{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ <br>26. HUKUK DAİRESİ <br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>26. HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t: 2023/121 <br>KARAR NO\t: 2025/194<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>KATİP\t\t: ...  (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 11.10.2022<br>NUMARASI\t\t: 2019/168 Esas 2022/586 Karar<br><br>  <br><br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat<br>KARAR TARİHİ\t: 20.02.2025<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZILMA TARİHİ\t: 17.03.2025<br><br>\tİlk Derece Mahkemesince verilen karara karşı davalı ... ve davalı ... Tic.Ltd.Şti. vekili tarafından  istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;<br>\tTARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI<br>\tDavacı vekili, 28.05.2018 tarihinde davalıların işleteni ve sürücüsü olduğu ... plakalı aracın davacı şirkete ait ... plakalı araç ile çarpışması sonucunda maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, kazanın meydana gelmesinde davalı araç sürücüsünün % 100 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiğini, davacıya ait aracın serviste 124.405,58 TL bedelle yaptırıldığını ve hasar bedelinin 36.000,00 TL’lik kısmının karşı aracın zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesinden, 100.000,00 TL’lik kısmının ihtiyari mali sorumluluk sigorta poliçesinden karşılandığını, ayrıca araçta değer kaybı meydana geldiğini, ekspertiz raporunda ve Sigorta Tahkim Komisyonu başvurusu nedeniyle alınan bilirkişi raporunda 53.200,00 TL değer kaybı meydana geldiğinin belirlendiğini, Sigorta Tahkim Komisyonu kararı ile teminat limiti olan 12.035,50 TL’lik kısım tahsil edildiğini, davacının araçtan mahrum kalması nedeniyle zarara uğradığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL bakiye değer kaybı ve 50,00 TL kazanç kaybı olmak üzere toplam 1.050,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında değer kaybı talebini 25.205,00 TL, araç mahrumiyet bedeli talebini 2.000,00 TL olarak ıslah etmiştir. <br>\tDavalı ..., davaya dayanak olarak gösterilen kaza tespit tutanağında davalının imzası bulunmadığını, aslının celbedildiğinde durumun anlaşılacağını, kazanın meydana gelmesinde davacının % 100 oranında kusurlu olduğunu, davacıya ait araç sürücüsünün şerit ihlali yaptığını, kazanın meydana geldiği yolun çift yönlü olduğunu, olay mahallinde  davacı ve davalı işletenin tutanağı düzenlediklerini, davalı aleyhine delil olmasının mümkün olmadığını, aracın tamiri nedeniyle düzenlenen fatura içeriğinin gerçeği yansıtmadığını, sigorta şirketlerini ikna etmek için usulsüz şekilde düzenlenen tutanak ile davalının sorumluluğuna gidilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur. <br>\tDavalı Şirket vekili, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının usule aykırı olduğunu, kazanın meydana gelmesinde davacı tarafın kusurlu olduğunu, davalıya ait araç sürücüsüne atfedilen kusura itiraz ettiklerini, kusura ilişkin bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, hasara ilişkin belgeler ile tamiratın birbiriyle uyumlu olmadığını, talep edilen değer kaybının fahiş olduğunu, kazanç kaybı talebinin yerinde olmadığını, aksi yöndeki iddiaların kanıtlanması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.<br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece, davanın trafik kazasından kaynaklanan değer kaybı ve araç mahrumiyet bedeli istemine ilişkin olduğu, yargılama sırasında 4 ayrı kusur raporu alındığı, raporların birbiriyle örtüşmediği gerekçesiyle 06.02.2020 tarihli bilirkişi raporu esas alınarak kazanın meydana gelmesinde davalı sürücünün % 70 oranında, davacıya ait araç sürücüsünün % 30 oranında kusurlu olduğunun kabul edildiği, dava dışı ihtiyari mali sorumluluk sigortacısı tarafından davacıya değer kaybı nedeniyle 12.035,50 TL ödeme yapıldığı ve bu tutarın mahsubu gerektiği, 23.11.2021 tarihli rapor ve 21.07.2022 tarihli ek rapordaki tespit ve hesaplamalar esas alınarak 11.10.2022 tarihli hüküm ile davanın kısmen kabulü ile 12.965,00 TL'nin kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacılara verilmesine, araç mahrumiyeti yönünden talebin reddine karar verilmiş, 13.10.2023 tarihli tashih şerhi ile hükmün 1 numaralı bendinin \"Davanın kısmen kabulü ile 22.965,00 TL'nin kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacılara verilmesine\" şeklinde karar verilmiş, hükme karşı davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>\tİLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavalı ... vekili istinaf dilekçesinde, Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen rapor geçersiz kabul edilip mahkemece belirlenen kusur oranlarına göre karar verilmesinin doğru olmadığını, yargılama sırasında alınan kusur raporlarının birbiriyle örtüşmediğine ilişkin gerekçenin yerinde olmadığını, kaza tespit tutanağındaki krokinin doğru olması halinde davalının kullandığı aracın sağ yan tarafının hasar alacağını, kazada sol ön tarafının hasar gördüğünü, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen raporlarda davalı sürücünün % 25 oranında, davacıya ait araç sürücüsünün % 75 oranında kusurlu olduğunun belirtildiğini, bu kusur durumuna rağmen davalının % 70 kusurlu bulunan bilirkişi raporuna göre hesap yapılmış olmasının doğru olmadığını, davacının talep edebileceği tüm zararları fazlasıyla almış olduğunu, davacıya ait aracın kaza öncesinde başka bir araç ile çarpıştığını ve sağında oluşan hasar kalemlerinin davalıdan talep etmesinin mümkün olmadığını, hasar miktarı düşeceğinden değer kaybı da düşeceğini, davalının taraf olmadığı tahkim kurulu raporunun davalıyı bağlamadığını, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesince tespit edilen kusur ve sigorta şirketinin ödemesi nazara alındığında davacının talep edebileceği tutar bulunmadığını, davacı tarafça yasal faiz talep edilmesine rağmen ticari faize karar verildiğini, ayrıca dava kısmen reddedilmesine rağmen vekalet ücretinin tarifeye uygun olarak hesaplanmadığını, dava dilekçesinde kazanç kaybı talep edilirken ıslah dilekçesi ile araç mahrumiyet bedeli talep edilmesinin mümkün olmadığını, bu talep reddedilmiş olmasına rağmen davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilmediğini, kısa kararda rakam hatası olmadığı halde davacının yerine geçerek ve HMK’nın 304. maddesine aykırı olarak tashih şerli ile hüküm altına alınan tutarın artırılmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur. <br>\tDavalı ... Ltd.Şti vekili istinaf dilekçesinde, mahkemece 11.10.2022 tarihli celsede verilen hükmün kendiliğinden değiştirilerek hüküm altına alınan tutarın artırılmasının açıkça usulsüz olduğunu, tashih ile hükmün değiştirilmesinin mümkün olmadığını, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen raporlar yok sayılarak karar verilmesinin hatalı olduğunu, anılan raporların hükme esas alınmamasının gerekçesinin belirtilmediğini, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi tarafından belirlenen kusur durumuna göre yapılacak hesaplama halinde 464,50 TL bakiye değer kaybı talep edilebileceğini, dava dilekçesinde kanuni faiz talep edilmesine rağmen ticari faize hükmedilmiş olmasının doğru olmadığını, dava dilekçesinde kazanç kaybı talep edildiğini, kazanç kaybı talebinde bulunulamayacağını, araç mahrumiyet bedeli olarak değiştirmesine muvafakatları bulunmadığını, ıslah edildiğine dair beyan bulunmadığını, mahkemece yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin hükmün de hatalı oluşturulduğunu belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur. <br>\tDELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE<br>\t6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca resen gözetilmesi gereken hususlar ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak dosya içindeki bilgi ve belgeler, Mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonucunda;<br>\tDavacı vekili, 28.05.2018 tarihinde davacı şirkete ait araç ile davalıların işleteni ve sürücüsü olduğu aracın çarpışması sonucunda meydana gelen trafik kazasında davacıya ait aracın hasar gördüğünü, araç hasarının davalıya ait aracın zorunlu mali sorumluluk sigortası ile ihtiyari mali sorumluluk sigortası tarafından karşılandığını, davacıya ait araçta değer kaybı meydana geldiğini, ihtiyari mali sorumluluk sigortası tarafından 12.035,50 TL'lik kısmının karşılandığını, ayrıca araç mahrumiyeti nedeniyle zarara uğradığını belirterek bakiye değer kaybı ve araç mahrumiyet bedeli talebinde bulunmuş, mahkemece 11.10.2022 tarihli hüküm ile davanın kısmen kabulü ile 12.965,00 TL'nin kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacılara verilmesine, araç mahrumiyeti yönünden talebin reddine karar verilmiş, daha sonra hükmün 1 numaralı bendi yönünden 13.10.2023 tarihli tashih şerhi oluşturularak 22.965 TL'nin tahsiline karar verilmiştir.  <br>\t1-6100 sayılı HMK’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK’nın 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün birbirine uyumlu olması gerekir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyetine ve kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı bir durum yaratır.<br>HMK'nın 294/3. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olarak gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak bulunmamaktadır. HMK'nın 298/2. maddesi uyarınca, gerekçeli karar tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. <br>10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun, mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/1-c maddesinde hükmün, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri içermesi gerektiğini, Kanun'un 2. fıkrasında ise hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu ifade edilmiştir. <br>Öte yandan 6100 sayılı HMK'nın 304. maddesinde \"Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse hâkim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse, dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir.\" hükmüne, aynı Kanun'un 305. maddesinde \"Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir. Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez.\" hükümlerine yer verilmiştir.<br>Somut olayda 11.10.2022 tarihli duruşma tutanağı ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasının 1 numaralı bendinde \"Davanın kısmen kabulü ile 12.965,00 TL'nin kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacılara verilmesine\" şeklinde hüküm oluşturulduğu, ne var ki daha sonra 6100 sayılı HMK'nın 304. maddesinde düzenlenen hükmün tashihi koşulları bulunmadığı halde ve taraflara yüklenen hak ve borçları değiştirecek nitelikte 13.10.2022 tarihli tashih şerhi ile \"Davanın kısmen kabulü ile 22.965,00 TL'nin kaza tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacılara verilmesine\" şeklinde tashih edildiği, mahkemece oluşturulan hükmün, 11.10.2022 tarihli kısa karara çelişki oluşturacak nitelikte olduğu gibi gerekçeli kararın, tefhim edilen hüküm sonucundan farklı olduğundan  mahkemece oluşturulan gerekçeli karar ve hükmün 6100 sayılı HMK'nın 297 ve 298/2. Maddesinde belirtilen koşullara aykırı olduğu anlaşılmıştır. <br>Bu durumda 6100 sayılı HMK'nın 297/2 ve 298/2. maddesi hükümleri ile yukarıda açıklanan ilkelere uygun olarak davadaki taleplerden her biri hakkında taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösteren hüküm ve bu hükme uygun olarak gerekçeli karar oluşturulması gerekirken koşulları bulunmadığı halde hükme eklenen tashih şerhi ile kısa karar ile çelişki biçimde ve tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olarak gerekçeli karar oluşturulması doğru görülmemiş kararın kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.<br>2-Dosya içeriğinden 28.05.2018 tarihinde davacıya ait araç ile davalıların sürücüsü ve işleteni olduğu aracın çarpışması sonucunda meydana gelen kaza ile ilgili olarak taraflarca maddi hasarlı trafik kazası tespit tutanağı düzenlendiği, mahkemece kusur durumuna ilişkin olarak alınan 09.09.2019 tarihli raporda davalıya ait araç sürücüsünün kavşaklarda geçiş önceliği kuralına uymaması nedeniyle % 100 oranında kusurlu olduğu, davacıya ait araç sürücüsünün kusursuz olduğunun belirtildiği, mahallinde keşif yapılmak suretiyle düzenlenen 06.02.2020 tarihli raporda davalı sürücünün aynı kuralı ihlali nedeniyle % 70 oranında, davacıya ait araç sürücüsünün kavşak ortak alanında durur halde olan araca dikkatsizce çarpması nedeniyle % 30 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, mahkemece Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesinden alınan 13.03.2020 tarihli raporda davalı sürücünün olay yeri kavşak mahallinde kontrollü ve görüşe uygun dönüş yanmaması nedeniyle % 25 oranında, davacıya ait araç sürücüsü ...'ın önünde seyreden araçları kontrolsüzce ve kurallara aykırı olarak geçmeye çalıştığı ve % 75 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, itiraz üzerine Adli Tıp Kurumu Genişletilmiş Uzmanlar Komisyonu tarafından düzenlenen 31.08.2020 tarihli raporda aynı tespitlere yer verilerek davalı sürücünün % 25 oranında, davacıya ait araç sürücüsünün % 75 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği anlaşılmıştır. <br>6100 HMK'nın 281. maddesinde tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri, mahkeme bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği, ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır.<br>Mahkemece kusur oranlarının tespiti bakımında yaptırılan 09.09.2019 ve 06.02.2020 tarihli bilirkişi incelemeleri sonrasında düzenlenen raporlar yetersiz olduğu değerlendirilerek Adli Tıp Kurumu Ankara Trafik İhtisas Dairesinden 13.03.2020 tarihli rapor ve Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi Genişletilmiş Uzmanlar Komisyonundan 31.08.2020 tarihli raporlar alındıktan sonra yetersiz olduğu kabul edilen rapor ile belirlenen kusur oranları esas alınarak karar verilmiş olması doğru değildir. <br>Bu durumda yukarıda açıklanan ilkelere göre kusur durumu ve talep edilebilecek değer kaybının belirlenmesi, davacı tarafa dava dışı sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme de değerlendirilerek varılacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi için hükmün kaldırılmasına karar verilmiştir.<br>3-Kabule göre de taleple bağlılık ilkesinin düzenlendiği 6100 sayılı HMK’nın 26. maddesinde, “Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır. Ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.” hükmüne yer verilmiştir. Dava dilekçesinde ve 06.06.2020 tarihli ıslah dilekçesinde talep edilen tazminata kanuni faiz uygulanması talep edilmiş olmasına rağmen taleple bağlılık ilkesine aykırı olarak hüküm altına alınan değer kaybı tazminatına ticari faiz uygulanmış olması da isabetsizdir. <br>\tDavalı ... vekilinin ve davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın yeniden görülmek üzere kararı veren ilk derece Mahkemesine gönderilmesine, kaldırma sebeplerine göre sair istinaf sebeplerinin incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. <br>\tHÜKÜM \t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;<br>\t1-Davalı ... vekilinin ve davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı kabulü ile; ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,<br>\tYeniden yargılama yapılması için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, kaldırma sebeplerine göre sair istinaf sebeplerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına,<br>\t2-Davalılar tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde ilgilisine iadesine, <br>\t3-İstinaf yoluna başvuran davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yeniden yapılacak yargılamada dikkate alınmasına,<br>\t4-Karar tebliği, harç ve gider avansı iade işlemlerinin İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,<br>\t5-Ankara 29. İcra Müdürlüğünün 2022/19233 esasına yatırılan 44.114,62 TL nakit teminatın yatıran tarafa iadesine,<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 20.02.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br>\t\t\t\t<br>.<br>Başkan ...<br> <br><br>Üye ...<br> <br><br>Üye ...<br> <br><br>Katip ...<br> <br>* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır. <br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"151de5eb601947ca","SID":"fccd1324c43c9062"}}