{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/246 <br>KARAR NO: 2025/326<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2023/744<br>KARAR NO: 2025/21<br>DAVA TARİHİ: 10/11/2017<br>KARAR TARİHİ: 13/01/2025<br>DAVA: Tazminat (Sigorta Ödemesine Dayanan Rücu)<br>KARAR TARİHİ: 19/03/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili tarafından 11/07/2016-11/07/2017 tarihleri arasında sigortalı bulunan ... Turizm A.Ş.'ye ait ''... Mahallesi ... Mah. Bina No:... Daire No:... Beykoz/İstanbul'' adresindeki işyerinin 06/01/2017 tarihinde davalı ...'ye ait şehir şebeke suyunun patlaması nedeniyle yoldan taşan suların sigortalı iş yerine sirayeti sonucunda hasara uğradığını, müvekkili şirkete yapılan hasar ihbarı üzerine sigorta eksperi tarafından ekspertiz raporu düzenlendiğini, dava konusu olay nedeni ile sigortalı iş yerinde meydana gelen su basması sonrasında suların tahliyesi için sigortalı tarafından çağrılan itfaiye ekiplerince de tutanak düzenlendiğini, gerek itfaiye, gerekse ekspertiz raporuna göre dava konusu hasarın sigortalı iş yerinin önünde yer alan ...'ye ait ana şebeke hattının yapımından ve bakımından kaynaklanan eksikler nedeniyle şebeke hattındaki patlama nedeni ile sigortalı iş yerine su sirayeti sonucunda meydana geldiğinin sabit olduğunu beyan ederek, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile 7.814,61 TL sigorta rücu tazminatının sigortalıya ödeme tarih olan 11/07/2017 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; bahsi geçen adreste 06/01/2017 tarihinde saat 08:58'de arıza ihbarı yapıldıktan hemen sonra ekipler arıza mahalline gittiğinde binanın şube yolu bağlantısı üzerine ek bina yapıldığı ve arızanın da bu noktada olduğunu tespit etmeleri üzerine eski şube yolunun körlenip iptal edilerek binaya başka bir noktadan yeni bir şube yolu çekilerek sorunun giderildiğini, meydana gelen arızanın bakım onarım eksikliği veya hizmet kusurundan kaynaklanmadığını, sözü edilen adreste şube yolu hattının üzerine idareye bilgi verilmeden ek bina yapılması sonucunda boru üzerine gelen yüklerden patladığı kanaatinin hasıl olduğunu, bu nedenle de hasar bedelinin ödenmesinin söz konusu olmadığını, olayın meydana gelmesinde müvekkili idarenin dahlinin bulunmadığını, müvekkili idarece şube yolu bağlantılarının bina dışında tesis edilerek herhangi bir arıza durumunda bina içine zarar vermeyecek şekilde fen ve tekniğe uygun olarak yapıldığını, dava konusu hasarın meydana geldiği binanın da şube yolu bu şartlara uygun olarak ve bina dışından yapılmış ise de sigortalı bina maliki tarafından mevcut binaya şube yolu bağlantısı bina içinde kalacak şekilde çıkma kısım tesis edildiğinden şube yolu bağlantısının bina içinde kaldığını ayrıca dava konusu hasarın bodrum katta meydana geldiğini, su basman seviyesi altındaki birimlere yüzeysel dolan suların tahliyesi için drenaj kanallarının yapılması ve dışarıdan gelmesi muhtemel su sızıntılarının önlenmesi için izolasyon yapılmasının gerekli olduğunu, idarenin temerrüdü söz konusu olmadığından ancak dava tarihinden sonrası için faiz istenebileceğini belirterek haksız açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ'NİN VE DAİREMİZİN KARARLARI Mahkemenin 29/06/2020 tarihli kararı; \"...hasar nedeni ile ... Boru patlaması olduğununu can ve mal güvenliği yönünden gerekli tedbirleri almayan İski İdaresinin birinci derecede sorumlu olduğu belirlendiğinden, meydana gelen olayda zarar verenin sorumluluğu miktarında hasar bedelini ödemekle yükümlü olduğu kanaatine varıldığından,  kusur ve zarar konusunda alınan bilirkişi raporunun bilimsel veri ve içeriğe sahip, denetime elverişli olduğu...\" gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dairemizin 08/11/2023 tarihli kararı; \"...Davalının yapı maliki olarak kusursuz sorumluluğu bulunmakta ise de, davalı vekilinin şube yolu hattının üzerine idareye bilgi verilmeden ek bina yapılması sonucunda boru üzerine gelen yüklerden şebeke borusunun patladığı yönündeki savunmaları ile drenaj ve izolasyon eksikliği yönünden itirazları somut olay yönünden değerlendirilmemiştir. Bilirkişi raporunda davalının bu yöndeki savunma ve itirazlarının, yukarıda belirtilen yönetmelik hükümleri de dikkate alınarak incelenmesi, dava dışı sigortalı yada 3.kişilerin olay nedeniyle müterafik kusurlarının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme neticesinde düzenlenen raporun hükme esas alınması hatalıdır. ....Rizikonun gerçekleşmesi halinde sigorta şirketinin ödeyeceği hasar miktarı sigortalının gerçek zarar miktarıyla sınırlı olduğundan, sigorta şirketi tarafından açılan rücu davasında da aynı ilke geçerlidir. Yani sigorta şirketi, sigortalısına ödeme yaptığında, sorumlu kişiye rücu edebileceği miktar da ancak sigortalının gerçek zararı kadardır. Ancak hasar miktarının tespiti noktasında da rapor hükme elverişli değildir.Bu durumda mahkemece inşaat mühendisi ve sigorta uzmanı yeni bir bilirkişi heyetinden olayın hangi sebeple meydana geldiği, kusur oranları, hasarın poliçe kapsamında olup olmadığı, zararın miktarı hususlarında davalı vekilinin itirazlarının da değerlendirildiği, hükme elverişli rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına\" karar verilmiştir. Mahkemenin 13/01/2025 tarihli kararı; \"...Dava 10/11/2017 tarihinde açılmış olup, Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararı üzerine dosya mahkememize tevzi edilmiş, mahkememizce verilen 29/06/2020 tarihli karar İstanbul BAM 45. HD’nin 08/11/2023 tarihli kararı ile kaldırılmıştır. İdarenin sorumluluğu ile ilgili davalarda yargı yolu hususunda uygulamamızda farklı içtihatlar bulunmaktadır. Son olarak Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 05/02/2024 tarihli kararı güncel ve bağlayıcı niteliktedir. Yargı yolu dava şartlarından olup usule ilişkin bir mesele olduğundan derhal uygulanırlık ilkesine tabidir. Uyuşmazlık Mahkemesi kararının bağlayıcı olması sebebiyle karar tarihinden itibaren derdest dosyalarda da uygulanması gerekir. Yargı yolu dava şartı kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece kendiliğinden gözetilmesi gerekir. HMK md. 114’te dava şartları düzenlenmiştir. Bu maddenin birinci fıkrasının b bendi “yargı yolunun caiz olması” şeklindedir. Dava şartları yargılamanın her aşamasında mahkeme tarafından kendiliğinden özetilmesi gereken unsurlardır. Bunlardan birinin eksik olması halinde davanın usulden reddine karar verilir. Somut olayda davalı taraf ... olup, ... kamu tüzel kişiliğini haiz bir kuruluştur. ...’nin kamu hizmeti görürken vermiş olduğu zararlar hizmet kusuru kapsamında değerlendirilmektedir. Hizmet kusuruna ilişkin açılacak tam yargı davalarında ise idari yargı yoluna gidilmesi gerekir. Bu hususta Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından verilen 05/02/2024 tarihli 2023/545 E. ve 2024/40 K. sayılı ilamda “17. Yukarıda anılan mevzuat hükümleri ve yerleşik içtihatlar uyarınca, kamu tüzel kişiliğini haiz ... Genel Müdürlüğünün (...) hizmet kusurundan kaynaklanan zararın ilamsız icra takibine ve dolayısıyla itirazın iptali davasına konu edilmesi hukuken mümkün bulunmamaktadır. 18. Kamu hizmeti yürüten idarenin bu hizmeti yürüttüğü sırada verdiği zararın tazmini istemiyle açılan dava, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, bu hizmetin yürütülmesinde hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Kanun'un ilgili maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.19. Bu durumda, davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle verdiği ileri sürülen zararın tazmini istemi niteliğindeki davanın, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.” şeklinde karar verilmiştir. Somut olayda da şebeke su sisteminde yaşanan boru patlaması olayının davalı idarenin görmekte olduğu kamu hizmetine ilişkin olduğu ve hizmet kusuru olarak nitelendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Bu sebeple hizmet kusuruna ilişkin idari yargıda dava açılması gerekirken adli yargıda dava açılmasında HMK md. 114/1-b uyarınca yargı yolu caiz olmadığından davanın usulden reddine karar verilmiştir.\" <br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; somut uyuşmazlık yönünden daha önce istinaf incelemesi yapılarak davanın esasına yönelik hüküm tesis edildiğini, bu durumda dava şartları yönünden bir eksiklik görülmediğini, ... tacir sıfatına sahip olduğundan somut uyuşmazlıkta adli yargının görevli olduğunu beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki \"İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz\" kuralı nazara alınmıştır. Dava, sigortacının dava dışı sigortalısına aralarındaki sigorta poliçesine dayanarak ödediği hasar bedelinin 6102 Sayılı TTK'nın 1472. Maddesi uyarınca sorumlu davalıdan rücuen tahsili istemine ilişkindir. Dava değeri 7.814,61 TL'dir. 14/11/2024 tarihli ve 32722 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7531 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 22.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Ek 1 maddesine eklenen 3.fıkra \"İstinaf ve temyiz kanun yoluna başvuruda esas alınan parasal sınırda yeniden değerleme nedeniyle meydana gelen artış, bölge adliye mahkemesinin kaldırma veya Yargıtayın bozma kararları üzerine yeniden verilen kararlar hakkında uygulanmaz, ilk karar tarihinde geçerli olan parasal sınırlar esas alınır.\" şeklinde olup yasal düzenleme uyarınca davacı vekilinin istinaf talebinin esastan incelenmesi gerekmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2012/168 E. 2012/397 K. sayılı ve 15/06/2012 tarihli ilamında 23/11/1981 tarih ve 17523 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü'nün Kuruluş ve Görevleri Hakkında Yasa gereğince ...'nin; Genel Kurul, Yönetim Kurulu ve Genel Müdürlükçe yönetileceği, denetçileri vasıtasıyla denetim yapılacağı, yıllık faaliyet ve yatırımlarının bilançolarda belirlenip, Genel Kurulların tasvibine sunulacağı ve bütçesinin Kamu İktisadi Teşekküllerinde uygulanan formüle göre tanzim olunacağının belirtildiği, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 18/1.maddesinde \"Ticaret şirketleriyle, gayesine varmak için ticari bir işletme işleten dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince hususi hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi amme hükmi şahısları tarafından kurulan teşekkül ve müesseseler dahi tacir sayılırlar.\" hükmünün yer aldığı, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 11, 12, 13. 18/1.maddesi dikkate alındığında ... (...) Genel Müdürlüğünün 2560 Sayılı Kanun ile kurulmuş olması TTK'nun 18/1.maddesinde özel hukuk hükümlerine göre idare edilen bir kamu kuruluşu olması, ticari şekilde veya iktisadi esaslara göre işletilmekte olup yaptığı işler itibariyle de ticarethane sayıldığından tacir sıfatı taşıdığı, tacir olduğu kabul edilen İSKİ'ye karşı açılan haksız fiilden kaynaklanan davaya adli yargı yerinde bakılacağı, bu nedenle dava konusu uyuşmazlıkta adli yargının görevli olduğu kabul edilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 16/1 bendinde; \"Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar  da tacir sayılırlar.\" düzenlemesi yer almaktadır. 2560 sayılı kanuna tabi olan İSKİ'nin gördüğü hizmetin kamu hizmeti olmasına rağmen, özel hukuk hükümlerine tabi olduğu, TTK'nın 16/1 maddesi anlamında tacir sayılacağı ve tacir olan davalı ile davacı arasındaki haksız fiilden kaynaklanan davaya bakma görevinin adli yargının görevine girdiği Yargıtay içtihatları ile benimsenmiş, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/6444 E. 2023/10038 K. (davalısı ...), 2021/20431 E. 2023/7687 K. (davalısı İSKİ) kararlarına konu uyuşmazlıklar adli yargı yerinde görülmüştür. Açıklanan nedenlerle, dava konusu uyuşmazlık yönünden idari yargının görevli olduğu gerekçesi yerinde değildir. Dairemizin kaldırma kararında da açıklandığı gibi dava, rücu talebine dayanmakta olup, rücu ve halefiyet Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu'nun 22/03/1944 tarih E. 37, K. 9, R.G. 03/07/1944 sayılı kararında \"Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava olmayıp; aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa, aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası içinde söz konusudur.\" şeklinde vurgulanmaktadır. 6102 sayılı TTK'nın \"Halefiyet\" başlığı altındaki 1472.maddesinde ise \"Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder.\" hükmüne yer verilmiştir. Buna göre; davacı sigorta şirketinin sigortalısı hangi görevli ve yetkili mahkemede dava açabilecek ise, sigorta şirketinin de halefiyet gereğince, aynen sigortalı gibi o mahkemede dava açabileceğine işaret edilmiş olup dava dışı sigorta ve davalı tacir olduğundan dava görevli mahkemede açılmıştır. Açıklanan nedenlerle mahkemece, Dairemizin kaldırma kararında belirtilen hususlar nazara alınarak, davanın esasına yönelik inceleme yapılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olduğundan, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.4 maddesi gereğince kaldırılmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/744 E. 2025/21 K. sayılı 13/01/2025 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.4 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine İADESİNE, 3-Davacı tarafça yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına, 4-Davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince iade edilmesine, 5-Davacının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğ edilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.g bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 19/03/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"62343a7128719799","SID":"fb2f9c3478383e3b"}}