{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">  T.C.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi               21.Hukuk Dairesi  2022/1559 Esas 2025/145 Karar <br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2022/1559 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2025/145<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br>BAŞKAN\t\t: ... \t  ...<br>ÜYE\t\t: ... \t  ...<br>ÜYE\t\t: ...\t\t  ...<br>KATİP\t\t: ...\t...<br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>TARİHİ\t\t: 13/06/2022<br>NUMARASI\t\t: 2020/321 Esas 2022/398 Karar<br><br><br>DAVA\t: Alacak (Genel Kredi Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>DAVA TARİHİ\t: 12/07/2017<br>KARAR TARİHİ\t: 26/02/2025 <br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 12/03/2025 <br><br>\tTaraflar arasındaki alacak istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle dahili davalı ... hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalılar hakkındaki davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı davalılar ... ve şirket vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.  <br>\tDAVA<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile dava dışı ... ... Ltd. Şti arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığını, davalıların sözleşmede müteselsil kefil olduklarını, kredi borcunun ödenmemesi üzerine hesabın kat edildiğini, alacağın tahsili için davalılar ve dava dışı asıl borçlu hakkında icra takibi başlatıldığını, takibe itiraz edilmesi üzerine itirazın iptali davası açıldığını, mahkemece davalı şirket ile dava dışı asıl borçlu yönünden toplam 38.398,02 TL, diğer davalılar yönünden toplam 38.271,58 TL alacağa yönelik takibe itirazın iptaline karar verildiğini, davalıların karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmaları üzerine Yargıtay'ın kararı kök ve ek bilirkişi raporunda belirtilen miktarlar yönünden çelişki bulunduğu gerekçesiyle davalılar lehine bozduğunu, bozma kararı üzerine mahkemece yeniden yapılan yargılamada asıl borçlu şirket hakkında iflas kararı bulunmasına rağmen davalı vekilinin talebi üzerine dosyanın müracaata bırakıldığını, 17/02/2015 tarihinde de davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, kararın temyiz edildiğini, Yargıtay'ın ilgili dairesinin asıl borçlu şirket hakkında iflas kararı bulunması nedeniyle mahkeme kararının bozulduğunu, mahkemece bozma ilamına uyularak asıl borçlu şirket hakkındaki dava tefrik edilerek dosyanın yeniden bilirkişiye tevdi edildiğini, alınan bilirkişi raporunda davacının davalı kefillerden alacaklı olduğu miktarın tespit edildiğini, mahkemece bu kez yalnızca müflis şirket hakkında davanın açılmamış sayılmasına yönelik temyiz itirazında bulunulduğundan bahisle davalı kefiller hakkında davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, anılan dosyada alınan bilirkişi raporu ile müvekkilinin davalı kefillerden alacaklı olduğu miktarın tespit edildiğini belirterek asıl alacak olan 26.291,26 TL asıl alacağın 290,43 TL 20/08/2008-05/09/2008 tarihleri arası işlemiş akdi faiz, 6.223,47 TL 06/09/2008-28/01/2009 tarihleri arasında işlemiş temerrüt faizi, 311,17 TL %5 BSMV olmak üzere toplam 33.116,33 TL'nin davalılar ... ve ...'dan, 26.291,26 TL asıl alacağın 272,28 TL 20/08/2008-05/09/2008 tarihleri arası işlemiş akdi faiz, 6.299,68 TL 06/09/2008-28/01/2009 tarihleri arasında işlemiş temerrüt faizi, 313,33 TL %5 BSMV olmak üzere toplam 33.143,55 TL'nin davalı şirketten, 28/01/2009 tarihinden itibaren icra takip dosyasında talep edilen faiziyle birlikte tahsiline, davalıların takip konusu borca yaptıkları itirazların iptaline, takibin devamına, alacağın tahsiline, %40'dan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama aşamasında davalı şirket yönünden toplam 174.469,89 TL, diğer davalı ... yönünden toplam 174.448,95 TL ile bu bedellere dava tarihinden itibaren %60 temerrüt faizi işletilerek davalılardan tahsiline karar verilmesi yönünde talebini ıslah etmiştir.<br>\t\t\t       CEVAP<br>\tDavalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; dosya kapsamında alınmış olan ve davacı tarafından dayanak olarak kullandığı bilirkişi raporunun gerçekten uzaklık arz ettiğini, raporda çelişki bulunduğunu, hesaplanan asıl alacak miktarının müvekkilleri yönünden kabul edilemeyeceğini, müvekkili ...'ın kefil olduğu miktar sözleşmede gösterilmediğinden kefaletinin geçersiz olduğunu bildirerek davanın reddini istemiştir.  <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tMahkemece, dahili davalı ...'ın davalı muris ...'ın mirasını kayıtsız şartsız reddettiği, mirasın reddi kararının kesinleştiği, dahili davalıya husumet yöneltilemeyeceği, diğer davalılar aleyhine açılan dava yönünden alınan bilirkişi raporu ile davacının diğer davalılardan alacaklı olduğu miktarın tespit edildiği, bilirkişi raporunun delil durumuna uygun bulunarak hükme esas alındığı gerekçesiyle dahili davalı ... hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalılar hakkında açılan davanın kabulüne, 174.469,89 TL'nin (davalı ... 174.448,95 TL'den sorumlu olmak üzere) anılan davalılardan tahsili ile davacıya ödenmesine, 26.291,26 TL asıl alacağa dava tarihinden  itibaren %60 oranında temerrüt faizi işletilmesine karar verilmiştir.<br>\tİSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavalılar ... ve şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; denetime elverişli olmayan bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm tesis edildiğini,  mahkemece zamanaşımı itirazlarının değerlendirilmediğini, eldeki davanın temelinin 15.08.2006 tarihinde kullanılan krediye müvekkillerinin kefaleti nedeni ile sorumluluklarına gidilmesi olduğunu, davanın açılma tarihinin 12.07.2017 tarihi olup, ilgili mevzuat hükümleri gereğince dava açıldığı zaman dahi müvekkilleri yönünden zamanaşımına uğradığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte davanın açıldığı tarihte zamanaşımı süresinin dolmadığı kabul edilse de, davacı tarafça ıslahın yapıldığı tarih ile krediye kefil olunan tarih üzerinden 16 yıla yakın süre geçtiğini, bu bakımdan davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafın dava dilekçesinde talebi olmamasına rağmen mahkemece faiz hesabı yaptırılarak karar verilmesinin taleple bağlılık ilkesine açıkça aykırı olduğunu, bilirkişi raporuna karşı itirazlarının karşılanmadığını, bir an için faiz talebinin varlığı düşünülse dahi faiz ana paranın ferisi niteliğinde bir alacak olduğundan ıslah yolu ile artırılmasının mümkün olmadığını, davanın itirazın iptali davası olarak açılmış olmasının ve dava şartlarının bulunmadığının mahkemece gözetilmediğini, bu dava borçlunun itirazının alacaklıya veya vekiline tebliğinden itibaren bir yıl içinde açılması gerektiğini, bu süre hak düşürücü nitelikte bir süre olup hakim tarafından re’sen gözetildiğini, açılan ilk davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi üzerine davacı tarafça yasal süresi geçtikten sonra tekrar eldeki davanın itirazın iptali davası olarak açıldığını, mahkemece bu husus değerlendirilmeden davanın kabulüne karar verilmesinin kabul edilebilir olmadığını, müvekkilleri yönünden sözleşme ve kefalet şartları oluşmadığını, kefilin sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğunu, bir kısım alacak yönünden davanın reddine karar verilmiş olmasına rağmen lehlerine vekalet ücretine de hükmedilmemiş olmasının hatalı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. <br>\tHUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava; genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir.<br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\tYargılama aşamasında bankacı bilirkişiden alınan 03/03/2021 tarihli kök, 23/01/2022 tarihli ek rapor, Ankara 18. İcra Müdürlüğünün 2009/1526 sayılı takip dosyası, genel kredi sözleşmesi sureti, hesap kat ihtarı, Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/872 Esas 2016/501 Karar, 2014/328 Esas 2015/79 Karar, 2011/134 Esas 2012/545 Karar sayılı karar suretleri, Ankara 18. Asliye Ticaret Mahkemesinin  2012/358 Esas 2014/747 Karar sayılı karar sureti, Ankara 11. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2021/1884 Esas 2021/1913 Karar sayılı karar sureti, veraset ilamı dosya içerisinde yer almaktadır.\t<br>\tDavacı vekili yargılama aşamasında ibraz ettiği 20/10/2018 tarihli açıklama dilekçesinde davanın alacak davası olduğunu bildirmiş, mahkemece ise 11/12/2018 tarihli celsede dava dilekçesinde itirazın iptali talebinin açık olduğu, icra inkar tazminatı talebinin de fer'i olarak eklenmiş bulunduğu, davacı vekilinin açıklama dilekçesinde sonuç kısmının üstündeki paragrafta da itirazın iptali ve icra inkar tazminatın talebi ibaresinin yinelendiği, davanın itirazın iptali davası olarak değerlendirildiği zapta geçirilmiştir. <br>\tİlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda 2017/483 Esas 2019/866 Karar sayılı kararıyla hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 2020/478 Esas 2020/683 Karar sayılı kararıyla davanın alacak davası olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verildiği görülmüştür. <br>\tAnkara 18. İcra Müdürlüğünün 2009/1526 sayılı takip dosyası incelendiğinde; davacı tarafından borçlular ... ... Ltd. Şti., ..., ..., ... ... Ltd. Şti. aleyhine genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan toplam 39.153,44 TL alacağın tahsili talebi ile icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin borçlulara tebliği üzerine borçluların takibe itiraz etmeleri üzerine davacı banka tarafından takip borçluları aleyhine Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/134 Esas sayılı itirazın iptali davasının açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonunda 2012/545 Karar sayılı karar ile davanın kısmen kabulüne karar verildiği, karara karşı davalılar vekilince temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesince kök rapor ile çelişen ek bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağı, konusunda uzman bilirkişiden iddia ve savunma çerçevesinde itirazları değerlendirecek biçimde Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp, deliller hep birlikte değerlendirilerek sonucuna uygun karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulduğu, bozma üzerine dosyanın 2014/328 Esas sırasına kaydının yapıldığı, yapılan yargılama sonunda 2015/79 Karar sayılı karar ile davanın açılmamış sayılmasına hükmedildiği, karara karşı davacı vekilince temyiz kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 19. Hukuk Dairesince davalı ... ... Ltd. Şti. hakkında iflas kararı verildiği, anılan davalı yönünden davanın tefriki ile İİK'nun 194. madde hükmü gözetilerek işlem yapılması için hükmün bozulmasına hükmedildiği, bozma üzerine dosyanın 2015/872 Esas sırasına kaydının yapıldığı, yapılan yargılama sonunda 2016/501 Karar sayılı karar ile bu kez davalı ... ... Ltd. Şti. hakkındaki dosyanın tefrik edilmesinden sonra diğer davalılar hakkında davanın açılmamış sayılmasına hükmedildiği dosya içeriğiyle sabittir. <br>\tYargılama aşamasında davalı ...'ın vefat etmesi üzerine sunulan veraset ilamından mirasçısı olduğu anlaşılan ... davaya dahil edilmiştir. <br>\tAnkara 11. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2021/1884 Esas 2021/1913 Karar sayılı kararından davacı ... tarafından muris ...'ın mirasının reddi talebiyle açılan davada yapılan yargılama sonunda 29/09/2021 tarihli kararla talebin kabulü ile davacının muris ...'ın mirasının kayıtsız şartsız reddedildiğinin tespitine karar verildiği anlaşılmıştır.<br>\tİşbu davaya dayanak genel kredi sözleşmesinin davacı banka ile dava dışı ...  ... Ltd. Şti. arasında 15/08/2006 tarihli, 125.000,00 TL limitli olarak akdedildiği, davalıların sözleşmede müteselsil kefil sıfatıyla imzalarının bulunduğu, davalıların kefaletlerinin sözleşme tarihlerinde yürürlükte bulunan mülga BK'nun 484 vd. maddelerindeki şekil koşullarına uygun olduğu görülmüştür.  <br>\tDavacı tarafından kredi hesabı kat edilerek dava dışı asıl borçlu ve davalılara 25/08/2008 tarihli hesap kat ihtarnamesi gönderilmiştir. Anılan ihtarnamede toplam 30.732,43 TL nakit alacağın ödenmesi için borçlulara 1 gün atıfet süresi verilmiştir. <br>\tYargılama aşamasında alınan bilirkişi kök raporunda, davalı şirket için icra takip tarihi itibarıyla yapılan hesaplamada toplam alacağın 32.437,93 TL olarak belirlendiği, alacağın 26.291,26 TL'lik kısmını 28/01/2009 tarihinden itibaren %60 oranında temerrüt faizi uygulanması gerektiği, diğer davalılar yönünden takip tarihi itibarıyla yapılan hesaplamada toplam alacağın 32.416,99 TL olarak belirlendiği, alacağın 26.291,26 TL'lik kısmını 28/01/2009 tarihinden itibaren %60 oranında temerrüt faizi uygulanması gerektiği tespit edilmiştir. <br>\tİtiraz üzerine alınan ek raporda, dosyadaki kredi kullandırım belgelerine göre dava tarihi itibarıyla davacının davalı şirketten 26.291,26 TL asıl alacak, 141.122,50 TL işlemiş faiz, 7.056,13 TL BSMV olmak üzere toplam 174.469,89 TL, diğer davalılardan ise 26.291,26 TL asıl alacak, 141.102,56 TL işlemiş faiz, 7.055,13 TL BSMV olmak üzere toplam 174.448,95  TL alacaklı olduğu, Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/872 Esas sayılı dosyasındaki 10/05/2016 tarihli bilirkişi raporundaki rakamlar esas alınarak yapılan hesaplamada ise dava tarihi itibarıyla davacının davalı şirketten 26.291,26 TL asıl alacak olmak üzere toplam 175.175,51 TL, diğer davalılardan 26.291,26 TL asıl alacak olmak üzere toplam 175.148,29 TL alacaklı olduğu yönünde kanaat bildirilmiştir. <br>\tDavacı yan genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağı bulunduğunu iddia etmiş, davalı yan ise davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda özetlendiği şekilde dahili davalı hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, diğer davalılar hakkındaki davanın kabulüne karar verilmiştir.<br>\tTaraflar arasında davacı banka ile dava dışı ... ... Ltd. Şti. Arasında 15/08/2006 tarihli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davalıların anılan sözleşmede müteselsil kefil olarak imzalarının yer aldığı, kredi borcunun ödenmemesi üzerine davacı tarafından kredi hesabının kat edildiği hususlarında herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır.<br>\tUyuşmazlık, davacının dava tarihi itibarıyla davalılardan genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağı bulunup bulunmadığı, alacağı var ise miktarı, alacağın tahsilinin davalılardan talep edilip edilemeyeceği, davanın zaman aşımına uğrayıp uğramadığı, davalıların kefaletinin sona erip ermediği hususlarından kaynaklanmaktadır.<br>\tDavalılar ... ve şirket vekilinin istinaf itirazları incelendiğinde, davalı kefiller ... ve şirketin davacı ile dava dışı asıl borçlu şirket arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinde yer alan kefalet imzasına yönelik bir inkarları bulunmamaktadır. Davalı kefillerin kefaletleri sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan mülga BK'nun 484. maddesinde yer alan şekil koşullarına uygundur. <br>\tDavalılar ... ve şirketin kefalet sözleşme tarihi olan 15/08/2006 tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanununda kefalet süresine ilişkin herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Kefalet sözleşme tarihinden sonra, dava tarihinden önce, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanunun da kefalet için azami süre belirlenmiştir. Bu sürenin belirlendiği TBK'nun 598/3. Maddesinde \"Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesi ile kendiliğinden ortadan kalkar.\", 598/3. maddesinde de \"Kefalet, 10 yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak 10 yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.\" denilmek suretiyle gerçek kişiler yönünden kefalet süresinin azami 10 yıl olacağı hükme bağlanmıştır. <br>\tTürk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5/2. maddesi ise \"Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zaman aşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak 1 yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz.\" hükmünü içermektedir. <br>\tSomut olayda, davalı gerçek kişi ...'ın kefalet tarihinde yürürlükte bulunan kanunda yer almadığı halde, kefalet tarihinden sonra yürürlüğe giren kanun ile azami kefalet süresi getirilmiştir. Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5/2. maddesi uyarınca da, davalı ...'ın kefalet tarihi 15/08/2006 olup, 10 yıllık kefalet süresi 15/08/2016 tarihinde sona ereceğinden, Türk Borçlar Kanunu ile ilk defa öngörülmüş olan 10 yıllık kefalet süresi yasanın yürürlüğe girdiği tarihte sona ermiş durumda değildir. Bu durumda Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5/2. maddesinde yer alan 1 yıllık ek süre somut uyuşmazlıkta uygulanamayacaktır. <br>\tDavalı ...'ın kefalet tarihi 15/08/2006 olup, işbu alacak davası ise 12/07/2017 tarihinde açılmıştır. Anılan davalının 10 yıllık kefalet süresi dava tarihinden önce sona ermekle davalı gerçek kişi ...'ın kefil sıfatıyla sorumluluğu sona ereceğinden, bu tarihten sonra açılan dava nedeniyle anılan davalının borçlu olduğu ileri sürülemeyecektir. <br>\tHal böyle olunca, mahkemece davalı gerçek kişi ...'ın dava konusu genel kredi sözleşmesinde müteselsil kefil olarak yer aldığı, anılan davalının 10 yıllık kefalet süresinin sona erdiği tarihten sonra davacı tarafından anılan davalı aleyhine işbu alacak davasının açıldığı, TBK'nun 598/3. maddesi uyarınca davalı ...'ın kefalet süresi sona erdiğinden davaya dayanak genel kredi sözleşmesi nedeniyle borçlu olmadığı gözetilerek anılan davalı hakkındaki davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir. <br>\tDavalı şirket yönünden yapılan incelemede ise, mahkemece yapılan yargılama sonunda bilirkişi ek raporundaki hesaplama esas alınarak anılan davalı hakkındaki davanın kabulüne karar verilmiştir. <br>\tYukarıda yapılan açıklamadan anlaşılacağı üzere açılan işbu davanın alacak davası olduğu, Dairemizin 2020/478 Esas 2020/683 Karar sayılı kararı ile de sabit hale gelmiştir. Mahkemece davanın alacak davası olduğu kabul edilerek yargılama yapılıp davalı şirket hakkında hüküm kurulması isabetlidir. <br>\tTBK'nun 598/3. maddesi uyarınca 10 yıllık kefalet süresi gerçek kişi kefillere ilişkin olup, tüzel kişi kefillere yönelik yasada kefalet süresi düzenlenmediğinden istinaf kanun yoluna başvuran davalı şirket yönünden bu süre uygulanmamıştır. <br>\tDavalı şirket vekili cevap dilekçesinde ve aşamalarda davanın zaman aşımına uğradığını ileri sürdüğü gibi bu yönde istinaf itirazı da ileri sürmüştür.<br>\tDavacının genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağının tahsili talebiyle açılan işbu alacak davasında uygulanması gereken zaman aşımı süresi genel zaman aşımı süresi olan 10 yıllık süredir. <br>\tKredi borcunun ödenmediği gerekçesiyle davacı tarafından dava dışı asıl borçlu ve davalı şirkete gönderilen 25/08/2008 tarihli hesap kat ihtarnamesinde kredi hesabının 20/08/2008 tarihinde kat edildiği bildirilmiştir. İhtarnamede belirtilen kat tarihi olan 20/08/2008 tarihi davacı banka alacağının muaccel olduğu tarihtir. Alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren başlayacak 10 yıllık zaman aşımı süresi dava tarihi olan 12/07/2017 tarihinde henüz sona ermemiş olup, davalı şirket vekilinin zaman aşımına yönelik istinaf itirazı yerinde görülmemiştir. <br>\tÖte yandan, yargılama aşamasında alınan bilirkişi ek raporunda dava tarihi itibarıyla davacının davalı şirketten alacaklı olduğu miktar tespit edilmiştir. Raporda yer alan hesaplama ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli bulunduğu gibi, rapor daha önce davacı tarafından davalılar aleyhine açılan itirazın iptali davasında alınan rapora dayanılarak hazırlanmamıştır. <br>\tHal böyle olunca, mahkemece bilirkişi ek raporunun  ayrıntılı, denetime ve hüküm kurmaya elverişli bulunduğu, ek rapor ile davacının davalı şirketten dava tarihi itibarıyla alacaklı olduğu miktarın tespit edildiği gözetilerek davalı şirket hakkında yazılı şekilde hüküm kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. <br>\tDavacı yan dava dilekçesi ve açıklama dilekçesinde açıkça takip tarihinden itibaren temerrüt faizi işletilmesini talep etmiştir. Islah dilekçesi ile de dava tarihine kadar işlemiş temerrüt faizi yönünden de eksik harcı ikmal etmiştir. Mahkemece ıslah talebi gözetilerek davacının davalı şirketten işlemiş temerrüt faizi alacağının hüküm altına alınması isabetlidir.<br>\tDavalı şirket hakkında dava tam kabul edilmiştir. Reddedilen kısım bulunmadığından mahkemece davalı şirket lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi usul ve yasaya uygundur. <br>\tTüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davalılar ... ve şirket hakkındaki davanın kabulü yönündeki kararında davalı ... yönünden isabet görülmediğinden davalılar ... ve şirket vekilinin istinaf başvurusunun davalı ... yönünden kabulüne, davalı şirket hakkındaki davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararında bir isabetsizlik görülmediğinden ise davalılar ... ve şirket vekilinin istinaf başvurusunun davalı şirket yönünden reddine, ilk derece mahkemesi kararının davalı ... yönünden kaldırılmasına, anılan davalı hakkındaki davanın reddine, davalı şirket hakkında istinaf itirazları esastan reddedildiğinden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, dahili davalı hakkında verilen karar kesinleştiğinden dahili davalı hakkında da yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>\tHÜKÜM : Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\tA)1-Davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun davalı ... yönünden KABULÜNE,  <br>\t2-Davalı şirket vekilinin istinaf itirazlarının reddine,<br>\t3-Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/06/2022 tarih 2020/321 Esas 2022/398 Karar sayılı kararının davalı ... yönünden KALDIRILMASINA,<br>\tB)1-Dahili davalı ... hakkında verilen ilk derece mahkemesi kararı kesinleştiğinden dahili davalı hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına, <br>\t2-Davalı ... ... Ltd. Şti.'nin istinaf itirazları esastan reddedildiğinden anılan davalı hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına, <br>\t3-Davalı ... hakkındaki davanın reddine, <br>\t4-Karar ilam harcı davalı şirket yönünden ilk derece mahkemesince hüküm altına alındığından karar ilam harcına ilişkin yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, <br>\t5-Davacının davalı ... hakkında yaptığı 2,30 TL vekalet harcı, 268,05 TL posta masrafı, 15,70 TL başvurma harcı, 750,00 TL bilirkişi ücreti, 74,30 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı olmak üzere toplam 1.110,35 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, davacı üzerinde bırakılan bu kısmın davalı şirket hakkında hüküm altına alınan yargılama giderlerinin infazı sırasında nazara alınmasına,<br>\t6-Davalı ... yargılama aşamasında vekille temsil edildiğinden AAÜT hükümlerine göre belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile anılan davalıya verilmesine,<br>\t7-Davalı ... yönünden ayrıca yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,<br>\t8-HMK 333. maddesi gereğince mahkemece yatırılan avansın kullanılmayan kısmının kararın kesinleşmesine müteakip iadesine,<br>\tC)1-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yatırılan 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının davacıdan alınarak anılan davalıya verilmesine, <br>\t2-Davalı ... tarafından istinaf aşamasında yapılan başka yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,<br>\t3-Davalı ... ... Ltd. Şti.'nden alınması gereken 11.918,04 TL nispi istinaf karar harcından peşin alınan 2.980,00 TL nispi istinaf karar harcının mahsubu ile bakiye 8.938,04 TL'nin anılan davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, <br>\t4-Davalı ... ... Ltd. Şti. tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, <br>\t5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,  <br>\t<br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 26/02/2025 <br><br>Başkan - ...              Üye - ...                      Üye - ...              Zabıt Katibi - ...<br>...          ...       ...        ... <br><br><br><br>Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümlerine göre UYAP sistemi üzerinden  elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"37ca918a47efea03","SID":"c0db3b94223634b5"}}