{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1328 Esas<br>KARAR NO:2025/371 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi<br>NUMARASI:2014/1047 Esas- 2022/214 Karar<br>TARİH:23/03/2022<br>DAVA:Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:06/03/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalı şirketin 50 adet payına sahip olduğunu, haklı sebeplere dayalı olarak şirketten çıkma kararı aldığını ve bunu davalı şirkete bildirdiğini, müvekkilinin ortağı olduğu şirkete 316.800.00 TL borç para verdiğini, bu borcun 300.000,00 TL'sinin müvekkiline iade edilmediğini, borcun 27.08.2012, 12.02.2013 ve 01.03.2013 tarihlerinde verildiğini, müvekkilince bir çok kez ihtarda bulunulmuş olmasına rağmen ödemenin yapılmaması üzerine davalıya Kadıköy ... Noterliği'nin 09.05.2013 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarnamesinin gönderildiğini beyanla müvekkilinin davalı şirkete borç olarak verdiği 300.000,00 TL'nin 09.05.2013 tarihinden itibaron işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin her türlü inşaat ve taahhüt işleri ile iştigal eden bir şirket olduğunu, davacı ve dava dışı ...'un % 50'şer hisse ile şirket ortağı olduklarını, davalının kanundan ve sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ifadan kaçınmak ve hukuka aykırı eylemlerine haklı bir görünüm yaratmak amacıyla şirket ortaklığından çıkma talebinde bulunduğunu, davacının 25/07/2012 tarihli protokol hükümlerine göre ödemesi gereken hisse devir bedelini ödemediğini ve ...'a 650.000,00 TL'yi ödemeyerek protokol hükümlerine aykırı hareket etmiş olduğunu, davacı, şirkete her konuda destek olmayı taahhüt etmiş olmasına rağmen bu taahhütlerine uygun hareket etmediğini, şirketin nakde sıkışık olduğu dönemlerde sermaye artırımı yapmak yerine her iki ortak tarafından şirkete zaman zaman borç para verildiği durumların söz konusu olduğunu, ancak davacının şirkete borç veren yalnız kendisiymiş ve şirketten alacaklı olan tek ortak kendisiymiş gibi, verdiği paraları hemen kısa bir süre sonra geri almak istediğini, davacının şirkete vermiş olduğu borçlardan dolayı 300.000 TL alacaklı olduğu hususunun doğru olmadığını, 27/08/2012 tarihli makbuzun şirket kayıtlarında mevcut olmadığını ve bu makbuz altındaki imzanın diğer şirkel ortağı ...un imzasına benzemcdiğini, makbuzun düzenlendiği tarihte davacının şirket ortağı olmadığını, müvekkili şirketin ekonomik açıdan bu sıkınlılı dönemlerini aşacak her türlü portföy, kredi, iş hacmi, bilgi, birikim, tecrübe ve referanslarının olduğunu, davacının dava dışı ...'ın hisselerini 10/01/2013 tarihli hisse devir sözleşmesi ile devraldığını, bu tarihten kısa bir süre sonra ... Caddesinde ..., ..., ... parsel sayılı taşımmazlar üzerinde parsel sahipleri ile kat karşılığı inşaat yapmak amacıyla görüşmelere başladıklarını, söz konusu işin oldukça kârlı olduğunu gören davacının bir süre sonra parsel sahipleri ile bizzat ve doğrudan sahibi olduğu şirket adına görüşmeye ve teklif vermeye başladığını, müvekkili şirketi ve şirketin diğer ortağını, kredi kullandığı bankalara ve iş yaptığı firmalara şikayet ederek şirketin mali kaynaklarını ve kredibilitesini kapatmış olduğunu, müvekkili şirketin iş yaptığı firmalardan ... Ltd. ye bu durumu bildirmiş olduğunu ve gelişen süreçte müvekkili şirket açısından telafisi mümkün olmayan zararların söz konusu olduğunu, karşı davalının beyanları nedeniyle şirketin kredi ilibarının ortadan kalktığını, şirketin ticari faaliyetleri ve varlığını devam ettirebilmesi için gerekli olan kredi ve teminat mektuplarının bankalar tarafından verilmediğini, bu nedenle müvekkili şirketin mevcut taahhüt ve yükümlülüklerini yerine gelirmekte zorlandığını, ticari itibarının zedelendiğini, ihalelere giremediğinden çok büyük maddi kayıplara uğradığını, şirketçe kullanılacak kredilere karşı davalının kefil olmaya yanaşmaması nedeniyle yeni iş ve projelerin gerçekleştirilemediğini, davacı karşı davalı eyleminin TTK madde 613 hükmüne aykırı olduğunu, davacı karşı davalının şirketin maddi zarara uğramasına ve ticari itibarının zedelenmesinc neden olduğunu beyanla asıl davanın reddine, karşı dava olarak 5.000,00 TL maddi ve 50.000.00 TI. manevi tazminatın davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı karşı davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı karşı davalı vekili karşılık davaya cevap dilekçesi ile; davalı karşı davacının, 67. 68 ve 72. parsel sayılı taşınmalara yönelik iddialarının gerçek dışı olduğunu, karşı davacı şirketin projeye sermaye koymayacağını belirtmesi ve projeden çekilmesi üzerine müvekkilinin kendi şirketi ile devam ettiğini, bankalara gönderilen ihtarnamenin bilgilendirme amacı taşıdığını, ortaklıktan ayrılma kararı olan müvekkilinin şahsi kefaletlerden kaynaklanan riskinin daha fazla büyümemesi ve ileride doğabilecek sorunların önüne geçme amaçı taşıdığını, ihtarnamenin yalnızca bankalara değil, karşı davacı şirkete de gönderilmiş olduğunu, müvekkilinin karşı davacı şirket kredilerine kefil olmadığı, üstlenilecek işlerde iş sahipleri tarafından talep olunan taahhüt ve kefaletnameleri şirket ortağı olarak imzalamadığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, karşı davacının dava dışı ... Ltd. Şti. ile ilgili olarak yaptığı işin, müvekkilinin kusurlu davranışları sonucunda tasfiye edildiği iddiasının da gerçek dışı olduğunu, müvekkilinin şirketten ayrılacağının bizzat karşı davacı tarafından belirtilen şirkete bildirilmiş olduğunu, karşı davacının sözleşme gereğince şantiye sahasında yeterli sayıda ekip ve ekipman bulundurmamak suretiyle taahhüdüne aykırı hareket ettiği için sözleşmenin feshedilmiş olduğunu, karşı davacının maddi ve manevi tazminat talep hakkının olmadığını beyanla karşı davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 23/03/2022 tarih 2014/1047 Esas- 2022/214 Karar sayılı kararında;\"Dava hukuki niteliği itibariyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacak nedeni ile davacının, davalıdan maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. ...Yapılan yargılama sonunda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde;Asıl davada; davacının dava dışı ... ile yüzde elli oranında davalı ... Şti. ortağı olduğu, iş bu davada şirkete vermiş olduğu 300.000,00 TL dava ve talep etmiştir. Davada davacının, davalı şirkete verdiğini iddia ettiği borcun iadesinin talep edildiği, ancak biri makbuz diğeri iş bankası havalesi, bir diğeri de banka hesap hareketlerinde görülen ödeme belgelerinin hiç birinde \"şirkete borç\" olarak verildiğine dair açık bir \"izahatın\" bulunmadığı,27/08/2012 tarih 9 numaralı tahsilat makbuzu başıklı belgede ödeme yapanın ..., ödemeyi alanın \"...\" yazılı olduğu, miktarın 100.000,00 TL ve nakit olduğu, makbuzun altında parayı alanın unvan isim ve kaşesinin bulunmadığı ve sadece imza bulunduğu,... Bankası ... şubesine ait banka hesap ekstresinde davalı şirketin ... hesabına 12.02.2013 tarihinde \"... tarafından yatırılan\" açıklamalı 116.800,00 TL yatırıldığı,...bankasının 01/03/2013 işlem tarihli davacı ...'nun hesabından davalı ... Ltd. Hesabına \"... Cari Hesabına\" açıklaması ile 100.000,00 TL EFT gönderildiği,<br>Davalı şirketin 2012 yılı kurumlar vergisi beyannamesi ekinde bulunan 31/12/2012 tarihli bilançosunda ortaklara borç veya ortaklardan alacak bulunmadığı,Davalının ticari kayıtlarında; 27/08/2012 tarih 9 numaralı tahsilat makbuzu başlıklı belgede gösterilen 100.000,00 TL'nin davalı şirketin kayıtlarında gözükmediği, davacının 216.800,00 TL alacaklı gözüktüğü,27/08/2012 tarihli 9 numaralı tahsilat makbuzunun, ortak olmadan önce ama 25/07/2012 tarihli protokolden sonra ödendiği, davalı tarafından kabul edilmediği, yine davalının ticari kayıtlarında yer almadığı anlaşıldığından bu miktarın reddine, her iki banka havalesinin davalının ticari kayıtlarında yer aldığı anlaşıldığından bu miktarın kabulüne karar verilmiştir. Bu nedenle asıl davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karşı davada da davacının çektiği ihtarlardan ve haksız rekabeti nedeniyle maddi manevi tazminat istemektedir.Karşı davada davacı manevi tazminatı şirkete ve bankalara gönderdiği ihtara dayandırmaktadır. Davalı şirkete çekilen ihtar \"şirketten ayrılma talebi\" bu manevi tazminatı gerektirmez. Diğer ihtarlar ise bankalara gönderilen \"şirket iyi yönetilmediği için şirketten ayrılmaya başvuru yaptığını, bu ihtar tarihinden itibaren çekilecek krediler için kefil değilim\" demektedir. İhtardan sonra muaccel olacak olanlardan kurtulmak amacıyla çekilmiştir. Bunlarda hakaret, küçük düşürme amacına yönelik olmadığı için manevi tazminatı gerektirmez.Karşı davada karşı davalının tutum ve davranışlarının karşı davacı şirket müşterilerinden ... Montaj olan ilişkisinin sonlandırılmasına sebebiyet verdiği iddiasının olduğu, ancak karşı davacı şirketin kredi limitinin uygun olduğunun bizzat karşı davacı şirketçe beyan edilmiş olduğu, dava dışı şirket ile olan sözleşmenin fesih gerekçesinin buna dayandırılmadığı, taraflar arasındaki yazışmalardan tespit edildiği, sona erme gerekçesi olarak karşı davacının yeterli ekip ve ekipman bulundurmamasının gösterilmiş olduğu davacı şirketin zarara uğradığı iddiasının yerinde olmadığı bu nedenle bu talebin reddine Yine karşı dava haksız rekabete ilişkin maddi ve manevi tazminata ilişkin olarak ise her ne kadar davalı şirketin müteahhit olduğu inşaata davacının teklif verdiği iddia edilmiş ise de; yeminli dinlenen karşı davalı tanığı ...'nın beyana göre de \"Kadıköy bulunan taşınmazla ilgili olarak kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile ilgili ...'un ön ayak olduğu ve daha sonra ... ile birlikte bu sözleşmenin ifasını üstlendikleri, daha sonra ...'un bu inşaatı tek başına devam ettiğini\" beyan ettiği, tanık beyanı ile de anlaşılacağı üzere davacı ile ...'un birlikte inşaatı yapmaya başladıkları daha sonra ...'un inşaatı bırakarak davacının edimin ifasını gerçekleştirdiği, yine davacının kendi şirketi adına teklif vermek suretiyle hukuka aykırı hareket ettiği iddiasının ispat edilemediği anlaşıldığından maddi ve manevi tazminat davasının reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile,''Asıl Davanın KISMEN KABULÜNE, 216.800,00 TL'nin 12/05/2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair taleplerin ayrı ayrı reddine,Karşı davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı/ karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı karşı davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Asıl dava yönünden istinaf sebepleri; İlk derece mahkemesinin davacının açtığı dava yönünden verdiği kısmen kabul kararının usul ve esas yönünden tamamen hatalı olduğunu, eksik ve hatalı incelemeye dayandığını, Yerel mahkemede yargılama devam ederken, dosyada davalı ve karşı davacı sıfatı bulunan tasfiye halinde olan ... Şti.nin, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 17 Ağustos 2021 tarih 10389 sayısında yer alan ilana göre, ticaret sicil kaydının terkin olunduğunu 29/11/2021 tarihli dilekçe ekinde bildirildiğini;Mahkemeye davalı karşı davacı şirketin ticaret sicilinden terkini ile tüzel kişiliğinin sona ermiş bulunması nedeniyle, davalı karşı davacı şirket ile aralarındaki vekalet ilişkisinin de sona erdiğinden davada vekil sıfatlarının kalmadığını, bu sebeple davadaki vekil sıfatlarının sona erdiğinin kabulü ile davacı karşı davalı yana davalı karşı davacı  şirketin yeniden ihyası için süre verilmesine, ihya işlemi sağlandığında kendilerine uzman görüşü adı altında tebliğ edilen 23/11/2021 tarihli bilirkişi raporunun davalı/ karşı davacı asile tebliğine karar verilmesinin talep edildiğini, ancak Mahkeme tarafından herhangi bir karar oluşturulmadığını ve yargılamaya devam edilerek iş bu istinafa konu hükmün verildiğini, Mahkeme tarafından bu hususta gerekçeli kararda herhangi bir değerlendirmeye de yer verilmediğini, yargılama devam ederken tüzel kişiliği sona eren davalı karşı davacı şirketin yeniden ihyası sağlanmadan yargılamaya devam edilerek hüküm verilmiş olması usulen tamamen hatalı olup , kararın da yok hükmünde sayılmasını gerektirdiğini;İlk derece mahkemesi dosyasında mübrez 15/04/2018 ve 15/04/2019 tarihli beyan ve talep dilekçelerinde belirtildiği üzere; 15/04/2019 tarihli dilekçe ekinde sunulan limitet şirket hisse pay/ devir sözleşmesi ve ticaret sicil gazetesi incelendiğinde, davacı karşı davalının dava dışı üçüncü şahıs ...'a şirketteki davaya konu hissesini bütün hak ve borçları ile devrettiğinin görüleceğini, dolayısıyla bu paylardan doğduğu iddia olunan davacının davasına konu alacağın da dava dışı üçüncü şahıs ...'a geçtiğini, sonuç olarak davacı karşı davalının kendi davası yönünden aktif dava ehliyeti kalmadığından davasının reddi gerektiğine ilişkin itirazlarının Mahkeme tarafından değerlendirilmediğini, davacı karşı davalının hisse devrinde ihtirazı kayıt koymamış olmasının davaya konu alacağın da devredilmiş sayılmasını gerektirdiğini, dolayısıyla Mahkemenin bu hususu dikkate almamasının hukuka ve yasaya aykırı olduğunu;Davacının dava dilekçesinde şirkete 316.000 TL borç para verdiğini, bunun 300.000 TL'sinin iade edilmediğini iddia ettiğini, bu ödemelerinin dayanağının 27.08.2012 tarihli makbuzla 100.000 TL, 12.02.2013 tarihli banka havalesi ile 116.800 TL ve 01.03.2013 tarihli banka havalesi ile 100.000 TL olduğunu, öncelikle davacı karşı davalı  tarafından 27.08.2012 tarihinde ödendiği iddia edilen 100.000 TL'ye ilişkin makbuzdaki imza ve yazıların şirket yöneticisi ve sahibi ...'a ait olmadığının Adli Tıp raporunda tespit olunduğu gibi davalı şirket kayıtlarında da makbuzun yer almadığının şirket defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemede anlaşıldığını, dolayısıyla bu alacak kalemine ilişkin iddianın yersiz ve mesnetsiz olduğunun ortaya çıktığını, davacı tarafından şirkete borç olarak verilen toplam alacak miktarının 316.800 TL olduğunun iddia edildiğini, bu meblağın da 300.000 TL'sinin iade edilmediğinin (demek ki davacı karşı davalı 16.800 TL'yi iade aldığını kabul etmektedir) iddia olunduğunu, yukarıda belirtildiği üzere 100.000 TL'lik makbuza ilişkin davacı karşı davalının iddiasını ispatlamadığının ortaya çıktığını, bu rakam toplam alacak miktarı olan 300.000 TL'den çıkardıklarında alacak miktarının 200.000 TL olması gerektiğini, dolayısıyla 23.11.2021 tarihli bilirkişi raporunda açık bir hesap hatası yapıldığını ve alacak miktarının 200.000 TL olması gerekirken 216.800 TL olarak hesaplandığını, dolayısıyla davacı karşı davalının açtığı dava yönünden hükme esas alınan alacak miktarının tamamen hatalı olduğunu;Karşı dava yönünden istinaf sebepleri ve gerekçe: İlk derece mahkemesinin karşı dava yönünden verdiği red kararının usul ve esas yönünden tamamen hatalı olduğunu, eksik incelemeye dayandığını, İlk derece mahkemesine 16/09/2020 tarihli beyan ve talep dilekçesi ile talepte bulunulmuş ise de talebe ilişkin herhangi bir değerlendirme dahi yapılmadığını, sonrasında İlk derece mahkemesi tarafından 07/04/2021 tarihli celsesinde davacı karşı davalının davası yönünden bilirkişi incelemesi yapılmasına ilişkin ara karar verilmesi üzerine, Mahkemeye sunmuş oldukları 25/04/2021 tarihli dilekçede; \"...diğer yandan sadece davacının davasına konu iddialar yönünden inceleme yapılmasına dair ara karar verildiği anlaşılmakla , eksik incelemeye sebebiyet vermemek adına  tarafımızca sunulacak ticari defter ve kayıtlar üzerinde karşı davamıza konu maddi zararların tespiti açısından da bilirkişiye inceleme görevi verilmesini usul ekonomisi de gözönüne alınarak karar verilmesini talep etmekteyiz...\" şeklinde talepte bulunulmuş ise de bu hususta da herhangi değerlendirme yapılmadığını;Yukarıda yer alan taleplere ilişkin olarak yeni bir bilirkişi heyetine  dosyanın tevdii sağlanmadığı gibi, ilk raporu veren bilirkişi heyetinden ek rapor dahi alınmadığını, hatta davacı karşı davalının davası yönünden verilen inceleme kararı üzerine, atanan bilirkişi heyetine karşı davaya ilişkin itiraz ve talepler yönünden de inceleme yapılması hususunda yetki verilmesi talebinin dahi değerlendirilmediğini, sonuç olarak usulen eksik inceleme neticesinde karşı davanın reddine karar verildiğini; İlk derece mahkemesinin karşı davaya ilişkin kararının esas yönünden de yasaya ve hukuka aykırı olup, esas ilişkin itirazlarının 25.09.2014 tarihli bilirkişi raporuna karşı dosyada mübrez 08.12.2014 tarihli dilekçedeki itirazlarındaki sebep ve gerekçelere dayandığını, bilindiği üzere davacı karşı davalının, müvekkili şirketten olan alacaklarının kendisine ödenmesine ilişkin talebine dayanak olarak gösterdiği en önemli sebebin, \"şirketin aynı zamanda diğer ortağı ve müdürü olan...tarafından kötü yönetilmesi ve kararların sadece adı geçen ortak tarafından tek başına alınması neticesinde sürekli zarar eder konuma düşmesi\" olduğunu;Oysa ki, davacı karşı davalının aynı zamanda İstanbul Anadolu 4.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/515 E. Sayılı dosyası ile açtığı ortaklıktan çıkma davasına dayanak olarak gösterdiği bu sebebin haklı ve doğru olmadığını, sözü edilen dosya ile tanzim olunan 20.05.2014 tarihli bilirkişi heyet raporu ile; \"zira şirketin işlerinden dolayı müdür olan diğer ortağın danışmak, talimat ve görüş almak gibi bir yükümlülüğü bulunmamakla birlikte, dosyada belli bir tarihe kadar verilmiş olan bir takım taahhütname, kefaletname ve ortak girişim beyannamelerinden davacının şirket işlerinden haberdar olduğu, kendisine şirket işleri hakkında bilgi verildiği ve şirkete ait kararların ortak olarak alındığı kanaatinin oluştuğu; davacının şirkete ortak olmadan önceki yılda şirketin kar ettiği halde ortak olduktan sonraki 2013 yılında 1.501.977,86-TL zarar ettiği;  bununla birlikte davacının kendi kusurlu hareketleri neticesinde şirkete zarar verdiği, özellikle Kadıköy ...Noterliği’nin 09.05.2013 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile şirketin piyasadaki ve ilgili bankalar nezdindeki itibarını ve kredibilitesini sarstığı; dolayısıyla davalı şirketin içinde bulunduğu mali sıkıntıda davacının kusurunun bulunduğu\"nun açıkça tespit edildiğini;Davacının her iki davasına dayanak teşkil eden maddi sebeplerin aynı olduğuna ve ortaklıktan çıkma talebine dayanak teşkil eden sebeplerin haklı olmayıp, bilakis davacının kusurlu olduğu açıkça tespit olunduğuna göre, huzurdaki alacak davasına dayanak teşkil eden aynı sebeplerin doğru ve haklı olmasını beklemenin mümkün olmadığını, dolayısıyla müvekkili şirket defter ve kayıtlarına göre davacı ortağın, müvekkili şirketten olan alacağı her ne kadar görünürse görünsün, davacının huzurdaki dava ile ileri sürdüğü taleplerin haklı ve hukuki temelden yoksun olduğunun gözden kaçırılmaması gerektiğini;Her iki ortağın da, şirketin yaşadığı mali sıkıntılar ve ortaya çıkan zaruret nedeniyle şirkete borç para verdiğini, bunun nedeninin davaya cevap dilekçesinde açıklandığını, hatta diğer ortak ...'un şu an itibariyle şirkete verdiği borç paralardan dolayı müvekkili şirketten olan alacağı, davacıya nazaran çok daha fazla olup, üstelik alacaklı olduğu meblağın dava tarihinden bu yana arttığını, müvekkili şirketin mali durumu ve diğer ortağın da daha fazla alacaklı olduğu hususları nazara alındığında, haklı görülmesi mümkün olmayan bir sebebe dayalı olarak bu parayı müvekkili şirketten talep ettiğini, bunun ise iyiniyet ve dürüstlük kuralları ile bağdaşmadığını;Bununla birlikte, bilirkişiler her ne kadar müvekkili şirketin defter ve kayıtlarına göre davacı karşı davalının 216.800 TL alacaklı olduğunu tespit etmişlerse de, şirket ortağı tarafından şirkete verilmiş bir borç olması nedeni ile söz konusu alacağın hukuki niteliği, şirketten ne zaman talep edilebileceği ve hangi usul ve esasa göre bu paranın davacı/karşı davalıya ödenmesi gerektiği yönünde herhangi bir tespit ve değerlendirmede bulunmadıklarını, dolayısıyla bu açıdan da bilirkişi raporunun eksik olduğunu, bilirkişilerin davacı/karşı davalının bankalara hitaben Kadıköy ...Noterliği vasıtası ile 09/05/2013 tarihinde keşide ettiği ihtarnamenin TTK.613.maddesindeki bağlılık yükümlülüğüne aykırı olup olmadığını net ve anlaşılır ifadelerle açıklamak yerine, bu husustaki takdir yetkisini mahkemeye bıraktıklarını belirtmelerinin kabul edilemez bir durum olduğunu;Esasen davacı karşı davalının söz konusu davranışının kusurlu olup şirkete zarar verdiğini tereddüt etmeden söyleyebilmek için bilirkişi dahi olmaya gerek olmadığını, bu sebeple sayın bilirkişilerin, karşı dava yönünden belge (ticaret sicil dosyası) eksikliğine rağmen davacı karşı davalı lehine kesin ve net şekilde kanaat ortaya koymakta bir mahzur görmeyip, bu kadar açık ve net olan bir konuda kanaat açıklamaktan ve davacı karşı davalıya kusur atfetmekten sakınmalarının anlaşılamadığını;Bilirkişilerin karşı davaya konu edilen hususlar yönünden, ispata ilişkin yasa hükümlerini adeta altüst ettiklerini, davacı karşı davalı tarafından ...-... ve ... parsel sahiplerinin bir kısmı tarafından verildiğini iddia ederek dosyaya sunmuş olduğu fakat aslında bir menfaat karşılığı düzenlenip düzenlenmediği, içerik yönünden beyanda bulunanların gerçek iradesini taşıyıp taşımadığı, hatta belgede adı geçen kişilerden sadır olup olmadığı dahi şüpheli olan bir kısım imzalı beyanlara delil niteliği atfetmiş olmasının hayret verici olduğunu, huzurdaki davada niteliği itibariyle tanık dinlenmesinin mümkün olmadığı ortada iken, mahkeme huzuruna dahi çağrılmayan ve tanık sıfatı da bulunmayan kişilerin yazılı beyanlarına delil niteliği kazandırmanın, bilirkişilerin vazife ve yetkisini aşan bir durum olduğunu, pekala, kendileri tarafından da aynı parseldeki diğer maliklerden aksi yönde yazılı beyanlar alınarak dosyaya sunulmasının mümkün olduğunu, ancak tanık dinlenmeyen veya dinlenmesi mümkün olmayan davalarda bu tür yöntemlerle mevcut usul kurallarının dolanılması ya da farklı usullerin yaratılmasının mümkün olmadığını;Davacı karşı davalı başlangıçta davalı müvekkili şirket tarafından görüşmelerine başlanılan ...-... ve ... parseldeki kat karşılığı inşaat işini kendisinin sonradan devralarak yürüttüğünü inkar etmediğine ve ancak bu durumun kendileri tarafından iddia edilen sebepten daha farklı bir sebebe dayandığını iddia ettiğine göre, bu sebebi müvekkili şirket değil, davacının ispat etmek zorunda olduğunu, zira usul kurallarının da bunu emrettiğini;Müvekkili şirketin, ... Caddesinde bulunan ...-...-... parsel nolu taşınmazla ilgili olarak parsel sahipleri ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapmak üzere görüşmelere başladığını, işin oluşması için gerekli iş referanslarının müvekkili şirket tarafından verildiğini ve teklif verilmesi için tüm etüt proje bedellerinin dahi müvekkili şirket tarafından ödendiğini, bu hususların davacı karşı davalının dahi kabulünde olduğunu, hal böyle iken, böylesine karlı bir işin sonradan, hiçbir yazılı belge, anlaşma ve herhangi bir maddi karşılık söz konusu olmaksızın davacı karşı davalıya bırakıldığı, bu nedenle davacı karşı davalının işi kendi şirketi adına yürüttüğü yönündeki iddia, hayatın ve ticaretin olağan akışına uygun düşmediği gibi, böyle bir hususun yazılı sözleşme veya muvafakat belgesi ile ispatının gerektiğini, aksi takdirde üçüncü kişiler tarafından düzenlendiği iddia edilen ve delil niteliğini haiz olmayan belgeler ile böyle bir iddianın ispat edilmiş olduğunu kabul etmenin usul ve yasa ile bağdaşmadığını;Bununla birlikte kendileri tarafından dosyaya sunulan e-postaların kronolojik incelemesi neticesinde ... tarafından gönderilen 21.05.2013 tarihli e-postanın 17.04.2013 tarihli toplantıdan sonra gönderilmiş olduğunu, adı geçen kişinin önceki e-postaları ...'a gönderirken, 21.05.2013 tarihli e-postanın davacı karşı davalı ...'na göndermiş olduğunu, bu hususun ise adı geçen parsel malikinin dosyadaki mevcut yazılı beyanı ile çelişmediğini bilirkişilerin mütalaa ettiklerini, böyle bir mütalaa hayret verici olmakla birlikte, 21.05.2013 tarihli e-postanın içeriği aynen \"Konu ile ilgili 18 Şubat'ta ... ve ...beylere ilettiğim e-posta ve kırmızı işaretli çatı katı planı ektedir.\" denildiğini, müvekkili şirketin diğer ortağı ve müdürü ...'un halen süreç içerisinde olduğu, dolayısıyla da ...'ün dosyaya sunulan yazılı beyanın kendi içinde çelişkili ve problemli olduğunun açıkça anlaşılabildiğini, mevcut yazılı belgeler karşısında davacı karşı davalı tarafından dosyaya sunulan ... imzalı belge ile aynı cihetteki diğer yazılı beyanların tamamen uydurma ve düzmeceden ibaret olduğu bu kadar net ve kolay şekilde anlaşılabilirken, aksi yönde ortaya konulan kanaatin hayret verici ve düşündürücü olduğunu, sürecin davacı karşı davalının iddia ettiği ve çarpıtarak istihsal ettiği belgelerde yazıldığı gibi olmadığını;Ayrıca davacı karşı davalının müvekkili şirkete karşı bağlılık ve rekabet etmeme yükümüne aykırı davrandığı yönünde somut belge ve dayanakları ile ortaya koydukları iddia yönünden bilirkişilerin evvela şirket ana sözleşmesinin dosyada bulunmadığı cihetiyle bu yönde bir tespit yapılamadığını, ancak hemen akabinde \"... karşı davacının bu yöndeki iddiasının yerinde olmadığının tespit edildiğini\" belirtmelerinin anlaşılamadığını; 6102 sayılı TTK’nın  “Bağlılık Yükümlülüğü ve Rekabet Yasağı” başlığı altında düzenlenen 613. maddesinin 1. bendinde, “ortakların şirket sırlarını korumakla yükümlü olduğu ve bu yükümlülüğün şirket sözleşmesi veya genel kurul kararıyla dahi kaldırılamayacağı”nın öngörüldüğünü, 2. bendinde de “ortakların şirketin çıkarlarını zedeleyebilecek davranışlarda bulunamayacağı ve özellikle, kendilerine özel bir menfaat sağlayan ve şirketin amacına zarar veren işlemler yapamayacağı”nın hüküm altına alındığını, kanunun emredici hükmü açık olup, mevcut iddia yönünden şirket esas sözleşmesinin aranmasının abesle iştigal olduğunu;Bununla birlikte, müvekkili şirketin kredilerine kefil olmayan ve Kadıköy ...Noterliği’nin 09.05.2013 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesinde de bunu bankalara açıkça bildiren davacı karşı davalının \"şirketin hiçbir kredisine kefil olmadığı yönündeki iddialarının yerinde olmadığı, ortakların şirket sözleşmesinde öngörülmüş olması şartı ile ek ödeme ve/veya yan ödeme yükümlülüklerinin ifası ile sorumlu olduğu, yine şirket sözleşmesi dosyada bulunmadığından şirket ortaklarına bu yönde bir ek ödeme yükümlülüğü getirilmiş olup olmadığının tespit edilemediği\" yönündeki bilirkişi kanaatinin de bilirkişilerin ne kadar taraflı ve tutarsız bir değerlendirme içerisinde olduklarını göstermesi açısından önemli olduğunu, müvekkili şirketin kredilerine kefil olmadığını davacı karşı davalının bizzat kendisinin mezkur ihtarnamesinde açıkça belirttiğini, ayrıca inşaat sektörünün kendi şartları ve özelliği gereği, kredilerle faaliyetlerini sürdürebilen, kredi temin etmeden bu faaliyeti sürdürmesinin nerede ise imkansız olan bir sektör olduğunu, bunu bilirkişilerin bilmemesine de imkan olmadığını, bilirkişilerin tespit ve değerlendirmelerinin hukuki olmaktan uzak ve son derece hatalı olduğunu;Davacı karşı davalının bu süreçte şirket tarafından kullanılacak kredi sözleşmelerini  şirket ortağı olarak imzalaması ve bu sözleşmelere kefil olması gerekirken buna yanaşmadığını, yine üstlenilecek işlerde iş sahipleri tarafından talep olunan taahhüt ve kefaletnameleri şirket ortağı olarak imzalamaya yanaşmadığından yeni iş ve projelerin gerçekleştirilemediğini, bu bağlamda, iddialarının arasında sözü edilen ...Şti.'ye verilen ve süresi dolan teminat mektubunun yenilenmesi gerekirken, davacı karşı davalı şirket ortağı olarak üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmediğinden teminat mektubunun süresinin uzatılamadığını ve yeni teminat mektubunun şirkete verilemediğini, bu sebeple müvekkili şirketin hak edişleri adı geçen firma tarafından zamanında ödenmediğinden ve teminat tutarındaki alacak bloke edildiğinden şirketin ticari ve mali dengesi alt-üst olduğunu ve buna bağlı olarak şirkete karşı üstlenilen yükümlülüklerin yerine getirilmesinde güçlük yaşanmaya başlandığını, bu sebeple de şirket ile akdedilen sözleşmenin anlaşma yolu ile tasfiye edilmek zorunda kalındığını, yani davacı karşı davalının söz konusu şirket ile olan sözleşmenin feshedilmesinde  neden-sonuç şeklinde ortaya çıkan dolaylı ve olumsuz bir etkisinin söz konusu olduğunu, bu kadar açık ve net olan bir duruma rağmen şirket ile olan sözleşmenin feshinin bilirkişiler tarafından ilgisiz noktalardan hareketle izah edilmeye ve davacı karşı davalının kusursuz gösterilmeye çalışılmasının kabul edilemez olduğunu;Bilindiği üzere huzurdaki davada ayrıca kendileri tarafından karşı dava yolu ile 5.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL de manevi tazminatın davacıdan tahsili ile kendilerine ödenmesinin talep olunduğunu, talebe dayanak olarak gösterilen hususların ise somut delil ve belgeleri ile dosya içerisinde mevcut olduğunu, ancak bilirkişilerin sanki ortada kendileri tarafından açılmış herhangi bir dava veya ileri sürülmüş herhangi bir talep yokmuşçasına hareket ettiklerini, maddi tazminat taleplerine yönelik olarak müspet veya menfi hiçbir tespit, değerlendirme ve hesaplama yapmadıklarını, dolayısıyla bilirkişi raporu bu açıdan yetersiz olup mevcut hali ile hüküm kurmaya elverişli olmadığını, ancak bu şekilde itirazlarının İlk derece mahkemesi tarafından nazara alınmadığı ve hukuka aykırı olarak toplanan delillerin takdirinde eksik ve tamamen hatalı değerlendirme neticesinde karşı davanın reddine karar  verildiğini beyanla  Mahkeme tarafından davacı karşı davalının açtığı davaya ilişkin usul ve esas yönünden yasaya ve hukuka aykırı kısmen kabul kararının kaldırılması suretiyle davacı karşı davalının davasının reddine, karşı davaya ilişkin usul ve esas yönünden yasaya ve hukuka aykırı davanın reddi kararının kaldırılması suretiyle davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Asıl dava, davalı şirketin ortağı olan davacı tarafından şirkete borç olarak verildiği ancak ödenmediği iddia edilen alacağın tahsili, karşı dava, şirket ortağı olan davacı-karşı davalının şirket menfaatlerine zarar verdiğinden bahisle maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkindir.Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın ise reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davalı karşı davacı şirket adına istinaf dilekçesi sunulmuştur.Dosya kapsamı ve İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtları üzerinde yapılan inceleme neticesinde; davalı karşı davacı şirketin yargılama devam ederken 17/08/2021 tarihinde tasfiyesinin tamamlanması suretiyle sicilden terkin edildiği, bu şekilde tüzel kişiliğinin ve daha önce verilen vekaletnamelerde adı geçen vekillerin vekalet görevlerinin sona erdiği, Mahkemece bu husus nazara alınmaksızın, taraf teşkili sağlanmadan, tüzel kişiliği bulunmayan davalı şirkete karşı asıl davaya ve bu şirket tarafından açılmış karşı davaya devam edilerek karar verildiği, gerekçeli kararın vekalet ilişkisi sona ermiş olan Av. ...'a tebliğ edildiği, adı geçen vekil tarafından dosyaya sunulan 06/05/2022 tarihli dilekçe ile davalı karşı davacı şirketin sicil kaydının terkin edilmiş olması sebebiyle vekalet ilişkisinin sona erdiği, bu nedenle yapılan tebligatın iade edildiği bildirilerek şirketi temsil eden tüm vekillerin uyap kaydının silinmesinin talep edildiği, Mahkemece söz konusu dilekçe hakkında herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmadığı, davalı karşı davacı şirket adına vekalet ilişkisi sona ermiş olan Av. ... tarafından istinaf dilekçesi sunulduğu, Mahkemece eksik harç ve giderler tamamlatılarak dosyanın istinaf incelemesi yapılmak üzere Dairemize gönderildiği ve sonuç olarak usul ve yasaya uygun bir yargılamanın ve istinaf başvurusunun bulunmadığı anlaşılmıştır.Her ne kadar davalı karşı davacı şirketin karar tarihinden önce tüzel kişiliğinin sona ermiş olması sebebiyle vekalet ilişkisi sona eren vekile yapılan gerekçeli karar tebliği geçersiz, bu vekil tarafından tüzel kişiliği bulunmayan, başka bir anlatımla ölü olan şirket adına yapılan istinaf başvurusu da yok hükmünde ise de, taraf teşkilinin sağlanmasının kamu düzenine ilişkin bir husus olması sebebiyle Dairemizce re'sen nazara alınabileceği ve usul ekonomisi ile yargılama süresi gözetilerek istinaf başvurusu yalnızca bu sebepten incelemeye alınmıştır.Buna göre Mahkemece; davacı karşı davalıya, davalı karşı davacı şirketin ihyasını sağlamak üzere dava açması için süre verilmesi, bu süre içerisinde dava açılması halinde sonucunun beklenilmesi, kararın kesinleşmesine müteakiben davalı karşı davacı şirkete yeniden duruşma gün ve saatinin tebliğ edilmesi, davalı karşı davacı şirket tarafından karşı davanın takip edilip edilmemesi gözetilmek ve yine yargılama devam ederken davacı karşı davalının şirket ortalıklığından ayrılmış olduğu iddiası kapsamında, bu iddianın ve asıl davada talep edilen alacağın da ortaklıkla birlikte üçüncü kişiye devredilip devredilmediği, HMK'nın 125. madde hükmünün uygulanmasının gerekip gerekmediği araştırılmak suretiyle sonucuna göre bir karar verilmesi, şayet ihya davası açılmaz ise davalı karşı davacı şirketin tüzel kişiliğinin bulunmadığı gözetilerek asıl ve karşı dava yönünden ayrı ayrı usul ve yasaya uygun şekilde bir karar verilmesi gerekmektedir.Açıklanan nedenlerle davalı karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun geçerli sayılması ve usulen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a4 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davalı/ karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun USULEN KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/03/2022 Tarihli,  2014/1047 Esas ve 2022/214 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a4 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 06/03/2025 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"25e7b698c0bde599","SID":"2e6f98d0a1ff10f2"}}