğu kusura dayanan bir sorumluluktur. Ayrıca, yönetim kurulu üyesinin sorumlu tutulabilmesi için kusurlu hareketin o üyeye izafe edilmesi de gereklidir. Yönetim kurulu üyelerinin şirket nam ve hesabına yapmış oldukları işlem ve sözleşmeler nedeniyle sorumlu tutulabilmeleri ancak kendilerine kusurlu bir eylemin yüklenmesi durumunda mümkündür. Ancak, “yönetim kusuru” açık bir sorumluluk hâli olarak düzenlenmemiştir. Bunun gibi mahkemenin yerindelik incelemesi yapıp bu yaklaşımla sorumluluğa varması, hükmümüzde yer alan “kanun ve esas sözleşmeden doğan yükümler” somutlaşması karşısında güçtür; meğerki her iki hâl de özen yükümüne aykırılık olarak kabul edilsin (TTK m. 553 gerekçesinden).TTK'nın 553. maddesinde gösterilen yöneticilerin sorumluluğuna ilişkin davada zarar doğurucu işlem ya da eylemin yöneticinin kusurundan kaynaklandığını ispat yükü davacıdadır. İspat yükü üzerinde olan davacının davalı yöneticinin hukuka aykırı olduğunu iddia ettiği eylemlerinin  varlığı ile bu eylemler neticesinde zarara uğradığını ve iddia edilen eylemler ile zarar arasında uygun illiyet bağı bulunduğunu ispatla yükümlüdür. Somut olayda  ispat yükü üzerinde olan davacı şirket, davalının, eski şirket çalışanı ile birlikte davacı şirket ile aynı faaliyet alanında çalışan şirket kurarak haksız rekabet etmek suretiyle zarara uğradığını ileri sürmüştür.TTK'nın 396/1.maddesi \"(1) Yönetim kurulu üyelerinden biri, genel kurulun iznini almaksızın, şirketin işletme konusuna giren ticari iş türünden bir işlemi kendi veya başkası hesabına yapamayacağı gibi, aynı tür ticari işlerle uğraşan bir şirkete sorumluluğu sınırsız ortak sıfatıyla da giremez. Bu hükme aykırı harekette bulunan yönetim kurulu üyelerinden şirket tazminat istemekte veya tazminat yerine yapılan işlemi şirket adına yapılmış saymakta ve üçüncü kişiler hesabına yapılan sözleşmelerden doğan menfaatlerin şirkete ait olduğunu dava etmekte serbesttir. (2) Bu haklardan birinin seçilmesi birinci fıkra hükmüne aykırı harekette bulunan üyenin dışındaki üyelere aittir. (3) Bu haklar, söz konusu ticari işlemlerin yapıldığını veya yönetim kurulu üyesinin diğer bir şirkete girdiğini, diğer üyelerin öğrendikleri tarihten itibaren üç ay ve her hâlde bunların gerçekleşmesinden itibaren bir yıl geçince zamanaşımına uğrar.(4) Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarıyla ilgili hükümler saklıdır.\" şeklinde düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre rekabet yasağının kapsamı, şirketin fiilen faaliyet gösterdiği  faaliyet konusuna ilişkin alanlarla sınırlıdır. Öncelikle belirtilmelidir ki, yönetim kurulu üyeleri, genel kurulun iznini alarak bu tür iş ve işlemleri gerçekleştirebilmektedir. Dolayısıyla bu yasak, mutlak bir yasak niteliğinde olmadığından aksinin kararlaştırılabilmesi mümkündür. Ancak genel kurul tarafından yönetim kurulu üyelerine verilen izin, haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanmasını engellemez. Şirket verilen iznin kötüye kullanıldığı durumlarda şartları varsa haksız rekabete ilişkin haklarını kullanabileceği gibi (Domaniç, s. 634; Çamoğlu (Poroy/Tekinalp), s. 324; Teoman, s. 50; Aydoğan, s. 115;ayrıca bkz. Akdağ Güney, s. 146.) TTK'nın 396/4.maddesi gereği  yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarıyla ilgili hükümlere de başvurabilir .Somut olayda öncelikle davacı şirketin ana sözleşmesi getirtilerek ana sözleşmede  yönetim kurulu üyesine ortaklıkla aynı konuda iş yapabilme hususunda izin verilip verilmediğinin araştırılması, sonrasında mali müşavir, sektör bilirkişisi ve haksız rekabet konusunda uzman bir bilirkişiden oluşan yeni bir bilirkişi kurulu vasıtasıyla davalının ortağı olduğu dava dışı şirketin ticari defterleri  ve dosya kapsamı üzerinde inceleme yapılıp,  haksız rekabetin olup olmadığı,  haksız rekabetin varlığına kanaat getirilmesi halinde davacı şirketin zarara uğrayıp uğramadığı konusunda rapor alınarak zararın gerçek miktarının tespitinin mümkün olmaması halinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50/2.maddesinin  gözetilerek bir karar verilmesi  gerekirken mahkemece eksik inceleme ile  yazılı şekilde  karar verilmesi  doğru olmamıştır.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın işaret edilen hususta yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.06/03/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"808c3265ab97a8fd","SID":"64d019ccea5ac806"}}