{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>3. HUKUK DAİRESİ<br>ESAS NO\t:2024/3094 <br>KARAR NO:2025/876<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A K A R A R<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:03/07/2024<br>NUMARASI:2022/773 E - 2024/513 K<br>DAVANIN KONUSU:Adi Ortaklığın Fesih ve Tasfiyesi-Alacak<br>KARAR TARİHİ:27/03/2025<br>Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın  istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının ... İstanbul’da 1999-2016 yılları arasında şirket pay sahibi ve yönetici pozisyonunda çalışmış olduğunu, 2016 yılından beri de davalı şirket ile adı ortaklık ilişkisi içinde bulunmakta olduğunu, ... İstanbul; dava dışı ... A.Ş. tarafından 1999 - 2011 yılları arasında işletilmiş olup, müvekkil davacı ... da dava dışı ... A.Ş.'de yönetim kurulu üyesi ve yönetici sıfatıyla görev almış olduğunu, dava dışı ... A.Ş.'nin ve davacı müvekkili ...'ın da ortağı bulunduğu ... A.Ş. 05.01.2011 tarihinde kurularak sicile tescil edilmiş ve 2011-2016 yılları arasında ...'i işletmeye devam etmiş olduğunu, davacı ... 2011-2016 yıllarında da dava dışı ... A.Ş.'de hissedar ve yönetici olarak görev almaya devam etmiş olduğunu, 2007 yılında ise ...'in bulunduğu taşınmaz ... A.Ş. satış suretiyle devralınmış olduğunu, ... AŞ. Sahibi ...’un davacıya, kendisinin vereceği destek ve yardımlar ile ...'in işletilmesi amacıyla yeni bir şirket kuracağını ve davacının yeni kurulan bu şirkette %50 hissedar olacağını taahhüt etmiş ve davacının desteği ve itibarının yeni kurulan şirket için büyük önem arz ettiğini defalarca beyan etmiş olduğunu, davacının da, o dönemde itbar ve güvenilirliğinden şüphe duymadığı ...'un bu teklifini kabul etmiş ve davali şirketin kuruluşunda önemli iş ve işlemlerin tamamını bizzat kendisi gerçekleştirmiş olduğunu,  davacının bu iş ve işlemleri yaparken dava dışı ... tarafından şirketin yarı hissesinin devri yapılacağı beklentisine sokulmuş olduğunu, davalı şirket kuruluş aşamalarında ve dava dışı ... AŞ. o dönemdeki teminat mektubu sorunlarını dahi kendi kişisel ilişkileri ile ve maddi destek sağlamak suretiyle çözmüş olduğunu, ...’un ilk etapta şirketin tek ortağı olarak oğlu olan ...'un yer alması ve şirket kuruluş işlemlerinin tamamlanmasından sonra hisse devir işlemlerinin yapılmasını istediğini beyan etmiş ve davacının da aralarındaki güven ve dostluk  ilişkisi gereği bu talepte herhangi bir art niyet olduğunu düşünmeyerek kabul etmiş olduğunu, davalı şirket kuruluş işlemlerinin tamamlanmasının ardından ...'in aynen devamının sağlanması amacıyla yapılması gereken tüm devir, Franchise Sözleşmesi ve diğer tüm iş ve işlemlerin bizzat davacı tarafından gerçekleştirilmiş olduğunu, davacının kuruluş iş ve işlemleri esnasında büyük emek, zaman ve para harcamış, yıllardır turizm sektöründe edindiği tüm mesleki birikim, tecrübe ve itibarı kullanarak sürecin sorunsuz ve hızlı bir şekilde tamamlanmasını sağlamış olduğunu, ... marka ve isim hakkının devamı amacıyla İngiliz firması olan ... şirketi ile olan 20 yıllık dostluk ve kişisel ilişkilerinin Franchise Sözleşmesinin imzalanmasında önemli bir etken olmuş, Franchise Sözleşmesi'nin imzalanması için ... şirketi ile defalarca şahsen görüşmüş, bu görüşmeler ve ... Stinin sözleşme imzalamaya ikna aşaması 3 ay sürmüş ve sözleşmenin imzalanması amacıyla defalarca İngiltere'ye gitmiş ve sözleşme görüşmelerinin tamamını bizzat yürütmüş olduğunu, ... şirketi ile yapılan tüm e-posta yazışmalarını da davacı müvekkilin yapmış olduğunu, Franchise Sözleşmesi için yapılan görüşmelerde ... Sti daha önce hiç 5 yıldızlı otel işletmesi  bulunmayan ve turizm sektöründe tecrübesi olmayan davalı şirket ile dava dışı ...'la Franchise Sözleşmesi imzalanmak istememiş, marka değerlerine zarar geleceğini düşünerek görüşmelere dahi olumsuz yaklaşmış olduklarını, 20 yıldır tanıdıkları ve iş tecrübesine güvendikleri davacının, davalı şirket ortağı olduğunu hisse devrinin yapılacağını beyan etmesi üzerine .... Sti ile Franchise Sözleşmesinin imzalanabildiğini, davalı şirket ve ..., Franchise Sözleşmesi yapmaya tek başlarına ikna edemeyeceklerini bildikleri için davacıyı hisse devri yapılacağına inandırarak sözleşmenin imzalanmasını sağlatmış olduklarını, Hatta ...’un davacıya hisse devrinin ancak Franchise Sözleşmesi imzalandıktan sonra yapılacağını defalarca ifade etmiş olduğunu,  hisse devrinin ön koşulu olarak Franchise Sözleşmesinin imzalanmasının sağlanması olduğunu söylemiş olduklarını, bu görüşmeler sayesinde ... İstanbul, dava dışı İngiliz firması olan ... şirketine ait olup, 06.12.2016 Tarihli Franchise Sözleşmesi ile 26.11.2016 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere ... A.Ş'nin işletmesi amacıyla lisans verilmiş olduğunu, sonrasındaki süreçte ise dava dışı.... A.Ş. ile ... A.Ş'nin sahibi olan ...'un oğlu ...'un tek pay sahibi olduğu ... A.Ş. arasında 25.10.2016 imza, 01.01.2017 yürürlük tarihli kira sözleşmesi ile otelin işletmesi davalı şirkete verilmiş olduğunu, Kira sözleşmesi akabinde 2016 yılında, davacı müvekkili ...'ın hissedarı ve yöneticisi olduğu ... AŞ'nin işletmekte olduğu ..., davalı ... A.Ş'ye devredilmiş olup, bu devir sırasında devreden şirkete herhangi bir nakdi ödeme de yapılmadığını, Sadece ... A.S'nin stoklarında bulunan ürünlere karşılık düzenlenen faturaların davalı ... A.Ş'ye tarafından ödenmiş olup, ödeme cari hesap borçlarından mahsup edilmiş olduğunu, ancak bilindiği üzere küçük bir ticari işletmenin devri esnasında dahi işletme devri için bir ücret ödenmesi gerektiğini bu durumun hem yasal hem de ticari norm ve adet ile kabul edilmiş bir durum olduğunu, halk arasında hava parası olarak adlandırılan işletme devir tazminatının çok büyük bir işletme niteliğinde olan ...'in devrinde ödenmemiş olması açıkça hayatın olağan akışına aykırı teşkil etmekte olduğunu, işte bu tazminatın ödenmemesi nedeni de yine davacının devreden şirketteki hissedarlar ve yönetim kurulunu bizzat şahsi ilişkilerini kullanarak ikna  etmesinin sonucu olduğunu,  davacının aynı şahsi ilişkilerini ve şahsi kefaletini işletme devri esnasında personelin iş veren değişikliğinde de kullanmış, bu kefaleti sayesinde davalı şirkete çok büyük bir maddi kazandırma yapmış olduğunu, işveren değişikliğinde tüm personele ödenmesi gereken işçilik alacakları ve tazminatları bulunmakta olup, bu borç ve tazminatlar da davacının itibarı, güvenilirliği ve kefaleti ile denmemiş, personele doğrudan vaatli yazılı belge verilerek bu ödemelerin yükü yeni kurulan şirkete yüklenmediğini, davalı şirkete sadece işçilik alacakları ve tazminatları kapsamında yapılan kazandırma dahi 3.000.000 Amerikan Doları değerinde olduğunu, davacı, tüm bu iş ve işlemleri %50 hissedar olduğu adi ortaklık kapsamında ortaklığa sermaye koyma borcunu yerine getirme maksadıyla yapmış olduğunu,  davacı ile davalı şirket arasında adi ortaklık ilişkisi bulunmakta olup, davalı şirketin net karının yarısı09.03.2017 tarihli 2017/1 karar numaralı ... AŞ Yönetim Kurulu kararı ve adi ortaklık sözleşmesi (İşyeri Prim Uygulama ve Esaslarına İlişkin Sözleşme) gereği davacı müvekkile ödenmekte olduğunu, taraflar arasındaki ilişkinin adi ortaklık olduğu ve adi ortaklık çatısı altında ...'i işlettikleri dikkate alındığında, ticari işletme işleten adi ortaklığın feshi, eksik ödenen prim bedellerinin tahsili ve tasfiye payının tahsili konularında da Mahkemenin görevli olduğunu, davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmış olduğunu” beyan ederek Davacı müvekkil ... ile Davalı ... AŞ arasındaki işyeri Prim Uygulama ve Esaslarına İlişkin Sözleşme ve 09.03.2017 tarihli ... Karar Numaralı ... AŞ Yönetim Kurulu Kararı gereği, taraflar arasında adi ortaklık ilişkisinin kabulü olduğunu, taraflar arasında imzalanan ve davalı şirket karar defterine de işlenen 09.03.2017 tarihli sözleşme uyarınca, eksik ödenen 10.000,00 TL kar payı bedeli ile davalı şirketin haksız ve hukuka aykırı bir şekilde davacı ile iş ortaklığını sonlandırmasından dolayı adi ortaklığın feshi ile fazlaya dair talep ve haklarımız saklı kalmak kaydı ile Adi ortaklığın tasfiye bilançosunun belirlenmesi amacıyla bir tasfiye memuru atanarak tasfiye işlemlerinin tamamlanmasına ve tasfiye payına ilişkin olarak şimdilik 100.000,00 TL tasfiye payının adi ortaklıktan tahsiline, dava konusu eksik ödenen kar payı alacakları ile tasfiye payı alacağının tahsili gerekeceğinden isbu davanın açıldığı da gözetilerek davalı şirketin dava sonuçlanıncaya kadar üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla öncelikle teminatsız olarak, aksi halde Mahkemenizce takdir edilecek teminat oranı karşılığında ihtiyati tedbir kararı verilmesini, ihtiyati tedbir talebinin kabulü halinde, tedbir konusu davalı ... AŞ'nin üçüncü kişilere satış ve devrinin önlenmesini ihtiva edecek ihtiyati tedbir kararının şerh edilmesi için Ticaret Sicil Müdürlüğüne ve davalı şirkete müzekkere yazılarak şirket hisselerine \"davalıdır şerhi\" işlenmesine, adi ortaklığın tasfiye bilançosunun çıkarılması ve yargılama süreci boyunca ortaklık gelir ve mallarının üçüncü kişilere devir ve temlikinin ya da yine ortaklık gelir ve mallarının kaçırılmış olması durumlarına istinaden  mahkemece tasfiye memuru atanıncaya kadar adi ortaklığa onay veya denetim kayyımı atanmasına karar verilmesinin talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirket ile davacı arasında herhangi bir şekilde açık veya örtülü irade beyanı ile yazılı veya sözlü olarak herhangi bir adi ortaklık sözleşmesi akdedilmemiş, hisse devri yapılmamış, herhangi bir ortaklık, hisse devir taahhüdünün söz konusu olmadığını, olmayan bir ortaklığın tasfiyesi, olmayan bir hissedarlığa dayalı kar dağıtımı veya dağıtılmamış durumunun söz konusu olmadığını, davacının, davalı şirkette uzun yıllar üst düzey yönetici olarak çalışmış bir şirket çalışanı olduğunu, şirkette çalışmadan önce aynı yerde başka bir şirketin hissedarı olarak bulunmasının, müvekkili şirkette de otomatik olarak hissedarlık hakkı vermeyeceğinin açık olduğunu, üstelik o şirket hisselerinin davalının şirket hissedarı tarafından satın alınmış ve davacı da bu aşamadan sonra müvekkili şirkette yönetici sıfatıyla çalışmaya başlamış olduğunu, davacının delil listesi 7 numaralı delili ile davacı tarafından bu hususun ikrar edilmekte olduğunu, davacıyla, şirketteki yönetim kurulu üyeliği ve başkanlık sıfatını taşıyan konumu ve ifa ettiği görevler çerçevesinde prim ödemelerinin söz konusu olduğunu, davacının delil listesi 9 numaralı delili ile kabul ikrar edildiği üzere, yapılan prim ödemelerinin şartları \"İş Yeri Prim Uygulama Esasları Hakkında Sözleşme\" ile belirlenmiş olduğunu, bu sözleşme uyarınca davacıya yapılan ödemeler maaş bordrolarında ayrı ayrı gösterilmiş ve banka havalesi ile gerçekleştirilmiş olduğunu, ödemeler, işçi - işveren ilişkisinden kaynaklıdır ve davacıya, müvekkili tarafından tüm haklarının verilmiş olduğunu, davacının ise bu primleri kar payı gibi niteleyerek haksız davasına meşruiyet sağlamaya çalışmış olduğunu, Prim ve kar payının aynı şey olmadığını, davacı, işçi - işveren ilişkisinden kaynaklı olarak fazlaya ilişkin taleplerini, güya adi ortaklığın tasfiyesi ve kar payı alacakları ile niteleyerek iş bölümü yönünden dosyayı ticaret mahkemesi önüne taşımayı hedeflemiş olduğunu, taraflar arasında var olan sözleşme işçi - işveren ilişkisine dair bir sözleşmedir ve adi ortaklık, şirket ortaklık taahhüdü, gizli ortaklık vs... herhangi bir hukuki durum olmadığını, davacı tarafından isbu hususun aksını kanıtlar bir delil dosyaya sunulmadığını, davacının sunduğu ve adi ortaklığa / ortaklık payı / şirket kar payı alacağına delil olarak gösterilen ve davacının delil listesi 8. maddesine belirtilen, sözde 05.01.2017 tarihli 2017/1 sayılı Yönetim Kurulu kararı altında davacının adı geçmiş olmakla birlikte, davacının imzasının bulunmamakta olduğunu, işbu belgenin belge delili olarak dahi delil değeri olmadığını, bu yönetim kurulu kararının delil olarak değerlendirilmesi halinde dahi, davacının bizzat kendisinin aldığını iddia ettiği yönetim kurulu kararında \"şirketimizde bilfiil çalışan\" nitelendirmesi yapıldığı, yani davacının çalışan olduğu hususunun davacı tarafından ikrar ile sabit olduğunu, davacının davalı şirkete ortak olmasına ilişkin bir genel kurul kararı veya hissedar beyanının, taahhüdünün olmadığını, davacının Yönetim Kurulu Başkan yetkilerine göre, davacının şirketi temsilen, kendi şahsı ile bir adi ortaklık sözleşmesi yapmasına cevaz veren bir yetkisi de olmadığını, tedbir talebinin reddi kararında isabetli şekilde belirttiği üzere \"işyeri Prim Uygulama Esaslarına ilişkin Sözleşmesinin adi ortaklık sözleşmesi olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceği\" ancak yargılama neticesinde ortaya çıkabileceğini, davacının ticari ilişkiyi ispat eder bir belge sunamadığı, buna karşın ise giriş bildirgesi, prim sözleşmesi, ödenen ücretlerin maaş bordrosu açıklaması ile yapıldığını, davacı alacağının ispatında delil listesi 9 numaralı delilinde prim sözleşmesine açıkça atıf yapmış olduğunu, Bu sözleşmede adi ortaklığa,kar payı dağıtımına ilişkin herhangi bir ibare olmadığını, dava dilekçesinde, 'Taraflar arasında imzalanan ve davalı şirket karar defterine de işlenen 05.01.2017 tarihli adi ortaklık sözleşmesi uyarınca' denmek suretiyle, davacının yapmış olduğu iş karşılığı alacağı ücreti belirleyen sözleşmenin taraflar arasındaki adi ortaklık sözleşmesi olduğu iddia edilmiştir ki bunun böyle olmadığı davacının bizzat kendi yazılı ikrarıyla ortada olduğunu, nasıl bir adi ortaklık sözleşmesidir ki, başlığı 'iş yeri prim uygulama ve esaslarına ilişkin sözleşme olduğunu, davalı ... A.Ş, 'işveren' olarak sözleşmede yer almaktadır ve şirketin tek ortaklı olup, %100 sahibinin ismi kham kassanov olduğu özellikle belirtilmiş, TTK, anonim şirketin hangi hallerde feshinin istenebileceğini hükme bağlamış olup, davacının 'adı ortaklık' iddiasının haksız olması bir yana, farzı muhal bu iddiasında haklı olsa idi dahi anonim şirketin feshini isteyebilmesinin mümkün olmadığını  beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkeme,\"Taraflar arasında, davaya konu ilişkiyi kayıt altına alan karşılıklı imzalanan tek sözleşme bila tarihli \"İşyeri Prim Uygulama ve Esaslarına İlişkin Sözleşme\" başlıklı belgedir. Bu belgede de açıkça \"Bu iş sözleşmesinde yer almayan hususlarda İş Kanunu ve diğer mevzuat uygulanır.\" hükmü vardır. Görüldüğü üzere taraflar arasında karşılıklı aktedilen tek belgede, belgenin kendisi \"iş sözleşmesi\" olarak nitelenmiş, ayrıca \"İş Kanunu\"nun uygulanacağı kararlaştırılmıştır. Yine bu belgede kullanılan terminolojiye yakından bakılacak olursa, başlıkta çalışma yeri, iş hukukuna münhasır \"işyeri\" olarak nitelenmiştir. Yine işçi işveren ilişkilerinde sık kullanılan \"prim uygulaması\" da başlıkta yer alan bir ifadedir. Yine davalının sıfatı, iş sözleşmelerine münhasır \"işveren\" olarak sözleşmeye derc edilmiştir. O halde taraflar arasındaki ilişki bir adi ortaklık değil, bu yazılı sözleşmeye göre \"hizmet aktidir.\"Bununla beraber dava dilekçesi ekinde dosyaya sunulan ve davacının tek başına yönetim kurulu olarak aldığı 05.01.2017 tarih ve 2017/1 sayılı kararda da davacı kendini iş sözleşmelerine münhasır \"çalışan\" olarak, davalıyı da \"işveren\" olarak nitelemiştir.Davacının SGK dökümü celp edilmiş, davacının davalı ile olan ilişkisi boyunca işçi-işveren ilişkisine münhasır 4a'lı işçi olarak sigortalandığı görülmüştür. Yani ortaklara münhasır Bağ-Kur grubundan sigortalanmamıştır. Şirketin tek yetkilisi davacı olduğuna göre, kendisini işçilere münhasır 4a'lı olarak sigortalaması da kendini çalışma boyunca ortak olarak addetmediğinin önemli bir göstergesidir.Yine davacının işyeri özlük dosyasından dosyamıza sunulan hakediş tahakkuk belgelerinin,  işçilere münhasır \"bordro\" şeklinde tanzim edildiği görülmüştür. Davacı tarafın, ihtiyati tedbir talebinin reddine dair mahkememiz ara kararının istinafına yönelik dosyaya sunduğu 02.12.2022 tarihli istinaf dilekçesinin ekinde yer alan 03.01.2022 tarihli ve 09.05.2022 tarihli banka dekontlarında da ödemeler, işçilere münhasır ödeme tipi olan \"maaş bordrosu ödemesi\" olarak davacıya yapılagelmiştir.Buna karşılık davacı tarafın, adi ortaklığın varlığına dair ileri sürdüğü en ileri argüman davacının priminin %4 gibi bir oran olmasıdır.Yukarıda izah edilen gerekçe ile, sadece işçinin priminin %4 kararlaştırılmış olması, tek başına çalışanı adi ortak haline getirmez. Kaldı ki, zaten gelirin %92'sinin kira olarak ödeneceği dava dışı ...şirketi de davalı ile aynı grup şirkettir. Sahipleri aynı kişidir. Bununla beraber davalıya da %4 ödeme yapılacağı kararlaştırılmıştır. Bu durumda davalının grubuna toplamda %96 (... %92 + ... %4) para gitmektedir. Geriye kalan %4'ün davacıya gittiği nazara alındığında, oransal olarak da bu düşük prim miktarı, davalının grubu karşısında davacıyı adi ortak olarak kabul etmeye kafi değildir.Anılan gerekçe ile aksi yönde varsayımlara dayanan bilirkişi raporuna itibar edilmemiştir.Taraflar arsındaki ilişki adi ortaklık olmadığından, adi ortaklık ilişkisine dayalı olarak tasfiye yapılması ve alacak-tasfiye payı tayini mümkün olmadığı\" gerekçesi ile;\"Davacının davasının REDDİNE\" karar vermiştir.Kararı davacı vekili istinaf etmiştir.İstinaf dilekçesinde; ilk derece mahkemesince taraflar arasındaki ilişkinin adi ortaklık olmadığı, taraflar arasındaki sözleşme gereği hizmet akdi olduğu yönündeki hukuki nitelendirmenin  hatalı olduğunu,dilekçede detaylı açıklanan  davacı müvekkilinin  tüm bu iş ve işlemleri %50 hissedarı olduğu adi ortaklık kapsamında ortaklığa sermaye koyma borcunu yerine getirme maksadıyla yaptığını,davacı müvekkili tarafından ortaklıktan doğan tüm hak ve yükümlülükler eksiksiz yerine getirilmesine rağmen, davalı şirket sahibi tarafından bugüne değin hisse devrine yanaşılmamış sadece tüm otel yönetimi fiili olarak davacı müvekkiline bırakılarak davalı şirketin yönetim kurulu başkanlığına atamasının  yapıldığını, taraflar arasında imzalanan İşyeri Prim Uygulama ve Esaslarına İlişkin Sözleşmenin içeriğinde her ne kadar prim ödemesine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiş gibi görünse de, tarafların gerçek ve ortak iradeleri ve dosya kapsamında aldırılan bilirkişi raporu dikkate alınmadan verilen davanın reddine dair kararın açıkça hukuka aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, adi ortaklık sözleşmesi herhangi bir şekil şartına da bağlı olmadığından  sözlü olarak da kurulabildiğini, ilk derece mahkemesinin gerekçesinde belirtildiği üzere davacı müvekkilinin adi ortaklığın mevcudiyeti yazılı delille ispat edemediği ifadesi de kabul edilebilir olmayıp, ilk derece mahkemesinin  kendi gerekçesi içinde dahi çeliştiğini,adi ortaklık sözleşmesi herhangi bir şekil şartına bağlı olmayıp sözlü olarak da kurulabildiğinden ve tarafların iradelerinin ...'in işletilmesi ve bunun sonucunda elde edilen karın yarı yarıya bölüşülmesi olduğundan ayrıca yazılı delil ile adi ortaklığın ispatlanması da gerekmediğini,taraflar arasındaki ilişkinin adi ortaklık olduğu ve tarafların ortak amacının ...'in işletilmesi ve elde edilen karın yarı yarıya bölüşülmesi olduğu da açıkça ortada olup, hukuka aykırı davanın reddine dair ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini,ilk derece mahkemesi taraflar arasındaki ilişkinin hizmet akdi olduğunu, davacı müvekkilinin  4a'lı işçi olarak sigortalandığını ve ödemelerin maaş bordrosu ile ödendiğini belirtmekle yetinmiş ancak tarafların gerçek iradelerini araştırmadığını,tarafların ortak amacı, ...'in işletilmesi olup, taraflar arasında adi ortaklık sözleşmesi bulunduğunun  tarafların iradesi ile açıkça ortada olduğunu, ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki sözleşmenin hizmet akdi olduğu, davacı müvekkilinin 4a'lı sigortalı olduğu ve hakedişlerinin bordro ile ödendiği gibi soyut anlatımlarla davanın reddine karar verilmesinin açıkça hukuka aykırılık oluşturduğunu,taraflar arasındaki İşyeri Prim Uygulama ve Esaslarına İlişkin Sözleşme ile %4 kar payı ödenmesine karar verilmiş olup,  01.01.2017 yürürlük tarihli kira sözleşmesinin 5.maddesi uyarınca, kira bedeli yıllık net işletme karının %92'si olup, geriye kalan %8'lik kar; davalı... A.Ş'ye ait olmakla birlikte, davalı ... A.Ş ile davacı müvekkili ... arasında imzalanan İşyeri Prim Uygulama ve Esaslarına İlişkin Sözleşme gereği %4 kar oranı da davacı ...'a ait olacağı,bu durumda davacı müvekkili... işletmenin yarı oranındaki karına ortak olacağı,davalı ... A.Ş ile davacı müvekkili ..., I...'in işletmesinden elde edilen net işletme karını yarı yarıya paylaşmakta olup, taraflar arasında adi ortaklık durumunun  söz konusu olduğu  ve taraflar arasındaki adi ortaklık ilişkisinin  her tür delille de ispatlandığını,mahkemenin bilirkişi raporuna itibar etmesinin de usule ve hukuka aykırı olduğunu,davacının pirim alacağı yanında ortaklık alacağı da talep edebileceği,bu nedenle davanın kabulüne karar verilmesi için kararın kaldırılmasını talep etmiştir.6100 sayılı HMK'nun 355 md gereğince, istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre;Dava adi ortaklığın fesih ve tasfiyesi ile alacak talebine ilişkindir.Davalı taraf  adi ortaklığı inkar etmektedirler.Adi ortaklık sözleşmesi, iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri bir sözleşme olup, adi ortaklık ilişkisi mutlaka sözleşme temeline dayanır. Adi ortaklık sözleşmesi yazılı yapılabileceği gibi sözlü de yapılabilir. Her ne kadar adi ortaklık ilişkisi her hangi bir şekle bağlı değilse de bu kural geçerlilik şekli bakımından söz konusu olup, ihtilaf çıktığında adi ortaklık sözleşmesinin varlığını ispat yükü, adi ortaklık ilişkisinin varlığını iddia edene düşer. Diğer bir anlatımla adi ortaklıkta yazılı sözleşme, geçerlilik koşulu değil  bir ispat aracıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 200 maddesinin birinci fıkrası gereğince; bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri belirlenen miktarı geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Sözü geçen maddenin ikinci fıkrası gereğince, senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati halinde tanık dinlenebilir.Yargılama sırasında bilirkişi raporu alınmıştır.Sunulu delillerle davacının davalı nezdinde 4/a kapsamında sigortalı çalıştığının belirlendiği ve yönetici vasfındaki davacıya bordro karşılığı çalışmalarının bedelinin ödendiği,ayrıca %4 prim de alacağı  belirlenmiş olmakla,prim alacağı adi ortaklığın bulunduğunu ispata yeterli görülmemiştir.Bu haliyle davacı adi  ortaklık iddiasını kanıtlayamamıştır. Mahkemenin kararı usul ve hukuka uygun bulunmuştur.Bu itibarla, ilk derece mahkemesince verilen kararda mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirilmesi bakımından usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir.<br>K A R A R:Yukarıda açıklanan nedenlerle;Davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine,Alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, (Harç tahsil müzekkeresinin temyiz edilen dosyalarda Dairemizce, temyiz edilmeden kesinleşen dosyalarda İlk Derece Mahkemesince ilgili Vergi Dairesine yazılmasına,)İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına,İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesinleştiğinde istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 361.madde uyarınca  gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 27/03/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d3897a303e01fcb1","SID":"0d2139ae7e082a0e"}}