{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1569 <br>KARAR NO: 2025/182<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 23/06/2021<br>NUMARASI: 2021/189 Esas -  2021/660 Karar<br>DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/02/2025<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Avrupa'ya ihraç edeceği tuvalet kağıtlarının üretimi için davalı ile anlaşıp ihracat kapora bedeli olarak 02/04/2020 tarihinde 67.000,00 TL, 17/04/2020 tarihinde 42.000,00 TL olmak üzere toplam 109.000,00 TL kapora gönderildiğini, davalının anlaşma konusu malların üretimini ve teslimini yapmayıp, kaporanın iadesi için yapılan takibe de itiraz ettiğini, itiraz üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptaline, takibin devamına davalının %20 icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep  ve  dava etmiştir. <br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin davacıya borcunun bulunmadığını, söz konusu dekontlar ile müvekkiline olan mal borcunun ödediğini, malların depoda olup, alınmayı beklediğini, malların teslime hazır hale geldiğini, mütemerrit olanın davacı şirket olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ...Taraflar arasındaki ilişki, sözlü sözleşmeye dayalıdır.Taraflar arasındaki ilişki, bir kısım ödeme yapılma aşamasında kalmış olup,yapılan ödemelerin,esasen cayma akçesi olduğunu ileri sürebilmek için de sözleşmenin kurulması gerekmektedir.Cayma akçesini bırakarak sözleşmeden dönme imkanı tanındığından henüz sözleşme imzalanmadığından davacının yatırdığı para kaparodur.( pey akçesi.Pey akçesi, verenin kusuruna bağlı olmadan iadeyi gerektirir. Davalı malı teslim ettiğini ya da malı teslim için hazır bulundurduğunu da ispat edememiş olup, davacının kaparo olarak yatırdığı bedelin tahsili talebiyle başlatmış olduğu takipte asıl alacak talebi yönünden davası haklı bulunmuş, davalının temerrüde düşürüldüğü davacı tarafça ispatlanamadığından işlemiş faize ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Dava, İİK.nun 67. maddesi uyarınca açılan itirazın iptali davası olup, icra takibi banka yoluyla yatırılan kaparonun iadesinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik olduğu, bu durumda açılan itirazın iptali davasında hüküm altına alınan alacak  bilinebilir, bir başka deyişle likit olduğundan hükmedilen miktarın % 20'si oranında İİK.nun 67. maddesi uyarınca davacı yararına tazminata hükmedilmesine karar verilmiş, davalının kötüniyet tazminat talebinin ise yasal şartları oluşmadığından reddine karar verilerek davanın kısmen kabulüne,\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; tacir olan davacı şirketin davalı şirkete , ihraç edeceği malların üretimi için  02/04/2020 tarihinde 67.000 TL, 17/04/2020 tarihinde 42.000 TL olmak üzere toplam 109.000 TL kapora gönderdiğini, dava dosyasına sunulan banka dekontlarından da gönderilen paraların ihracat kapora bedeli olduğunun dekontlara şerh olarak düşüldüğünü, anlaşma konusu malları hiçbir zaman hazırlamayan ve kaporayı da iade etmeyen davalı tarafın kötü niyetli olduğunun ve kaporayı kullandığının açık olduğunu, davacı açısından zarar, davalı tarafa kaporanın gönderildiği tarihten itibaren doğduğuna göre kaporanın gönderildiği tarihten itibaren faiz işletilmesi gerekirken, bu taleplerin reddinin hukuka aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesi  kararındaki faiz hesabına ilişkin hukuka aykırılığın düzeltilerek, kararın onanmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Taraflar arasında yazılı bir anlaşma bulunmadığını, aralarındaki ilişkinin, sözlü sözleşmeye dayalı olduğunu, mahkemenin kabulüne göre taraflar arasında sözlü bir satış sözleşmesi kurulmuş olduğunu, taraf delilleri toplanmadan, şahitler dinlenmeden, malın hazır olup olmadığı yönünde malın hazır olduğuna dair davalı beyanın incelemesi yapılmadan (keşif/bilirkişi) karar verildiğini, davalı şirketin davacıya herhangi bir borcu bulunmadığını, defterlerinde de herhangi bir kayıt olmadığını, davacı tarafın iddia ettiği ve mahkemenin pey akçesi olarak nitelediği  alacağın haksız ve kötü niyetli olduğunu, davacının söz konusu dekontlar ile davalıya olan mal borcunu ödediğini, malların depoda olduğunu, teslim alınmayı beklediğini, davacının pandemi döneminde değeri artan ve sonra düşen tuvalet kağıdı ve kağıt havlu siparişlerinin şirkette hazırlandığını, yurt dışı işlemleri için firmalarla bağlantıların tamamlandığını ve malların teslime hazır hale geldiğini, asıl mütemerrit olanın davacı şirket olduğunu, mahkemenin yargılama yapmadan yapmadığı işlemleri gerekçeye koyduğunu, hukuki dinlenilme ve ispat haklarının davalı tarafın elinden alındığını, olayda BK taşınır satışı madde 209 ve devamı hükümlerinin uygulanması gerektiğini, satış konusunun emlak satış sözleşmesi olmadığı için resmi şekil şartı aranmayacağını, gönderilen bedelin emlak simsarlığı sözleşmesindeki kapora ile ilgisi olmadığını, ilk derece mahkemesince davanın esası ile ilgili deliller toplanıp değerlendirilmeden verilen kararın kaldırılarak dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: dava dosyasında, davalı tarafın müvekkili temerrüde düşürdüğüne ve malları hazır ettiğine yönelik bir delil bulunmadığını, davalı taraf gerekli inceleme yapılmadan karar verildiğine yönelik soyut beyanlarda bulunmuşsa da , davalı şirketin dava dosyasına sunduğu hiç bir delil bulunmadığını, davalı tarafın mahkemeye sunduğu bir  tanık listesi bulunmadığını, davalının davaya cevap dilekçesinde, var olduğunu iddia ettiği delilleri hiç bir zaman dava dosyasına sunmadığını,  davalının yargılamanın başından beri tüm amacının yargılamayı uzatmak olduğunu  ve istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: davacı tarafın istinaf taleplerinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davalı şirketin davacı tarafa herhangi bir borcu bulunmadığını, temerrüdün söz konusu olmadığını, temerrüde düşülmediğinden faiz de istenemeyeceğini, asıl temerrüde düşenin davacı şirket olduğunu, davalı şirketin davacı şirketin talep ettiği malları hazırladığını, ancak davacı şirketin malları teslim almaktan kaçındığını ve malları teslim almadığını, hazır edilen malların hali hazırda davalı şirketin deposunda bekletildiğini, Yerel Mahkeme tarafından beyanlarının ve iddialarının araştırılmadığını, keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmadan, deliller toplanmadan ve tanıklar dinlenmeden haksız ve hukuka aykırı bir şekilde davacının davasının kabul edildiğini, davacının istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava; davacı tarafça  ticari satım sözleşmesi kurulurken ödenen  bağlanma parasının (kaparo) tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince  davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; taraflar arasında kurulan sözleşmenin ayakta olup olmadığı, davacı tarafça tek yanlı olarak sözleşmenin feshedilip edilemeyeceği, sözleşmeye göre satıma konu ürünlerin teslim (ifa) zamanı ve davalının bu sürede ürünleri teslime hazır olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Davacı tarafça davalı hakkında, Gaziosmanpaşa ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile \".. Borçlu şirkete ihracat kapora bedeli adı altında yapılan ödeme..\" borcun sebebi gösterilerek 109.000,00 TL asıl alacak ve 7.919,62 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 116.919,62  TL alacağın tahsili istemiyle ilamsız icra  takibi başlatıldığı, borçlunun itirazı üzerine  takibin durduğu ve itirazın iptaline ilişkin iş bu davanın açıldığı görülmektedir. Tarafların iddia savunmalarından ticari satıma dair bir ilişki kurulduğu, bu aşamada davacı tarafça davalıya 2 ayrı dekont ile \"ihracat kapora bedeli\" açıklaması ile 109.000 TL ödemede bulunduğu, ancak satıma konu malların davacıya teslim hususunun gerçekleşmediği  anlaşılmaktadır. Davacı taraf anlaşma konusu malların üretiminin yapılmadığını ve teslim edilmediğini iddia ederken, davalı taraf sözleşmenin ayakta olduğunu ürünlerin hazırlanıp depoda beklediğini, pandemi sonrası fiyatların düşmesi nedeniyle davacının ürünleri teslim almadığını savunmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurul'nun 2011/11-693 esas 2012/88 karar sayılı ilamında belirtildiği gibi sözleşme özgürlüğü; sözleşmeyi kurma ve değiştirme özgürlüğü kadar sözleşme ile bağlı kalmama özgürlüğünü de içerir. Kapora veren davacı taraf sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetme hakkına sahiptir. Ancak sözleşmenin haksız feshedilmesi halinde bundan kaynaklanan diğer tarafın zararlarını karşılamakla yükümlüdür. Somut uyuşmazlıkta davacı sözleşme ile bağlı kalmayarak ödediği kapora bedelini geri istemekte olup satıma konu malların davacıya teslim edilmediği de anlaşılmakla kapora bedelinin iadesine ilişkin hüküm kurulmasında bir isabetsizlik yoktur. Davalı taraf takip öncesi temerrüde düşürülmediğinden ilk derece mahkemesinde takip tarihine kadar işlemiş faiz yönünden davanın reddine karar verilmesinde de bir isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı ve davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın, alınması gerekli olan 615,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 1.861,45 TL harcın, alınması gerekli olan 7.445,79‬ TL harçtan mahsubu ile bakiye 5.584,34‬ TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 4-Davacı ve davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy çokluğuyla karar verildi. 20/02/2025<br>MUHALEFET ŞERHİ: Taraflar arasındaki sözleşme satım akdine dayanmakla herhangi bir şekle tabi olmayıp TBK 1. Maddesi gereği tarafların iradelerini birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. Türk borçlar hukuku kural olarak “sözleşme serbestîsi” ilkesini benimsemiştir. Kişiler serbest iradeleri ile meydana getirdikleri sözleşmeye aynen uymak zorundadırlar. Sözleşmenin taraflardan yalnız birinin isteğiyle değiştirilebilmesi veya ortadan kaldırılabilmesi mümkün değildir. Fakat “ahde vefa (pacta sund servanda)” adı verilen bu esas bilhassa modern hukuklarda birçok yönlerden sınırlanmıştır. Bu sınırlamalardan bir kısmı, sonradan değişen şartların sözleşme üzerindeki tesiriyle ilgili iken ikinci gruptaki sınırlandırmalarda ise kural olarak sözleşmenin yapılması anında mevcut sebepler yüzünden sözleşme tamamen ortadan kalkmakta veya değişikliğe uğramaktadır. Bu sonuç ya kendiliğinden veya taraflardan yalnız birinin irade beyanı ile doğmakta yahut da taraflardan birinin talebi üzerine verilecek hâkim kararıyla meydana gelmektedir. Tarafların özgür iradeleri ile oluşturdukları sözleşmelerin; sözleşmede verilen bir yetkiye veya yasal düzenlemelerde yer alan sebeplere örneğin irade fesadı halleri, temerrüt, imkansızlık halleri gibi dayanmadan bir başka anlatımla herhangi bir sebep ileri sürülmeden tek taraflı olarak feshedilmesi mümkün değildir. Bu şekilde yapılacak bir fesih hukuki sonuç doğurmaz. Sözleşmenin diğer tarafı sözleşme ayakta imişcesine aynen ifayı talep edebilir. Mahkemece verilebilecek kararın infazı İcra İflas Kanunu 24 ve devamı hükümlerince yerine getirilir. Aksinin kabulü herhangi bir sözleşme için tarafların gösterdikleri çaba, özen ve dikkatin hiçbir değeri olmadığı eldeki uyuşmazlıkta olduğu gibi pandemi döneminde yüksek fiyatla satışı kararlaştırılan ürünün fiyatının düşmesi halinde alıcı tarafından tek taraflı olarak sözleşmenin feshedilerek ahde vefa ilkesi ihlal edilmektedir. Sözleşmenin feshinin bu şekilde kabul edilmesi aynı zamanda sözleşmeye bağlı kefaret ve yan edimler yönünden de telafisi imkansız sonuçlar doğuracak niteliktedir. Bu durumda sayın çoğunluğun görüşünden farklı olarak sözleşmenin tek taraflı olarak feshedilmesinin herhangi bir sonuç doğurmayacağı, davalının sözleşmenin ayakta olduğu ve satıma konu ürünleri teslime hazır olduğu anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Davacı taraf bir sözleşmeye dayalı olarak kapora verdiğini iddia ettiğine göre verdiği kaporanın iadesini gerektiren tüm vakıaları ispat külfeti altındadır. Sadece davalıya kapora verildiğinin ispatlamış olması kaporanın iadesi için yeterli değildir. İlk derece mahkemesince ön inceleme yapılmamdan ve tarafların delilleri  toplanmadan karar verilmiş olması isabetli olmadığından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerektiği görüşü ile sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"97e65b48dfebf7af","SID":"b0dcb273cd6484b0"}}