{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1964 <br>KARAR NO:2025/171<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:03/12/2020<br>NUMARASI:2018/1010   E.   - 2020/747  K.<br>DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Genel kredi sözleşmesinden kaynaklı)<br>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın ... yönünden reddine,  davalı ... yönünden kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı ve davalı ... vekilleri  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Müvekkili banka ile ... Ltd. Şti arasında Genel Nakdi ve Gayrinakdi Kredi Sözleşmesi imzalandığını, davalılar  ... ve ... \"un ise söz konusu sözleşmeyi müştereken ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, ancak davalıların sözleşme hükümlerine aykırı davrandığını, taahhütlerini yerine getirmediğini, bunun üzerine müvekkili banka tarafından dava dışı şirket. kefil ve davalılara Bakırköy ... Noterliği aracılığıyla 08/09/2017 tarih ve ... Yevmiye numaralı ihtarname gönderildiğini ve \"muaccel hale gelen borcun 7 gün içerisinde ödenmesi aksi takdirde yasal yollara başvurulacağı\" hususunun ihtar edildiğini, İhtarnamenin tebliğine rağmen dava dışı borçlu şirket, kefil ve davalılarca herhangi bir ödeme yapılmadığından davalılar hakkında İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/1072 D.İş sayılı dosyasından ihtiyati haciz kararı alındığı ve ... Sayılı dosyasıyla esas takibe geçilerek genel haciz yoluyla takip yapıldığını, davalılara ödeme emrinin tebliğ edildiğini ancak davalılar tarafından 23/10/2017 tarihinde borca ve borcun tüm ferilerine  itiraz ederek takibi durdurduklarını, davalı borçluların tüm bu itirazlarının yerinde olmadığını, davalı borçluların faiz hakkındaki itirazlarının da yersiz olduğunu, talep edilen faizin fahiş olmadığını taraflarca imzalanan sözleşmeleri ile kabul edildiğini, bu nedenle davalının faiz ve fer'ilerine yaptığı itirazın hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığını, davalı borçluların sözleşme hükümleri gereğince sorumlu olduğu borcu ödememesi üzerine başlatılan takibe itirazın sırf müvekkili bankanın alacağının tahsilini geciktirmeye yönelik olduğunu, müvekkili banka ile borçlular arasında imzalanan sözleşme hükümleri ve yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu, itirazının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunun anlaşılacağını iddia ederek, itirazın iptaline, dava konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına  karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ..., savunmasında özetle; Dava konusu takibe ilişkin genel kredi sözleşmesinde müşterek borçlu müteselsil kefil olduklarının doğru olduğunu, kredinin devredilen şirket  ... Şti tarafından kullanıldığını, bu kredinin teminatı olarak da eski ortağı ...'in verdiği ipotek mevcut olduğunu, bu şirketteki hisselerini ortağı ...'e devrederek şirketten ayrıldığını, davacı bankanın kötüniyetli olarak  onay olmadan bu ipoteği kullanılan işbu kredinin teminatı olmasına rağmen dava dışı ...Şti'nin kullandığı bir başka kredinin borcuna mahsup ederek, bu krediyi teminatsız bıraktığını ve kefillerin sorumluluğunun doğmasına yol açtığını, yani verilen ipoteğin  amacı dışında kullanıldığını ve borcun doğumuna ve tahsilatına da bu şekilde davacı yanca sebep olunduğunu, bu hususun banka kayıtları incelendiğinde anlaşılacağını, bu nedenle davacı bankanın iş bu kredinin teminatı olarak verilen ipoteğin dava dışı Hartem şirketinin borcunu kapatmakta kullanıldığına ilişkin kayıtların özellikle nicelenmesini talep ettiklerini savunarak, davanın  reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ..., savunmasında özetle; Dava konusu takibe ilişkin genel kredi sözleşmesinde müşterek borçlu müteselsil kefil olduklarının doğru olduğunu, kredinin eşinin devrettiği şirket olan ... Şti tarafından kullanıldığını, bu kredinin teminatı olarak da eski ortağı ...'in verdiği ipotek mevcut olduğunu, ... bu  şirketteki hissesini ortağı ...'e devrederek şirketten ayrıldığını, davacı bankanın kötüniyetli olarak  onay olmadan bu ipoteği kullanılan işbu kredinin teminatı olmasına rağmen dava dışı ... Şti'nin kullandığı bir başka kredinin borcuna mahsup ederek, bu krediyi teminatsız bıraktığını ve kefillerin sorumluluğunun doğmasına yol açtığını, yani verilen ipoteğin amacı dışında kullanıldığını ve borcun doğumuna ve tahsilatına da bu şekilde davacı yanca sebep olunduğunu, bu hususun banka kayıtları incelendiğinde anlaşılacağını, bu nedenle davacı bankanın iş bu kredinin teminatı olarak verilen ipoteğin dava dışı... şirketinin borcunu kapatmakta kullanıldığına ilişkin kayıtların özellikle nicelenmesini talep ettiklerini savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... vekili cevap dilekçesini ıslah ettiği dilekçesinde özetle; müvekkilinin evli olduğunu, genel kredi sözleşmesine kefalet alınırken eşinin yazılı rızasının alınmadığını, TBK 584. madde hükmü gereğince eşin kefil olabilmesi için yazılı rızasının gerektiğini, kefalet tutanağının kefalet şeklini düzenleyen TBK 584. maddesi gereğince belirtilen şartlarda düzenlenmediği anlaşıldığından geçersiz olduğunu savunarak, davanın reddi ile %20 oranında kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"... Davacı- alacaklı; ... sayılı takip dosyası ile davalı- borçlu- kefiller aleyhine aralarındaki bankacılık kredi ve kefalet sözleşmeleri uyarınca alacağının ( 256.415,88 TL asıl alacak + 12.230,70 TL temerrüt tarihi olan 06.09.2017- 18.10.2017 tarihleri arasında % 40 temerrüt faizi+ 611,54 TL BSMV+ 1.428,86 TL masraf + takip tarihinden yani 18.10.2017 tarihinden ödeme tarihine dek asıl alacağa işleyecek % 40 temerrüt faizi ve BSMV si üzerinden olmak üzere toplam  270.686,98 TL ' nin ) tahsili için ilamsız takip yapmıştır.Davalı- borçlulara ödeme emri tebliğ edilmiş, davalı- borçlular ödeme emrine 7 günlük yasal sürede itiraz etmiş ve takip durdurulmuştur.Bunun üzerine davacı- alacaklı İİK m. 67 uyarınca 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde itirazın iptali davasını mahkememizde açmıştır. Davalılar, genel mahiyette iddia olunan vakıaları inkar ile sorumlu olmadıklarından bahisle davanın reddini savunmuşlardır.Dava; taraflar arasındaki bankacılık kredi ve kefalet sözleşmelerine ilişkin davalıların takip dosyasındaki itirazının iptaline, alacağın varlığına ve varsa miktarına ilişkindir.İİK 67 ile TMK 6 ve 7 ile HMK 187- 293. maddeleri gereğince ispat hususuna ve  ispat kurallarına dikkat edilmiştir. HMK m.193 gereği davacı banka kayıtların münhasır delil olduğu konusunda tarafların mutabık olduğu hususuna dikkat edilmiştir (asıl sözleşme m. 76). HMK 222 gereğince ticari defterlerin ibrazı ve delil olma vasfına dikkat edilmiştir. İstanbul ... İcra Dairesi' nin ... sayılı dosyası incelenmiştir. Taraflar arasında imzalanan kefalet sözleşmeleri ile dava dışı asıl borçlu ile davacı arasında imzalanan bankacılık kredi sözleşmeleri incelenmiştir. Davalıların nüfus kayıt örneği dosya arasında alınmıştır. Dava dışı asıl borçlu şirketin ticaret sicil kaydı incelenmiştir. Bilirkişi Emekli Banka Müdürü- Hesap Uzmanı ... tarafından hazırlanan 20/04/2020 tarihli bilirkişi teknik raporu incelenmiştir (Davacı bankanın 18/10/2017 takip tarihi itibariyle, tüm davalılardan ... nolu borçlu cari kredi ile ilgili 255.991,31 TL asıl alacak + 5.345,95 TL İşlenmiş Faiz + 267,30 TL BSMV  olmak üzere toplam 261.604,56 TL banka toplam 270.686,98 TL olan takip talebinin tespitlerini aşan kısmının yerinde olmadığı, davacı bankanın takip tarihinden itibaren borç tamamen ödeninceye kadar, davalıdan toplam 255.991,31 TL asıl alacak üzerinden %40,00 oranında temerrüt faizi ve faiz üzerinden %5 gider vergisi (BSMV) ile birlikte istenebileceği, davacı banka takip talebinde Genel Kredi Sözleşmesinden kaynaklanan 33.840,00 TL Çek Garanti bedelini bankaya da depo edilmesini talep etmiş olduğu ancak dava dosyasına hangi çeklerle ilgili talebinin olduğunu gösterir \"Çek Ekran Görüntülerini ve Çek Ekstre\" listelerini dava dosyasına sunmadığından 33.840,00 TL Çek Garanti bedeli depo talebi ile ilgili değerlendirmenin yapılmadığı teknik olarak değerlendirilmiştir.) .Dava tarihindeki haklılık esas alınmıştır. Davacı bankanın ticari kayıt ve defterleri incelenmiştir. Taraflar arasındaki sözleşme gereğince, davacının, davalı ...'dan aşağıda hükümde belirlenen miktar kadar alacaklı olduğu görülmüştür. Aksine dair yani borcun dava tarihi öncesi ödendiğine dair dosyada bilgi ve belge bulunmamaktadır. Alacağın varlığı, miktarı ve faiz taraflar arasındaki sözleşme gereğince ve kayıtlar gereğince değerlendirilmiştir.Saptanan ve hukuksal durum karşısında;Davalı ... yönünden; dosya kapsamında bulunan davalı ...' un 29.03.1990 tarihinde evlendiği nüfus kaydından  görülmektedir. 266.000,00 TL bedelli, dava dışı ... Ltd. Şti' nin lehine kefil olarak imza attığı kefalet sözleşmesi ( asıl sözleşme sonrası beyanla kefil talimatı verilerek) incelendiğinde sözleşmenin 03.07.2012 tarihli olduğu, TBK 584 kapsamında sözleşmenin kurulmasından önce ve en geç kurulması anında davalı ...' un eşinin rızasının bulunmadığı görülmüştür. Yine davalı ...' un dava dışı asıl borçlu şirket olan ... Şti' nin ortağı da olmadığı ticaret sicil kayıtlarından görülmektedir. Aksine dair bilgi ve belge bulunmamaktadır. Bu durumda davalı ...' un imzaladığı kefalet sözleşmesinin geçerli olduğundan bahsedilemez ve dava konusu çekişmeden kaynaklanan alacak ve borçtan sorumlu tutulması mümkün görülemez. Eş rızası bulunmayan, asıl borçlu şirketin ortağı da olunmayan bir kefalet sözleşmesi TBK m. 584 gereğince geçerli olmadığından  davalı ... yönünden davanın kanunen reddi gerekmiştir. Davalı ... yönünden;  dava konusu davacı ile dava dışı... Ltd. Şti arsında imzalanan kredi sözleşmelerine aynı zamanda sözleşmeler imzalanırken ortak olan davalı ...' un usule uygun olarak kefil olduğu, 766.000,00 TL bedel limitli kefalet sözleşmesinin geçerli olduğu görülmüştür. Teknik hesaplama ve dosyaya sunulu bilgi ve belgeler incelendiğinde davacı bankanın ödenmeyen 255.991,31 TL asıl alacağının bulunduğu, temerrüt tarihi olan 06.09.2017- 18.10.2017 tarihleri arasında % 40 temerrüt faizinin 5.345,95 TL olduğu,  267,30 TL BSMV hesaplandığı + 1.428,86 TL masrafın belgelendiği + takip tarihinden yani 18.10.2017 tarihinden borç tamamen ödeninceye kadar sözleşme gereği asıl alacağa işleyecek % 40 temerrüt faizi ve BSMV üzerinden devam edilebileceğine kanaat getirilmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmeye dikkat edilerek TTK kapsamında bulunan aralarındaki ticari işin değerlendirilmesi sonucu; davalının genel kredi sözleşmesi vb. bankacılık sözleşmeleri gereğince hükümde belirtilen miktardan kefilin limit ile sınırlı müşterek ve müteselsil sorumlu olduğuna kefalet sözleşmesi gereğince davacı tarafa borçlu olduğuna, aksine ilişkin bilge ve belge bulunmadığına kanunen kanaat getirilmiştir. Sonuç olarak davacı alacağının aşağıda hükümde yazılan miktar  kadar olduğu hesaplanmıştır. Davacı tarafın özel ve teknik olarak incelenen kayıtları gereğince aşağıda belirlendiği şekilde davalı ...'dan  mevzuat ve sözleşme gereğince alacağının bulunduğu, davalı tarafın yukarıda açıklamalar ışığında hesaplanan miktar kadar sorumlu olduğu, aşağıdaki miktar kadar davacının davasını ispatladığı, davacının fazlaya ilişkin talebinin yerinde olmadığı değerlendirilerek davalı tarafın itirazında aşağıdaki hükümde belirlenen miktar kadar haksız olduğu ve sorumlu olduğu, alacağın likit olduğu ve tazminata hükmolunması gerektiği, davacının kötü niyetli olmadığı aksi duruma dair kanaat oluşmadığı, davacının toplam talebi dikkate alındığında HMK m. 26 gereği davanın kısmen kabulünün gerektiğine kanaat getirilmiş, saptanan ve hukuksal durum karşısında aşağıdaki şekilde kanunen, taktiren ve vicdanen karar vermek gerekmiştir...\" gerekçesiyle, davanın davalı ... yönünden reddine, davalı ... yönünden davanın kısmen kabulü ve kısmen reddi ile; davalı ...'un İstanbul ... İcra Dairesinin ... Sayılı takibe yapmış olduğu itirazın 255.991,31 TL asıl alacak + 5.345,95 TL işlemiş faiz + 267,30 TL BSMV + 1.428,86 TL masraf ile asıl alacağa takip tarihinden ödeme tarihine dek işletilecek %40 Temerrüt faizi ile %5'i oranında gider vergisi üzerinden iptaline, takibin bu miktarlar üzerinden devamına davacı lehine 52.606,68 TL tazminata hükmolunmasına davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davalı ...'un şartları oluşmayan tazminat talebinin reddine karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekili ile davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunulmuşlardır.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİDavacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Firma kefillerinden davalı ... hakkında mahkemece kefalet sözleşmesinin geçerli olduğundan bahsedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddedildiğini, ...'un kefalet için eşinin rızası olmadığı iddiasının hakkın kötüye kullanılması hükmünde olduğunu, dava dışı asıl borçlu firmanın kefillerinden ... ve ...'in ortağı ve yetkilisi oldukları bir şirket olduğunu, ...'un kefaletin kurulduğu sırada bu kefillerden ...'un eşi olduğunu, TBK 584.maddesindeki eş rızasının aranmasına ilişkin maddenin amacının aile birliğini ve ekonomisini korumak olduğunu, eşlerden birinin diğerinin rıza ve bilgisi dışında 3.bir kişiye kefil olması halinde ve 3.kişinin yerine getirmediği ifa sorumluluğunu kefile yöneltildiği halde bu ekonomik külfetin aile bütçesini ilgilendireceğinin şüphesiz olduğunu, dava konusu olayda ...'un kefaletine eşi ...'un rızasının olmadığı belirtilerek kefaletin geçersizliğine hükmedildiğini, halbuki kanun koyucunun eş rızasına ilişkin bu maddeyi getiriş amacına göre değerlendirilmesinde eşin kefaletten haberdar olmadığının söylenemeyeceğini, davalı tarafından ne huzurdaki davada ne de İstanbul 21. İcra Hukuk Mahkemesi nezdinde açılan şikayet davasında kefaletin geçersizliğini iddia etmediğini iddia ederek, kararın davalı ... yönünden kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili, katılma yolu ile istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davacı tarafın istinaf sebeplerinin tamamen haksız ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu, evli kişinin kefil olabilmesi için eşin rızasının alınması koşulunun emredici nitelikte düzenlendiğini, hakim tarafından resen dikkate alınacağını, davacının müvekkilinin kefaletinin müvekkilinin eşi ...'un ortak olduğu şirketin lehine olduğunu, bu yüzden eşininde lehine olduğunu aynı krediye eşin kefaletinin bulunduğu, bu sebeple de eşin bilgisi ve rızası dışında olduğunun kabul edilemeyeceğinin ileri sürüldüğünü, bu hususun kabul edilemez olduğunu çünkü TBK 584.maddesinde açık düzenlemenin mevcut olduğunu, emsal Yargıtay kararlarında bu hususun belirtildiğini, eş rıza verip vermeme konusunda mutlak bir yetkiye sahip olmakla birlikte rıza verip vermeme konusunda özgür olduğunu, mahkeme tarafından davacı banka lehine %20 oranında icra inkar tazminatının hüküm altına alındığını ancak müvekkili açısından davacı bankanın tutumunun kötü niyetli olmadığı ifade edilerek %20'den aşağı olmamak üzere talep ettikleri kötü niyet tazminatının kabul edilmediğini, mahkemenin bu taleplerini kabul etmemesinin yerinde olmadığını, öğreti ve Yargıtay uygulamasına göre alacağın bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde icra takibine girişen alacaklının kötü niyetli kabul edileceğini belirterek, davacı tarafın istinaf talebinin reddi ile katılma yolu ile yaptıkları istinaf taleplerinin kabulüne, kararın sadece müvekkili lehine %20 oranında kötü niyet tazminatı verilmesi bakımından kısmen kaldırılmasını ve bu kısmın düzeltilerek yeniden karar verilmesini talep etmiştir.<br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacı ile başlatılan ilamsız icra takibine karşı yapılan itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın davalı ... yönünden reddine, davalı ... yönünden kısmen kabulüne  karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekili ile davalı ... vekili tarafından, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, dava dışı... Ltd Şirketi ile davacı bankanın ... Şubesi arasında kredi sözleşmesinin düzenlenmiş olması konusunda ve dava dışı borçlu şirketin ortaklardan birinin davalı ...'un olduğu, davalı ...'un ise davalı ...'un eşi olduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, davalı kefil ...'un kredi sözleşmesindeki kefalet kapsamında TBK'nın 584 maddesi gereğince eşinin rızasının olmamasının ve  kredi kullanan şirketin ortaklarından birinin davalı ...'un eşi olmasının kefalet yönünden eşin rızasına ilişkin hususta sonuca etkili olup olmadığı ile kararın usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir. Dosya kapsamından, davacı bankanın ... Şubesi ile dava dışı... Ltd şirketi ile genel nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmesinin düzenlendiği, kredi sözleşme tarihinin 21.06.2010 , kredi miktarının 16.000,00 TL olduğu, 10.02.2011 - 27.01.2011 tarihlerinde kredi limitlerinin artırıldığı, 10.02.2011 tarihinde kredi limitinin 281.290,00 TL, 27.05.2011 tarihinde ise 468.710,00 TL artırıldığı, davalıların kredi sözleşmesinde müştereken ve müteselsilen kefil olarak yer aldıkları, davacı banka şubesi tarafından davalılar ve dava dışı ... ile dava dışı kredi müşterisi ve diğer kefillere 08.09.2017 tarihinde Bakırköy ... Noterliğinde düzenlenen ihtarnamenin keşide edildiği, ihtarnamede, imzalanan sözleşmeler uyarınca cari hesap kredilerine konu borçların 06.09.2017 tarihi itibari ile kat edilerek muaccel hale geldiği, toplam 257.909,16 TL olan borcun 7 gün içinde ödenmesinin talep edildiği, ödemenin gerçekleşmemesi üzerine davacı tarafça davalılar ile birlikte dava dışı kredi müşterisi şirket ve dava dışı ... Ltd Şirketi,... Ltd Şirketi ve kefil ... aleyhine ... sayılı dosyasında 18.10.2017 tarihinde 256.415,88 TL asıl alacak ile birlikte işlemiş faiz ve ferileri olmak üzere toplam 270.686,98 TL alacağın tahsili amacı ile ilamsız icra takibi başlatıldığı,  davalıların icra takibine karşı itirazı üzerine davacı banka tarafından İİK 67.maddesi gereğince bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde iş bu itirazın iptali davasını açmış olduğu anlaşılmıştır. Tarafların delillerini dosyaya ibrazı ve ilgili delillerin dosya içerisine celbi sonrasında bilirkişi incelenmesi gerçekleştirilmiştir. 20.04.2020 tarihli bilirkişi raporunda; dava dışı asıl borçlu...şti.  ile davacı bankanın ... Şubesi arasında; 21.06.2010 tarihinde 16.000,00 TL limiti ile adet Genel Kredi Ve Gayri Nakdi Kredi Sözleşmesi akdedilmiş olup sonrasında; 10.02.2011 tarihinde 281.290,00TL limit arttırımı yapıldığı ve toplam limitin 297.290,00 TL olduğu, taraflar arasında; 27.05.2011 tarihinde 468.710,00TL limit arttırımı yapıldığı ve toplam limitin 766.000,00TL olduğu, iş bu sözleşmeye ve limit arttırım bölümlerine davalı kefil ...'un müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak kefalet limiti dahilinde imzaladığının açıkça görüldüğü, davalı kefil ...'un sözleşmede imzası olmadığı ancak davacı bankaya hitaben vermiş olduğu beyan yazısında aynen; “....nin ... Bankasından kullandığı kullanacağı kredilerden doğmuş ve/veya doğacak borçlarına mevcut ve gelecekteki diğer kefillerden bağımsız olarak aşağıdaki tutar ile sınırlı olmak üzere anılan borçlu ile beraber müteselsil kefil olduğumu kabul ve beyan ederim.\" ifadelerinin yer aldığı, kefil olan tutarın 266.000,00 TL  olarak belirtildiği, tarihinin  ise 03/07/2012 olduğu, beyanın imzalı olduğu,  davalı kefil ...'ın müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak kefalet limiti dahilinde davacı bankaya hitaben vermiş olduğu “...” dilekçesininin kefil talimatı olduğu ve davalı tarafından imzaladığının açıkça görüldüğü, taraflar arasında imzalanan dava dışı kredi borçlusu ...şti. firmasına kullandırılan kredi ile ilgili olarak imzalamış olan Genel Kredi sözleşmesine ...'un limit artırımı ile birlikte toplam 766.000,00TL limitle kefil olduğu, Genel Kredi Sözleşmesinin 54. 55. ve 57. sayfaları imzasının bulunduğu, davalı kefil ...'un kendi el yazısı verdiği talimat dilekçesinde dava dışı firmanın kullandığı ve kullanacağı krediye kefil olduğunu Kefalet limitininin 266.000,00 TL olarak yazılıp imzalandığı, 03.07.2012 olarak tarih atıldığının görüldüğü, davalıların müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzası bulunması nedeniyle doğan kefalet limiti kapsamında sorumlu olduğu ve davacının davalıya ayrı ayrı veya birlikte takip ve dava hakkının mevcut olduğu sonucuna varıldığı, borçlu cari kredi ile ilgili 255.991,31  TL asıl alacak, 5.345,95 TL işlemiş faiz BSMV olmak üzere toplam 261.614,56 TL olduğu, bankanın toplam talebinin ise 270.686,98 TL olduğu, aşan kısmın yerinde olmadığı belirtilmiştir. Mahkemece, yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden, davalılardan kefil ... yönünden  TBK'nın 584 madde kapsamında eşin rızasının bulunmadığı, kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı gerekçesiyle reddine, diğer davalı kefil yönünden ise davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.Tarafların ve mahkemeninde kabulünde olduğu üzere, davalılardan ... ile ... evlidir. ... genel kredi sözleşmesi kapsamında imzalanan kredinin 266.000,00 TL tutarındaki kısmı yönünden kefil olarak sorumlu  olmak üzere 03.07.2012 tarihli yazılı beyanını bankaya  ibraz etmiştir.  03.07.2012 sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan TBK'nın 584. maddesinde eşin rızası düzenlenmiştir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2018/689 Esas, 2018/1624 Karar ve 16.11.2018 tarihli ilamında da belirtildiği üzere; kefalet sözleşmesi davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 581 ila 603 üncü maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kefalet sözleşmesi, Kanun'un 581. maddesinde \"Kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşme\" şeklinde tanımlanmıştır. Kanunda yer alan bu tanıma göre kefalet sözleşmesi, alacaklı ile kefil arasında kurulan ve alacaklıya kişisel güvence sağlayan bağımsız nitelikte bir borç ilişkisidir.Müteselsil kefalet ise aynı Kanun’un 586. maddesinde yer almıştır. Bu maddeye göre; \"Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir\". Görüldüğü gibi kefalet sözleşmesi kişisel bir teminat sözleşmesidir. Diğer sözleşmeler gibi kefil ile alacaklının karşılıklı ve birbirine uygun iradelerinin birleşmesi ile meydana gelir.TBK'nın 584/1. maddesi uyarınca ise eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir. Bu rızanın ise sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Anılan bu maddeye 28/03/2013 tarihli ve 6455 sayılı kanunun 77. maddesi ile eklenen üçüncü fıkraya göre ise ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızasının aranmayacağı hüküm altına alınmıştır.Yargılama aşamasında dosyaya eklenen davalının aile nüfus kayıt tablosundan davalı kefilin 29.03.1990  tarihinde evlendiği ve  kefalet tarihinde de halen evli olduğu görülmüştür. Bu bilgilere göre somut olay incelendiğinde; dava konusu genel kredi sözleşmesi kapsamında davalının 03.07.2012  tarihli talimat ile  sözleşmeye  müteselsil kefil olarak imzaladığı, ancak sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan TBK'nın 584/1 maddesi uyarınca aranan  eş rızasının bulunmadığı anlaşılmaktadır Davalı müteselsil kefilin kredi sözleşmesinin düzenlendiği tarih itibariyle evli olduğu, sözleşmenin kurulmasından önce veya en geç sözleşmenin kurulduğu anda eşinin yazılı rızasının bulunduğuna dair herhangi bir belgenin dosyada bulunmadığı bu nedenle davalı müteselsil kefilin eşinin rızasının gerekli olduğu, ancak bu rızanın sözleşmede yer almadığı, 6098 sayılı TBK'nın 584/1. maddesindeki bu şartın şekil şartı olduğu, eşin yazılı rızasının kanun koyucu tarafından geçerlilik koşulu olarak öngörüldüğü, bu nedenle kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı anlaşılmaktadır.Davacı tarafça, kredi müşterisi şirket ortaklarından birinin davalının eşi olduğunu eşin rızasının olmadığı savunmasının hakkın kötüye kullanımı olduğunu iddia etmişse de yasanın emredici düzenlemesi kapsamında iddianın yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.Diğer taraftan, şekil noksanlığını sonradan ileri sürmek davalı yönünden hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilemez. Meğer ki davacı banka dürüstlük kaidelerine aykırılığı açıkça ortaya koyan bir halin varlığını ileri sürüp ispatlasın. Davacı banka ilk derece yargılaması sırasında sunmuş olduğu delillerle davalı kefilin şekil şartı yokluğunu bilerek davalının kredi kullandırma iradesini sakatlamak kastı ile şekil noksanlığını yarattığını ispatlayamamıştır. Tarafların kredi ilişkisindeki duruma göre (kredi kullandırıp kullandırmama tamamen bankanın inisiyatifindedir) güçlü konumda olan ve basiretli davranma yükümlülüğünde olan davacı banka, davalının kefaletinin geçerliliğinin kanundaki düzenleme çerçevesinde davalının eşinin yazılı muvafakatının alınması gerektiğini bilecek durumdadır. TBK'nın 584. maddesindeki geçerlilik şartına rağmen davalı eşinin yazılı muvafakatına gerek görmeden kredi kullandıran davacı banka daha sonra şekil şartı eksikliğinin ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğunu açıkça ortaya koymalıdır. Aksi takdirde kanunun aradığı şekil şartının hiç bir önemi kalmayacaktır. Dosyadaki bilgilere göre kredinin açılmasının salt davacı kefilin kefaletinin güçlülüğünden kaynaklandığı anılan kefalet taahhütü olmaması halinde kredinin açılamayacağı ve kredinin kullanıldırılmasının salt kefilin davranışları ile uyandırdığı kefalete dayalı bulunduğu ispatlanamamıştır. Bu durumda davalı kefilin şekil noksanlığını ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması vasfında olduğu davalı bankaca açıkça ortaya konulamadığından kefaletin geçersizliğinin kabulü gerekir. Bu nedenlerle, mahkemece davalı kefillerden ...  yönünden davanın reddine karar verilmesinde  usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir.Davalı ... vekili ise kötü niyet tazminatı yönünden istinaf talebinde bulunmuş ise de  davacı bankanın başlatılan icra takibinde kötü niyetli olduğunu gösterir herhangi bir delil olmadığı gibi şekil noksanlığından kaynaklanan sözleşme kapsamında takip başlatılmış olması da kötü niyet olarak kabul edilemeyeceğinden davalı vekilinin İİK'nın 67. maddesi kapsamında kötüniyet tazminatına dair istinaf nedenlerininde reddi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1.maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olduğundan, davacı vekili ile davalı ... vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin davalı ... vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davalı ... tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının bu davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,6-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.06.02.2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"14425958db904b17","SID":"026bef504573134b"}}