{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>57. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/257 <br>KARAR NO: 2025/593<br>TÜRK  MİLLETİ  ADINA     <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 11/09/2024<br>NUMARASI: 2023/709 Esas, 2024/634 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ:01/07/2022<br>KARAR TARİHİ:18/03/2025<br>KARAR Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine nedeni ile reddine yönelik verilen karara karşı davacılar vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin hemşehrileri ve yıllardır dostlukları olan ... aracılığıyla ...'in yeğeni davalı borçlu ... ile 2019 yılında tanıştıklarını, diğer davalının ...'nın ...'in babası olduğunu, ...'in \"... Dış Ticaret Limited Şirketi\" isimli bir şirketinin olduğunu ithalat ihracat işlerinde çok iyi olduklarını, kısa zamanda yurt dışında ticaret işinde yüksek miktarlarda kar elde ettiklerini, isterlerse sermaye koyarak ortak olmak suretiyle kar sağlayabileceklerini müvekkillerine söylediklerini, müvekkillerininde uzun süredir tanıdıkları ve hemşehri oldukları ...'nun da referansıyla ...'e işlerinde sermaye olarak kullanıp ticaret faaliyetlerinin karını almak üzere kendi aralarında yaptıkları anlaşmaya istinaden Ağustos 2019 ila Mart 2021 yılına kadar peyderpey para verdiklerini, yapılan ödemelerin her ne kadar bankadan yapılmasını istemişlerse de davalı ...'in şirketin vergisel açıdan problem yaşayacağını bahane etmesi üzerine ödemelerin her zaman elden nakit olarak yapıldığını, akabinde şirketin göstermelik bir ticari şirket olduğunu kazanç sözü ve yatırım vaadi vererek müvekkillerini hileli davranarak ve aralarındaki anlaşmaya aykırı davranarak aldattıklarını, ortaklıktan çıkmak istediklerinde davalıların, paraların iadesi için 6 ay süre istediklerini ancak herhangi bir ödeme yapmadıklarını, davalı borçluların bu söylemi ile borçlarını ikrar ettiklerini alacağın ödenmemesi nedeniyle başlatılan Büyükçekmece ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı takip dosyasına alacağı sürüncemede bırakmak amacıyla kötü niyetli ve haksız yere itiraz üzerine durdurulduğunu, tüm bu nedenlerle davalıların itirazlarının iptaline ve takibin takip tarihi itibariyle anapara üzerinden işleyecek faiz, vekalet ücreti ve tüm ferileri ile birlikte devamına, davalı aleyhine alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın dava dilekçesinde ... Ltd. Şti ile bir anlaşma yapıldığını, bu şirkete para verildiğini iddia ettiğini, davacıların bu beyanına göre dava edilen paranın sözü geçen şirketten istemesi gerektiğini ayrıca müvekkili ...'nın bu şirketle hiçbir bağının olmadığını, dava dilekçesinde sözü edilen ses kaydının hukuka aykırı bir şekilde elde edildiğini, ses kaydı dahi kar ortaklığı ticaretinin şirket ile yapıldığını göstermektedir. O ses kaydının dava konusu ticaretin müvekkilleri ile yapıldığına dair bir kabul ikrar içermediğini  bu nedenlerle davanın reddini, davacıların haksız ve kötü niyetli takibi nedeniyle takip bedelinin %20 sinden aşağı olmamak kaydıyla tazminata hükmedilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacılar üzerine bırakılmasına, karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince; \" 1-Davanın REDDİNE,\" karar verilmiş olup, bu karara karşı davacılar vekili süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;  Mahkemece delillerinin toplanmadığını, adeta delillerin göz ardı edildiğini, taraflarınca sunulan deliller toplanıp değerlendirilmeden bir hüküm verilmiş olup, müvekkilinin hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, bu çerçevede yerel Mahkemece toplanmayan delillerin istinaf mahkemesince toplanması ve yargılama yapılmasını talep ettiklerini, Mahkemece verilen hükmün bu anlamda eksik ve yetersiz olup, istinaf mahkemesince kararın kaldırılması gerektiğini, her ne kadar Yerel Mahkemece bu delillerin usule aykırı edinildiği belirtilerek hiçbir inceleme yapılmamışsa da bu delillerin delil başlangıcı niteliği göz önünde bulundurularak diğer delillerin de toplanılması gerekmekteyken mahkemece delillerin dikkate alınmadığını, ortada dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçunu oluşturan eylemlerin mevcut olduğunu, kaldı ki bu hususun da davalılar aleyhine müvekkillerin şikayeti üzerine ceza davası açılmış olup, halihazırda yargılama İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesinin 2024/335 E. sayılı dosya ile devam ettiğini, huzurdaki dosyada işbu ceza dosyasının da celp edilmediğini ve hiçbir şekilde dikkate alınmadığını, bekletici mesele dahi yapılmadığını, davalıların hileli hareketleri sonucu iradeleri etkilenen müvekkillerle aralarında ticari bir ilişki meydana gelmiş olsa da davalıların söz verdikleri kar paylarını ifa etmediğini ve  işbu davaya konu  alacak bedelinin oluşmasına neden olduklarını, müvekkillerinin Kilis'te hemşehrileri ve yıllardır dostlukları olan ... aracılığıyla ...'nun yeğeni   davalı borçlu ... ile 2019 yılında tanıştıklarını, müvekkillerin 30 yıldır tanıyıp sevdikleri ..., yeğeni olan ...'nın ... Sanayi ve Dış Ticaret Limited Şirket'i isimli bir şirketinin olduğunu,  ithalat-ihracat işlerinde çok iyi olduğunu, kısa zamanda  yurt dışında  ticaret işinde yüksek miktarlarda kar elde ettiğini, isterlerse yeğenin işine sermaye koyarak ortak olmak suretiyle kar sağlayabileceklerini müvekkillerine ilettiğini, müvekkillerin de uzun süredir tanıdıkları ve hemşehri oldukları ...'nun da referansıyla ...'nın yaptığı ticari işleri görüp birlikte ticaret yapmayı düşünmeye başladıklarını, müvekkillerinin ...'ya işlerinde sermaye olarak kullanıp ticaret faaliyetlerinin karını almak üzere kendi aralarında yaptıkları anlaşmaya istinaden Ağustos 2019 yılından-Mart 2021 ayına  kadar peyderpey para verdiklerini, her ne kadar müvekkilleri tarafından yapılan bu ödemeler banka aracılığı ile yapılmak istense de ... tarafından şirketin vergisel açıdan problem yaşayacağı hususu bahane edilerek ödemelerin her zaman elden nakit olarak alındığını, müvekkillerin işbu ticaret anlaşmasına aracı olan ...'nun uzun süredir tanıdıklarından ve Anadolu insanı olarak da söz senettir presibine güvenerek borçlu ... ile olan para alışverişine veya anlaşmaya ilişkin bir belge düzenlememiş olsa da  davalı borçluların yakın akrabası olan ... da işbu para transferine bizzat şahitlik ettiğini, müvekkillerinin sürecin sonrasında işbu  ortaklıktan ayrılmak istediklerini  ve verilen paraların bağış niteliğinde olmadığını ve söz verildiği gibi ticari faaliyetlerden kar sağlayamadıklarını, bu sebeple paralarını geri istediklerini  ifade ettiklerini, ancak Davalı ... ve babası ... müvekkillerinin iş yerlerine gelerek anlaşmak istediklerini ve paraların iadesi için 6 ay süre istediklerini belirttiklerini, müvekkillerinin bu süre talebini yine hemşerilerine duyduğu güven ve iyiniyetle kabul ederek 6 ay bekleyeceklerini belirtmişlerse de bu görüşmeden sonra şüphelilerin müvekkillerin aramalarına cevap vermediğini ve nihayetinde verilen süre içerisinde de talep edilen tutarı ödemediklerini,  6 ay sonra ödeyeceklerini belirtmeleri de işbu borcun varlığına ilişkin bir kabul niteliğinde olup alacaklarının haklılığını vurguladığını, dolayısıyla davacıların müvekkillerine karşı olan borçları kendi ikrarlarıyla sabit olup Büyükçekmece ...İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosya ile açılan icra takibinin müvekkilinin alacağını sürüncemede bırakmak amacıyla kötü niyetle itiraz edilerek durdurulduğunu, davalı tarafın ikrar niteliğindeki beyanlarıyla  kabul ettiği bir  alacak mevcut olup tüm bu hususları göz önüne alındığında yapılan itirazın haksız ve mesnetsiz olduğu ve alacaklarının sabit olduğunun anlaşılacağını belirterek Bakırköy 4.Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/709 E. 2024/634 K. sayılı dosyasının kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak delillerinin toplanarak davanın kabulünü, Mahkeme aksi kanaatte ise ilk derece mahkemesine eksik hususların giderilmesi için gönderilmesini yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Dava, sonuca (kâra) katılmalı (tüketim) ödüncü sözleşmesine dayalı başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Dava ilk olarak Büyükçekmece 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/283 Esas ve 2023/193 Karar sayılı dosyasından görülmüş olup mahkemece \" davacıların tacir olduğu, davanın konusunun davalılardan ...'nın kurucu ortağı olduğu şirket ve diğer davalı gerçek kişinin de ortak olacağı şekilde sermaye koyarak gelirlerin bölüşülmesi konusunda anlaşıldığını ve buna istinaden bir kısım ödemeler yapıldığı ancak davacılara kar payı ödenmediği ve paranın da iade edilmediği iddiasıyla başlatılan takibin konusunun ticari işten kaynaklandığı ve TTK 19/2 gereğince davalılar açısından da ticari iş sayıldığı, ticari ödünç ilişkilerinden doğan davaların aynı zamanda mutlak ticari dava teşkil ettiği ve ticari davada görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu kanaatine varılmıştır.  Büyükşehir sınırları içinde HSK 188 sayılı ilke kararı gereğince mahkememizin asliye ticaret mahkemesi sıfatıyla dava görme yetkisinin iş ölümü itibariyle kaldırıldığı ve bu nedenle Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu\" gerekçesi ile davanın görev şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmiştir. Dosyanın tevzi edildiği Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/709 Esas kaydedildiği, mahkemece yapılan yargılama sonunda \" davacının icra takibine konu alacağını kesin delillerle ispatlayamadığı\" gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş olup davacı vekili karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 6100 sayılı HMK'nın  341. maddesi gereğince istinaf kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada istinaf incelemesi, HMK 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller de dikkate alınarak; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan istinaf sebepleri ile sınırlı, takdiren duruşmasız olarak yapılmıştır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nın 3. maddesi hükmüne göre bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari iş sayılmazlar (ERİŞ Gönen, Gerekçeli- Açıklamalı- İçtihatlı 6335 Sayılı Kanunla Güncellenmiş Yeni TTK Hükümlerine Göre Ticari İşletme ve Şirketler Ticaret Sicili Yönetmeliği ve İlgili Tebliğler, Seçkin Yayınevi, 1. Baskı, Mart 2013, 1. Cilt, Sh, 323). Ticari davalar ise aynı Kanunun 4/1 maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969. maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447,  yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580. maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen, uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez.Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5/1. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu belirtilmiştir. Buna göre, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki, 6762 sayılı Türk  Ticaret Kanunundan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Bu nedenle, asliye ticaret mahkemesinin bakması gereken davalarda, asliye hukuk mahkemesi görevli sayılamaz. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanununun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtayca re'sen dikkate alınır. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanunun 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK'nın 5/4. maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez. ( Yargıtay  Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2019 tarih, 2017/17-1097 Esas ve  2019/458 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 05/12/2019 tarih, 2019/5524 Esas ve  2019/7143 Karar sayılı ilamı) Öte yandan 6102 sayılı TTK'nın 12. Maddesi \"(1) Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. (2) Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. (3) Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur.\" hükmünü içermektedir. Türk Ticaret Kanunu’nun 12.’üncü maddesine göre bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. Davalı bir ticari işletmeyi kendi adına işletmediği gibi izlenimi uyandıracak şekilde davranmamış; ticaret siciline kaydolmamış, (tacir sıfatıyla) vergi mükellefiyeti başlatmamış, ilan ve sirküler gibi yollarla tacir olduğu intibaı yaratacak faaliyet göstermemiştir. Sermaye şirketine ortak ya da yönetici olmak, tek başına o kişinin tacir olduğu anlamına gelmez. ( Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 01.12.2010 tarih, 2010/13557 Esas ve 2010/13646 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 03.11.2016 tarih, 2015/6977 Esas ve 2016/4865 Karar sayılı ilamı) Somut olayda: davanın konusunun davalılardan ...'nın kurucu ortağı olduğu şirket ve diğer davalı gerçek kişinin de ortak olacağı şekilde sermaye koyarak gelirlerin bölüşülmesi konusunda anlaşıldığı ve buna istinaden bir kısım ödemeler yapıldığı ancak davacılara kar payı ödenmediği ve paranın da iade edilmediği iddiasıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemi ile açılan davada taraflar arasındaki uyuşmazlık  sonuca (kâra) katılmalı (tüketim) ödüncü hukuki sebebine dayalıdır. Davaya konu uyuşmazlık için özel bir düzenleme bulunmadığından davanın ticaret mahkemesinde görülebilmesi için tarafların tacir ve dava konusunun tarafların ticari işletmeleriyle ilgili olması gerekir.  Her ne kadar  davacılar tacir ise de davalıların tacir olduklarına dair dosyada delil bulunmamaktadır. Öte yandan  uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Yine  Sermaye şirketine ortak ya da yönetici olmak, tek başına o kişinin tacir olduğu anlamına gelmez. Somut olayda taraflar arasındaki uyuşmazlık mutlak ticari dava olmadığı gibi  her iki tarafın tacir olma koşulu gerçekleşmediği için davaya bakmaya ticaret mahkemesi görevli olmayıp asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Bu nedenle uyuşmazlığın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında kalmadığından asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği anlaşılmaktadır.Hal böyle olunca Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından yukarıdaki gerekçelerle görevsizlik kararı verilerek gerektiğinde 6100 sayılı HMK'nın 21.maddesinde belirlenen prosedür işletilmesi gerekir iken işin esasına girerek karar verilmesi doğru bulunmamıştır. Bu itibarla; davacılar vekilinin istinaf talebinin bu aşamada esasa girilmeksizin ve incelenmeksizin usulen kabulü ile, ilk derece mahkemesince işin esasına girilerek verilen kararın HMK m.353/1-a-3 uyarınca kaldırılarak, Dairemizce yeniden davanın görev dava şartı yokluğundan usulden reddine, mahkemenin görevsizliğine, dosyanın daha önce usule aykırı olarak görevsizlik kararı veren görevli ve yetkili Büyükçekmece 6. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine oybirliğiyle varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur. <br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1.Davacıların istinaf başvurusunun esasa girilmeksizin USULEN KABULÜNE, HMK m. 353/1-a-3 uyarınca BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 11/09/2024 tarih, 2023/709 Esas, 2024/634 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2.BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin GÖREVSİZLİĞİNE, 3.Dairemiz kararının ilk derece mahkemesince taraflara usulüne uygun olarak tebliğinden itibaren, taraflarca 6100 s.HMK'nın 20.maddesine göre 2 haftalık kesin süre içinde ilk derece mahkemesine DOSYANIN GÖREVLİ MAHKEMEYE GÖNDERİLMESİ İÇİN müracaat edilmesi halinde, davanın esastan görülmesi için DOSYANIN görevli  BÜYÜKÇEKMECE 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'ne gönderilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine İADESİNE, 4.Dairemiz kararının ilk derece mahkemesince taraflara usulüne uygun olarak tebliğinden itibaren 2 haftalık kesin süre içerisinde taraflarca DOSYANIN GÖREVLİ MAHKEMEYE gönderilmesinin talep edilmemesi halinde, ilk derece mahkemesince 6100 s.HMK'nın 20.maddesi gereğince işlem yapılmasına ve karar verilmesine, 5.İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca davacılar lehine ücreti vekalet taktirine yer olmadığına, 6.Davacıların yatırmış olduğu istinaf karar harcının talep halinde iadesine,    gereğinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,7.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin yerel mahkemece verilecek kararda değerlendirilmesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 18/03/2025  tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b7d6f9e7fe5c2c84","SID":"6920d53278cab9ed"}}