{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İZMİR <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>20. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t\t: 2022/818 <br>KARAR NO\t\t: 2025/273<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t\t: İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 31/10/2019 (Dava) - 19/01/2022 (Karar) <br>NUMARASI\t\t: 2019/1027 Esas - 2022/58 Karar<br>DAVA             \t\t: Tazminat<br>BAM KARAR TARİHİ\t: 20/02/2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 20/02/2025<br>İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19/01/2022 tarih ve 2019/1027 Esas - 2022/58 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;<br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: <br>DAVA:<br>\tDavacı vekili cevap dilekçesinde özetle; 28/01/2017 tarihinde vefat eden davacıların murisi ...'ın vefatından önce davalı bankadan 350.000,00 TL, 50.000,00 TL ve 310.000,00 TL olmak üzere 3 adet kredi kullandığını, her kredi için davalı sigorta şirketi tarafından hayat sigortası yapıldığını, murisin vefatından sonra sigorta şirketinin 350.000,00 TL miktarlı konut kredisini tazmin ettiğini, 50.000,00 TL ve 310.000,00 TL miktarlı kredilerin tazmin edilmediğini, ödememe sebebi olarak gösterilen murisin poliçe tanzimi sırasında sağlık durumuyla ilgili doğru beyan yükümlülüğüne uyumadığına ilişkin sebebin hukuka ve usule uygun olmadığını ileri sürerek, taraflar arasındaki murazanın men'ine, davacıların hayat sigortası poliçesinde yer alan teminat limitleri ve tutarlara temerrüt tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek avans faizi ile birlikte belirlenecek tutar kadar davalı bankaya borçlu olmadıklarının tespitine, vefat tarihi itibariyle poliçedeki teminat limiti toplam miktarı olan  350.209,28 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı sigorta şirketinden tahsili ile davalı bankaya ödenmesine, karar tarihi itibariyle davalı bankaya olan kredi borcunun tamamen sona ermiş olması halinde, vefat teminatları toplamı olan 350.209,28 TL kredi borcunun tamamen sona ermemiş olmaması halinde ise, bu tutardan kredi borcu düşülerek bulunacak tutarın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte sigorta şirketinden tahsili ile davacılara ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tCEVAP:<br>\tDavalı banka vekili cevap dilekçesinde; 310.000,00 TL teminatlı kredinin ticari kredi niteliğinde olduğunu, bu kredi yönünden görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olup, tüketici mahkemesinin görevsiz olduğunu, dain mürtehin sıfatı nedeniyle dava hakkının öncelikle müvekkili bankaya ait olup, davacıların dava ehliyeti bulunmaması nedeniyle davanın husumet yönünden reddinin gerektiğini, müvekkili bankanın acenta sıfatının varlığı nedeniyle husumet düşmeyeceğinden müvekkili yönünden pasif husumet nedeniyle de davanın reddinin gerektiğini, 350.000,00 TL konut kredisinin sigorta şirketi tarafından ödendiğini, 50.000,00 TL miktarlı kredinin 14/08/2017 tarihinde nakden para yatırılarak kapatıldığını, müvekkiline herhangi bir kusur izafe edilebilmesinin olanaksız olduğunu, davacıların murisinin bilgilendirme ve doğru beyan yükümlülüğüne aykırı hareket edip, hastalıklarını gizlemesi ve bu hastalıkların murisin vefatına sebep olması karşısında, davalı sigorta şirketinin davacıların tazminat talebini reddetmesinin yerinde olduğunu savunarak, ticari kredi yönünden görevsizlik kararı verilmesini, müvekkili bankanın acente sıfatıyla hareket etmesi nedeniyle pasif husumet yokluğu, davacıların dava açmasına muvafakat etmemesi halinde aktif husumet yokluğu ile davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı sigorta şirketi vekili cevap dilekçesinde; davacıların murisinin poliçenin düzenlenmesinden önce geçmişte bulunan rahatsızlıkları ile ilgili bildirimde bulunmayarak beyan yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle zararın teminat dışı kalması nedeniyle tazmin talebinin reddedildiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.  <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:<br>İlk derece mahkemesince; \"...davaya konu ticari kredi nedeniyle müteselsil kefil sıfatı bulunan davacıların murisi dava konusu poliçenin başvuru formunda yaklaşık 4 ay sonra ölümüne neden olan kalp hastalığını beyan etmediği, mahkememizce alınan bilirkişi raporunda; bildirimin gecikmeli olarak yapıldığı ve davalı sigorta şirketinin mahkememizdeki dava konusu sözleşme için cayma hakkını kullanmadığının kabul edilmesi halinde davalı sigorta şirketinin tazminatı ödemesi gerektiği dile getirilmiş ise de, her bir kredinin birbirinden bağımsız nitelikte krediler olup bir başka kredide yapılan bildirimin, bildirimde bulunulmayan kredi yönünden bildirilmiş gibi varsayılmasının mümkün bulunmadığı, davalı tarafın açık veya zımni biçimde dava konusu ticari kredi sözleşmesine bağlı poliçe yönünden bu bildirimi kabul ettiğine dair dosyada bir delil toplanmamakla davalı sigorta şirketinin cayma hakkını kullanmadığının kabul edilmesinin mümkün bulunmadığı, yine bilirkişi raporunda sigortalının sağlık durumu beyanında bilerek ve isteyerek yanlış cevap vermediğinin ancak önemli sağlık sorunu da beyan etmediğinin benimsenmesi halinde tarafların kusuru oranında indirim yapılabileceği belirtilmiş ise de, somut olayda davacıların murisinin sözleşmeden 10 yıl öncesinde başlayan ve ölüm riski taşıyan üstelik sözleşmeden sonra 4 aylık kısa bir süre içinde ölümüne neden olan ağır ve ciddi nitelikteki kalp hastalığını bildirmemiş olması karşısında, TTK'nun 1435 (1)maddesindeki; sigorta ettirenin, sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususların sigortacıya bildirmekle yükümlü olduğu, sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususların sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte olması halinde önemli kabul edileceği, sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususların aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılacağı, Hayat Sigortası Genel Şartlarının; sözleşmenin yapılması sırasındaki beyan yükümlülüğü başlıklı 2.2 maddesinde; doğru bilgi verme yükümlülüğü ile bu yükümlülüğe aykırı davranışların açıklanan müeyyideleri birlikte değerlendirildiğinde sigorta sözleşmelerinin iyi niyet sözleşmeleri olup, tarafların sözleşmenin kurulması aşamasında sözleşmeye etki edecek konularda birbirlerini aydınlatma yükümlülüğü altında bulundukları göz önünde tutulduğunda; murisin yasal yükümlülüklere aykırı olarak ölüme neden olabilecek ağırlıkta ve nitelikte uzun yıllar öncesine dayanan hastalığını davaya konu başvuru formunda bildirmemiş olması ve murisin ölüm nedeninin bildirmediği hastalıktan kaynaklanması nedeniyle bildirilmeyen hastalık ve ölüm nedeni arasında illiyet bağının varlığı nedeniyle kusurun paylaştırılmasının mümkün olmadığı, bildirim yapılmamasındaki kusurun bütününün davacıların murisine ait olduğu, buna göre açıklanan yasal düzenlemelerin zorunluluğuna rağmen davacıların murisinin davaya konu sigorta poliçesinin düzenlenmesi sırasında ölümüne neden olan hastalığını bildirmeyerek beyan yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle davalı sigorta şirketinin tazmin yükümlülüğünün bulunmadığı dikkate alınarak davalı sigorta şirketi yönünden davanın reddine, davacı tarafın davalı banka hakkındaki talebinin genel kredi sözleşmesi uyarınca kullandırılan kredinin bir bölümü veya tamamı nedeniyle borçlu olmadıkları değil, davaya konu hayat sigortası poliçesin gereğince ve bu poliçede yer alan teminat miktarınca ticari kredi borcu nedeniyle davalı bankaya borçlu olmadıklarının tespiti istemine ilişkin olup, poliçe alacaklarının davalı sigorta şirketinden tahsili ile davalı bankaya ödenmesine karar vermelerini talep etmeleri karşısında davalı bankaya borçlu olduklarını kabul eden ancak sigorta poliçesinin kredi borcunu karşılayacak olması nedeniyle kredi borcundan sorumlu olmadıkları iddiasında olan davacıların kredi borcu nedeniyle davalı bankaya karşı borçlu olmadıkları iddiasında bulunmamaları nedeniyle bu iddia ile dava açmalarında hukuki yararlarının bulunmadığı...\" gerekçesiyle Davalı ... ...Şirketi hakkında açılan davanın, REDDİNE, Davalı ... ...Şirketi hakkında açılan davanın, hukuki yarar yokluğu nedeniyle HMK nun 114(1)/h maddesinin yollaması ile HMK nun 115(2) maddesi uyarınca dava şartı yokluğu nedeni ile usulden REDDİNE karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:<br>Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, başvuru formunun sigorta şirketi tarafından genel işlem koşulu şeklinde hazırlandığını, tüketiciye okutmadan, bilgilendirme  ve aydınlatma yapılmadan toplu şekilde imzalattırıldığını, ortada geçerli bir başvuru formu olmadığını, müvekkillerinin murisinin daha önce sigorta şirketine kalp pili vardır şeklinde beyanda bulunduğunu, herhangi bir kastının olmadığını, bu nedenle kendisine kusur atfedilemeyeceğini, yerel mahkemenin bu yönde müvekkilinin murisine kusur atfetmesinin hatalı olduğunu, davalı sigorta ve  diğer davalı bankanın verdiği cevaplardaki kabul beyanlarına göre davacı müvekkilinin murisinin sağlık durumuyla ilgili beyan yükümlülüğünü 26/11/2016 tarihinde henüz vefat etmeden ve poliçe meriyette iken yerine getirdiğini, davacı müvekkillerinin murisinin vefat ettiği 28/01/2017 tarihinde devam eden üç ayrı hayat sigortası poliçesi içinde beyan yükümlülüğüne uygun davranıldığı ve sigorta şirketinin poliçeler için cayma hakkını kullanmadığının sabit olduğunu, bilirkişi heyet raporunda da tespit edildiği gibi davalı sigorta şirketinin 08/12/2016 tarihinden başlayarak cayma hakkını kullanmadığını, bu durumun cayma hakkının kullanılmasından açıkça vazgeçilmesi olduğunu, sigorta şirketinin poliçe teminat limitinin tamamı olan 310.000 TLsini müvekkillerine ödemekle sorumlu olduğunu, yerel  mahkeme tarafından davalı sigorta şirketi lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin yasal mevzuata aykırı olduğunu belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:<br>Dava, banka kredisi kapsamında düzenlenen hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan alacak ve kredi borcundan ötürü borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.<br>Mahkemece; davanın reddine karar verilmiş olup, hüküm davacılar vekili tarafından istinaf edilmiştir.<br>İstinaf incelemesi HMK.nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır.<br>Davacılar vekili dava dilekçesi ile, müvekkillerinin murisi olan ...'ın davalılardan ... A.Ş.den kullandığı kredilerin teminat olarak 19/02/2016, 26/09/2016 ve 08/12/2016 tarihli hayat poliçeleri düzenlendiğini, murisin 28/01/2017 tarihinde vefat ettiğini, dava konusu olan 26/09/2016 poliçe sebebiyle hak edilen bedelin davalı sigorta şirketi tarafından davalı bankaya ödenmesinden imtina edildiğini ileri sürerek, hak edilen sigorta bedelinin davalı sigorta şirketinden tahsili ile davalı bankaya olan kredi borcuna karşılık olmak üzere ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalılar cevap dilekçesinde, davacının vefat sebebinin uzun yıllardır tedavi gördüğü kalp rahatsılığına bağlı olduğu, bu rahatsızlığı poliçenin tanzimi esnasında beyan etmediği, beyan edilmeyen hastalık ve tedaviler sebebiyle de mirasçıların taleplerinin reddedilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığını savunmuşlardır.<br>Davacılar vekili cevaba cevap dilekçesinde, müvekkillerinin murisinin tarih itibariyle en son düzenlenen ve konut kredi sözleşmesinin teminatı olan 08/12/2016 tarihli hayat poliçesindeki sağlık durumuna ilişkin sorular bölümünde el yazısı ile kalp pili kullandığını beyan edip imzaladığını, buna göre murisin beyan yükümlülüğünü bu tarihte yerine getirdiğini, davalı sigorta şirketinin ise rahatsızlıktan haberdar olmasına rağmen TTK'nın 1445. maddesi uyarınca prim farkını isteme veya sözleşmeye feshetme hakkını bir aylık süre içerisinde kullanmadığını, bu sebeple murisin artık beyan yükümlülüğüne uygun davrandığının kabulünün gerektiğini belirtmiştir.<br>Yargılama esnasında bankacı, sigortacı ve kardiyolog bilirkişi heyetinden alınan rapora göre, davacıların murisine 02/07/2007 tarihinde kalp yetmezliği ve aritmi hastalığı sebebiyle kalp pili takıldığı, bu tarihten 20 yıl öncesinde de aynı konuda şikayetlerinin olduğu, murisin ölüm sebebinin kalp yetmezliği ve aritmi hastalığına bağlı olduğu, dava konusu olmayan 08/12/2016 tarihli ve yine davalı sigorta şirketi tarafından düzenlenen poliçeye ait başvuru formunda sigortalı muris tarafından el yazısı ile \"kalp pili vardır, (ritim bozukluğuna bağlı)\" yazılarak imzalandığı tespit edilmiş, ayrıca davalı bankaya olan dava konusu ticari kredi borcunun davacılardan ... tarafından taksitler halinde yargılama sırasında ödenerek kapatıldığı anlaşılmıştır.<br>Mahkemece, murisin uzun yıllar öncesine dayanan ve ölümüne neden olan hastalığını davaya konu sigorta poliçesinin düzenlenmesi esnasında bildirmeyerek beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı, murisin çektiği her kredinin birbirinden bağımsız nitelikte krediler olup bu kredilerin teminatı olan poliçeler için yapılan bildirimin, bildirimde bulunulmayan krediye ait poliçe yönünden bildirilmiş gibi varsayılmasının mümkün bulunmadığı gerekçesi ile davalı sigorta şirketi yönünden davanın reddine, davacıların eldeki davada davalı bankaya borçlu olduklarını kabul ettikleri ancak sigorta poliçesinin kredi borcunu karşılayacak olması nedeniyle kredi borcundan sorumlu olmadıkları iddiasında oldukları, başka bir deyişle davacıların kredi borcu nedeniyle davalı bankaya karşı borçlu olmadıkları iddiasında bulunmamaları nedeniyle davalı bankaya karşı açılan davada hukuki yararlarının olmadığı gerekçesi ile davalı banka yönünden de davacıların davasının reddine karar verilmiştir.<br>TTK'nın \"yaptırım\" başlıklı 1439/1. maddesi riziko öncesi yaptırımı düzenlenmiştir. Buna göre, sigortacı için önemli olan bir husus bildirilmemiş veya yanlış bildirilmiş olduğu takdirde, sigortacı 1440 ıncı maddede belirtilen süre içinde sözleşmeden cayabilir veya prim farkı isteyebilir. İstenilen prim farkının on gün içinde kabul edilmemesi hâlinde, sözleşmeden cayılmış kabul olunur. Önemli olan bir hususun sigorta ettirenin kusuru sonucu öğrenilememiş olması veya sigorta ettiren tarafından önemli sayılmaması durumu değiştirmez. Bu düzenlemeye göre kanun koyucu sigortacıya 1440. madde uyarınca on beş günlük süre içerisinde cayma veya primi artırma olanağını tanımıştır. Sigortacı cayma yerine, cayma hakkı için öngörülen on beş günlük süre içinde “prim farkı” isteminde de bulunabilir.<br>Sigorta şirketleri kendi sahalarına gelen bilgi ve bulguları öğrenmeyi mümkün kılacak şekilde organize olmak zorundadır. Dolayısıyla sigorta şirketine gelen bir bilginin onun organizasyon sahasında yer aldığı kabul edilir. Sigortacının organizasyon eksikliğine dayanması ise ticari işlemlerde uymak zorunda olduğu dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edecektir. Bu durum aynı zamanda sigortacının TTK'nın 1439. maddesi kapsamında bilgi edinmekten kaçınması anlamına da gelir. <br>Bu açıklamalar ışığında, davalı sigorta şirketinin sigortalıya ait kalp hastalığını 08/12/2016 tarihli hayat poliçesi düzenlenirken sigortalının yazılı beyanı üzerine öğrenmiş olduğunun kabulü gerekir. Sigortacının bu durumda dava konusu olan 26/09/2016 tarihli poliçe yönünden henüz riziko gerçekleşmediği için TTK'nın 1440. maddesinde belirtilen sürede cayma veya prim farkı hakkını kullanmayıp söz konusu rahatsızlığın dava konusu poliçe yapılırken bildirilmediği gerekçesiyle ödeme yapmaktan kaçınması dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edecektir. Bu sebeple mahkemece sigorta şirketi yönünden yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, davacıların istinaf başvurusu ise haklı görülmüştür.<br>Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulüne; kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına, diğer istinaf nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a-6 maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; <br>1-Davacılar vekilinin istinaf itirazlarının KABULÜ ile, İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/1027 Esas - 2022/58 Karar sayılı kararının HMK 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br>2-Davacılar vekilinin diğer istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,<br>3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,<br>4-İSTİNAF AŞAMASINDA; davacılar tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacılara iadesine,<br>5-İstinaf aşamasında davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek nihai kararda ele alınmasına, <br>6-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,<br>7-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,  <br>Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 20/02/2025<br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"1b29d4b3af318e5c","SID":"bedfe183a99f6975"}}