{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1536 Esas<br>KARAR NO: 2025/349<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>TARİHİ: 09/03/2021<br>NUMARASI: 2018/269 Esas, 2021/171 Karar<br>DAVANIN KONUSU: İTİRAZIN İPTALİ (Sigorta Ödemesine Dayanan Rücuen)<br>KARAR TARİHİ: 06/03/2025<br>6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili sigorta şirketi tarafından işyerim paket poliçesi ile sigortalanan ... isimli sigortalı işyerinde, üst katında bulunan PTT Dudullu Şubesinde sular kesikken açık bırakılan musluktan sular gelince akan su sebebiyle su sirayetinden kaynaklı hasar oluştuğunu, müvekkili tarafından hasar nedeniyle sigortalısına 25.650,00 TL ödeme yapıldığını, davalının hasarın meydana gelmesinde kusurlu olduğunu, ödenen miktarın rücuen tahsil için İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile başlatılan takibin davalının itirazı üzerine durduğunu belirterek icra takibine karşı yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin söz konusu adreste kiracı olarak bulunduğunu, dava konu olayın gündüz su kesilmesi sonrası işyerinin kapalı olduğu gece saatlerinde musluk fleksinin basınçtan patlaması sonucu meydana gelen hasara ilişkin olduğunu, öncelikle müvekkilinin kusurunun ispatlanması gerektiğini, TBK'nun 69. maddesi uyarınca yapı malikinin sorumluluğunun değerlendirilmesi gerektiğini, meydana gelen olayda müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, davacının sular kesikken işyerini kapatarak bir görevli bulundurmamasının da hasarın büyümesinde etken olduğunu, bu nedenle ödenen tutarın tamamının müvekkilinden tahsil edilmek istenmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. <br>İLK DERECE MAHKEME KARARI: İlk derece mahkemesince; denetlenebilir ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi kök ve ek raporunun hükme esas alındığı, davalı PTT çalışanları tarafından tutulan tutanakla sabit olduğu üzere, suların kesilmesi üzerine açık bırakılan musluktan mesai sonrası suların gelmesi üzerine saatlerce akan suyun alt katta bulunan marketin şarküteri reyonuna zarar verdiği, olayın oluşu itibariyle zarar taşınmazdan kaynaklı olmadığından taşınmaz maliklerinin herhangi bir kusurunun bulunmadığı, bilirkişi raporu ile kadri marufunda görülen zarardan davalının sorumlu olduğu, alacağın likit olmayıp yargılamayı gerektirdiği gerekçelerine istinaden davanın kabulü ile davalının İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazının iptaline, takibin 25.650,00 TL asıl alacak ve 2.654,78 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 28.304,78 TL üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faiz işletilmesine, icra inkar tazminatı talebinin reddine dair karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ: Karar yasal süresinde davalı vekili tarafından istinaf edilmiş olup ayrıca davacı vekili de kararı katılma yoluyla istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; inşaat bilirkişisinin hela taşının bulunduğu mahaldeki taharet musluğundaki bağlantı parçasında oluşan zafiyet (malzeme kusuru, eskime, işçilik kusuru) sonucunda oluşan patlama ile suyun kontrolsüz olarak yüksek basınçla saçılması ile hasarın oluştuğuna yönelik tespiti dikkate alınmadan kiracı olan müvekkilinin sorumlu tutulduğunu, musluktaki bağlantı parçasını sağlam muhafaza etmenin tamamıyla kiralayanın sorumluluğunda olduğunu, dosyaya sundukları 07/03/2016 tarihli tutanağın hiç dikkate alınmadığını, bu tutanağa göre musluğu açık unutma durumunun olmadığını, işbu tutanağın bilirkişinin tespitiyle de birebir uyumlu olduğunu, bilirkişinin, kiracının özenle kullanma ve komşulara saygı gösterme borcunu dayanak yaparak müvekkili aleyhinde rapor düzenlediğini, oysa musluğun özenle kullanılmadığı için değil malzeme ve işçilik kusuru nedeniyle patladığını, özenle kullanılmamış olması halinde dahi doğacak sorumluluğun sadece kiralayana karşı olduğunu, müvekkilinin, kiraladığı şeyde değişiklik yapma hakkı ve yetkisi olmadığından sorumluluğunun da bulunmadığını, davacının tüm bu taleplerini mülk sahibi kiralayana yöneltmesi gerektiğini, kiralayanın, kiralananı kiracının kullanımına uygun şekilde muhafaza etmekle yükümlü olduğunu, dava konusu uyuşmazlıkta haksız fiil hükümleri, taşınmaz malikinin kusursuz sorumluluğu ilkeleri gereği Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğunu, tespit edilen zararın fahiş olduğunu,  kaç kilo zeytinin zarar gördüğüne ilişkin de bir ispat yapılmadığını, salt davacı beyanıyla karar verildiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap ve katılma yoluyla istinaf dilekçesinde; davalının istinaf başvurusunun reddi gerektiğini, icra inkar tazminatına ilişkin şartlar oluştuğundan buna yönelik taleplerinin reddinin hukuka aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının icra inkar tazminatı yönünden kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde, istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, sigorta poliçesi uyarınca ödenen sigorta tazminatının rücuen tahsili amacıyla başlatılan icra takibine karşı yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır.<br>Davacının, davalı hakkında İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında 25.650,00 TL asıl alacak ve 2.654,78 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 28.304,78 TL'nin tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlattığı, davalının takibe ve borca karşı itirazda bulunduğu, davacının ise yasal süresi içerisinde işbu itirazın iptali davasını açtığı anlaşılmıştır. Davacı sigorta şirketi ve dava dışı sigortalı ... San. ve Tic. AŞ arasında 09/09/2015-09/09/2016 tarihleri arasında geçerli İşyerim Paket Poliçesi akdedilerek sigortalıya ait Yukarı Dudullu Ümraniye/İstanbul adresinde bulunan hipermarket olarak işletilen işyerinin sigortalandığı, sigortalı konutta su hasarı oluştuğundan bahisle davacı tarafından sigortalısına 05/05/2016 tarihinde 25.650,00 TL ödendiği anlaşılmıştır.28/04/2016 tarihli ekspertiz raporunda, sigortalı marketin üst katındaki PTT kurumunda sular kesikken açık bırakılan musluktan suların gelmesiyle yaşanan baskın sonucu hasarın meydana gelmiş olabileceği, hasar gören zeytinlik reyonu sebebiyle hasar tutarının eskime payı da düşülerek 25.650,00 TL olduğu bildirilmiştir.Mahkemece sigortacı bilirkişiden rapor alınmış olup akabinde inşaat mühendisi bilirkişi de görevlendirilerek ek rapor alınmıştır. Sigortacı ve inşaat mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen 15/07/2020 ve 11/12/2020 tarihli raporlarda; sigortalı marketin hasar alan bölümünün üst katta bulunan PTT Dudullu Şubesinin bayan ve erkek WC bölümüne denk geldiği, beyanlara göre sızıntının erkek WC bölümünde meydana geldiği, bu bölümün girişte solunda ayaklı geniş bir lavabo ve temiz su vitrifiye malzemesinin, devamında da alaturka hela taşı ve tahret musluğunun yer aldığı, su kesintisi esnasında açık bırakılan musluktan suyun gelmesi ile zeminde birikerek aşağıda bulunan sigortalı market katına sızmasının çok zayıf bir ihtimal olduğu, zira herhalukarda gelen suyu karşılıyacak ve gidere verecek geniş tabanlı bir lavabo sisteminin mevcut olduğu, ancak hela taşının bulunduğu mahaldeki taharet musluğundaki bağlantı parçasında oluşan zafiyet (malzeme kusuru, eskime ve/veya işçilik kusuru) sonucunda oluşan patlama ile suyun kontrolsüz olarak civarına yüksek basınçla saçıldığı ve zeminde biriken suyun sigortalı marketin zeytin reyonunda hasara sebebiyet vermiş olabileceği, hasar bedelinin piyasa rayiç bedellerine uygun kadri marufunda bulunduğu belirtilmiştir.6102 sayılı TTK'nun 1472 maddesinde halefiyet düzenlenmiştir. Maddede, sigortacının sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçeceği, sigortalının gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hakkın tazmin ettiği bedel kadar sigortacıya intikal edeceği ifade edilmiştir. Sigortalının tazminat alacağının hukuki temelinin haksız eylemden, kanundan veya sözleşmeden kaynaklanmış olması arasında hiçbir fark yoktur. TTK'nun 1472. maddesinden kaynaklanan halefiyet hakkı sigortacıya, zarar sorumlusundan, sigortalısına ödediği sigorta bedeli kadar talep hakkı ve bunun doğal sonucu olarak da zarar sorumlusuna karşı dava hakkını sağlamaktadır. Bu dava türüne doktrin ve uygulamada sigortacının rücu davası adı verilmektedir. Halefiyete dayalı olan rücu davasında, esas itibariyle sigortalının kendisine zarar verene karşı açacağı tazminat davasının, onun halefi sıfatıyla sigortacı tarafından açılmasıdır. Her tazminat davasında olduğu gibi, sigortacının açtığı rücu davasında da davalının kusurunu ve zararı ispat etmek davacı sigortacıya düşer. Halefiyete dayalı sigorta rücu davasında sigortacı halefiyet hukuki ilişkisi sebebiyle ancak selefinin sahip olduğu haklara sahip olur. Sigortacı halefiyete dayanarak rücu davasını zarar sorumlusu aleyhine yönelttiğine göre, sigortalının zarar sorumlusuna karşı açacağı tazminat davasında sigortalı neyi ispat etmesi gerekiyorsa, sigortacıda bu davada onu ispat etmekle yükümlüdür.Davalı vekilinin istinaf başvurusunun değerlendirilmesi; Somut olayda, sigortalı markette hasara sebebiyet veren suyun davalının bulunduğu üst kattan geldiği sabittir. Davacı vekili sigortalısının üst katında bulunan PTT Dudullu Şubesinde sular kesikken açık bırakılan musluktan sular geldiğinde akan su sebebiyle hasarın oluştuğunu iddia etmekte olup buna karşılık davalı vekili ise, müvekkilinin kiracı olduğu mahalde bulunan musluğun gündüz kesik olan suyun gece gelmesi ile oluşan yüksek basınç ile patlaması neticesinde hasarın oluştuğunu savunmaktadır. Olaya ilişkin birden fazla tutanak tanzim edilmiştir. Sigortalı yetkilisi ile davalı kurum müdürünün olduğu 05/03/2016 tarihli tutanakta, sular kesikken açık olarak unutulan musluktan gece suların gelmesi ile PTT'yi su basması sonucu sigortalı yere su aktığı belirtilmiştir. Aynı tarihli başka bir tutanakta ise (imzalayan başka bir sigortalı yetkilisi), gündüz kesik olan suların gece gelmesi ile musluğun patlayarak PTT'yi su basması sonucu sigortalı yere su aktığı belirtilmiş olup davalı kurumun kendi çalışanları arasında düzenlenen 07/03/2016 tarihli tutanakta da aynı hususlar zikredilmiştir.İddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, hasara açık bırakılan musluktan akan suyun neden olduğu kabul edildiğinde haksız fiil hükümlerine göre oluşan zarardan davalının kusur sorumluluğu gereğince sorumlu olacağı açıktır. Buna karşılık davalının savunmasında belirttiği gibi hasarın patlayan musluktan kaynaklandığının kabul edilmesi halinde ise oluşan zarardan yine davalıyı sorumlu tutmak gerekecektir. Zira bu durum bir bakım eksikliği olup söz konusu mahalde kiracı olan davalı, 6098 sayılı TBK'nun 69/2 maddesi uyarınca binanın bakımındaki eksikliklerden doğan zararlardan malikle birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle malikin kusurlu olduğundan bahisle müvekkilinin sorumlu olmadığına yönelik davalı vekilinin istinaf sebebine itibar edilmemiştir. Ayrıca zarar ile bakım eksikliği arasında illiyet bağını kesecek bir sebebin varlığı da ileri sürülmüş değildir. Öte yandan davalı vekilinin istinafında belirttiği 07/03/2016 tarihli tutanağın dikkate alınması da davalının oluşan zarardan sorumlu olacağına yönelik varılan sonucu değiştirmeyecektir.Davalı vekili görevli Mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğundan bahisle de hükmü istinaf etmiştir.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 22.3.1944 Tarihli E.37, K.9 sayılı kararı, \"Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa, aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur.\" şeklindedir.Somut olayda, davacı, dava dışı sigortalısının oluşan zararını tazmin ederek haksız fiil hükümlerine dayalı işbu rücuen tazminat davasını açmıştır. Görevli mahkeme, dava dışı sigortalı ile davalı arasındaki ilişkinin hukuki içeriğine göre belirlenecek olup buna göre dava dışı sigortalı ile davalının tacir olduğu ve dava konusunun tarafların ticari işletmesini ilgilendirdiği dikkate alındığında uyuşmazlığın çözümü Asliye Ticaret Mahkemesinin görev alanına girdiğinden davalının bu hususa yönelik istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak, zararın kapsamı ve mahiyeti bakımından dosya içeriğine ve toplanan delillere göre bilirkişi heyetince de benimsenen ve iştirak edilen eksper raporunda tespit edilen zararın dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düştüğü anlaşılmakla bu doğrultuda davalının oluşan hasardan sorumlu olduğu kabul edilerek Mahkemece tesis edilen karar isabetlidir.Davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun değerlendirilmesi;Davacı vekili, icra inkar tazminatına ilişkin şartların oluştuğunu ileri sürerek hükmü bu yönden istinaf etmiştir. İtirazın iptali davalarında İİK'nun 67/2 maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde itiraz etmesi ve alacaklının icra hakimliğine başvurmadan, alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada, borçlu itirazının kötüniyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz. Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması yada borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması gerekir. Yapılan açıklamalar gözetildiğinde, dava ve takip konusu alacak miktarı bilirkişi raporu ile tespit edilmiş olup buna göre davalının borç tutarını tahkik ve tayin etmesi mümkün olmadığından dava ve takip konusu alacağın likit olduğundan söz edilemez. Bu nedenle şartları oluşmadığından Mahkemece icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmesi isabetli olup davacının istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir.Açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince tesis edilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiğine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/269 Esas, 2021/171 Karar sayılı ve 09/03/2021 tarihli kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan taraf vekilerinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1b-1 bendi gereğince ayrı ayrı  esastan REDDİNE,2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 556,10 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,3-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davalı tarafından peşin olarak yatırılan 483,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 132,00 TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 4-Taraflarca yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi ile aynı Kanunun 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere Üye Hakim ...Ş'in muhalefetiyle oyçokluğu ile karar verildi.06/03/2025<br>KARŞI OY Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, davacının hükme yönelik istinaf başvuru hakkının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. 6100 sayılı HMK'nun 348. maddesi \"katılma yolu ile başvurma\" başlığı altında düzenlenmiş olup maddenin 1. fıkrasına göre, istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, vereceği cevap dilekçesi ile istinaf yoluna başvurabilir. İstinaf yoluna asıl başvuran taraf, buna karşı iki hafta içinde cevap verebilir. Mahkemenin gerekçeli kararı, davacı vekiline 23/06/2021 tarihinde e-tebliğ yoluyla tebliğ edilmiş olup istinaf süresi 07/07/2021 (bu tarih dahil) tarihinde son bulacaktır. Davalı vekilinin istinaf dilekçesi ise, davacı vekiline 05/07/2021 tarihinde e-tebliğ yoluyla tebliğ edilmiş olup bu tarih itibariyle istinaf başvuru hakkı mevcut olan davacı vekili süreyi de geçirmemesine rağmen 14/07/2021 tarihinde katılma yoluyla istinaf başvuru dilekçesi sunmuştur. Bu nedenle katılma yoluyla istinaf başvurusuna ilişkin şartlar bulunmadığından ve buna göre istinaf başvurusu da süresinde olmadığından davacının istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan bu yönüyle karara muhalif kaldığımı bildiririm.06/03/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"19666a8e532d02a8","SID":"bebd181ee4aaab2b"}}