{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>ANTALYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>11. HUKUK DAİRESİ<br>KARAR TARİHİ : 24/02/2025<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>  <br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>KARAR TARİHİ: 08/09/2021<br>DAVANIN KONUSU: Tazminat<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZIM TARİHİ: 24/02/2025<br><br>İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi.<br>Üye hakimin görüşü değerlendirildi.<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: <br>DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: <br>Davacı vekili; ... ... ,...Şubesi'nden 19.000,00.-TL tutarında \"Zirai İşletme Kredisi\" kullandığını, ödeme planı olarak 24/02/2017 tarihinde ilk taksit 13.509,60 TL, 23/02/2018 tarihinde ikinci taksit 13325,51.-TL olarak toplam 27.035,11.-TL'nin bankaya ödenmesi hususunun kararlaştırıldığını, söz konusu kredi sözleşmesinin kefilinin ise müvekkili olduğunu, ...kullanmak istediği zirai işletme kredisinin verilme şartlarından birisinin de krediyi kullanmak isteyen şahıs lehine, kredi veren banka ile anlaşmalı sigorta firması tarafından zorunlu şekilde hazırlanan hayat sigortası olduğunu, ... 02/03/2016 tarihinde davalı ... tarafından hazırlanan ... numaralı sigorta poliçesi ve genel işlem koşulları şartlarında hazırlanan sigorta sözleşmesi ile hayat sigortası yaptırdığını, sigorta poliçesi ile sigortalıya bağlanan teminatların sırasıyla; ferdi kaza (19.000,00-TL), kredi vefat (19.000,00-TL), ferdi yardım ve kanser teminat (19.000,00-TL) olarak belirlendiğini, söz konusu sigorta güvencelerinden faydalanmanın sona erme tarihinin ise 02/03/2017 olduğunu, 02/03/2017'den önce 02/12/2016 tarihinde sigortalı ,...vefat ettiğini, vefatın ardından 24/02/2017 tarihinde ...'ye ödenmesi gereken kredi tutarının ilk taksiti olan 13.509,67.-TL kredi sözleşmesinin kefili ve müvekkili .... Şti. tarafından ödendiğini, akabinde ...'den ..,numaralı sigorta poliçesi doğrultusunda lehe sigortalı vefat eden ,... lehine hak olarak bağlanan sigorta tazminatlarının gereği olarak kredi borcunun kapatılması ve müvekkili tarafından ödenmiş kredi taksidinin kefil müvekkiline iadesi talep edilmiş ise de ... 'den gelen mail cevabında sigortalının poliçe başlangıç tarihinden önce kalp hastalığı, hipertansiyon ve eski miyokard enfarktüsü tanısı olduğu iler sürülerek ödeme yapmaktan imtina edildiğini, ... ait kredi borcunun kapatılması talep edilmiş ise de dava tarihine kadar taraflarına herhangi bir dönüş sağlanmadığını belirterek ... kalan kredi borcu olan 13.525,51.-TL'nin sigorta firması tarafından ödenerek borcun kapatılmasına ve 13.509,60.-TL'nin yasal faizi ile birlikte sigorta firmasından alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. <br>DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: <br>Davalı vekili; davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddi gerektiğini, davaya konu poliçe adından da anlaşılacağı üzere bankadan alınan kredinin geri dönüşünün garanti altına alınmasına yönelik olduğu için poliçenin alt kısmında \"Sigortalının vefatı halinde sigorta şirketinin istemiş olduğu evrakların tamamlanmasını takiben, öncelikle sigortalının ... 'ye olan kredi borcu karşılanacak, sonra varsa teminatın kalan kısmı kanuni varislerîne/lehdara ödenecektir.\" şeklinde hüküm bulunduğu, talebin teminat dışı kaldığı ve müvekkilinin hiçbir sorumluluğunun bulunmadığı şeklindeki esasa ilişkin itirazları aynen baki kalmak kaydıyla herhangi bir sorumluluk doğsa bile davacının burada bir talep hakkı olamayacağını, zira bir tazminat doğsa bile önceliğin poliçe üzerine daini mürtehin kaydı koymuş olan ... /Antalya Şubesine ait olduğunu, dolayısıyla davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, usule ilişkin itirazlar mahkemece herhangi bir düşünce ile kabul edilmeyerek esasa girilmesi halinde ise davanın esastan da reddi gerektiğini, talep edilen zararın ilgili poliçe genel şartlarına göre teminat dışında kaldığını, ... ile müvekkili şirket arasında ... numaralı ... akdedildiğini, poliçenin altında yazılı şerhlerden de görüleceği üzere bu poliçe ile kaza ile ölüm ve sakatlık ve ecel ile ölüm teminatları verildiğini, bu teminatlardan kaza ile ölüm ve sakatlık için Ferdi Kaza Sigortası Genel Şartları, ecel ile ölüm için ise Hayal Sigortası Genel Şartları uygulandığını, yine poliçenin ön yüzünde de yazıldığı üzere, ecel ile vefat teminatının ... . ile birlikte verildiğini, yaşam sigortalarının tümünde öncelikle sigorta edilen kişiden sağlık durumu ile ilgili bilgiler ve beyanlar alındığını, bunun amacının ileride herhangi bir risk gerçekleştiğinde risk konusu hastalık sigortalının akdin in'ikadından önce bildirmediği rahatsızlıklardan kaynaklanıyorsa, gerçekleşen riskin teminat kapsamı dışında kaldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: <br>Mahkemece; \"Sağlık kayıtlarından hareketle düzenlenen bilirkişi raporu ile de sabit olduğu üzere merhumun 2012 yılından itibaren diyabet hastası olduğu, 2013 yılı aralık ayında kalp krizi geçirdiği, sonrasında bu nedenle kolesterol, hipertansiyon ve kan sulandırıcı ilaçlarını kullanmaya başladığı anlaşılmaktadır. Yani davaya konu sigorta yapıldığı anda merhumun diyabetesmellitus(şeker hastalığı), miyokard enfarktüs öyküsü(kalp krizi),aterosklerotik kalp damar hastalığı bulunduğu sabittir.<br>Her ne kadar  poliçenin ilgili sayfalarında müteveffanın imzası bulunmasa ve bu durum  sağlık ile ilgili soruların açıklayıcı ve net bir biçimde yöneltilmediği ya da hiç yöneltilmediği izlenimini vermiş olsa bile yukarıda anılı 6102 sayılı TTK'nın 1435 maddesi gereği Sigorta ettiren sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirme yükümlüğü yasadan kaynaklanmaktadır. <br>Yukarıda açıklandığı üzere sigorta ettiren müteveffa ... şeker, diyabet ve kalp damar rahatsızlıklarının bulunduğu ve sigorta poliçesi imzalamadan önce ve sonraki tarihlerde bu hastalıklara ilişkin olarak tedavi gördüğü yazılı belgeler ile sabittir. Sigortalının buna rağmen  poliçeden önceki rahatsızlıklarını bildirmediği ve bu bildirmeme halinin kast derecesinde olduğu; bildirilmeyen hastalıkların sadece ölüme etki eden faktör olmayıp doğrudan ölüm nedeni olduğu, TTK'nın 1439/2. Maddesi gereği, sigortalının kasten  beyan yükümlülüğüne uymaması sebebi ile, sigortacının tazminat sorumluluğunun son bulduğundan, davacı  hayat sigortası poliçesine dayanarak bir talepte bulunamayacağı ve hayat sigortasından yararlanamayacağı kanaatine varıldığı\" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: <br>İlk Derece Mahkemesi'nce verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; sigortalı kredi çekerken yapılan hayat sigortası sırasında ölümüne neden olabilecek hastalığın sigortalı tarafından bilinmediğini, sigortalı tarafından kötü niyetli bir şekilde bildirim yapılmadığı iddialarının gerçekten uzak olduğunu, sigortalıya sigorta yapılırken sağlığına ilişkin sorular sorulmamış olup hazırlanan matbu formun tabiri caizse ezbere usulle doldurulmuş olduğunun dosya kapsamı incelendiğinde anlaşılacağını, sigorta sözleşmesinin kredi veren bankanın zorunlu tutması sebebiyle sigortalıya yeterli bilgiler verilmeden aydınlatma yükümlülüğü yerine getirilmeden düzenlendiğini, sigorta sözleşmesinde yer alan form müteveffa ... tarafından doldurulmamış olup, poliçenin oluşturulması esnasında da ... hakkında yeterli araştırma yapılmadığını, ...n kendi sağlık durumuyla alakalı olarak beyanının alınmadığını, gerekli sağlık araştırması ve kontrollerinin de sigortacı tarafından yaptırılmadığını, sigortalının sağlık durumunu gizlemesi gibi bir hususun söz konusu olmadığını, taraflar arasında tanzim edilen sigorta poliçesinin sağlık beyan formunun imza kısmının boş olduğunu, ... sağlıkla ilgili soruların açıklayıcı ve net bir şekilde yöneltilmediği veya hiç yöneltilmediği hususunun açık olduğunu, müteveffaya hiç bir soru sorulmadığı veya sonuçları hakkında yeterli bilgi verilmediğinin açık olduğunu, sağlık formu vefat eden ... tarafından doldurulmuş olsa imza kısmının da boş geçilmeyeceğinin kabulü gerektiğini, dosya kapsamında alınan 28.07.2021 tarihli bilirkişi raporunda \"Sigorta şirketi ile yapılan sözleşmede ‘’Kalp rahatsızlığı var mı? Hipertansiyon var mı? Şeker hastalığı var mı? Halen tamamen sıhhatli mi? ‘’ gibi soruların var olduğu, bu soruların tamamına matbu şekilde yazılmış kişinin sağlıklı olduğunu göstercek cevapların olduğu görülmektedir. Ancak; vefatı sırasında 35 yaşında olan ve yaşı nedeni ile kendini kuvvetle muhtemel sağlıklı ve dinç hisseden ve olasılıkla bu nedenle ilaçlarına da devam etme gereksinimi duymayan bir hastanın bu tip kısa sorulara o anki sağlık durumunu düşünerek sağlıklı olduğu yönünde cevaplar vermesi hayatın olağan akışına uygun olabileceği kanaati uyanmıştır. Ayrıca merhumun sözleşme metni üzerinde imzası görülememiş, bu soruların ve verilecek hatalı cevapların yol açabileceği sonuçların açıklayıcı ve net şekilde kendisine yöneltildiği izlenimi de tarafımızda oluşmamıştır.\" hususuna değinildiğini, 02.11.2020 tarihli bilirkişi raporunun sonuç ve kanaat kısmının ise ''Tıbbi analizlerde belirtilen hastalıkları bulunan kişiler genellikle hiç bir şikayeti olmadan senelerce yaşamlarını sürdürebilirler. Hastanelerdeki muayene ve tedavi kayıtları hukuk nezdinde çok değerli olmakla birlikte hastaların kendi hastalıkları hakkında çok detaylı bilgi sahibi olmaları beklenmemelidir. Müteveffanın mevcut hastalıkları ile ölümü arasında bir sağlık beyan formunun müteveffaya sorular sorulmadan dijital ortamda hazırlandığı ve bu tıbbi bulgular da dikkate alınarak eksik bilgilendirme neticesinde yapılan bu hayat sigortası poliçesine göre sigorta şirketinin müteveffanın kredi borçlarının ölümden sonraki taksitlerini kredi veren bankaya ödemesi gerektiği, kefil ya da varislere rücu hakkının olmadığı kanaatindeyiz.'' şeklinde haklılıklarını kanıtlar nitelikte olduğunu, Yerel Mahkemece bu hususlar göz önüne alınmadan sigortalının kasten beyan yükümlülüğüne uymadığı, sigortacının tazminat sorumluluğunun son bulduğu şeklinde hüküm kurulmasının yerinde olmadığını, eksik inceleme yapılması sonucu kurulmuş olan bu hükmün kaldırılması gerektiğini ileri sürerek davanın kabulüne karar verilmek üzere İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: <br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dairemizce de istinaf incelemesi bu çerçevede yapılmıştır.<br> HMK'nın 353/1-a. maddesinde Bölge Adliye Mahkemesi'nin, esası incelemeden kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği haller sayılmış olup bunlardan birisie 4. bentteki diğer dava şartlarında eksiklik bulunması hali; bir diğeri ise 6. bentteki uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması halidir.<br>Yargılamada ileri sürülen iddia ve cevaplar, mevcut deliller ve tüm dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde;<br>Dava; hayat sigortası poliçesinden kaynaklanan maddi tazminat ve bakiye kredi borcunun davalı sigorta şirketince ödenmesi istemine ilişkindir.<br>Mahkemece yukarıda yazılı gerekçeyle, davanın reddine karar verilmiştir.<br>Harçlar Kanunu'nun 27-28. maddelerine göre; harca tabi davalarda, her dava açılırken davacıdan bir başvurma harcı ve nisbi harca tabi davalarda nisbi karar ve ilam harcının dörtte biri peşin olarak alınır. Dava açılırken, harcın eksik alınmış olması halinde mahkemece davaya devam olunabilmesi için harcın Harçlar Kanunu'nun 30 ve 33. maddeleri uyarınca tamamlanması yoluna gidilir ve davacıya eksik harcı yatırması için süre verilir. Şayet verilen süreye rağmen eksik harç ikmal edilmez ise dosya işlemden kaldırılır ve 6100 sayılı HMK'nın 150. maddesi uyarınca üç ay içinde tamamlanarak yenilenmez ise davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.<br>Yine aynı Kanunun \"Harç Ödenmeyen İşlemler\" başlığını taşıyan 32. maddesinde ise, \"Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Ancak, ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır.\" hükmü yer almaktadır.<br>Kural olarak yargı harçlarının davanın açıldığı sırada ödenmesi gerekir. Harcı ödenmeyen dava dilekçesinin  kabul edilip, mahkeme esas defterine kaydının yapılması halinde bahsi geçen Kanunun 30. ve 32. maddeleri gereğince ödenmesi gereken harç miktarının belirlenerek uygun bir sürede ödenmesi talep edilmelidir.<br>Somut uyuşmazlıkta; davacı vekilinin dava dilekçesinde müvekkilinin kefili olduğu kredi sözleşmesinin borçlusu ve ayrıca sigorta sözleşmesinin sigortalısı olan .,..kalan kredi borcu olan 13.525,51-TL'nin sigorta firması .,... tarafından ödenerek ...ait kredi borçunun kapatılmasına ve müvekkilinin ödemek zorunda bırakıldığı 13.509,60-TL'nin yasal faiziyle birlikte ...'den alınarak müvekkiline iadesine karar verilmesini talep ettiği halde sadece 13.509,60-TL üzerinden  peşin harç yatırdığı, kalan kredi borcu olan 13.525,51-TL'nin davalı sigorta şirketi tarafından ödenmesi istemine ilişkin peşin harcın yatırılmadığı, dava süresince de eksik harcın tamamlattırılmadığı, İlk Derece Mahkemesince davanın esastan görülerek sonuçlandırıldığı ve davanın reddine karar verildiği görülmüştür.<br>Dava konusu nazara alındığında; davacının, sigorta ettiren müteveffanın kalan kredi borcu olan 13.525,51 TL'nin davalı sigorta şirketi tarafından ödenmesi istemine ilişkin peşin nisbi karar ve ilam harcı ödenmedikçe davaya devam edilmesi olanağı bulunmamaktadır. İlk Derece Mahkemesince bu talep yönünden peşin nisbi karar ve ilam harcı yatırılmadığı gözetilmeden davanın reddine karar verilmesi hatalıdır.<br>Öte yandan dosya kapsamında; davalı tarafın cevap dilekçesinde davaya konu poliçenin bankadan alınan krediden kaynaklandığını, tazminat doğsa bile önceliğin poliçe üzerine dain-i mürtehin kaydı koymuş olan ... Şubesi'ne ait olduğunu, davacının talep hakkı bulunmadığını ileri sürerek husumet itirazında bulunduğu görülmüş olup Yerel Mahkemece ön inceleme duruşmasında uyuşmazlık tespiti yapılırken de bu husus belirtilmesine rağmen davalının husumet itirazının ne yargılama sırasında ne de kararın gerekçesinde değerlendirilmediği anlaşılmıştır.<br>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1493/7 maddesinde \"üçüncü bir şahsın lehine yapılan hayat sigorta mukavelesinden doğan hak ve menfaatleri sigortacıdan talep ve tahsil salahiyetinin doğrudan doğruya o kimseye ait olduğu\" öngörülmüştür.<br>Somut uyuşmazlıkta; davaya konu hayat sigorta sözleşmesinde dain-i mürtehin ...'dir. Dain-i mürtehin olarak sigorta şirketinden tazminat talep etmek hakkının da öncelikle ,....’ye ait olması gerekir ve sigortalı ancak dain-i mürtehinin açık muvafakatini almak suretiyle tazminat istemek hakkına sahip olur.<br>Mahkemece, yargılama aşamasında, sigorta ettiren (dain-i mürtehin) ...'ye davaya ve ödemeye muvafakatinin bulunup bulunmadığı, kredi borcunun ödenip ödenmediği, ödenmişse kim tarafından ödendiği sorularak davalı tarafın husumet itirazı ve davacının aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı değerlendirilmeden yargılamaya devam olunarak esastan karar verilmesi de hatalı olmuştur.<br>Uyuşmazlık sigorta sözleşmesinden kaynaklanmakta olup 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1401 inci maddesinde tanımlanan sigorta sözleşmelerinin yazılı belgeye bağlanması ispat hukuku açısından büyük önem taşımakta ise de Kanun'da sigorta sözleşmeleri için öngörülen bir şekil şartı bulunmamaktadır. Bu sözleşmelerin ana muhtevası 5684 sayılı  Sigortacılık Kanunu'nun 11 inci  maddesinin birinci fıkrası uyarınca Hazine ve Maliye Bakanlığınca onaylanıp sigorta şirketlerince aynı şekilde uygulanacak olan genel şartlara uygun olarak düzenlenir. Yine sigorta sözleşmelerinde işin özelliğine uygun olarak özel şartlar belirlenebilirse de bu hususların sigorta sözleşmesi üzerinde ve özel şartlar başlığı altında herhangi bir yanılgıya neden olmayacak şekilde açıkça belirtilmesi zorunludur.<br>Sigorta sözleşmeleri her iki tarafa borç ve yükümlülükler yükleyen iyiniyet esasına dayalı olarak kurulan ivazlı sözleşmelerdir.  Sigortacının borç ve yükümlülüklerinden olan \"Aydınlatma yükümlülüğü\"  TTK’nın 1423 üncü maddesinde; \"(1) Sigortacı ve acentesi, sigorta sözleşmesinin kurulmasından önce, gerekli inceleme süresi de tanınmak şartıyla kurulacak sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri, gelişmelere  bağlı  bildirim  yükümlülüklerini sigorta  ettirene  yazılı olarak bildirir.  Ayrıca, poliçeden bağımsız olarak sözleşme süresince sigorta ilişkisi bakımından önemli sayılabilecek olayları ve gelişmeleri sigortalıya yazılı olarak açıklar.<br>(2) Aydınlatma açıklamasının verilmemesi hâlinde, sigorta ettiren, sözleşmenin yapılmasına ondört gün içinde itiraz etmemişse, sözleşme poliçede yazılı şartlarla yapılmış olur. Aydınlatma açıklamasının verildiğinin ispatı sigortacıya aittir.<br>(3) Hazine Müsteşarlığı, çeşitli ülkelerin ve özellikle Avrupa Birliğinin düzenlemelerini dikkate alarak, tüketiciyi aydınlatma açıklamasının şeklini ve içeriğini belirler.\"   şeklinde düzenlenmiştir.<br>Sigorta sözleşmesinin kurulması aşamasında sigortalının doğru bilgi verme (beyan) yükümlülüğü ise,  TTK’nın 1435 inci  maddesi ile  düzenlenmiş olup  genel düzenleme mahiyetinde olan bu hüküm ve hükmün sonuçlarını düzenleyen maddeler Yargıtayın yerleşik kararları uyarınca hayat sigortalarına da uygulanmaktadır.  Hatta 1435 inci  maddede yer alan  düzenleme Hayat Sigortası Genel Şartlarının  C-2.2 nci maddesi ile sözleşme hükmü hâlini de almıştır.  Anılan maddede; \"Sigorta ettiren, sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. Sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. Sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır\" denilmek suretiyle; sigorta ettirenin, sözleşmenin kurulması sırasındaki doğru beyan yükümlülüğünün kapsamı düzenlenmiştir.  Madde  içeriği  ve buna paralel hükümler içeren  Hayat Sigortası Genel Şartlarının  C-2.2 nci maddesinde yer alan düzenlemelere göre; sigorta şirketinin sorusu üzerine veya herhangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmenin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün hâlleri sigortacıya bildirmekle yükümlü kılınmıştır. <br>Türk Ticaret Kanunu’nun 1436 ncı maddesinde yer alan \"Yazılı sorular\" başlıklı düzenlemeye göre; \"(1) Sigortacı sigorta ettirene, cevaplaması için sorular içeren bir liste vermişse, sunulan listede yer alan sorular dışında kalan hususlara ilişkin olarak sigorta ettirene hiçbir sorumluluk yüklenemez; meğerki, sigorta ettiren önemli bir hususu kötüniyetle saklamış olsun.<br>(2) Sigortacı, liste dışında öğrenmek istediği hususlar varsa bunlar hakkında da soru sorabilir. Söz konusu soruların da yazılı ve açık olması gerekir. Sigorta ettiren bu soruları cevaplamakla yükümlüdür.\"<br>Tazminat ve bedel ödemelerinde, bildirilmeyen veya yanlış bildirilen bir husus ile rizikonun gerçekleşmesi arasındaki bağlantı, 1439 uncu  maddede öngörülen kurallar uyarınca dikkate alınacaktır. Bildirim yükümlülüğüne aykırı davranmanın hüküm ve sonuçları ise kusur ve kast unsurları çerçevesinde TTK’nın 1439 ilâ 1441 inci maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiş, 1439 uncu  maddede; \"(1) Sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğu takdirde, sigortacı 1440 ıncı maddede belirtilen süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi hâlinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Önemli olan bir hususun sigorta ettirenin kusuru sonucu öğrenilememiş olması veya sigorta ettiren tarafından önemli sayılmaması durumu değiştirmez.<br>(2) Rizikonun gerçekleşmesinden sonra, sigorta ettirenin ihmali ile beyan yükümlülüğü ihlal edildiği takdirde, bu ihlal tazminatın veya bedelin miktarına yahut rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, ihmalin derecesine göre tazminattan indirim yapılır. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlali ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının tazminat veya bedel ödeme borcu ortadan kalkar; bağlantı yoksa, sigortacı ödenen primle ödenmesi gereken prim arasındaki oranı dikkate alarak sigorta tazminatını veya bedelini öder.\" şeklinde açıklanmıştır.<br>Yine Sigortacılık Kanunu’nun 11 inci maddesinin üçüncü fıkrasında \"sigorta şirketleri ve sigorta acenteleri tarafından gerek sözleşmenin kurulması, gerekse sözleşmenin devamı sırasında sigorta ettiren, lehtar ve sigortalıya yapılacak bilgilendirmeye ilişkin hususların yönetmelikte düzenleneceği\"  belirtilmiş ve bu maddeye dayanılarak ilgili Bakanlıkça  28.10.2007 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan  mülga “Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik” çıkarılmıştır.   Bu Yönetmelikte yer alan bilgilendirme yükümlülüğüne ilişkin genel ilkeler ve bilgilenmenin içeriği ile ilgili hükümlerden; 5 inci  maddede \"Sigortacının bilgilendirme yükümlülüğünün sigortacı tarafından sigorta ettirene ve sigorta sözleşmesine taraf olmak isteyen kişilere karşı sözlü ve yazılı şekilde yerine getirileceği, bilgilendirmenin yazılı yapılmasının esas olduğu, sigortacının asgari bilgilendirmenin yapıldığını ispatla yükümlü bulunduğu, bilgilendirme yükümlülüğünün sigorta sözleşmesinin kurulmasından önce başlayacağı ve sözleşmenin geçerli olduğu süre içinde de devam edeceği, sigortacının dürüstlük ilkeleri çerçevesinde davranmak, sigorta ettireni yanıltıcı her türlü hal ve davranıştan kaçınmak zorunda bulunduğu\", 7 nci maddede; \"bilgilendirme yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemiş, bilgilendirme formu gereği gibi teslim edilmemiş veya bilgiler gerçeğe aykırı düzenlenmiş ise bu hallerden her hangi birinin sigorta ettirenin kararına etkili olmuş ise sigorta ettirenin sigorta sözleşmesini feshedebileceği ve uğradığı zararının tazminini de talep edebileceği\",  8 inci maddede; \"bilgilendirme formu içeriğinden akdedilecek sözleşmeye ilişkin genel uyarılar, sözleşme ile verilen teminatlar, sözleşmeye eklenebilecek özel hükümler...vs. bulunacağı\", 9 uncu  madde de ise; \"bilgilendirme formunun en az iki nüsha düzenlenerek sigortacı tarafından kaşelenip imzalandıktan sonra bir nüshasının sözleşmeye taraf olmak isteyen kişiye imza karşılığı verileceği, imzanın sigorta ettirenin sigorta sözleşmesi ve işleyişi hakkında bilgi sahibi olduğu hususunda aksi ispat edilebilir karine teşkil edeceği\"  düzenlenmiştir.<br>Yukarıda yer alan açıklamalardan açıkça görüleceği üzere sigorta sözleşmeleri her iki tarafa hak ve yükümlülükler yükleyen iyiniyet ve güven esasına dayalı olarak kurulan sözleşmelerdir. Bir sigorta sözleşmesinin kurulmasında taraflar dürüstlük kuralına uygun olarak hareket etmekle  yükümlüdür.  Bu sözleşmenin kurulmasıyla sigortacı ve sigorta ettiren birbirlerine karşı birtakım haklar elde ederken aynı zamanda borç ve yükümlülük altına da girerler. Tarafların sözleşmenin kurulmasından önce sözleşme ile ne gibi haklardan yararlanıp hangi borç ve yükümlülükler altına gireceklerinin belirlenmesi için sözleşmenin tarafları karşılıklı olarak birbirlerinin bilgisine ihtiyaç duyarlar. Bu kapsamda sigorta sözleşmelerinde sigortacının aydınlatma yükümlülüğü söz konusu iken bunun karşılığında sigorta ettirenin de beyan yükümlülüğü bulunmaktadır ve önemi nedeniyle bu hâller Kanun'da özel olarak düzenlenmiştir. <br>Somut olayda; davacının kefili olduğu ...kullanmış olduğu banka kredisi nedeniyle hayat sigorta poliçesi düzenlenmiş, ...poliçe teminatı süresi içinde 02/12/2016 tarihinde vefat ettiği anlaşılmıştır. Davacı tarafından yapılan başvuru davalı sigorta şirketi tarafından sigorta ettirenin beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı gerekçesiyle reddedilince eldeki dava açılmıştır. İlk Derece Mahkemesince, sigorta ettiren müteveffa ...şeker, diyabet ve kalp damar rahatsızlıklarının bulunduğu ve sigorta poliçesi imzalamadan önce ve sonraki tarihlerde bu hastalıklara ilişkin olarak tedavi gördüğü, sigortalının buna rağmen  poliçeden önceki rahatsızlıklarını bildirmediği ve bu bildirmeme halinin kast derecesinde olduğu, bildirilmeyen hastalıkların sadece ölüme etki eden faktör olmayıp doğrudan ölüm nedeni olduğu, TTK'nın 1439/2. maddesi gereği, sigortalının kasten  beyan yükümlülüğüne uymaması sebebiyle sigortacının tazminat sorumluluğunun son bulduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de Mahkemece varılan bu sonuç hatalıdır.<br>Somut olay dikkate alındığında; uyuşmazlığın çözümü için öncelikle iki hususun tartışılıp açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bunlardan ilki, poliçe düzenlenirken sigortalı tarafından sağlığı ile ilgili bir form doldurmamasının doğru beyan yükümlülüğü açısından bir etkisinin olup olmadığı, daha doğru bir ifade ile form doldurulamamasının sonucu  olarak sigortalının doğru beyan yükümlülüğüne aykırı hareket edip etmediği, ikincisi ise sigortalının kalp hastası olup olmadığı ve bu hastalığı kasten gizleyip gizlemediği, dolayısıyla ihbar yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığıdır.<br>Türk Ticaret Kanunu’nun 1423 üncü maddesine göre sigortacı, sigorta sözleşmesine ilişkin tüm bilgileri, sigortalının haklarını, sigortalının özel olarak dikkat etmesi gereken hükümleri ve gelişmelere bağlı bildirim yükümlülüklerinden oluşan aydınlatma yükümlülüğünü sigortalıya karşı yerine getirmekle yükümlü tutulmuştur. Sigortacı bu yükümlülüğü yerine getirmese dahi (yani aydınlatma açıklamasının verilmediği hâllerde) sigortalı, Kanun'da öngörülen süre içerisinde sözleşmenin yapılmasına itiraz etmemiş ise sözleşme poliçede yazılı şartlar ve poliçenin ayrılmaz bir parçası olan genel şartlar kapsamında yapılmış olur. Anılan maddenin birinci fıkrasına paralel düzenlemeye Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2 nci  maddesinde de yer verilerek sözleşme hükmü hâlini almıştır.  Somut olayda, davacı tarafça sigortacının aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği ileri sürülmüştür. Dosya kapsamında yer alan soru formunda sigorta ettirenin imzası bulunmamaktadır. Gerek  6102 sayılı Kanunu’nun 1423 üncü maddesi gerekse Hayat Sigortası Genel Şartlarının C-2.2 nci  maddesindeki düzenlemelerdeki yükümlülüklerin Kanun'dan kaynaklandığı kuşkusuz olup, sigorta şirketinin sorusu üzerine veya her hangi bir soru sorulmadan (dolayısı ile buna ilişkin bir form doldurulmadan) sigortalı, sözleşmesinin yapılması sırasında kendisinin bildiği ve sigortacının sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır şartlarla yapmasını gerektirecek bütün hâlleri sigortacıya bildirmekle yükümlü olup, formun doldurulmamış olması sigortalının sağlığına ilişkin konularda sigortacıya bildirimde bulunma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.<br>Sigorta ettirenin beyan/bildirim yükümlülüğü ise sözleşmenin yapılması sırasında, sözleşme süresi içinde ve rizikonun gerçekleşmesi durumunda olmak üzere üç bölümde düzenlenmiştir. Açıklanan Kanun maddelerinden de görüleceği üzere beyan yükümlülüğünün ihlâlinin rizikonun  gerçekleşmesinden önce öğrenilmesi durumunda  sigorta ettirenin kusurunun ve illiyet bağının bir rolü bulunmaz iken; beyan yükümlülüğünün ihlâlinin rizikonun gerçekleşmesinden sonra öğrenilmesi durumunda ise sigorta ettirenin kusuruna ve illiyet bağına göre bir belirleme yapılacaktır.<br>Rizikonun gerçekleşmesinden sonra bildirim yükümlülüğüne aykırı davranıldığının sigorta ettireninin kusurlu davranmasının sonucu öğrenilmesi hâlinde, bu aykırılık tazminatın veya sigorta bedelinin miktarına  veya  rizikonun gerçekleşmesine etki edebilecek nitelikte ise, kusurun derecesine göre sigorta tazminatından indirim yapılır. Bildirim yükümlülüğüne aykırılıkta sigorta ettireninin kusuru kasta dayanmıyorsa ve ayrıca bildirim yükümlülüğüne aykırılık ile gerçekleşen riziko arasında bağlantı varsa, sigortacının sigorta tazminatı veya sigorta bedeli ödeme borcu kalkar, bağlantı yoksa, sigorta tazminatı veya sigorta bedelinden kusur oranı çerçevesinde indirim yapılması gerektiği 6102 sayılı Kanun'un 1437 ve 1439 uncu maddesinin ikinci fıkrası ile hüküm altına alınmıştır. Buradaki bağlantı kavramından kasıt, sigortacıya bildirilmeyen husus ile oluşan riziko arasında sebep-sonuç ilişkisi yani sıkı bir illiyet bağı olması hâlidir (Işıl, Ulaş, Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara, 2012, s. 88). Kanun'da yer alan kasten gizleme ifadesi, kötüniyetle gizlemeyi değil, bildiği hâlde beyan etmeme hâlini de ifade etmektedir. Sigorta ettirenin kusuru kast derecesinde ise beyan yükümlülüğünün ihlâli ile gerçekleşen riziko arasında illiyet /bağlantı varsa sigortacının tazminat veya bedel  ödeme borcu ortadan kalkacaktır. Nitekim Genel Şartların C-2/2.2 nci maddesine konulan hüküm ile kasıt hâlinde sözleşmeden caymanın mümkün olduğu da düzenlenmiştir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.02.2023 tarihli 2021/(17)4-367 Esas 2023/38 Karar sayılı ilamı)<br>Poliçenin düzenlenmesi sırasında sigortalının, doğru beyan yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğinin ve sigortacının 6102 sayılı Kanun'un 1435 ve 1439 uncu maddedeki hükümlerin uygulanabilmesi için de sigortalının gizlediği iddia olunan hastalık ile riziko (ölüm) arasında illiyet bağının bulunduğuna ya da bulunmadığına ilişkin tespit ve değerlendirmenin yapılması da, tıbbi ve teknik bilgiyi gerektiren bir iş olup bilirkişi incelemesini gerektirmektedir. Davalı sigorta şirketi cevap dilekçesinde sigortalı murisin poliçeden önce mevcut olan hastalıklarını gizlediğini savunmuştur. Mahkemece sigortalının medula kayıtları getirtilmiş ise de tedavi gördüğü sağlık kuruluşlarından tedavi evrakları getirtilmeden ve açıklanan hususların tespitine yönelik olarak bir inceleme yaptırılmadan eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle sonuca varılmıştır.<br>Bu durumda; Mahkemece davacının dava dilekçesinde yer alan sigorta ettiren müteveffanın kalan kredi borcu olan 13.525,51 TL'nin davalı sigorta şirketi tarafından ödenmesi istemine ilişkin peşin nisbi karar ve ilam harcının yatırılmamış olması sebebi ile 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 30. maddesi gereğince işlem yapılması, davacı vekiline peşin nisbi karar ve ilam harcını yatırması için yöntemince kesin süre verilmesi, verilen kesin süre içerisinde eksik harcın tamamlanmaması halinde bu talep yönünden gelecek celse dosyanın işlemden kaldırılması ve HMK’nın 150. maddesinde öngörülen 3 aylık yenileme sürenin beklenmesi ve bu süre içerisinde de eksik harçlar ikmal edilerek dava yenilenmediği takdirde dosyanın re’sen ele alınarak davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi, verilen süre içerisinde peşin nisbi karar ve ilam harcının yatırılması halinde ise yargılamaya devam edilmesi; sigortalı müteveffa ... kullandığı krediye istinaden düzenlenen dava konusu hayat sigortası poliçesi kapsamında dain-i mürtehin olarak gösterilen ... ...Antalya Şubesi'ne müzekkere yazılarak bu sıfatından kaynaklanan talep haklarının ve dain-mürtehin kaydının devam edip etmediğinin, kredi borcunun tamamının ödenip ödenmediğinin, tamamı ödenmedi ise ne kadarının ödendiğinin ve ödemenin kim tarafından yapıldığının, ödenmeyen taksitler var ise hangi aylara  ilişkin ve ne kadar olduğunun, ödenmemiş kredi borcu devam ediyorsa davaya ve tazminatın davacıya ödenmesine kayıtsız ve şartsız muvafakat edip etmediklerinin sorularak davalı tarafın husumet itirazı ve davacının aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususunun öncelikli olarak değerlendirilmesi; davacının aktif husumet ehliyetinin bulunduğuna kanaat getirilmesi halinde yargılamaya devam olunarak davacının tedavi gördüğü sağlık kuruluşlarından tüm tedavi belgeleri getirtilmek suretiyle Adli Tıp Kurumun'dan rapor alınarak poliçenin düzenlendiği tarihte sigortalının davalının savunmasında bahsi geçen hastalıklarının bulunup bulunmadığı, sigortalı müteveffanın tedavi gördüğü ve gizlendiği iddia edilen hastalığıyla ölüm rizikosu arasında doğrudan illiyet bağının olup olmadığı, hastalığın gizlenip gizlenmediği, başka bir anlatımla ölümün gizlenen hastalıktan meydana gelip gelmediği hususu kesin bir şekilde açıklığa kavuşturularak yukarıdaki açıklamalar ışığında değerlendirme yapıldıktan sonra sonucuna göre karar verilmesi yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının HMK’nın 353/1-a.4-6. maddeleri gereğince kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne gönderilmesine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM: Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davacı vekillinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE,\t<br>2-6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a.4-6. maddeleri gereğince Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 30/11/2018 tarih ve ...Esas ...Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, <br>3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın Antalya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne GÖNDERİLMESİNE,<br>4-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince davacı vekili tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının istem halinde İlk Derece Mahkemesi'nce davacıya İADESİNE, <br>5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesi'nce yapılacak yargılama sonucunda dikkate ALINMASINA, <br>6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davacı lehine istinaf vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, <br>7-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince peşin alınan ve harcanmayan istinaf gider avansının İlk Derece Mahkemesince ilgili tarafa İADESİNE, <br>8-Kararın İlk Derece Mahkemesi'nce taraflara TEBLİĞİNE, <br>Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi uyarınca kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.24/02/2025<br>....</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fbb67c86c57eb536","SID":"cf00b0ed1c27999a"}}