{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1663 <br>KARAR NO:2025/296<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:22/04/2021<br>NUMARASI:2017/962 E. -  2021/463 K. <br>DAVA:Hisse Devrinin İptali, Tescili ve Tazminat <br>Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl ve birleşen davaların reddine dair verilen karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Asıl davada davacı vekili, asıl dava dilekçesinde özetle; müvekkili davacının Almanya'da ikamet ettiğini, ... Şirketi'nin sahibi olduğunu,  bu şirketin Türkiye sınırları içinde rüzgar enerjisi ile elektrik üretimi yapabilmeye yönelik toplamda 50mgw lisansı ve ruhsatı bulunan bir firma olduğunu, 1 mgw lık elektrik üretimi için öngörülen muayyen bedelin yaklaşık 3.000.000,00 TL olduğunu,  davalı ...'a, o dönem EPDK'da danışmanlık görevini yaptığı ve enerji piyasasında tecrübeli olması sebebi ile güven duyulduğunu, şirketin olağan işlerini yürütebilmesi için vekaletname verildiğini,  verilen vekaletname ile  davcının  talimatı çerçevesinde olağan işlerin yapılması hususunda kendisi ile anlaşılıp yetki verildiğini, daha sonra anılan vekaletnamenin yetersiz olduğunu bildiren bu  davalının daha geniş yetkileri barındıran bir vekaletname daha talep ettiğini, davacının bu davalıya  güvenerek gereğini yerine getirdiğini, verilen yetki ile olağan işlemleri yapması düşünülen bu davalının davacının tek hissedarı olduğu şirketin tüm hisselerini diğer el ve işbirliği içerisinde hareket ettiği davalılara, bu davalıların da beraber hareket ettikleri davalı ... satış göstermek sureti ile devir ettiklerini, davacının bu durumu  ...den öğrendiğini, davalı ...'ın  vekalet yetkisini kötüye kullandığını,  kendisine bu yönde herhangi bir talimat verilmemesine rağmen şirket hisselerini el ve işbirliği yaptığı, ...'nin ortağı ve yetkilisi olduğu   davalı  ... şirketine ve  davalı ...'a devrettiğini,  akabinde de davalı ... göstermelik bedelle devredildiğini, ilk devir anında pay karşılığı sermaye bedelinin 50.000,00  TL olduğunu, şirketin gerçek değerinin, mevcut lisans sebebi ile 3.000.000 TL'sından fazla olduğunu, davalıların da bir arada,  bahsi edilen lisansın varlığından haberdar olduğunu,  hisse devirlerini gerçekleştirdikten sonra sermaye artırımına gittiklerini, davalıların el ve işbirliği içerisinde firmanın hisselerini düşük bedel göstererek ve  müvekkiline hiç bir bedel ödemeyerek satış gibi göstererek el koyduklarını, davalıların el ve işbirliği içerisinde şirkete el koyduğunu, davacının ülke dışında olmasından faydalanarak işlemi gizlediklerini, davalıların beraber el ve işbirliği içerisinde hareket ettiğini, davacının  verdiği vekalet yetkisinin kötüye kullanılarak zarara uğratıldığını,  davalıların davacıya bir bedel de ödemediğini ileri sürerek,  davalılara yapılan devir işlemlerinin iptali ile eski haline getirilmesine,  tüm şirket hissesinin davacı adına tesciline bu talebin kabul görmemesi halinde şu an için belirsiz olan davacı zararının hesaplanarak şirket hisse devirlerinin iptali mümkün bulunmadığı takdirde, fazlaya ilişkin haklarımız mahfuz kalmak kaydıyla 1.000,00 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Asıl davada davalılar  ... Şti. Ve ... vekili, savunmasında özetle; davacı iddiasının aksine davaya konu şirketin hali hazırda  Türkiye'de rüzgar enerjisi ile elektrik üretimi yapılmasına yönelik olarak .... 'lik ne de ... 'lik lisansı ya da ruhsatı  olmadığını, davacının dava değerini 10.000,00 TL göstermişken ve netice-i talep kısmında 1.000,00 TL talep ederek, hangi davalıdan ne miktarda ne bedeli istediğini ve ayrıştırmaları yapmaksızın istediğini, davanın  davalı ... bakımından husumetten reddi gerektiğini, ...'nin  davalı.... Şti.'nin ortağı ve yetkilisi olduğunu, hisse devrinin davalı ... şirketine yapıldığını,  davalı ...'nin  dava dışı şirketin hisselerinin bir kısmını dahi devir almadığını, müvekkili davalı şirkete, hisse devrinin usulüne uygun olarak ve bedeli ödenmek suretiyle yapıldığını,  davalının iyi niyetli olduğunu, dava dışı şirketin 30.000,00-TL'ye tekabül eden 30 adet hissesinin 12/05/2015 tarihinde davacıdan satın alındığını, sözleşme yapılarak İstanbul Ticaret Odasına da gerekli kayıt ve prosedürlerin tamamlandığını, davacının davalı ...'ı Antalya ... Noterliğinin 25/02/2015 tarihli ve ... yevmiye numaralı  vekaletnamesi ile  \"şirket hissesi devretme \" yetkisi verdiğini,  şirket hisse/pay devrinin usulüne uygun vekaletnameye dayandığını,  devir bedellerinin de vekaletteki yetkiye dayanarak vekil ...'a ödendiğini,  davacının diğer davalı ... aradan 1 yıldan fazla zaman gectikten sonra 28/09/2016 tarihinde azlettiğini, devir tarihinden önce şirketin sermayesinin 50.000,00 TL olduğunu,  şirketin herhangi bir ruhsat yada lisansı yada başvurusu da olmadığını, dava dışı şirketin 12.06.2015 tarihinde Bakanlık temsilcisi huzurunda yapılan olağanüsti genel kurul  toplantısında şirket sermayesinin 50.000,00 TL'den 6.500.000,00-TL'ye çıkarıldığını, iş bu sermaye arttırımının EPDK'nın 09/04/2015 tarihli ve  5556 sayılı Kararının gereği olup, davacının hiçbir dahili ya da sermaye katkısı da olmadığını,  EPDK'nın  32380407-110.01,01.01 sayılı yazısından da görüleceği üzere dava dışı şirketin  adına rüzgar enerjisine dayalı elektrik üretimi için herhangi bir ön lisans veya lisansı da bulunmadığını, şirket hisseleri devralındığında dava dışı ... AŞ bilançolarından da görüleceği üzere  borca batık olduğu, hiçbir lisansının veya ruhsatının olmadığı,  sermayesinin ön lisans basvurusuna dahi uygun olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Asıl davada davalı ... vekili, savunmasında özetle; davacı iddiasının aksine davaya konu şirketin hali hazırda  Türkiye'de rüzgar enerjisi ile elektrik üretimi yapılmasına yönelik olarak ... 'lik ne de ... 'lik lisansı ya da ruhsatı  olmadığını, davacının dava değerini 10.000,00 TL göstermişken ve netice-i talep kısmında 1.000,00 TL talep ederek, hangi davalıdan ne miktarda ne bedeli istediğini ve ayrıştırmaları yapmaksızın istediğini, müvekkilinin dava dışı şirketin 3.900.000,00 TL'ye tekabül eden 3900 adet hissesini 05.06.2017 tarihinde davalı ... şirketinden  satın aldığını, hisse devrinin usulüne uygun olarak ve bedeli ödenmek suretiyle yapıldığını,  davalının iyi niyetli olduğunu, müvekkilinin diğer davalılarla organik bağı da bulunmadığını, davalı ...'ı da tanımadığını, devir tarihinden önce şirketin sermayesinin 50.000,00 TL olduğunu,  şirketin herhangi bir ruhsat yada lisansı yada başvurusu da olmadığını, dava dışı şirketin 12.06.2015 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul  toplantısında şirket sermayesinin 50.000,00 TL'den 6.500.000,00-TL'ye çıkarıldığını, iş bu sermaye arttırımının EPDK'nın 09/04/2015 tarihli ve  5556 sayılı Kararının gereği olup, davacının hiçbir dahili ya da sermaye katkısı da olmadığını,  EPDK'nın  32380407-110.01,01.01 sayılı yazısından da görüleceği üzere dava dışı şirketin  adına rüzgar enerjisine dayalı elektrik üretimi için herhangi bir ön lisans veya lisansı da bulunmadığını, şirket hisseleri devralındığında dava dışı ... AŞ bilançolarından da görüleceği üzere  borca batık olduğu, hiçbir lisansının veya ruhsatının olmadığı,  sermayesinin ön lisans basvurusuna dahi uygun olmadığını, davacı iddialarının yanıltıcı nitelikte olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Asıl davada davalı ... vekili, savunmasında özetle;davalı ...'ın 15 yılı aşkın bir süredir enerji piyasalarında çalıştığını,  10 yıl da  EPDK'da enerji uzmanı olarak görev yaptığını,davacının eşinin kardeşi olan ...  ile müvekkilinin  rüzgar enerjisine dayalı proje geliştirmek amacıyla kurulan ... AŞ'ye ilişkin olarak danışmanlık hizmeti vermek üzere anlaştığını, bu anlaşma kapsamında,  davalı ...'ın  şirkete ı danışmanlık hizmeti vermeyi üstlendiğini, ...'in  yaşadığı finansal sorunlardan ve hakkında başlatılan icra takiplerinden çekindiğinden yatırımlarını genel olarak yakın çevresindeki kişiler üzerinden devam ettirdiğini,  bu kapsamda, ilk başta şirketin kurucu pay sahibinin ... olduğunu,  daha sonradan ...’in kardeşinin eşi olan davacıya devredildiğini, davacının aynı zamanda 28.10.2014 tarihli  genel kurul kararıyla üç yıllığına şirketin tek yönetim kurulu üyesi olarak atandığını, şirketin sermayesinin üretim tesisi için EPDK tarafından öngörülen toplam yatırım tutarının en az yüzde 5'i (6.500.000 TL) tutarında olması, tesisin kurulacağı saha üzerinde mevzuat uyarınca son üç yıl içinde elde edilmiş en az bir yıl süreli standardına uygun rüzgâr ölçümü yapılmış olması  ve EPDK tarafından belirlenen tutarda banka teminat mektubu sunulması gerektiğini,  ancak...ve davacının  önlisans başvurusunda bulunulması için gerekli sermayeyi ve banka teminat mektubunu sağlamak için gerekli mali kaynağı bulamadığını, tam tersine şirket kirasını, vergileri ve diğer borç ve giderleri ödeyemeyecek derecede borca batık hale geldiklerini,  davalının sunduğu hizmetlerden dolayı davacı veya ...'den herhangi bir ücret alamadığını, aksine şirketin sermayesinin ödenmesi ve borçlarının karşılanması için ... ve şirket ortaklarına ödünç para verdiğini, ancak bu ödünçlerin geri ödemesinin de  yapılmadığını,  şirketin mevcut finansal durumu ve ortaklık yapısıyla önlisans başvurusuna hazır hale getirilmesinin mümkün olamayacağının anlaşılması üzerine, davacının  25/02/2015 tarihli  vekaletnameyi  verdiğini, şirketteki paylarının üçüncü kişilere devredilmesi konusunda müvekkili davalıyı özel olarak yetkilendirdiğini, piyasada yaptığı araştırmalar sonucunda davacının şirketteki paylarının devralınması konusunda diğer davalılar ... ve ... Şti. ile anlaştığını, davacının da onayıyla şirketin devir tarihine kadarki tüm borçlarının üstlenilmesi karşılığında şirket paylarının % 60'ının davalı ... Ltd. Şti’ne, % 40'nın ise ... 12.05.2015 tarihinde devrettiğini,  şirket paylarının devrinden sonra şirketin yeni ortaklarının EPDK’ya önlisans başvurusunda bulunabilmek için şirketin sermayesini EPDK tarafından öngörülen yatırım tutarının % 5’ine tekabül eden 6.500.000 TL’ye çıkardığını, bu tutarın dörtte biri olan 1.600.000 TL'yi nakit olarak şirkete aktardığını, şirketin yeni ortakları, ayrıca beher kurulu güç olan 10 (MW)’a karşılık 500.000 TL teminat mektubu temin ettiğini,  diğer gerekli belgelerle birlikte EPDK’ya önlisans başvurusunda bulunduğunu,  bütün bu devir sürecinin o dönemde şirketin tek ortağı ve tek yönetim kurulu üyesi olan davacının onayı ve katılımıyla gerçekleşmesine rağmen, davacının  şirketin yeni ortaklarının şirkete yaptıkları büyük yatırımlarından haksız bir yarar elde edebilmek için devir tarihinden iki yıldan daha uzun bir süre geçtikten sonra hiçbir temeli olmayan kötüniyetli olarak  bu davayı ikame ettiğini,  davacının, davalının  payları devretme konusunda yetkili olmadığına yönelik iddiasının tamamen gerçek dışı olduğunu, davacının vekaletnamede yer alan yetkileri bilinçli olarak verdiğini,   25/02/2015 tarihli söz konusu vekâletnamede,  davalı ...'ın yanısıra, davacının eşinin kardeşleri ... ve ...'in de vekaletname kapsamında belirlenen yetkileri münferiden kullanmakla yetkilendirildiğini,  bu şekilde, davacının eşi ve eşinin kardeşine de aynı yetkileri içeren bir vekaletname düzenlenmesinin davalının bahis konusu vekaletnamenin verilmesi konusunda davacıyı yanıltması gibi bir durumun mevcut olmadığını gösterdiğini, davacının notere giderek bizzat vermiş olduğu vekaletnamenin içeriğinden haberdar olmadığı iddiasının ciddiye alınır bir yönü bulunmadığını, davacı da bu iddiasını kanıtlayıcı nitelikte hiçbir delil sunamadığını,  davacının tek yönetim kurulu üyesi olarak şirketin yönetiminden ve temsilinden tek başına sorumlu olduğu düşünüldüğünde, davacının, paylarının devrinden iki yıldan daha uzun bir süre boyunca haberdar olmamasının mümkün  olmadığını,  gerçekten de söz konusu pay devrinden sonra Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde şirkete ilişkin muhtelif sebeplerle dört farklı kararın ilan edildiğini, şirkete yeni yönetim kurulu atanarak şirket işlerinin bu yönetim kurulu tarafından yürütüldüğünü,  iki yıldan daha uzun bir süre geçmesine rağmen dava tarihine kadar dava konusu pay devrine hiçbir şekilde itiraz etmemesi, şirketin yönetimine ilişkin hiçbir talep ve sorgulamada bulunmaması, davaya konu pay devri işleminin davacının bilgisi ve onayı dahilinde gerçekleştiğini kuşkuya yer vermeyecek şekilde ispatladığını, davacının iddiasının aksine  davacının şirketteki hisselerinin diğer davalılara devredildiği tarihte, taşınır taşınmaz herhangi bir malvarlığı, sermayesi, sınai mülkiyet hakkı bulunmadığını,  aksine davacının paylarının, üçüncü kişilerin alacakları ve kamu borçları sebebiyle şirketin borca batık bir haldeyken diğer davalılara devredildiğini, zararının  31.596,26 TL olduğu ve şirketin borca batık durumda olduğunu,  şirketin elektrik enerjisi üretim lisansı ve ruhsatına sahip olduğu iddiasının da gerçek dışı olduğunu, davacının hangi gerekçeyle gerçek olmadığı açıkça ortada olan böyle bir beyanda bulunduğunun anlaşılamadığını, şirketin sadece rüzgar enerjisiyle elektrik üretimi için EPDK’ya yapılmış bir önlisans başvurusu bulunduğunu,  bu başvurunun da pay devrinden sonra yeni ortaklarca şirket esas sermayenin 6.500.000,00-TL’ye çıkarılması ve 500.000 TL değerinde banka teminat mektubunun EPDK’ya teslim edilmesi sayesinde gerçekleştirilebildiğini, bu önlisans başvurusunun, diğer 1.005 adet önlisans başvurusu ile birlikte, EPDK önünde sonuçlanmayı beklediğini, önlisans alacak şirketlerin ise ne zaman yapılacağı henüz bilinmeyen ihaleler neticesinde belirleneceğini,  bu ihaleye girebilmek için şirketin yeni ortakları ...’lık önlisans başvurusunda bulunmuşsa da, bu başvurunun başarılı olabilmesi için öncelikle ...’a ... kapasite için toplamda 2.500.000 TL tutarında ilave teminat mektubunun sunulması ve ayrıca yapılacak ihalenin de kazanılması gerektiğini,  dolayısıyla mevcut ortakların, önlisans başvurusuna konu bölgedeki terör olayları da dikkate alındığında, ilave mali yükümlülüğe girip girmeyeceği, sonrasında ihaleyi kazanıp kazanamayacağı tamamen belirsiz olduğunu, bu noktada belirli olan tek hususun ... Enerji’nin devredilmemiş olması ihtimalinde, önlisans başvurusunda bulunmasının dahi imkânsız olduğu hususu olduğunu,  davacının, bilgisi ve onayı olmadığını iddia ettiği pay devri nedeniyle uğradığı zararın varlığı ve miktarını da  ispatla mükellef olduğunu,  buna rağmen davacı dilekçesinde, pay devri nedeniyle zarara uğradığını iddia etmekle yetindiğini,  iddialarını somutlaştırma ve ispat yükü çerçevesinde, talep konusunu haklı kılmaya elverişli başka hiçbir bilgiye yer vermediğini, davacının devirden kaynaklı uğradığı bir zarar bulunmadığından tazminat talebinin de yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Birleşen davada davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/962 Esas sayılı dosya ile dava dışı ...  AŞ'nin ortaklarına yöneltilen davanın derdest olduğunu, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başvacılığının 2018/5786 nolu derdest soruşturma dosyasında bilirkişi raporunda hisse devri işleminin hayatın olağan akışına aykırı olduğunun belirtildiğini, şirketin faaliyete geçtiğinde yıllık gelirinin 11.190.000,00 USD olacağının hesaplandığını, salt yatırım bulmak amacıyla vekalet verilmiş olan ... ve akabinde hisse devri yapılanların  dürüstlük ve iyi niyet kurallarını ihlal ederek müvekkiline ait şirketi yok pahasına el koyduklarını, şirket gerçek değerinin oldukça altıda hisse devirlerinin yapıldığını, davalıların firmanın hisselerini düşük bedel göstererek ve müvekkiline hiçbir bedel ödemeyerek işlemleri satış gibi göstererek şirkete el koyduklarını, davalı şirketin de payları devraldığını, iyi niyetli olmadığı ileri sürerek,  hisse devrinin iptaline ve hisselerin davacı adına tesciline, hisse devrinin olanaksız olması halinde kısmi davanın kabulü ile şimdilik 1.000,00 TL tâzminatın davalıdan tahsiline, dosyanın derdest İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/9628. sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davalı ... Şirketi vekili, savunmasında özetle; müvekkili şirketin, birleşme talep edilen dosyadaki davalılar ile ... ile birlikte iş birliği yaparak şirketin tüm hisselerini ele geçirdiğinin iddia edildiğini, ancak işbu iddiaların, tümüyle mesnetsiz ve kötü niyetli olduğunu, haksız bir şekilde gelir elde etmeye yönelik olduğunu, davalı müvekkilinin dava dışı  ... AŞ'ye ait hisseleri, Üsküdar 12.Noterliğinin 22.06.2018 tarih ve ... yevmiye numaralı senede bağlanmamış anonim şirket pay devri ile  65.000,00 TL nominal değerli 40 adet sermaye payına isabet eden 2.600,000,00 TL'lik payını 360,000  USD bedelle ...'dan; Üsküdar 12.Noterliğinin 25.06.2018 tarih ve ...  yevmiye numaralı senede bağlanmamış anonim şirket pay devri ile 60 adet sermaye payına isabet eden 3.900,000,00 TL'lik payı ise 540.000,00 USD bedelle ...'ndan devraldığını,  bu sebeple davalının asıl dosyadaki davalılar ile  bağı olmadığını, davacının vekalet verdiği ve bu vekaleti kötü niyetli kullandığını iddia ettiği ...'ı tanımadığını, hukuki ya da organik bir bağ bulunmadığı gibi tarafların arasındaki vekalet ilişkisinin kapsamı, neden ve ne için verildiğine dair müvekkili şirketin hiçbir bilgisi de  bulunmadığını, müvekkilinin hisseleri iyi niyetli 3. kişi sıfatıyla bedellerini ödemek suretiyle devraldığını, müvekkilinin ...ve diğer eski hissedarlarla birlikte kötü niyetli bir şekilde hareket ettiğine dair somut herhangi delil yer almadığı gözetildiğinde, iyi niyetli üçüncü kişi konumunda yer alan müvekkili şirket aleyhine açılan iş bu haksız davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"... Dava, asıl ve birleşen davalarda, davacının dava dışı ... A.Ş'deki hisselerinin davacı tarafından davalı ...'a verilen 25/02/2015 tarihli vekaletnamenin kötüye kullanılması sebebiyle 12/05/2015 tarihinde yapılan pay devir sözleşmesinin iptaline, olmadığı taktirde şirket değerinin tespiti ile davalılardan tahsili talebine ilişkindir.Davacı, dava dışı ... A.Ş'nin hisselerine sahip olduğunu, davalı ...'a 25/02/2015 tarihli şirket hisse devir alma yetkisi verdiğini, davalı ...'ın vekaletname yetkisini kötüye kullanarak dava dışı ... A.Ş'yi davalılar ile anlaşarak devrettiğini ve devir sebebiyle tarafına herhangi bir bedel ödenmediğini beyanla asıl ve birleşen dosyada davalılara yapılan hisse devir işleminin iptali ve şirket hisselerinin tarafına tesciline, mümkün olmadığı taktirde şirketin değerinin tespiti ile tarafına ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davaların açıldığı tarihte yürürlükte bulunan usul hükümleri doğrultusunda yazılı yargılama usulüne tabi olarak oluşturulan tensibe istinaden yargılamaya başlanmış yöntemine uygun ön inceleme duruşması açılarak öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, hukuki ihtilaf noktaları belirlenmek suretiyle tahkikat aşamasında deliller toplanmış, bilirkişi raporu alınmış, yargılama sırasında 28/02/2018 tarihinde kabul edilen 7101 sayılı kanunun 61. Maddesi ile 6102 sayılı T.T.K.'nın 4. Maddesinin 2. Fıkrasının değiştirilmesi sebebiyle basit yargılama usulüne geçilerek dava sonuçlandırılmıştır. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı 2018/5786 CBS soruşturma dosyası uyap üzerinden , Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Elektrik Piyasası Dairesi Başkanlığı'ndan rüzgar enerjisine dayalı elektrik üretimi önlisans veya lisans evrakları bilgisi, ... A.Ş'nin devir tarihi olan 12/05/2015  tarihindeki hisse değerlerinin ne olduğu konusunda ilgili kayıtlar tetkiki ile Antalya ...Noterliği'nden onaylı evrak örnekleri celp edilmiş, bilirkişilerden tarafların tüm iddia ve savunmaları çerçevesinde rapor düzenlenerek, Şirketin devir tarihindeki satış değeri ile dava tarihindeki satış değerinin ne olduğu ,şirketin devir tarihinde borca batık olup olmadığının, şirketin mevcut bir borca karşılık devir edilip edilmediğinin , şirketin devrine karşılık davacı tarafa ödeme yapılıp yapılmadığı hususlarında konunun uzmanlık gerektiren noktalarının tamamlanması için bilirkişi  heyet raporu alınarak dava sonuçlandırılmıştır.14/07/2020 tarihli bilirkişi heyet raporunda özetle \"...Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelerin incelenmesi, Sayın Mahkemece bilirkişi heyetine verilen görev ile sınırlı olarak mezkûr surette tahakkuk eden değerlendirme neticesinde; Defterlerin Usulüne Uygun Tutulup Tutulmadığı Yönünden; Tacir olan dava dışı ... A.Ş.'nin incelenen 2014-2015-2016-2017 ve 2018 yılına ilişkin ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin süresinde yapıldığı, TTK ve VUK hükümlerine göre usulüne uygun tutulduğu, Davalı davalı ... ŞTİ.'nin incelenen 2015 yılına ilişkin ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin süresinde yapıldığı, TTK ve VUK hükümlerine göre usulüne uygun tutulduğu,İncelenen dava dışı şirket kayıtlarında, hisse devirir gerçekleştiği 2015/Mayıs ayında rayiç değerinin 1.602.472,26 TL iken, bu öz kaynağı oluşturan kaynak tutarın ise şirketin ortağı ... isimli şirketten olan, bu alacağın da sermaye artırımı sırasında banka hesabına yatıp tekrar çekilen 1.612.500 TL H sermaye taahhüt borcu bedeli olduğu, Eylül 2017 dava tarihindeki ... rayiç değerinin ise 1.569.705,89 TL olup, şirketin aktifinde bu kaynağı oluşturan varlığın şirket ortaklarından ...'nın şirkete olan 1.612.500TL borcu ile diğer ortak ...'ın 45.000 TL alacağı arasındaki fark olan 1.467.100 TL olduğu, gayri faal olan şirketin başkaca bir varlığının bulunmadığı,Hisse devrinin yapıldığı Mayıs 2015 döneminde ortaklara olan 10.400 TL borç hariç olmak üzere şirketin borcunun bulunmadığı, yine ortaklar hariç olmak üzere alacağının da bulunmadığı, şirketin devrine karşılık davacı tarafa herhangidir ödemeye rastlanmadığı gibi, hisse devirlerinin şirketten bağımsız olarak eski, yeni ortaklar arasında gerçekleşmesi itibarıyla şirket kayıtlarında şen almasının da beklenemeyeceği, Şirket devrinin usulüne uygun bir vekaletnameye dayanıp dayanmadığı konusunda ise, ; İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2018/5786 Soruşturma No.lu Dosyasından kovuşturmaya yer olmadığı kararının verildiğinin görüldüğü, bu konudaki değerlendirmeni dosya kapsamındaki diğer belge ve bilgilere göre Sayın Mahkemeye ait olacağı, Diğer taraftan, dosya kapsamına gelen müzekkere cevaplarında EPDK yazısında, ...'un, dava tarihinden sonraki bir tarih olan 19.07.2018 tarihinde sermaye artırımı dahil birtakım şartlarını yerine getirmek suretiyle Ön lisans aldığı bildirilmektedir. Az yukarıda ifade edildiği gibi, ELEKTRİK PİYASASI LİSANS Yönetmeliği'nin 17. Maddesi hükmüne göre ön lisans süresi içerisinde tamamlanması gereken iş ve işlemler oldukça çeşitli ve kapsamlıdır. Teknik heyet üyemizce ön lisansı alınan projenin şirkete değer katabilmesi için, Projeye değer katan özellik olarak ... mekanizması üzerinden satacak olması sebebiyle, ancak bunun içinde ilgili projenin 31.12.2020 tarihinden önce işletmeye girmesi gerektiği, bu şartlara sahip olması halinde yatırım maliyetleri de göz önünde bulundurularak tesisin Lisans bedeli yapılan araştırma neticesinde piyasa koşullarında ... başına 125.000 USD olarak değerlendirilebileceği, aksi durumda şirketin bir değerinin olmayacağı mütalaa edilmiştir....\" yönünde tespit ve görüş bildirmiştir.Bilindiği üzere, Borçlar Kanununun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 sayılı Borçlar Kanununun 390.) maddesinde aynen; \"Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.\" hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır.(Konya BAM 3. HD. 2021/238 Esas 2021/294 Karar sayılı ilamı) Her ne kadar davacı, dava dışı ... A.Ş'deki hisselerinin davalı ... tarafından vekalet ilişkisinin kötüye kullanılması sebebiyle devredildiğini, yapılan devir işleminin muvazaalı ve hukuka aykırı olduğunu, dava dışı şirketin devir tarihi itibariyle 30 mw rüzgar enerjisi lisansına sahip olduğunu ve bu sebeple şirket değerinin çok yüksek olduğunu, şirketin devir sebebiyle tarafına herhangi bir bedel ödenmediğini beyan ve iddia etmiş ise de; dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları, davacı ve davalı tarafından sunulan bilgi ve belgeler, EPDK müzekkere cevapları ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında dava dışı ... A.Ş'nin hisse devir tarihi itibariyle herhangi bir enerji lisans anlaşmasının veya lisansının bulunmadığı, dosya kapsamındaki EPDK müzekkere cevapları dikkate alındığında davacı tarafça şirketin değerine ilişkin ... Projesi ön lisansının davacının iddiasının aksine 19/07/2018 tarihinde alındığı anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle dava dışı ... A.Ş'nin ... Projesi ön lisansı 12/05/2015 tarihli hisse devir sözleşmesinden ve 07/09/2018 dava tarihinden sonradır. Bu nedenle devir tarihinde mevcut bulunmayan bir lisansın şirkete değer katacağının düşünülmesi mümkün olmadığından ... Projesi ön lisansına ilişkin davacı taraf iddia ve taleplerinin dosyanın esas ve sonuca etkisi bulunmadığından dikkate alınmamıştır.Dosya kapsamında davacı tarafça davalı ...'ın 25/02/2015 tarihli şirket hisse devir alma vekaletnamesini kötüye kullandığını sıl ve birleşen dosya davalıları ile muvazaalı işlem yaparak dava dışı ... A.Ş'nin davalılara devrini sağladığını beyan etmiş ise de; 25/02/2015 tarihli şirket hisse devir alma vekaletnamesi incelendiğinde davacı tarafından davalı ...'a şirketin devrine ilişkin açık, özel ve münferiden yetki verildiğinin anlaşılmaktadır. Davacı ... tacir olup, TTK 18/2 maddesi gereğince basiretli bir tacir gibi hareket etmesi gerekmektedir. Davacı ... tarafından 25/02/2015 tarihli şirket hisse devir alma vekaletnamesi inkar edilmemekte olup sadece davalı ...'ın vekaletname yetkisini kötüye kullandığı iddia edilmektedir. Davacı taraf bu iddiasını ispatla yükümlü olup dosya kapsamında davalı ...'ın vekalet ilişkisini kötüye kullandığına ilişkin herhangi bir delilin sunulmadığı, davalı ... tarafından yapılan işlemlerin 25/02/2015 tarihli vekaletnameye uygun olduğu anlaşıldığından davacının davalı ...'ın vekalet yetkisini kötüye kullandığına ilişkin talep ve iddialarına itibar edilmemiş, anılan gerekçelerle asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı reddine karar verilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.\" gerekçesiyle, asıl ve birleşen davaların reddine, karar  verilmiştir.Bu karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Asıl ve birleşen davalarda davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davanın konusunun  davacının dava dışı ... AŞ hisselerinin hukuka uygun ve gerçek piyasa rayiç değeri ile davalılara devredilip devredilmediği ile ilgili olduğunu,   gerekçe olarak vurgulanan durumun aksine, devir tarihi itibariyle müvekkilinin hissedarı olduğu şirketin henüz bir ... Lisansı sahibi olmadığının tartışmasız olduğunu, davada araştırılması gereken esas hayati konunun ''Hisselerin devrine kadar müvekkilin hissedarı olduğu şirketin ön lisans başvurusu için yapmış olduğu masraf, yatırım ve çalışmaların şirketin hisse kıymetine katmış olduğu ek değer'' olduğunu, bu hususun, tüm ısrarlı itiraz ve açıklamalarına rağmen  mahkeme ve bilirkişilerce hiç değerlendirilmediğini, dava konusu hisseler, şirketin resmi defter kayıtlarından başka herhangi bir malvarlığı değeri yokmuş, alelade bir anonim şirket hissesi gibi değerlendirilerek karar tesis edildiğini, şirketin rüzgar enerjisi üretim lisansı almak ve öncelikle bu konuda ön lisansa başvuru çalışmalarını yapmak amacıyla asgari sermaye ile kurulmuş bir şirket olduğunu, EPDK'nın 09.04.2015 tarihinde lisans şartlarını ilan ettiğini, bu şartların en önemlisinin aralıksız bir yıl süre ile rüzgar ölçümünün yapılması ve çıkan sonuçların EPDK’ ya anlık olarak (sim kart bağlantısı ile) bildirilmesi olduğunu, şirkletin arazileri kiralayarak ölçüm direği dikip sözkonusu ölçümleri yaptığını,  ölçümler beklenenin üzerinde verimli çıktığını, en önemlisi ise lisans başvurusu için bu ölçümlerin sadece şirket  tarafından yapıldığından, lisans için münhasır bir tekel hakkı elde edildiğini,  bunun manasının, sözkonusu  50 megawat lisans için başka bir firmanın müracaat edemeyeceği olduğunu, dolayısıyla, ... AŞ'nin lisans alınması için ön çalışmaları yapan tek firma olduğunu,  bütün bu hususların davalıların bu şirketin hisselerini almaları için tek sebep olduğunu,  hisse devrini müteakip tüm iş ve işlemlerin müvekkilinin hissedarı ve lisans için münhasır hak sahibi olduğu bu şirket üzerinden tesis edildiğini, bilirkişi raporunun sadece şirketin ticari defter ve kayıtları incelenerek kaleme alındığını, fakat, bu davadaki en önemli hususun; şirketin ve şirketin hissedarı davacının  abisi  ... tarafından ciddi çalışmalar yapılarak elde edilen  ön lisans başvuru masraf, yatırım ve çalışmaları ve bu lisansın hakkının münhasır olması, hisse devrinden sonra yapılan tüm iş ve işlemlerin de bu çalışmalar üzerine tesis edilmesidir ki, ihtilaf konusu olayda hayati önemi haiz olan bu hususun davanın devamı esnasında  gözardı edildiğini, bir şirketin gerçek hisse değerinin sadece ticari defter ve kayıtları ile değil, hukuken ve fiilen sahip olduğu hak, imkan ve imtiyazları da nazarı itibara alınarak belirlenmesi gerektiğini, aksi takdirde, sözkonusu şirket hisselerinin davalı ... tarafından diğer davalılara şirket borçlarının üstlenilmesi karşılığında bedelsiz devri değil, şirketin ödenmiş sermayesinden mahsup edilen borçtan kalan bir bakiyeyi alarak devri hatta, başkaca menfaatiniz yok ise borca batık bir şirketin hisselerini devralırken bedel ödemek yerine borçlar ve riskler devralındığı için alıcının bedel talep etmesi gerekirdi ki, bu şekilde bir hesap dahi yapılmadığını, hiç bir makul ve basiretli bir tacirin, sadece borcu olan bir şirketin hissesini başkaca bir menfaati olmadığı müddetçe bedelsiz dahi satın almayacağının  izahtan vareste olduğunu, asgari sermayeli yeni bir anonim şirket kurmak varken, risk ve taahhütlerini asla kesin olarak bilemeyeceğiniz bir şirketin hissesini almanın  hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,  bilakis, devralan kişinin, şirket hissesini tüm haklarının yanında, mükellefiyetleri ile de devraldığından, hiç olmazsa, borçları, ödenmiş sermayeden mahsup ettikten sonra bir bakiye kalıyor ise bakiye meblağın ödenmesi, bakiye kalmıyor ise bırakın hisse için bedel ödemeyi üstüne devir için bir bedel talep etmesi gerekeceğini,  bu sebeple, 12.05.2015 tarihinde yapılan hisse devri öncesi şirketin gerçek değerinin uzman bilirkişilerce tespiti gerektiğini, bu hisselere karşılık olduğu söylenen borçların varlığının ve miktarının devir (satış) için kabul edilebilir olup olmadığı, şirket hisselerinin, konusunda uzman, hukukçu ve şirketin de danışmanı olan davalı vekil ... tarafından,  (muvazaalı işlem ile) satış işlemi örtüsü altında alıcılara hibe mi yapılmış olduğunun belirlenmiş olacağını, şirketin hisse devri esnasındaki gerçek değeri nazar-ı itibara alındığında şirket hisselerinin hibe edilmiş olduğu ve bu devrin davalı ... tarafından kötü niyetle ve bizzat devralan tarafı da kendisi tespit ederek açıkça kötü niyetle yapıldığının  bariz olduğunu,uzman bilirkişilerce bu şirketin devir tarihindeki kıymetinin tespitini yaptırıldığında, şirketin gerçek değerinin asgari 7.500.000,-USD olduğunun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde tespit edebileceğini, diğer taraftan, bilirkişi raporunda da bahsedilen ve fakat hiç bir şekilde dikkate alınmayan EPDK'nın 17.05.2019 tarih, 24011 sayılı yazısından da anlaşılabileceği gibi, ... AŞ hisse devrinden 20 gün önce, rüzgar enerjisine dayalı elektrik üretim önlisans başvurusunda bulunmuş ve tek başvurucu olması nedeniyle önlisans ve daha sonra yapılan bütün yatırımlar konusunda münhasır hak sahibi olduğunu, işte bu hususun, davada gözardı edilen ve davalıların da bu şirket hisselerini almasına tek sebep olan konu olduğunu, davalı ... ve muvazaalı bir şekilde devir yaptığı diğer davalıların asgari sermaye ile kurulmuş ve sermayesine göre ciddi bir borcu olan ve tanımadıkları ve muhtemel risklerini bilemeyecekleri bir şirketin hisselerini devralmakta sakladıklarının kötü niyetleri olduğunu,  nitekim, hisseleri aldıkları aynı gün sermaye tezyidi yapılması ve bundan sonraki tüm lisans işlemlerini bu şirket üzerinden devam ettirmelerinin de  bu hususu hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ispat ettiğini,  davalı vekil ...'ın, EPDK’da üst düzey yönetici olarak çalışmış bulunan bir hukukçu ve şirketin danışmanı olarak, şirketin devir anındaki durumunu en iyi şekilde takdir edebilecek ve devredenin şirkete olan tüm borçları ile şirketin bugüne kadarki üçüncü kişilere olan tüm borçlarının ve vergi, resim ve harçların ödenmesi karşılığında bu hisselerin devredilemeyeceğini bilen bir kişi olduğunu,  hal böyle iken hisse devrinin bu şartlarla yapılmış olması açıkça dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu,  bu muvazaalı işlemin hükümsüz olduğunu, vekaleten hisse devir işlemini gerçekleştiren ... ile bu hisseleri devralan kişiler arasındaki ilişkiler incelendiğinde bu hususun daha da açıkça ortaya çıktığını,  nitekim, muvazaalı hisse devri ile aynı gün sabah saat 10.00 da genel kurul yapılması, hisseleri devrettiği iddia edilen ...’in bu genel kurulda Yönetim Kurulu faaliyet raporunu okuduğu, yani toplantıya Yönetim Kurulu üyesi olarak bizzat katıldığı, belirtilmiş olmasına rağmen, aynı gün yapıldığı iddia edilen hisse devrinin vekaleten davalı ... tarafından yapılmış olması da hayatın olağan akışına açıkça aykırı olduğunu,  ayrıca, savcılık soruşturması aşamasında alınan rapor ve ifadeler ile dosyadaki delillerin bu muvazaayı ispatladığını, kaldı ki, hisse devrilerinin  devredenin şirkete olan tüm borçları.... karşılığında hisse devrinin yapılabilmesi en azından iki koşulun birlikte olmasını gerektirdiğini, davalı ...'ın  şirket hisselerinin karşılığının şirkete olan borç ile takas edilebilme yetkisinin bulunmadığını, davacı ortağın  şirkete borcu olmadığı  gibi davalı  ...’ın da müvekkilinin borçlarını takas yetkisi bulunmadığını, bu nedenler ile de bu hisse devri sözleşmesinin geçersiz olduğunu,  diğer gözardı edilen diğer önemli bir hususun ise, anonim şirketlerde nama yazılı hisselerin devrinin şirkete karşı hüküm ifade ediebilmesi için, mutlaka hisse devrinin şirket yönetim kuruluna yazılı olarak bildirilmesi ve yönetim kurulunun bu pay devrinin kabulüne ve pay defterine kaydına karar verilmesi sonucu pay defterine kayıt olması olduğunu  (TTK 499/4),  ortaklıkla ilişkilerde sadece pay defterine kayıtlı bulunan kimse pay sahibi olarak kabul edileceğini,  pay defterinin, TTK 375/1 gereğince yönetim kurulu tarafından tutulduğunu, bu defterin tutulmasının yönetim kurulunun devredilemez ve vazgeçilmez görevleri arasında olduğunu, ancak, dava konusu olayda bu şartlar geçekleşmediği gibi, toplantıya katılmayan ve bu devirden ve toplantıdan haberi dahi olmayan  davacının toplantıya katıldığı ve “yönetim kurulu üyesi olarak olarak 2014 senesine ait yönetim kurulu faaliyet raporunu okuduğu” şeklinde açıkça gerçeğe aykırı bir karar alındığını,  davacının12.05.2020 tarihli genel kurula  asla katılmadığını, toplantı tarihinde hisseleri devralan davalıların  da asla yeni hissedar olmadığını, zira şirketin tek yönetim kurulu üyesi müvekkilinin  toplantı tutanağında imzası  olmadığını, Anonim şirketlerin genel kurul toplantılarının usul ve esasları ile bu toplantılarda bulunacak bakanlık temsilcileri hakkında yönetmelik  17.maddesine göre  genel kurul toplantılarında murahhas üyeler ile en az bir yönetim kurulu üyesinin hazır bulunması şart olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına, asıl ve birleşen  davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE:Asıl ve birleşen davalar, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı olarak anonim şirket hisse devri işleminin iptali, hisselerin davacı adına tescili, bunun kabul görmemesi hâlinde zararın tazmini istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiş; bu karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf  nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Asıl ve birleşen davada davacının, dava dışı ... AŞ'nin tek hissedarı iken davalı ...'ı Antalya ... Noterliğinin ... yevmiye numaralı, 25.02.2015 tarihli vekaletnamesi ile yetkilendirdiği, bu vekaletname ile  davacının  sahibi olduğu tüm şirketlerdeki hisselerini devretmeye bu davalıyı yetkili kıldığı, bu vekaletnamede davacının ayrıca dava dışı ... ile  ...'i de yetkili kıldığı anlaşılmaktadır.Davalı ...'ın ise bu vekaletnamedeki yetkiye binaen; davacının dava dışı şirketteki  30.000,00-TL.'ye tekabül eden 30 adet hissesini 12.05.2015 tarihli pay devir sözleşmesi ile devreden davacının şirkete olan tüm borçlarının ve vergi, resim harçlarının ödenmesi  karşılığında davalı ... şirketine  devrettiği, yine davacının dava dışı şirketteki  20.000,00-TL.'ye tekabül eden 20 adet hissesini 12.05.2015 tarihli pay devir sözleşmesi ile devreden davacının şirkete olan tüm borçlarının ve vergi, resim harçlarının ödenmesi  karşılığında davalı  ...'a   devrettiği görülmektedir. Bu hisse devirlerinin ardından dava dışı şirketin 12.06.2015 tarihli olağanüstü genel kurul  toplantısında şirket sermayesi 50.000 TL'den 6.5000.000 TL'ye çıkartılmıştır.  Daha sonra davalı ..., davalı ... şirketi ile imzaladığı 05.06.2017 tarihli anonim şirket hisse devir senedi başlıklı sözleşme dava dışı şirketin  39000 adede karşılık 3.9000.000,00 TL'lik hisseyi devraldığı,  bundan sonra ise,  asıl davalı ... ile birleşen davalı ... şirketi arasında Üsküdar ...Noterliğinin 22.06.2018 tarih ve ... yevmiye numaralı  ve senede bağlanmamış anonim şirket pay devri sözleşmesi ile  dava dış şirketin  65.000,00 TL nominal değerli 40 adet sermaye payına isabet eden 2.600,000,00 TL'lik payının 360,000  USD bedelle birleşen davalı tarafından asıl davalı ...'dan devralındığı, Üsküdar ...Noterliğinin 25.06.2018 tarih ve ...  yevmiye numaralı  ve senede bağlanmamış anonim şirket pay devri sözleşmesi ile  davalı şirketin dava dışı şirketin 60 adet sermaye payına isabet eden 3.900,000,00 TL'lik payını  540.000,00 USD bedelle asıl davalı ...'ndan devraldığı, Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nin 09.07.2018 tarihli ve 9616 sayılı ilanına göre buna göre, birleşen davalı ... Ltd. Şti.'nin dava dışı ... AŞ'nin tek hissedarı olduğu anlaşılmaktadır. Asıl ve birleşen davada davacı,  dava dışı... AŞ şirketin tek hissedarıyken  davalı ...'ın vekalet görevini kötüye kullanarak ve davalılarla işbirliği yapmak suretiyle, kendisinin zararına olarak hisse devrilerini gerçekleştirdiğini, davalıların işbirliği içinde olduğunu,  hisse devirlerinden bedel ödenmediğini belirterek yapılan hisse devirlerinin iptali ile hisselerin kendi adına tesciline, bu mümkün olmaz ise uğradığı zararın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Asıl ve birleşen davada davacı tarafından, asıl davalı...'a verilen vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddia edilmişse de, bu hususta dosya kapsamında bir delil bulunmamaktadır.Davacının hisse devri yönünden yetki vermemesi veya  belirli hisse miktarı yönünden vekaleti sınırlaması imkanı varken, herhangi bir şart veya kısıtlama içermeyen sırf hisse devri için vekalet vermiş olduğu,  dava dışı şirketin 07.11.2014 tarihinden itibaren tek hissedarı ve  ve tek yetkili ve tek  yönetim kurulu üyesi olan davacının davalıya verdiği bu yetkiye binaen yapılan 12.05.2015 tarihli hisse devirlerinden dava tarihi olan 07.09.2017 tarihine kadar  yani iki yılı aşkın bir süredir haberdar olmadığı iddiasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı dikkate alındığında vekalet görevinin kötüye kullanılmasından söz edilemeyecektir. Bu sebeple adı geçen davalının vekalet görevinin kötüye kullanıldığının ispatlanamadığı anlaşıldığından aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Öte yandan, davacının  davalı ...'ı  yetkilendirdiği Antalya ... Noterliğinin ... yevmiye numaralı, 25.02.2015 tarihli vekaletnamesinde ''... Şirket hissesi devretme: hissedarı bulunduğum bilumum unvanlı şirketlerdeki hisselerimi bir kısmını veya tamamını dilediği kişi veya kişilere dilediği bedel ve şartlarla devretmeye, devir bedellerini talep, tahsil, ahzu kabza, sulh ve ibraya ...'' ifadesi bulunmakta olup bu ifadeden davalı vekilin hisseleri dilediği  bir bedelde devretme konusunda yetkilendirdiği, davalının da devirleri bu kapsamda  davacının şirkete olan tüm borçlarının ve vergi, resim harçlarının ödenmesi  karşılığında davalı  ...'a   ve davalı ...şirketine yaptığı, vekaletin kapsamına  aykırı bir devrin söz konusu olmadığı anlaşıldığından, aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Asıl ve birleşen davalarda davacı, davalı ... dışındaki diğer davalıların ...  ile işbirliği içerisinde firmanın hisselerini düşük bedel göstererek ve  kendisine hiç bir bedel ödemeyerek satış gibi göstererek el koyduklarını,  kendisinin ülke dışında olmasından faydalanarak işlemi gizlediklerini ileri sürmekte olup davalıların haksız eylemde bulunduklarını iddia etmiştir. Ancak yukarıda da belirtildiği üzere, vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası ispatlanamadığı gibi,  diğer davalıların da bu hisse devirlerinde iş ve iş  birliği içinde  oldukları ve hisse devirlerinin muvazaalı olduğu  da ispatlanamamıştır. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup asıl ve birleşen davalarda davacı vekilinin ileri sürdüğü istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, asıl ve birleşen davalarda davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, asıl ve birleşen davalarda davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Asıl ve birleşen davalarda davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 1.112,20 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,3-Asıl ve birleşen davalarda davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 26.02.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"b0a3314d6b1e211c","SID":"27ad603e225f4841"}}