{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    20. HUKUK DAİRESİ     <br>Esas-Karar No: 2023/26 - 2025/381<br>                     T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>         20.HUKUK DAİRESİ <br><br>ESAS NO         : 2023/26 <br>KARAR NO\t: 2025/381<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>                                                                                                                   K A R A R <br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 26/09/2022<br>NUMARASI\t\t: 2021/277 E.  -  2022/242 K.<br><br><br>ASIL DAVANIN KONUSU     : Markaya Tecavüzün Durdurulması, Marka Hükümsüzlüğü, İlan <br>KARŞI DAVANIN KONUSU : Ticaret Unvanının Terkini, Haksız Rekabetin Tespiti, Men'i ve Ref'i, Alan Adı İptali, İmha<br><br>\tTaraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 26/09/2022 tarih ve 2021/277 Esas - 2022/242 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekillerince istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:<br><br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı-karşı davalı vekili, 08.06.2015 yılında kurulan müvekkili şirketin insan kaynaklı dokulardan allogreft üretim ve satışı işi ile uğraştığını, müvekkilinden daha önce kurulan davalı şirketin ise müvekkilinin ticaret unvanında geçen ve faaliyet konusu olan \"...\" ibaresi için önce 2017/60048 sayılı markayı 10, 41 ve 44. sınıflarda, daha sonra 2019/58385 sayılı markayı 03 ve 35. sınıflarda tescil ettirdiğini, tescil ve ilan edilen ticaret unvanını kullanma hakkının sadece sahibine ait olduğunu, bu unvanın marka olarak kullanılmasının ise marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil edeceğini, müvekkilinin ticaret unvanı ile davalı şirket markalarının karıştırılma ihtimali bulunduğunu ileri sürerek, tecavüz teşkil eden fiillerin durdurulmasına ve davalı şirket adına tescilli 2017/60048 ve 2019/58385 sayılı markaların hükümsüzlüğüne ve  sicilden terkini ile kararın ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiş; müvekkilinin 2010 yılından itibaren ticaret unvanıyla tanınırlık sağladığını, ticaret unvanını markalaştırdığını, karşı davacının müvekkilinin başarısından faydalanmayı istediğini, müvekkilinin ticaret unvanını almak için çok çaba harcadığını, \"banka\" ibaresinin ticaret unvanına eklenmesinin izne tabi ve zorlu olduğunu, karşı davacının kötü niyetli olduğunu, karşı davacının müvekkilinin ticaret unvanını izinsiz olarak kullandığını savunarak, karşı davanın reddini istemiştir.  <br>\tDavalı-karşı davacı vekili, davacı şirketin sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığını, müvekkilinin dava konusu ibareyi 2014 yılından beri kullandığını, \"...\" ibareli ve 2015/58102 sayılı markasının 11.05.2016 tarihinde tescil edildiğini, davacının 5 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra bu davayı açtığını, müvekkili şirket tarafından gönderilen ihtarnameden sonra bu davayı açmış olmasının TMK'nın 2. maddesine aykırı olduğunu, müvekkili markalarında davacının ticaret unvanının birebir kullanılmadığını, karşı dava dilekçesi ekinde sundukları belgelere göre müvekkilinin markasını karşı davalı şirketin kuruluşundan önce yarattığını ve markalaştırdığını, piyasada maruf hale getirdiğini, müvekkilinin karşı davalı şirketin kuruluşundan 3 ay öncesinde broşür ve kataloglar hazırlatarak piyasada dağıttığını, davacı-karşı davalı şirketin bilerek ve isteyerek iltibasa neden olacak şekilde ticaret unvanına \"...\" ibaresini derç ettiğini, karşı davalının marka tescili, patent başvurusu ya da Sağlık Bakanlığından ruhsat ve faaliyet izninin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiş; karşı davada ise, müvekkilinin 2014 yılından beri ticari faaliyetlerinde dava konusu ibareyi kullandığını, karşı davalının iltibasa yol açtığını ve müvekkilinin marka haklarına tecavüz ettiğini, karşı davalı eylemlerinin haksız rekabete de sebebiyet verdiğini, haklı kullanımın ilk defa kullanmayı ifade ettiğini, davacı-karşı davalı şirketin doku-allugreft üretimi ve satışı konusunda resmi faaliyet izninin bulunmadığını, ticari piyasaya bir ürün satmadığını, müvekkili şirket üzerinden ticari rant elde etmeye çalıştığını, karşı davalının alan adının da kötüniyetli olarak tescil edildiğini ileri sürerek, davacı-karşı davalının müvekkil şirkete ait marka hakkına tecavüz ederek ticaret unvanında kullanması sebebiyle ticaret unvanının terkinine, tarafların aynı iş alanında iştigal ediyor olması sebebiyle davacı- karşı davalının haksız rekabetinin tespit edilerek men'i ve ref'ine, dava sonucunda (www.https://....com.tr/)  alan adının iptaline, mail adresleri v.b. iltibasa neden olan yayınların tümünün imhasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.   <br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, asıl dava yönünden davacının tescilli markası olmadığı anlaşıldığından SMK'nın 7 ve 29. maddelerindeki marka tecavüzünün oluşmadığı; davacının klavuz/kök unsuru \"...\" olan \"... Anonim Şirketi\" adı altında 03.06.2015 tarihinde ticaret siciline kaydedildiği, davalı tarafın ise bu tarihten sonra 10, 41 ve 44. sınıf mal ve hizmetlerde 2015/58102, 10, 41 ve 44. sınıf mal ve hizmetlerde 2017/60048 ve 05 ve 35. sınıf mal ve hizmetlerde 2019/58385 nolu \"...\" ibaresi tescilli markaları edinip kullandığı; ancak davalının daha önceki tarihte yani davacının ticaret unvanını tescil ettirdiği tarihten daha önce 20.05.2014 tarihi itibarıyla söz konusu ibareyi ticaret unvanı ve marka olarak tescil ettirmek için hazırlık çalışmalarına başladığı sunulan delillerden anlaşıldığından TTK'nın 54 ve devamı maddeleri ile, TMK'nın 2. maddesi kapsamında haksız rekabet koşullarının oluşmadığı; 2017/60048 ve 2019/58385 tescil sayılı markaların kapsamında kalan mal ve hizmetler açısından davacı \"...\" ibaresini gerçek anlamda (sembolik değil) markasal kullandığına dair herhangi döküman/kayıt ve belge sunmadığından SMK'nın 6/6 ve 25/1 madesindeki hükümsüzlük koşulunun da oluşmadığı, asıl davanın reddinin gerektiği; karşı dava yönünden, davacı taraf kendisine ait 2015/58102, 2017/60048, 2019/58385 tescil sayılı markalarına bağlı olarak davalı taraf eyleminin marka tecavüzü ve haksız rekabet oluşturduğunu iddia ettiği; mahkemece 23/03/2022 tarihli duruşmada bilirkişi ücretinin ek avans olarak 2 haftalık kesin sürede yatırılmasına karar verilmiş  olup  karşı davada süresinde yatırılmadığı, davalı açısından usulü kazanılmış hak doğduğundan karşı dava açısından davacının bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verildiği, davalı tarafın markasal kullanımlarının davacıya ait 2015/58102, 2017/60048, 2019/58385 sayılı tescilli marka kapsamında kaldığına kanaat uyandıran yeterli delil sunulmadığından marka tecavüzü ve haksız rekabet şeklindeki iddianın kanıtlanmadığı gerekçesiyle, asıl ve karşı davanın reddine karar verilmiştir.  <br><br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı-karşı davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, tacirlerin ticaret unvanlarını marka olarak tescil ettirme zorunluluklarının bulunmadığını, karşı davacının makul süre içinde bilirkişi ücreti ile ilgili ara karardan rücu talebinde bulunmadığını, karşı davacı markalarının müvekkilinin ticaret unvanından sonra tescil ettirildiğini, karşı davanın reddedilmesiyle müvekkilinin haklılığının ortaya konulduğunu, ancak asıl dava reddedildiğinden müvekkili şirketin uğradığı hak kayıplarının bir sonuca bağlanmadığını ve tecavüzün devam ettiğini ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br>\tDavalı-karşı davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, asıl dava yönünden verilen davanın reddi kararının yerinde olduğunu, Yerel mahkeme tarafından red gerekçesi; 23.03.20022 tarihli celsede bilirkişi ücretinin yatırılması için davacı vekiline iki haftalık süre tanındığı, yerel mahkemenin ara kararında \"karşı davacı vekiline, karşı dava yönünden davacı vekiline\" şeklinde hiçbir ihtilafa mahal vermeyecek biçimde hüküm kurması ve karışıklığa sebebiyet vermeksizin belirlemenin yapılmasının yasanın amir hükmü olduğunu, ancak bu belirlemenin yapılabilmesi amacıyla hiçbir ibare yer almadığından bilirkişi ücretinin yatırılmadığını, oysa HMK'nın 94. maddesinin \"Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder.\" şeklinde olduğunu, bilirkişi ücretinin asıl davacı tarafından yatırılacağının zannedilerek bilirkişi ücretinin yatırılmadığını, Yargıtay içtihatlarının da bu yönde olduğunu, şayet delil avansı yatırılmamış ise o delile dayanılmaktan vazgeçilerek mevcut haliyle dosyanın ele alınması gerektiğini, yerel mahkeme tarafından mevcut delil durumuna göre karar verilmesi gerekirken, bilirkişi ücretinin yatırılmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin davacı-karşı davalının ticaret unvanından daha önce 20.05.2014 tarihi itibariyle dava konusu ibareyi ticaret unvanı ve marka olarak tescil ettirmek üzere hazırlık çalışmalarına başladığını, bu nedenle davacı-karşı davalının ticaret unvanının terkininin gerektiğini, karşı davalının müvekkiline ait markayı ticaret unvanında kullanarak iltibasa yol açtığını ve bu nedenle marka hakkına tecavüz ettiğini, asıl davanın reddi nedeniyle haklılıklarının ortaya çıktığını, ancak karşı dava reddedildiği için müvekkili şirket yönünden hiç bir sonuca bağlanmaması nedeniyle kaosun sürmesine ve mağduriyetin devamına neden olunduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin karşı davaya ilişkin kararının kaldırılmasını ve asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.  <br><br>GEREKÇE\t: 1-Asıl davanın konusu markaya tecavüzün durdurulması, marka hükümsüzlüğü, ilan; karşı davanın konusu ticaret unvanının terkini, haksız rekabetin tespiti, men'i ve ref'i, alan adı iptali ve imha istemine ilişkindir.<br>\tİnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.<br>\tDosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, SMK'nın 6/6 maddesi uyarınca, tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait ticaret unvanını içermesi halinde, hak sahibinin itirazı üzerine başvurunun reddinin gerektiği, şirketlerin ticaret unvanları tescil edilirken, faaliyet alanına her türlü mal ve hizmetin yazılması mümkün olduğundan ve ticaret unvanının bu alanların hepsinde kullanma gibi bir yükümlülük bulunmadığından, ticaret unvanının fiilen kullanıldığı mal ve hizmetler bakımından, 6769 sayılı SMK'nın 6/6 maddesi anlamında sahibine öncelik hakkı sağladığının kabulünün gerektiği, dava konusu markanın başvuru tarihi, davacı-karşı davalının ticaret unvanından sonra ise de, davacı-karşı davalının ticaret unvanını dava konusu markanın kapsamındaki mal ve hizmetler kullandığını ispatlamadığı, nitekim, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 22.06.2017 tarih ve 2016/1193 E.- 2017/4014 K. sayılı ilamında da, \"davacı şirketin fiilen faaliyette bulunduğu mal ve hizmetler ile davalı markası kapsamında kalan mal ve hizmetler arasında ilişkilendirilebilecek ölçüde benzerlik bulunması halinde, bu mal ve hizmetler yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken\" denilerek aynı sonuca ulaşıldığı, buna göre, asıl davada davacının ticaret unvanına dayalı olarak karşı taraf markasının hükümsüzlüğünü talep edemeyeceği, öte yandan, davacının tescilli bir markası da bulunmadığına göre, ilk derece mahkemesince marka hakkına tecavüzün durdurulması talebinin reddinde de bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, davacı-karşı davalı vekilinin asıl davaya yönelik istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.<br>\t2-Davalı-karşı davacı vekilinin karşı davaya yönelik istinaf itirazlarının incelenmesine gelince; yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere, mahkemece, asıl ve karşı dava yönünden bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiş, bilirkişilerce rapor düzenlenmiş, ancak daha sonra karşı dava yönünden bilirkişi ücretinin kesin süre içerisinde yatırılmadığı gerekçesiyle, bu kez karşı davacının bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığına karar verilerek, karşı davacının davasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle, karşı davanın da reddine karar verilmiştir. <br>\tHMK’nun 324. maddesinde, taraflardan her birinin ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorunda oldukları, tarafların birlikte aynı delilin ikamesini talep etmiş olmaları halinde gereken gideri yarı yarıya avans olarak ödeyecekleri ve taraflardan birisinin avans yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde, diğer tarafın bu avansı yatırabileceği ve aksi hâlde, talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılacağı, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümlerin saklı olduğu ifade edilmiştir. Delil avansına yönelik ara kararda, mahkemece, hangi delil için ne miktarda avans yatırılacağının açıkça belirtilmesi ve avansın kesin süre içinde yatırılmaması halinde bu delilin ikamesinden vazgeçildiğinin kabulü ile dosya kapsamındaki delillere göre karar verileceğinin ihtar edilmesi gerekir. <br>\tDavaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bilindiği üzere bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını  işin  özelliğine, tarafların  durumlarına  göre  belirlemesi için hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Buna karşın, HMK'nın 94. maddesi uyarınca hakimin belirlediği süreler kural olarak kesin değildir. Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Öncelikle, yukarıda da belirtildiği üzere kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır.  <br>\tBu açıklamalardan sonra, somut olay bakımından mahkemece, 23.03.2022 tarihli ön inceleme duruşmasında, davacı-karşı davalı vekili ile davalı-karşı davacı vekilinin katılımı ile duruşmaya başlandığı tutanağa geçmiş, duruşmada verilen 6 nolu ara kararda ise, \"asıl ve karşı dava yönünden ayrı ayrı 2.350,00-TL ek avans yatırılması için davacı vekiline iki hafta kesin süre tanınmasına, aksi halde HMK'nın 324/2. maddesine göre bu delilden vazgeçmiş sayılacağının ihtarına\" karar verilmiş olup, davalı-karşı davacı vekilince ise karşı dava yönünden de bilirkişi ücretinin davacı-karşı davalı tarafça yatırılacağı yanılgısına düşülmüş, verilen kesin süre dolduktan sonra davalı-karşı davacı tarafça ek avans yatırılmış ise de, ilk derece mahkemesince davalı-karşı davacının bilirkişi delilinden vazgeçmiş sayılmasına, karşı dava yönünden düzenlenen raporun geçersiz sayılmasına karar verilmiştir. Ancak, karşı davada davacı taraf için ön inceleme duruşmasının başında davalı-karşı davacı ibaresi kullanıldıktan sonra bu kez kesin sürenni verilmesine ilişkin ara kararda yalnızca davacı tanımının kullanılması yukarıda bahsedilenin aksine yanlış anlaşılmaya sebebiyet verecek bir ihtarat olup, nitekim, verilen kesin süre, davalı-karşı davacı tarafın haklı bir yanılgıya düşmesi ile sonuçlanmıştır. Buna göre, yapılan kesin süre ihtaratı usulüne uygun olmamış, usulüne uygun olmayan bu kesin süre ara kararına dayalı olarak davalı-karşı davacı tarafın bilirkişi deliline vazgeçmiş sayılmasına karar verilmesi de Dairemizce isabetli bulunmamıştır.       <br>\tDavalı-karşı davacı vekilinin karşı davada verilen kararın esasına yönelik istinaf itirazlarına gelince; karşı davacı vekili, yukarıda belirtildiği gibi, karşı davalının ticaret unvanını terkinini, karşı davalının haksız rekabetinin tespiti, men'i ve ref'ini ve karşı davalının alan adının iptaline karar verilmesini istemiştir. <br>\tKarşı davacı vekilince, müvekkilinin 2015/58102, 2017/60048 ve 2019/58385 sayılı markalarına dayalı olarak dava açılmış olup, bu markalar \"...\" ibarelidir. Karşı davalının ticaret unvanı ise \"...\" şeklinde olup, bu hale göre, karşı davacının markasını içermektedir. Ancak, karşı davalının ticaret unvanı 08.06.2015 tarihinde tescil edilmiş olup, karşı davacının marka tescillerinin en eskisinin başvuru tarihi 08.07.2015'tir. Bu durumda ise, karşı davalı tarafın önceki tarihli ticaret unvanının karşı davacının marka hakkına tecavüz niteliği taşımadığı açıktır. \t<br>\tBunun yanında, karşı davacı taraf, haksız rekabet hükümlerine de dayanmıştır. Karşı davacı tarafça, dosya kapsamına \"...\" ibaresini ticaret unvanı olarak tescil ettirmek için hazırlık çalışmalarına başladığını gösteren bir takım deliller sunulmuş ise de, karşı davalı tarafın bu çalışmalardan haberdar olduğu ve dürüstlük kuralına aykırı olarak, karşı davacının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleriyle karıştırılmaya yol açması amacıyla davaya konu ticaret unvanını seçtiği hususunu ispatlayan bir delil ileri sürülmemiştir. Açıklanan nedenle, karşı davacı vekilinin bu iddiası da Dairemizce yerinde bulunmamıştır. <br>\tYine, yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda, \"www.....com.tr\" ibareli web sitesinde karşı davalının Türkiye'nin ilk ve tek doku bankası olduğu yönünde bir paylaşıma da rastlanmamış, bu hale göre, karşı davacının bu istemi de isabetli bulunmamıştır. <br>\tBu itibarla, karşı davanın bu gerekçeyle reddi gerekirken, ilk dereece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle reddi doğru olmamış; HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse \"düzelterek yeniden esas hakkında\" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, diğer bir ifade ile kanun koyucu, temyiz kanun yolunda Yargıtay tarafından verilebilen, yerel mahkeme hükmünün gerekçesinin değiştirilerek düzelterek onanması kararını, istinaf mahkemeleri için öngörmeyip, bu halde istinaf mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilmesi gerektiğini düzenlediğinden, Dairemizce davalı-karşı davacı vekilinin karşı davaya yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.<br><br>HÜKÜM\t: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;<br>\t1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı-karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun  HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı-karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 26/09/2022 gün ve 2021/277 Esas - 2022/242 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,<br>\t3-Asıl davanın REDDİNE,<br>\t4-Karşı davanın yukarıda açıklanan gerekçeyle REDDİNE,<br>\t5-Harçlar Kanunu uyarınca asıl davada alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcının, peşin olarak yatırılan 59,30-TL maktu harçtan mahsubu ile bakiye 556,10-TL harcın davacı - karşı davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, <br>\t6-Harçlar Kanunu uyarınca karşı davada alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcının, peşin olarak yatırılan 59,30-TL maktu harçtan mahsubu ile bakiye 556,10-TL harcın davalı - karşı davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, <br>\t7-Asıl dava yönünden davalı - karşı davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 40.000,00-TL vekalet ücretinin davacı - karşı davalıdan alınarak davalı - karşı davacıya verilmesine,<br>\t8-Karşı dava yönünden davacı - karşı davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 40.000,00-TL vekalet ücretinin davalı - karşı davacıdan alınarak davacı - karşı davalıya verilmesine, \t<br>\t9-Asıl davada davacı - karşı davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına,<br>\t\t\t10-Karşı davada davalı - karşı davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, <br>\t\t\t11-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı-karşı davalı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 534,70-TL'nin davacı-karşı davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, <br>\t\t\t12-Davalı-karşı davacıdan peşin olarak alınan 80,70-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalı - karşı davacıya iadesine,\t<br>\t13-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333),\t<br>\t14-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 21/02/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. <br><br>GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 21/03/2025\t\t\t<br><br>Başkan<br><br><br>Üye<br><br> <br><br>Üye<br><br> <br><br>Katip<br><br> <br><br>Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.<br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"3c52579ba3d2e0ba","SID":"4671c0dd0d52c30b"}}