{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1331 <br>KARAR NO:2025/217<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:27/01/2021<br>NUMARASI:2017/686 Esas -  2021/87 Karar<br>DAVA:Tazminat<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:25/02/2025<br>Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:<br>DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil şirketin Kartal Belediyesinin %99 hissesine sahip olduğunu, TTK hükümlerine göre faaliyet gösteren bir Belediye şirketi olduğunu, davalıların ise müvekkil şirketinin 2004-2009 yılları arasındaki yöneticileri olduğunu, şirketi yönettikleri dönemde hukuk dışı eylem ve işlemler yaptıklarını, şirketin ... Caddesindeki bulunan mağazasının içerisinde bulunan bütün mallar, demirbaşlar ve emtiasıyla birlikte devredilmesine karar verdiklerini, bu yöneticilerin yetkilerini aşarak Kartal Belediyesinden 3 yıllığına kiraladıkları taşınmazı 10 yıllığına .... Şti ne kiraya verdiklerini ve görevi kötüye kullandıklarını, Yönetim Kurulu üyeliğinden 22/01/2008 tarihinde istifa eden ve istifası kabul edilen davalı ...'in temsil yetkisi kalmadığı halde, müvekkili şirketi temsilen Genel Müdür sıfatı ile ... Şti ile 28/01/2008 tarihli devir teslim tutanağını imzalamak suretiyle hukuksuz bir tavırla müvekkili şirketi zarara uğrattığını, müvekkili şirket ile ... arasında düzenlenen 10/03/2009 tarihli Ek protokole rağmen, ... Şti tarafından \"... A.Ş nin anlaşmaların gereğinin yerine getirilmediği, protokol gereğince teslim edilmesi gereke taşınmazın kendisine teslim edilmediği ve bu sebeple büyük maddi zarara uğradıklarını, bu sebeplerle ... A.Ş'nin davalılar tarafından uğratıldığı 1.824.056,00 TL zararın şimdilik 200.000,00 TL sinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilmesini, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalılara yükletilmesine  karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:Davalı ...'ün 25/08/2015 tarihli cevap dilekçesinde özetle; davanın Asliye Mahkemesinde görülmesi gerektiğini, bu sebeple görev ve iş bölümü itirazında bulunduğunu, haksız ve mesnetsiz olarak aleyhine açılan iş bu davanın Reddedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ...'ün ve diğer davalı ...'ın 25/08/2015  tarihli cevap dilekçelerinde özetle; davanın Asliye Mahkemesinde görülmesi gerektiğini, bu sebeple görev ve iş bölümü itirazında bulunduğunu, ayrıca davanın 6yıl 2 ay sonra açılmış olduğunu, zaman aşımı süresi geçildikten sonra açıldığını, bu sebeple zaman aşımı itirazında bulunduğunu, haksız ve mesnetsiz olarak aleyhine açılan davanın reddedilmesine, her türlü yargılama gideri ve avukat tuttuğu takdirde vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmişlerdir.Davalı ...'ın 26/08/2015  tarihli cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın usul ve esas bakımından açıkca hukuka aykırı olduğunu, bu sebeple haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... vekilinin 02/10/2015 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafından açılan davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu, davanın Asliye Ticaret Mahkemelerince görülmesi gerektiğini, bu sebeple görev itirazı olduğunu, zaman aşımı itirazında bulunduğunu, bu nedenlerle davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddine, aksi takdirde müvekkili açısından esastan reddine, yargılama masrafları ile vekalet ücretinin karşı taraa tahmiline karar verilmesine talep etmiştir.Davalı ... vekilinin 15/09/2015 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafından açılan davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu, davanın Asliye Ticaret Mahkemelerince görülmesi gerektiğini, bu sebeple görev itirazı olduğunu, zaman aşımı itirazında bulunduğunu, bu nedenlerle davanın görevsizlik nedeniyle usulden reddine, aksi takdirde müvekkili açısından esastan reddine, yargılama masrafları ile vekalet ücretinin karşı taraa tahmiline karar verilmesine talep etmiştir.Davalı ...'in cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, 03/11/2009 tarihinde toplanan olağanüstü genel kurulda kendisinin yer aldığı eski yönetim kurulunun ibra edildiğini, davacı tarafın öne sürdüğü Kadıköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11/07/2013 tarih 2013/34 Esas 2013/282 karar sayılı dosyanın tarafı olmadığını, kararın özel bir mali müşavir raporuna dayanılarak verildiğini, 95.000 TL olan davacı şirketin deposunda 20 kat büyüklüğünde stok olamayacağını iddia etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ..Davalılara isnat edilen eylem tarihleri itibariyle 6762 sayılı TTK’nun müdürün sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanacaktır.  6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, anonim şirket yönetim kurulu üyeleri için ispat yükü ters çevrilmiş kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir (Gönen Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, s:1941, 1942, 1999). Nitekim 6762 sayılı TTK’nın 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat edemedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Yine 6762 sayılı TTK’nun 309/4. maddesinde, sorumluluk davaları yönünden zaman aşımı düzenlenmiş, zarar ve sorumlusunun öğrenilmesinden itibaren 2 yıl her halde zarar doğuran eylemin doğumundan itibaren 5 yıl içinde zaman aşımına uğrayacağı, fiil cezayı gerektiriyorsa ceza zaman aşımı süresinin uygulanacağı ön görülmüştür. Davalılarca zaman aşımının dolduğu savunulmuş ise de davalılara atfedilen eylemin aynı zamanda suç teşkil edebileceği, nitekim bir kısım davalılar hakkında İstanbul Anadolu 58. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/567 esas sayılı dosyasında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçlamasıyla kamu davası açıldığı  gözetilerek,  haklarında uzamış ceza zaman aşımı süresinin tatbik edilmesi gerektiği, bu nedenle  davanın 8 yıllık ceza zaman aşımı süresi içinde açıldığı Mahkememizce değerlendirilmiştir...Davacı tarafça dava dilekçesinde ve aşamalarda, yeminli mali müşavir ... tarafından düzenlenen 10/09/2009 tarihli özel amaçlı denetim raporu ile davalıların 2.020.000,00 TL tutarlı fatura kestikleri ancak bu faturalardaki malların satışının fiilen yapılmadığı, faturaların kayıtlarda görünen ancak stoklarda fiilen olmayan gıda maddelerinin stok kayıtlarından çıkarılması amacıyla düzenlendiği, bu faturalar karşılığı gerçekte 195.959 TL tutarında teslimatta bulunulduğu, karşılığı mal verilmeyen ve  İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin kesinleşen 2013/34 esas sayılı dosyasında iadesine hükmedilen 1.824.056,00 TL yönünden davacı şirket zararının doğduğu iddia edilmiştir. Ne var ki davacılar tarafından zarar iddialarının delili olarak dayanılan yeminli mali müşavir ... tarafından düzenlenen 10/09/2009 tarihli raporda da protokol konusu gayrımenkul için kiracı ...şirketinden alınan peştemallık (hava parası) veya peşin kira bedeli için toplamda  2.020.000,00 TL tutarlı faturaların düzenlendiğinin belirtildiği, bundan başka her ne kadar davacı tarafça 2.020.000,00 TL tutarlı fatura karşılığı ... şirketine fiilen teslim edilen malın 195.959 TL tutarlı olduğu, anılan faturalara karşılık 1.824.056,00 TL tutarında mal tesliminin gerçekleşmediği İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin kesinleşen 2013/34 esas sayılı dosyasında sübut bulmuş ise de;  1.824.056,00 TL tutarlı emtianın davacı uhdesinde daha önce bulunup bir şekilde zayi olduğuna, gerçek bir stok açığının bulunduğuna  dair kanaat oluşturmaya yeterli delilin dosyada bulunmadığı, kayden envanterde bulunduğu tespit edilen o tutarda emtianın, daha önce gerçekte hiç var olup olmadığının tespit edilemediği Mahkememizce değerlendirilmiştir. Bu çerçevede davacı şirketçe, karşılığı olmaksızın dava dışı ... şirketinden tahsil edilmiş bulunan 1.824.056,00 TL’nin, İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin kesinleşen 2013/34 esas sayılı dosyasında iadesine karar verilmesi nedeniyle davacı şirketin fiili bir zararının bulunup bulunmadığına ilişkin Mahkememizce inceleme yapılmış, alınan 21/08/2020 tarihli bilirkişi heyeti raporu ile davacı şirketin dava dışı ... şirketinden yersiz olarak tahsil ettiği ve 23/10/2015 tarihli sulh ve ibra protokolü gereği 2.200.000 TL olarak ... şirketine iade ettiği 1.824.056,00 TL yönünden, anılan 1.824.056,00 TL’yi uhdesinde tuttuğu 2009-2017 yıllarına ilişkin faiz gelirinin yapılan  ödemeden çok fazla olduğu, bu nedenle esasen bir zararın oluşmadığı aynı nedenle de davalıların sorumluluğunun  doğmadığı kanaati ile davanın reddine\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; her ne kadar gerekçeli kararda davalıların şirket yöneticileri olarak sorumluluklarına değinilmese de Türk Ticaret Kanunumuz gereği şirket yöneticisi olan ve bu sıfatları ile basiretli tacir gibi davranma yükümlülükleri bulunan davalıların, şirketin 1.824.056,00 TL değerindeki çeşitli cins ve miktardaki mal, emtia ve demirbaşlarının, yok olmasından, ortadan kaybolmasından işgal ettikleri makam ve görevleri itibarıyla sorumlu olduklarını, ... A.Ş. defterlerinde kayıtlı olan 1.824.056,00 TL değerindeki emtia ve demirbaşın zayi olduğunu, dosyada alınan bila tarihli son raporda şirketin 28/01/2008 devir tarihinde kendi envanterinde olan ancak fiilen olmayan ve ...’a satılmış ve teslim edilmiş gibi gösterilen malların ne zaman, nasıl zayi olduğunun defterlerde görülmediği belirtildiğini ve fakat Türk Ticaret Kanunumuz gereği şirket kayıtlarının usulüne uygun tutulması ve bunun denetimi görevlerini yerine getirmeme eylemleri arasında uygun illiyet bağı bulunmasına rağmen davalı yönetim kurulu üyelerinin bu sorumluluklarına dair hiçbir değerlendirme ve tespitte bulunmadıklarını, bu husus raporun açıkça yanlı bir tavır sergilenerek tanzim edildiğini gösterdiğini, kanunen tutulması gereken defterlerin yönetim kurulunca tutulmaması, kanunen tutulması gereken defterlerin düzensiz tutulmuş olması ve kanuni süreler içinde saklanması yükümlülüğünün yerine getirilmemesi hallerinde meydana gelen zararlardan dolayı yönetim kurulu üyeleri müteselsilen sorumlu olduklarını, dosya kapsamındaki tüm beyanları doğrultusunda müvekkili şirketin dava konusu astronomik zararının hakkaniyete uygun şekilde giderilebilmesi için İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27/01/2021 Tarih, 2017/686 E., 2021/87 K. Sayılı usule ve yasaya aykırı kararının istinaf gerekçeleri doğrultusunda kaldırılarak,  haklı davalarının kabulüne; istinaf incelemesi sonuçlanana kadar icranın tehirine karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE:Dava; anonim şirket yöneticilerinin Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 553/1 maddesi uyarınca sorumluluğuna ilişkin tazminat  istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilince yukarıda yazılı sebepler ile istinaf isteminde bulunulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; şirket yöneticilerinin şirketi zarara uğratıp uğratmadığı ,  zarardan sorumlu olup olmadıkları noktasındadır.01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanununun 2. maddesinde “Bu Kanunda aksi öngörülmemiş ve/veya farklı bir şekilde düzenlenmemişse; a)TTK.nun yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen olayların hukuki sonuçlarına bu olaylar hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişlerse o kanun hükümleri uygulanır.  b)TTK.nun yürürlüğe girdiği tarihten önce gerçekleşmiş hukuki fiiller, bağlayıcılıkları ve hukuki sonuçları itibarıyla, bu tarihten sonra dahi, gerçekleştikleri tarihte yürürlükte bulunan kanuna tabidir. c)TTK.nun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara TTK hükümleri uygulanır.” düzenlemesi yer almaktadır. Somut olayda dava  2008-2009 yılları arasında yapılan işlemlere ilişkin olup, dava konusu olayların meydana gelip sonuçlarını doğurduğu tarih itibari ile yürürlükte olan 6762 sayılı TTK hükümlerinin nazara alınması gerekmektedir. 6762 sayılı TTK 340 maddesinde ortaklara da tazminat davası açma hakkı tanınmış ve madde 336-337 ve 309'a atıf yapılmış olup, madde  309/1 uyarınca da somut olayda olduğu gibi pay sahiplerinin tazminat davası açmasına ve tazminatın şirkete ödenmesini talep edebilmelerine imkan tanınmıştır.Yöneticiler ve denetçiler aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı, ortaklığa ait olup, 6762 sayılı Ticaret Kanunu'nun 341.maddesinde genel kurulun, yönetim kurulu üyeleri  aleyhine dava açılmasına karar vermesi halinde  şirket tarafından, bu karar veya talep tarihinden itibaren bir ay içinde dava açılması gerektiği, bu sürenin geçirilmesiyle dava hakkının düşmeyeceği, şirket adına dava açmanın denetçilere ait olduğu düzenlenmiştir. Bu maddeye göre sorumluluk davasının açılabilmesi için bu yönde alınmış bir ortaklar kurulu kararının varlığı  dava şartıdır. Somut olayda 23.05.2012 tarihli genel kurulda yöneticilerin sorumluluğuna ilişkin dava açılmasına izin verilmiş olup, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile  denetçilerin yasal organ sıfatının dolayısıyla şirketi herhangi bir konuda temsil etme yetkisinin  kaldırıldığı , dava açma yetkisinin anonim şirketinin yasal temsilcilerine bırakıldığı gözetildiğinde davacı şirket temsilcileri tarafından açılan eldeki davada, dava şartının mevcut olduğu anlaşılmıştır.Somut olayda davaya dayanak yapılan davacı şirketin 2008 yılı hesap ve işlemlerinin denetimine  ilişkin  10.09.2009 tarihli yeminli mali müşavir raporunda,  dava dışı ... Şti'ne kiraya verilen taşınmaz için kiracıdan alınan KDV dahil 2.020.000 TL'nin  peştamellik (hava parası) veya peşin kira olduğu ancak mal bedeli olarak göstermek için kiracıya gıda olarak faturada edildiği, stoklarda fiilen mevcut olmayan gıda malzemelerinin stok kayıtlarından çıkartılması veya stok açığının gizlenmesi amacıyla düzenlendiği, şirkette stok envanteri bulunmadığı, herhangi bir envanter sayımı yapılmadığı , şirket kayıtlarında bulunan market stoklarının fiilen bulunmadığı, stok sayım noksanlığı olarak yazılan 53.000,34 TLlik zarara ilişkin herhangi bir sayım veya ziya tutanağı bulunmadığı belirtilmiş olup,  davacı  tarafça 2004-2008 yıllarında yönetim kurulu üyesi olan davalıların  davacı şirketin  ticari defterinde kayıtlı olan 1.824.056 TL tutarındaki ticari malın yok olması nedeniyle  davacı şirketi zarar uğrattıkları iddia edilmiştir.6762 sayılı TTK'nun 309. Maddesi  \"Şirketin 305, 306, 307 ve 308 inci maddelerde yazılı fiillerle ızrar edilmesi halinde, bundan, dolayısiyle zarar gören pay sahipleri ve şirket alacaklılarının dava hakları vardır. Ancak, hükmolunacak tazminat şirkete verilir.  Şirketin iflası halinde pay sahiplerinin ve şirket alacaklılarının haiz oldukları haklar iflas idaresine ait olur. Bu hususta İcra ve İflas Kanununun 245.maddesi hükmü caridir. Mesul olan kimselerin cümlesi aleyhinde şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açılabilir. Mesul olan kimselere karşı tazminat istemek hakkı davacının zararı ve mesul olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin vukuu tarihinden itibaren beş yıl geçmekle müruruzamana uğrar. Şu kadar ki; bu fiil cezayı müstelzim olup Ceza Kanununa göre müddeti daha uzun müruruzamana tabi bulunuyorsa tazminat davasına da o müruruzaman tatbik olunur\" ; anılan kanunun 336.maddesi; \"İdare meclisi azaları şirket namına yapmış oldukları mukavele ve muamelelerden dolayı şahsan mesul olamazlar. Ancak aşağıda yazılı hallerde gerek şirkete gerek münferit pay sahiplerine ve şirket alacaklılarına karşı müteselsilen mesuldürler ...5. Gerek kanunun gerek esas mukavelelerinin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasden veya ihmal neticesi olarak yapılmaması. Beş numaralı bentte yazılı vazifelerden birisi 319 uncu madde gereğince idare meclisi azalarından birine bırakılmışsa, mesuliyetin ancak ilgili azaya yükletilmesi lazımgelip o muameleden dolayı müteselsilen mesuliyet cari olmaz.\"; anılan kanunun 338.maddesi \"Yukarki maddeler gereğince müteselsil mesuliyeti mucibolan muamelelerde bir kusuru olmadığını ispat eden aza mesul olmaz; hususiyle bu muamelelere muhalif rey vermiş olup keyfiyeti müzakere zaptına yazdırmakla beraber murakıplara hemen yazılı olarak bildiren veyahut mazeretine binaen o muamelenin müzakeresinde hazır bulunmıyan aza dahi mesul değildir.\"; anılan kanunun  380. Maddesi \" Bilançonun tasdikına dair olan umumi heyet kararı, aksine sarahat olmadığı takdirde, idare meclisi azalariyle müdürler ve murakıpların ibrasını tazammun eder. Bununla beraber bilançoda bazı hususlar belirtilmemekte veyahut bilanço şirketin gerçek durumunun görülmesine mani yanlış bir takım hususları ihtiva etmekte ise idare meclisi azalariyle müdürler ve murakıplar, bilançonun tasdikıyla ibra edilmiş olmazlar.\" şeklindedir. Kural olarak, yönetim kurulu üyeleri şirket adına yaptıkları işlemlerden dolayı kişisel olarak sorumlu tutulamazlarsa da öğretideki baskın görüşe göre, 6762 sayılı Kanun'un 336. maddesinde belirtilen hallerde ortaklığa ve ortaklık alacaklılarına karşı kusursuz olduklarını ispat etmedikçe tüm yöneticiler oluşan zarardan müteselsilen sorumlu olurlar. Yani yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifaları sırasında bir zarar oluşmuşsa, bu zararın üyelerin kusurlu eylemi sonucu meydana geldiğinin kabulü gerekmektedir. Başka bir deyişle, Türk Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyeleri için kusur esasına dayanan bir sorumluluk öngörmüş ve yönetim kurulu üyeleri aleyhine kusur karinesi kabul etmiştir. Nitekim 6762 sayılı Kanun'un 338. maddesinde, yönetim kurulu üyelerinin kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat etmedikleri takdirde zarardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir Sorumluluğun söz konusu olabilmesi için de öncelikle bir zararın doğması şarttır. Zarar meydana gelmiş ise, yöneticilerin kusursuzluğunu ispat etmesi gerekir. Kusursuzluğun ispatı da genel hükümlere tabidir. Bu hali ile ispat külfeti açısından değerlendirildiğinde ters çevrilmiş bir kusur sorumluluğundan söz etmek mümkündür.Dolayısıyla yönetim kurulu üyelerinin sorumlulukları anılan yasa maddelerine göre belirlenmelidir. 6762 sayılı Kanun'un sistematiğinde yönetim kurulu üyelerinin zarardan sorumlu tutulabilmeleri için bu görevlere göstermelik olarak atanıp atanmadıklarının veya bağımsız karar alma yetkilerinin bulunup bulunmadığının tespitinin gerektiğine dair bir düzenleme bulunmadığı gibi ne şekilde görevde olduklarının ve bunun sonucu olarak tüzel kişi hissedarları temsil edip etmemelerinin de bir önemi yoktur. Yönetim kurulu üyeleri kusur ve sorumluluklarının bulunmadığını ispat etmedikleri takdirde zarardan sorumludurlar. Yönetim kurulu üyeleri, ancak kendilerine bir kusur izafe edilemeyeceğini kanıtlayarak bu sorumluluktan kurtulabilirler. Dosya kapsamına sunulan İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin  2013/34 Esas (Kapatılan Kadıköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2010/234 Esas sayılı dosyası bozma üzerine 2013/34 Esasına kaydedilmiştir ) ve 2013/282 Karar sayılı dosyasında  yapılan yargılama sonunda davalı ...nin, davacı ...Şti'ne 195.959 TL demirbaş teslim ettiği; buna karşın 2.020.000 TL tutarında düzenlenen fatura karşılığı malzemenin davacı ... Şti tarafından teslim alındığının ispatlanamadığı, faturaların usulsüz olduğu ve stok açığını kapatmak amacıyla düzenlendiği, bu sebeple davacı ... Şti'nin  2.020.015-195.959=1.824.056 TL'yi isteme hakkı olduğu belirtilerek 1.824.056 TL'nin  ve 150.000 TL cezai şartın davalı ...nden tahsiline karar verilmiş, verilen karar temyiz incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.Somut olayda davacı şirketin kaydi stokları ile fiili stokları arasında uyumsuzluk olduğu kesinleşen mahkeme kararı ile sabittir. Bu durumda davacı şirketin kaydi stokunun dayanakları hakkında şirket ticari defterleri üzerinde mali müşavir bilirkişi tarafından geriye dönük inceleme yapılarak, karşılığında bir ödeme yapılıp yapılmadığı tespit edilerek stok kayıtlarının gerçek olup olmadığının incelenmesi ve sonucuna göre davacı şirketin bir zararı bulunup bulunmadığı hakkında değerlendirme yapılması gerekirken mahkemece eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olmuştur.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. <br>KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca  kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.25/02/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"90273f5587b712cd","SID":"46c877930f5e8c6c"}}