{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1853 <br>KARAR NO:2025/324<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:07/07/2021<br>NUMARASI:2020/31 Esas - 2021/574 Karar <br>DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>Taraflar arasında görülen itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesice yapılan yargılaması sonucunda davanın  kısmen kabulüne dair verilen hükme karşı, her iki taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvrulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;  Müvekkilinin, Maslak ... projesi kapsamında inşa edilen İstanbul ili, Sarıyer ilçesi, 10622 ada, 2 parselde kayıtlı bulunan ... Bloktan 204 adet ve ... Bloktan 106 adet olmak üzere toplam 310 adet bağımsız bölümü Kadıköy ... Noterliği'nin 29.08.2016 tarih ve ...yevmiye no'lu gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile davalıya satıldığını, satış sözleşmesinin 3. Maddesindeki ödeme planına göre davalı şirketin; 20.10.2016 tarihinde 64.460.000,00 TL, 20.06.2017 tarihinde 131.876.000,00 TL, 20.10.2017 tarihinde 58.600.000,00TL, 20.06.2018 tarihinde 43.950.000,00 TL, 20.10.2018 tarihinde 43.950.000,00 TL, 20.06.2019 tarihinde 58.600.000,00TL, 20.10.2019tarihinde 58.600.000,00 TL olmak üzere toplam 484.036.000,00 TL ödeme  yapmasının kararlaştırılmış olmasına rağmen davalı şirketin 20.10.2019 tarihli son taksit ödemesini zamanında ifa etmediğini, bunun üzerine müvekkil şirketin ... sayılı dosyası ile takip başlattığını, davalının haksız ve hukuka aykırı olarak herhangi bir gerekçe göstermeksizin ödeme emrine itiraz ederek takibin durmasına sebebiyet verdiğini, söz konusu bedelin tahsili amacıyla Arabuluculuk Bürosuna başvurulduğunu, davalı tarafın anlaşmaya yanaşmaması nedeniyle müzakerenin olumsuz sonuçlandığını, ayrıca 310 bağımsız bölümün tapularının iyi niyetli olarak davalı şirkete devredildiğini, müvekkil şirketin alacağını koruma altına almak adına herhangi bir teminat kalmadığını, müvekkil şirketin uğrayacağı zararlar dikkate alınarak ihtiyati tedbir kararı verilmesini, itirazın iptali ile takibin devamına ve %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalıdan tahsiline, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davanın hukuki yarar yokluğundan reddedilmesi gerektiğini, gayrimenkul satış sözleşmesi uyarınca gayrimenkullerin satışının gerçekleştirildiğini ve belirlenen vadelerde ödemelerin yapıldığını, müvekkil şiıketin sözleşmeden kaynaklanan edimlerini ifa ettiğini ve davacı şirkete gerekli ödemelerin vadesinden önce yapıldığını, davacıya; 08.08.2016 tarihinde 4.000.000,00 TL, 01.11.2016 tarihinde 20.000.000,00 TL, 12.05.2016 tarihinde 5.000.000,00 TL, 13.05.2016 tarihnde 5.000.000,00 TL, 16.06.2016 tarihinde 3.300.000,00 TL, 16.06.2016 tarihinde 6.700.000,00TL,16.11.2016\ttarihinde 20.000.000,00TL, 06.06.2017 tarihinde 336.436.000,00 TL Ödendiğini, erken ödeme dolayısıyla müvekkilin ödemesi gereken tutarların yukarıdaki miktarla sınırlı olduğunu, gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin 4. Maddesinin 10. Bendinde \"...Erken ödeme yapılması halinde, (faizsiz olarak kapak sayfasında belirtilen tarihe kadar ertelenmiş olan tutar / tutarlar hariç olmak üzere) Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gereği satıcı tarafından gerekli faiz indirimi yapılacaktır' denilerek ödeme esaslarının belirlendiğini, müvekkil şirket tarafından yapılan erken ödemeler sebebiyle davacının davaya konu edebileceği bir alacağının kalmadığını, hukuka aykırı ve hukuki dayanaktan yoksun olan davanın reddine, hukuka aykırı icra inkâr tazminatı isteminin reddine, davacının kötüniyet tazminatına hükmedilmesine  karar verilerek yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davacı tarafa yüklenilmesme karar verilmcsini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Taraflar arasında imzalanmış olan sözleşmenin tüm hükümleri incelenmiş erken ödemeye dair herhangi bir hüküm ihtiva etmediği görülmüştür. Yapılacak bir erken ödemenin sonuçlarına, indirim yapılıp yapılmayacağına dair bir protokol de olmadığı anlaşılmıştır.Erken ödeme durumunda  nasıl bir yöntem ile ne miktarda bir indirim yapılacağının da belirsiz olduğu görülmüştür. Sözleşmenin 4.10. Maddesi incelendiğinde faizsiz olarak belirlenen tutarın erken ödemeden etkilenmeyeceğinin açık olarak yazıldığı görülmüştür.Anılan düzenleme satıcının faiz ve komisyon aldığı durumlarda ödenen miktara göre indirim yapılması hususunu düzenlediği, taraflar arasında düzenlenen satış şeklinin \" faizsiz satış sistemi\" olarak tanımlandığı yani erken ödeme indiriminin satım bedelinin taksitlere faiz uygulanması halinde cari olacağı anlaşılmıştır.Taksit miktarlarına faiz yansıtılması gibi bir durum mevcut değil iken yansıtılmayan bir faizin indirilmesinin de mümkün olmadığı açıktır. Davalı erken ödeme nedeni ile son taksit borcu yani ana para borcunun sona erdiğini iddia etmekte olup , sözleşmenin ilgili hükümleri gereği erken ödeme nedeni ile borcun sona erdiği şeklinde bir yorum yapılması mümkün değildir.Davalı tarafın ticari defterleri incelendiğinde 2019 yılı yevmiye defterinin 01.01.2019 tarih ve 1 yevmiye numaralı açılış maddesinde davacı şirketin alacağının 58.600.000 TL,31.12.2019 tarih ... numaralı yevmiye kapanış maddesinde de davacı şirketin cari hesabının 58.600.000 TL alacak bakiyesi verdiği, taraflar arasında cari hesap borç ve alacak bakiyeleri arasında bir farklılık da olmadığı görülmüştür. Yani takip tarihi itibarı ile davalı yan davacıya 58.600.000 TL borçlu olduğu hususunu ticari defter ve belgelerine kaydetmiştir.Davalı yan tacir olup ticari iş ve işlemlerinde basiretli bir tacir gibi davranmak yükümlülüğündedir. Erken ödeme durumunda sözleşmede belirtilen ana para alacağının sona ereceğine dair sözleşmede hiçbir hüküm yoktur. Davalının erken ödeme yapmak için ticari kredi çekmesi ticari tercih olarak açıklanabilir.Tüm anlatılan bu nedenlerden ötürü sözleşmenin genel işlem şartları mahiyetinde olduğu ve erken ödeme nedeni ile borcun sona erdiği yolundaki davalının beyan ve itirazlarına itibar edilmemiştir.Davacı yan dava dilekçesinin 2. Sayfasında  açıkça davalının 20.10.2019 tarihli son taksit ödemesini zamanında ifa etmediğini, bunun üzerine takibe geçtiklerini, davalının itirazı ile duran takibin devamını sağlamak amacı ile eldeki bu davayı açtıklarını belirtmiştir. Takip talebi incelenmiş \" geçmiş dönem faiz\" açıklaması ile 743.574,27 TL meblağ belirtildiği görülmüştür.Takipte ana para olarak 58.600.000 TL taksit açıklaması girilmiştir.İİK’nın 58. maddesi takip talebi ve muhtevasını düzenlemektedir. Buna göre; alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarı, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği, faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı günün açık şekilde belirtilmesi zorunludur. Söz konusu düzenleme emredici mahiyettedir. Davacı yan bilirkişi raporu alınıncaya kadar bu hususta bir beyanda bulunmamıştır.Takip talebinde açıkça ana para olarak 58.600.000 TL lik son taksit ödemesini belirtmiştir. Dava dilekçesinde de takibin ve davanın son taksit ödemesi haricinde önceki taksitlerden birinin zamanında ifa edilmemesinden kaynaklı faiz alacağına ilişkin de olduğuna dair bir açıklama yapmamıştır. Borçlu kendisine tebliğ edilen ödeme emri ve dava dilekçesine göre savunmasını yapmakla ödevlidir. Takip talebinde İİK'nın 58. Maddesindeki amir hükmüne rağmen faizin başladığı gün belirtilmemiştir. Yine son taksit ödemesi haricinde başkaca bir  ana para söz konusu olduğu anlatımının da yer almadığı görülmüştür. Bu nedenle davacının rapora itirazları yerinde değildir.Taraflar arasındaki sözleşmede taksitlerin tarihlerinin kesin olarak belli olmasına göre TBK'nın 117/2. Maddesi gereği ihtara gerek yoktur.Son taksit tarihinden takip tarihine kadar olan 11 günlük süre için faiz hesabı yapılmış davacının faiz alacağının da 304.639,73 TL olduğu anlaşılmıştır. Davacı yan önceki dönem ödenmeyen taksidin tarihini ve miktarlarını takip talebinde  açıkça belirtmek sureti ile başka bir takip yapmakta özgürdür.YHGK'nın 17.10.2012 tarih ve 2012/9-838 E., 2012/715 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; genel bir kavram olarak 'likid (liqiude) alacak'; 'tutarı belli (muayyen), bilinebilir, hesaplanabilir alacaktır' Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için; ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün  unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek durumda olması gerekir. Bu koşullar yoksa, likit bir alacaktan söz edilemez (YHGK'nın 14.07.2010 gün ve 2010/19-376 E. 397 K. sayılı ilamı).Likit alacak bakımından aranan 'borçlunun, talep edilen alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmesi veya bilmek (kolayca hesap edebilmek) durumunda olması; bu bağlamda alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına (anlaşmasına)  veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaması, diğer bir anlatımla borçlunun, yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması' ölçütü birçok tartışmayı sona erdirmekle beraber, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesinin,  alacağın likit olup olmadığı ile ilgili başlı başına bir kıstas olarak kabul edilmesi de doğru değildir. Çünkü mahkeme uygulamasında 'hesap işi', çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerden olduğundan borçlunun, kendi başına hesaplayabilecek durumda olduğu asıl alacak ve temerrüt faizine itiraz etmesi halinde, mahkemenin, alacaklının alacağının miktarını, bizzat tespit etmeyip bilirkişi vasıtasıyla belirleyeceğinden, likit olan bir alacağın sırf bilirkişi incelemesi yapıldığı gerekçesi ile likit sayılmaması doğru olmayacaktır. (Kuru, Arslan, Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, s. 737, 740). (Yargıtay  23. Hukuk Dairesi 2016/8197  E, 2020/1 K. Sayılı ilamı, benzer gerekçeler için bkz. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/25056 E, 2019/6430 K. Sayılı ilamları ) Davalı yan davacıya son taksit ödemesini ifa etmemiştir. Kendi ticari defter ve kayıtlarında da bu husus sabittir. 58.600.000 TL borçlu görünmektedir. Asıl alacak likit olup davalı yan itirazında haksızdır.\" gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davalının ... sayılı dosyasına vaki itirazının kısmen iptaline, takibin 58.600.000,00 TL asıl alacak 304.639,73  TL işlemiş faiz olmak üzere 58.904.639,73 TL üzerinden devamına, likit asıl alacağa vaki haksız itiraz nedeni ile asıl alacak üzerinden hesaplanan %20 oranındaki 11.720.000 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ:Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;İlk derece mahkemesinin kabule ilişkin kararının hukuka aykırı olduğunu, zira taraflar arasındaki gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin 4.10.maddesinde erken ödeme halinde faiz indirimi yapılacağının açıkça belirtildiğini, faizsiz bir satış sözleşmesinde faiz indirimi yapılacak şekilde sözleşmeye hüküm konulmuş olması nedeniyle sözleşmenin bu hükmünün TBK'nın 19.maddesi gereğince, müvekkili alıcı lehine yorumlanarak erken ödemeler nedeniyle satış bedelinden indirim yapılması gerektiğini, hükme esas alınan 28.05.2021 tarihli bilirkişi kurulu raporunda sözleşmenin 4.10 maddesinin, sözleşmenin bütünü ile uyumlu olmayan özensiz bir şekilde kaleme alınmış hüküm niteliğinde olduğunun belirtildiğini, bu tespite katılmadıklarını, davacı şirketin alanında uzman bir şirket olup özensiz bir kayıt düştüğünün kabul edilemeyeceğini, bu konuda dosyaya Prof. Dr. ... tarafından düzenlenen mütalaayı sunduklarını, kanundaki gerekçenin bu mütalaaya aykırı olduğunu, TBK'nın 19.maddesi uyarınca, anılan mütalaada belirtildiği üzere, somut olaya aynı Kanun'un 20.maddesi uyarınca genel işlem koşullarına dair hükümlerin uygulanması gerektiğini, satıcı tarafından hazırlanan sözleşmenin 4.10 hükmündeki parantez içinde yer alan ve anlaşılır olmayan kısmın müvekkili lehine uygulanması gerektiğini, TBK'nın 23.maddesindeki düzenleme uyarınca genel işlem koşullarının bu sözleşmeyi hazırlayan taraf aleyhine yorumlanması gerektiğini,Müvekkili tarafından yapılan erken ödemelerin banka kredisi çekilmek suretiyle yapıldığını, bu erken ödemeler nedeniyle davalının fayda sağladığını ve bu suretle sebepsiz zenginleştiğini, sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca, bu zenginleşmenin, müvekkilinin borcundan mahsup edilmesi gerektiğini, bu nedenle de kararın hukuka aykırı olduğunu,İlk derece mahkemesince dava konusu uyuşmazlığa uygulanan mevzuatın hatalı tespit edildiğini, dava konusu sözleşmeden doğan ihtilaflarda Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un (TKHK) uygulanacağına dair sözleşmede açık hüküm bulunduğunu, nitekim davacı tarafın cevaba cevap dilekçesinde de bunun benimsendiğini, ilk derece mahkemesinin karar gerekçesinde sözleşme hükümlerine atıf yapılarak ve taraflar arasında faizsiz satış kararlaştırıldığı gerekçesiyle müvekkilinin mahsup talebinin reddedildiğini, oysa taraflar arasındaki sözleşmede TKHK'nın pek çok maddesine atıf yaptığını ve 4.maddenin 10.bendinin son cümlesinde açıkça bu Kanun uyarınca faiz indirimi yapılacağının belirtildiğini, buna güvenerek müvekkilinin davacı tarafa erken ödemeler yaptığını, sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde taraflardan biri tüketici olmasa bile tarafların tüketici mevzuatının uygulanmasını tercih etmelerinin mümkün olduğunu,Erken ödeme nedeniyle indirim yapılamayacağının benimsenmesi halinde sözleşmenin 4.10.maddesinde yer alan erken ödeme hükmünün anlamsız kalacağını, bu konuda dosyaya sunulan mütalaada açıklama yapıldığını, sözleşme hükmünün TMK'nın 2.maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ile birlikte yorumlanması gerektiğini,TKHK ve dayanağını bu Kanun'dan alan Konut Finansmanı Sözleşmeleri Yönetmeliği uyarınca, faizli/faizsiz ayrımı yapılmaksızın tüm konut finansmanı sözleşmelerinde erken ödeme halinde alıcıya indirim yapılacağının hüküm altına alındığını, yönetmelik ek-2'sinde yer alan örneklerde indirimler hakkında ayrıntılı bilgi verildiğini, bu nedenle mahkemece tüketici mevzuatından anlayan bir bilirkişiden rapor alınması gerekirken, bunun gereğinin yapılmadığını, TKHK'nın 37.maddesi uyarınca, tüketicinin vadesi gelmemiş bir veya birden çok konut finansman taksidini ödemesi halinde gerekli tüm faiz ve diğer maliyet unsurlarına ilişkin indirim yapma yükümlülüğü getirildiğini, aynı yükümlülüğün Yönetmelik'in 11.maddesinde de gösterildiğini, HMK'nın 33. maddesi uyarınca hâkimin, Türk hukukunu resen uygulamakla mükellef olduğunu, bu nedenle tüketici mevzuatını uygulaması gerektiğini, davacının finansman kuruluşu olup taksitli satış nedeniyle konut finansmanı sözleşmesi niteliğinde olan dava konusu uyuşmazlığa anılan yönetmelik hükümlerinin uygulanması gerektiğini,İlk derece mahkemesinin dürüstlük kuralından hareketle ve davalının tacir olması sebebiyle genel işlem koşullarına dair hükümlerden yararlanamayacağına dair gerekçenin hatalı olduğunu, nitekim haksız rekabete ilişkin TTK'nın 55/1.f bendinde genel işlem şartlarından söz edilmesinin, bu kuralların tacirler hakkında da uygulanacağını gösterdiğini, sözleşme hükümlerinin TBK'nın 19.maddesiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, Müvekkilinin kredi çekerek taksitleri ödediğini, sözleşmenin indirim maddesine güvenerek bu kredilerin çekildiğini, aksinin kabulünün hayatın olağan akışına aykırı olacağını, mahkemenin bu konudaki gerekçesinin de yetersiz olduğunu, ilk derece mahkemesince temerrüt faizinin başlangıç tarihi bakımından ihtar şartının aranmamasının hukuka aykırı olduğunu, zira tüketici kredi sözleşmeleri uyarınca en az 30 gün süre verilerek temerrüde düşürülmesi gerektiğini,İlk derece mahkemesince davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu, zira alacağın likit olmadığını, çünkü erken ödeme nedeniyle yapılacak indirim tutarlarının hesaplamaya muhtaç olduğunu, aynı şekilde davalının icra takibine girişmekte haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle davanın reddedilen kısmı bakımından davalı yararına kötü niyet tazminatının hüküm altına alınması gerekirken bunun yapılmadığını,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına, davanın reddine ve kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;İlk derece mahkemesince taraflar arasındaki sözleşmenin faizsiz satış sistemi kapsamında olması nedeniyle, davalının bir kısım taksitleri erken ödemesi nedeniyle indirim talep hakkının bulunmadığına dair tespitin isabetli olduğunu,İlk derece mahkemesince, davalı tarafın daha önceki taksit ödemelerini zamanında yapmaması nedeniyle oluşan faiz alacağı talebiyle ilgili değerlendirmesinin yerinde olmadığını, davalı tarafın, vade tarihleri önceden belirlenmiş önceki taksit ödemelerini zamanında yapmadığının sabit olduğunu, takipteki toplam faiz talebinin sadece ödenmeyen son taksite ilişkin olmayıp daha önceki taksitlerin geç ödenmesinden kaynaklı temerrüt faizi alacaklarını da kapsadığını, geç ödemelerin bilirkişi raporlarıyla tespit edildiğini, ilk derece mahkemesince 20.10.2016 tarihinde ödenmesi gerekip geç ödenmiş olan 64.460.000 TL'lik ilk taksit ödemesini vade tarihinde ifa etmemesi nedeniyle müvekkilinin faiz alacağı doğduğunu, taraflarınca talep edilen %18 KDV dahil 743.674,27 TL faiz alacağının, 358.077,88 TL'lik bölümünün 20.10.2016 tarihli taksit ödemesinde yaşanan gecikmeden kaynaklanan faiz alacağı olduğunu, 385.596,14 TL'lik kısmının ise 20.10.2019 tarihli olup ödenmeyen 58.600.000 TL alacak için işlemiş temerrüt faizi olduğunu, buna rağmen mahkemece sadece son taksit olan 58.600.000 TL üzerinden, 385.596,14 TL'ye hükmetmesinin hatalı olduğunu, bu nedenle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının davalı tarafından ödenmeyen son taksit ve bu taksitin ödenmemesine bağlı faiz alacağı yönünden verdiği kararın isabetli olduğunu ancak 20.10.2016 tarihli taksitin geç ödenmesinden kaynaklı faiz talebinin reddine ilişkin bölümünün hatalı olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının, istinaf nedenleri kapsamında hukuka aykırı olduğunu belirterek, faiz talebi bakımından davanın kısmen reddine ilişkin kısmının kaldırılmasına, davanın kabulü ile itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, hukuki niteliği itibariyle, taşınmaz satış sözleşmesinden doğan bakiye alacağın tahsili amacıyla başlatılmış olan ilamsız icra takibine yönelik itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali talebine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355.maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davalı vekilinin istinaf nedenlerinin incelenmesinde:Davalı vekili, taraflar arasındaki sözleşmenin 4.10 maddesinde erken ödeme hâlinde faiz indirimi yapılacağının kararlaştırılmış olduğunu, sözleşmenin anılan maddesinde parantez içinde yazılan kısmın genel işlem koşulu niteliğinde olup davacı aleyhine yorumlanması gerektiğini belirterek kararı istinaf etmiştir.Taraflar arasında imzalanan Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi başlıklı sözleşmenin \"Ödeme şekli ve şartları\" başlıklı 4.maddesinin 10.bendinde \"4.10.(ALICI 3.madde de BAĞIMSIZ BÖLÜMÜN SATIŞI BİLGİSİ ve ÖDEME PLANI'nda belirtilen kalan borcunu erken ödemek isterse, işbu sözleşme hükümlerine uygun hareket edecektir. ALICI taksit ödeme dönemlerine ilişkin herhangi bir borcunun bulunmaması kaydı ile erken ödeme tarihindeki taksit ile birlikte, ödeme planında bulunan borç kapama bakiyesini ödemek suretiyle borcunu kapatmış olacaktır. Erken ödeme yapılması halinde, (Faizsiz olarak kapak sayfasında belirtilen tarihe kadar ertelenmiş olan tutar/ tutarlar hariç olmak üzere) Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gereği SATICI tarafından gerekli faiz indirimi yapılacaktır.\" hükmü ile  aynı sözleşmenin 3.maddesinde \"TAŞINMAZ SATIŞ BİLGİSİ VE ÖDEME PLANI, işbu eki sözleşme eki olup taraflarca kabul ve imza edilmiş olan kapak sayfasında belirtilmektedir\" hükmü yer almaktadır.Dosyada örneği bulunan \"TAŞINMAZIN SATIŞ BİLGİSİ VE ÖDEME PLANI\" başlıklı belgede sözleşmeye konu taşınmazlara ve bedel bilgilerine yer verildiği, son sayfada tablo hâlinde KDV dâhil toplam 484.036.000,00 TL'nin yedi taksit hâlinde faizsiz olarak ödenmesinin kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Sözleşme hükümlerinin, TBK'nın 19. maddesi uyarınca tarafların gerçek iradesine göre yorumlanması gerekir. Sözleşmenin yukarıda alıntı yapılan 4.10. maddesi uyarınca davalı alıcının sözleşme hükümlerine uygun ödeme yapacağının kararlaştırıldığı, erken ödeme hâlinde ödeme planında bulunan borç kapama bakiyesini ödemek suretiyle borcun kapatılacağı açıkça belirtilmiştir. Her ne kadar sözleşmenin anılan maddesinin son cümlesinde erken ödeme yapılması hâlinde TKHK uyarınca satıcı tarafından faiz indirimi yapılacağı belirtilmiş ise de sözleşmede satış bedelinin faizsiz taksitlerle ödenmesinin kararlaştırıldığı dikkate alındığında, erken ödeme nedeniyle herhangi bir faiz indirimi yapılması söz konusu olmayacaktır. Kaldı ki aynı sözleşme maddesinde, parantez içindeki bölümde, kapak sayfasında belirtilen tarihe kadar ertelenmiş olan tutarların hariç olduğu açıkça belirtilmiştir. Sözleşmenin kapak sayfası olarak tanımlanan taşınmaz satış bilgisi ve ödeme planında ödeme taksitleri ve vadeleri gösterilmiş, taksitlendirme nedeniyle herhangi bir faiz işletilmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla davalının erken ödemeleri nedeniyle bir faiz indirimi yapılması söz konusu olmayacaktır. Sözleşmede ayrıca erken ödeme hâlinde ana para borcundan bir indirim yapılacağına dair hüküm de mevcut değildir. Sözleşmede ödeme yükümlülüğü açıkça düzenlenmiş olup salt TKHK'ya atıf yapılmış olması nedeniyle ve genel işlem koşullarından hareketle davalının borcundan bir indirim yapılması söz konusu olmayacağı kanaatine varılmıştır.Esasen sözleşmenin bu hükmünde davacı satıcı aleyhine yorumlanacak bir düzenleme de bulunmamaktadır. Zira TKHK'nın 20. maddesinde, yapılacak indirim, taksitlendirme nedeniyle tüketiciden alınan faiz ve komisyona ilişkindir. TKHK'da erken ödeme nedeniyle anapara borcundan indirim yapılacağına dair bir hüküm yoktur. Nitekim davalı tarafından dosyaya sunulan hukuki mütalaada da belirtildiği üzere, TBK'nın 96. maddesi uyarınca, borçlu, borcunu vadesinden önce ödeyebilir ise de sözleşmede veya kanunda bir hüküm yoksa veya adet gereği olmadıkça borçlu, erken ödeme nedeniyle borcundan indirim yapılmasını isteyemez. Somut olayda taraflar arasındaki sözleşmede erken ödeme hâlinde asıl borçtan indirim yapılacağına dair bir hüküm bulunmadığı gibi, faizsiz satışlarda indirim yapılmayacağı hususu sözleşmede açıkça kararlaştırılmıştır. TBK'da ya da başkaca bir mevzuatta erken ödeme hâlinde ana paradan indirim yapılacağına dair bir hüküm bulunmadığı gibi bu yönde bir örf adet bulunduğu da iddia ve ispat edilmemiştir. Sözleşmeye yansıyan tarafların açık iradesinin faizsiz satışta erken ödeme hâlinde herhangi bir indirim yapılmayacağı yönünde olduğu kanaatine varılmıştır.Sözleşmenin genel işlem koşulu içermesi, varılan bu sonuç bakımından önemli değildir. Zira salt TKHK'ya sözleşme maddesinde atıf yapılmış olması, sözleşme bedelinden erken ödeme nedeniyle indirim yapılacağına dair farklı bir anlam çıkarılmasına elverişli değildir.Taraflar tacir olup genel işlem koşullarında haksız şart bulunup bulunmadığı konusundaki değerlendirmenin, tacirin basiretli davranma yükümlülüğü ile birlikte değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 4.10. maddesindeki düzenlemenin haksız şart olarak yorumlanamayacağı kanaatini varılmıştır. Davalı  vekili, müvekkilinin kredi çekerek erken ödeme yaptığını bu konuda sözleşme maddesine güvendiğini, ayrıca davacının erken ödeme nedeniyle sebepsiz zenginleştiğini bu nedenle müvekkilinin yaptığı erken ödeme nedeniyle davalının sebepsiz zenginleşmesi oranında borçtan indirim yapılması gerektiğini ileri sürerek, kararı istinaf etmiştir. Yukarıda açıklandığı ve ilk derece mahkemesi karar gerekçesinde belirtildiği üzere, erken taksit ödenmesi hâlinde borçtan indirim yapılacağına dair bir hüküm mevcut değildir. Davalının taksitleri erken ödemek için kredi çekmiş olması kendi tercihi olup bu nedenle davacının sebepsiz zenginleştiğinden de söz edilemez. Davacının ödemesi sözleşmeden doğan bir borca ilişkindir. Davacının alacağını erken tahsil etmesi kendisi bakımından sebepsiz zenginleşme olarak değerlendirilemeyeceğinden, bu yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Davalı vekili, ilk derece mahkemesinin uyuşmazlığa uygulanacak mevzuatı yanlış tespit ettiğini bu nedenle hatalı karar verdiğini, uyuşmazlığa tüketici mevzuatın uygulanması gerektiğini ileri sürmüştür. Somut uyuşmazlıkta her iki taraf tacir olup davalının tüketici olduğundan söz edilemez. Taraflar arasındaki işlem bir tüketici işlemi olmayıp, ticari nitelikte bir taşınmaz satış sözleşmesidir. Tüketici işlemi niteliği taşımayan ve taraflarından hiçbiri tüketici olmayan bir işlem hakkında tüketici mevzuatının uygulanması hukuken mümkün değildir. Tarafların kendi serbest iradeleriyle erken ödeme bakımından TKHK'ya atıf yaptığı bir an düşünülse bile TKHK'nın 20. maddesinde erken ödeme hâlinde faiz veya komisyondan gerekli indirim yapılacağı belirtilmiş olup somut uyuşmazlıkta satış, faizsiz olarak yapılmış olup herhangi bir komisyon ödemesi de söz konusu olmadığından, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.Yine taraflar arasındaki sözleşme ticari nitelikte bir satım sözleşmesi olup TKHK'da yer alan konut finansmanına dair hükümlerin somut olayda uygulama yeri bulunmadığından, buna dair istinaf nedenleri de yerinde görülmemiştir. <br>Davalı vekili uyuşmazlığın tüketici mevzuatını ilgilendirmesi nedeniyle mahkemece bu konuda uzman bir bilirkişiden rapor alınmadan karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Çözümü özel ve teknik bilgi gerektirmeyen, salt hukuki konularda bilirkişi görüşüne başvurulamaz. HMK'nın 33. maddesi uyarınca hâkim, Türk hukukunu resen uygular. Bilirkişilerin hukuki konularda yapacakları değerlendirmeler mahkemeyi bağlamaz. Bu nedenlerle davalı vekilinin tüketici mevzuatından anlayan bilirkişiden rapor alınması gerektiği yönündeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.Davalı vekili davacının finansman kuruluşu olup davalıya sağlanan finansmana istinaden konut finansmanı niteliğindeki sözleşmenin hazırlandığını ancak bu sözleşmede, sözleşmenin yasal şartlarının yer almadığını, müvekkilinin bilgilendirilmediğini, bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde ilgili yönetmelik hükümlerinin uygulanmasını gerektiğini ileri sürmüş ise de yukarıda açıklandığı üzere, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin konut finansman sözleşmesi olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp ticari nitelikte satım sözleşmesi olduğu dikkate alındığında, bu yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Davalı vekili kararın hakkaniyete aykırı olduğunu TTK'nın 55/1.f hükmü uyarınca genel işlem koşullarına dair TBK hükümlerinden müvekkilinin de yararlanabileceğini bu nedenle sözleşmenin 4.10. Maddesinde parantez içinde yer alan ibarenin ne anlama geldiğinin net olarak anlaşılamadığını, TBK'nın 19. ve 20. maddeleri de dikkate alınarak sözleşmedeki bu hükmün müvekkili lehine yorumlanarak sonuca gidilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de yukarıda açıklandığı üzere, tarafların sözleşmedeki iradesi açık olup faizsiz satışlarda erken ödeme nedeniyle indirim yapılmayacağı kararlaştırıldığından, bu yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Davalı vekili ilk derece mahkemesince faizin başlangıç tarihi bakımından ihtarname aranmamasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür, taraflar arasındaki sözleşmenin eki olan Taşınmaz Satış Bilgisi ve Ödeme Planı başlıklı belgenin son sayfasında yer alan taksit vadeleri açık ve kesin olarak belirtilmiştir. Bu durumda TBK'nın 117. maddesi 2. fıkrası uyarınca, taraflarca borcun ifa edileceği gün açıkça belirlenmiş ise bu günün geçmesi ile borçlu temerrüdü gerçekleşmiş olur. Bunun için ayrıca alacaklının ihtarname göndermesine gerek yoktur. Somut olayda da açık ve kesin vade belirlendiğinden, vadenin geçmesiyle borçlu temerrüdü gerçekleşmiş olup bu tarihten itibaren temerrüt faizi yürütülmesinde yasaya aykırılık görülmemiş, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.Davalı vekili icra inkâr ve kötü niyet tazminatları yönünden kararı istinaf etmiştir. Davacının alacağı, sözleşmede kararlaştırılan belirli son taksit olup likit bir alacaktır. İİK'nın 67/2. maddesi uyarınca davacı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilmiş olmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Davanın reddedilen bölümü ise işlemiş faize ilişkindir. Reddedilen kısım bakımından davacının kötü niyeti sabit görülmediğinden İİK'nın 67. maddesindeki kötü niyet tazminatının yasal koşulları mevcut olmadığından, ilk derece mahkemesince davalı yararına kötü niyet tazminatına hükmedilmemesinde yasaya aykırılık yoktur. Bu nedenle davalı vekilinin bu konulara ilişkin istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Davacı vekilinin istinaf nedenlerinin incelenmesinde:Davacı vekili, ilk derece mahkemesince reddine karar verilen faiz alacağının, taraflar arasındaki sözleşme ve ödeme planı uyarınca davalının ödemesi gereken 20.10.2016 tarihli 64.460.000,00 TL'lik taksitin geç ödenmesi nedeniyle doğan temerrüt faizi alacağı olduğunu, takip talebinde bu talebinde yer almasına rağmen mahkemece 20.10.2016 taksitin ödenmemesinden kaynaklı 358.077,88 TL faiz alacağı bakımından kabul kararı verilmesi gerekirken bu alacağın reddine verilen kararın hukuka aykırı olduğunu belirterek kararı istinaf etmiştir.Eldeki dava itirazın iptali davası olup icra takibine sıkı sıkıya bağlıdır.Bu nedenle icra takip talebinde yer almayan bir alacak kalemi için itirazın iptali davasının dinlenmesi mümkün değildir. Davaya konu icra takip dosyasındaki takip talebinin incelenmesinde 58.600.000,00 TL asıl alacak (taksit), 743.674,27 TL geçmiş dönem faizi talep edildiği ayrıca asıl alacak üzerinden takip tarihinden itibaren faiz ve faizin KDV'sinin tahsilinin talep edildiği anlaşılmaktadır. Yine aynı takip talebinde satış vaadi sözleşmesine ait geçmiş dönem taksit ve faiz borcunun talep edildiği belirtilmiştir. Gerek takip talebinde gerekse buna göre düzenlenen ödeme emrinde davacının, son taksitten önceki geçmiş dönem taksitleri ile ilgili bir faiz talebinde bulunduğuna dair açıklama veya kayıt yer almamaktadır. Bu durumda davacının icra takip dosyasında takibe ve davaya konu edilmeyen 20.10.2016  vadeli, 64.460,000 TL tutarlı taksitlerin geç ödenmesinden kaynaklı bir temerrüt faizini icra takibinde talep ettiğine dair bir açıklık bulunmadığından, ilk derece mahkemesince bu konudaki faiz talebinin reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık görülmemiş olup davacı vekilinin aksi yönündeki istinaf nedeninin reddi gerekmiştir.Davacı vekilinin yukarıda değerlendirilen istinaf nedeni dışında ileri sürdüğü bir istinaf nedeni yoktur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde açıkça, davalı tarafından \"ödenmeyen son taksit ve bu taksitin ödenmemesine bağlı faiz alacağı yönünden verdiği kararın onanmasına\" karar verilmesini istemiş olup mahkemece kabul edilen faizin miktarına yönelik herhangi bir istinaf başvurusunun bulunmadığı anlaşılmıştır. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353 1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı  esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 556,10 TL istinaf nispi karar harcının davacıdan tahsiline,3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 3.017.831,94 TL istinaf nispi karar harcının davalıdan tahsiline,4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 26.02.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"80f68dd3ca5e2e3a","SID":"dc85f17bbd9e4b3f"}}