{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ   27. HUKUK DAİRESİ        <br>     Esas No: 2024/883 - Karar No:2025/273<br>                      T.C.<br>                 ANKARA <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>        27. HUKUK DAİRESİ  <br><br>DOSYA NO\t: 2024/883 <br>KARAR NO\t: 2025/273<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br><br>BAŞKAN\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>ÜYE\t\t: ...  (...)<br>KATİP\t\t: ...  (...)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 19/04/2024<br>NUMARASI\t\t: 2024/191 E-2024/294 K<br><br>DAVACI\t:<br>VEKİLİ\t: <br>DAVALI\t:<br>\t<br>DAVANIN KONUSU\t: İtirazın İptali (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br><br>KARAR TARİHİ\t: 06.03.2025<br>KARAR YAZIM TARİHİ\t: 06.03.2025 <br>\t<br>\tDavacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkin davada mahkemece verilen karara karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede;<br>\tGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>\tDavacı vekili özetle; taraflar arası anlaşmayı içeren ve dilekçe ekinde sunulan sözleşme ve davacı müvekkili tarafından kesilmiş fatura uyarınca,  davalı-borçlu aleyhine Ankara 26. İcra Dairesi’nin 2022/12823 Esas sayılı dosyası ile 102.698,15 TL tutarında genel haciz yoluyla icra takibi başlatıldığını, davalının 12/08/2022 tarihli dilekçesi ile icra müdürlüğünün yetkisine ve borca itiraz ettiğini, HMK uyarınca davalının yerleşim yeri genel yetkili mahkeme sayılmış olsa da taraflar arası alacak-borç ilişkisi sözleşmeye dayandığından HMK madde 10 uyarınca sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemelerinin de yetkili kılındığını, aynı şekilde TBK madde 89 uyarınca aksine bir sözleşme yoksa para borçlarının alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edileceğini, dilekçe ekinde sunulan fatura, sözleşme ve hakediş raporundan görüleceği üzere davacı müvekkilinin alacağı, para alacağı olmakla birlikte sözleşmeye dayandığını, davalı ile  müvekkili arasındaki ticari iş ilişkisi çerçevesinde  düzenlenen sözleşmeye ve faturaya konu borcun, 28/01/2022 tarihinde davalı tarafça ödenmesi gerekirken bugüne kadar ödenmediğini, bunun üzerine, Ankara 26. İcra Müdürlüğü’nün 2022/12823 Esas sayılı dosyasıyla açık faturaya dayalı olarak bakiye 94.400,00 TL asıl alacak ve 8.298,15 TL  işlemiş faiz toplamının tahsili amacıyla genel haciz yoluyla takip yapıldığını, davalının borca ve fer'ilerine haksız olarak itiraz ettiğini  belirterek; borçlunun itirazının iptalini, takibin devamını, takip konusu alacağın % 20’sindan az olmamak üzere icra inkâr tazminatı takdirini talep etmiştir.<br>\tDavacı vekili 03/11/2022 tarihli dilekçesinde; davalının Karayolları Genel Müdürlüğü 7. Bölge Müdürlüğü'nün 2016/261963 İhale Kayıt Numaralı Amasya-Turhal Devlet Yolunun Km: 11+814-63+420 Arası Kavşak Tanzimi, Toprak İşleri, Tünel, Sanat Yapıları, Üsyapı BSK Yol Yapım İşi İkmal İnşaatının yapımını üstlendiğini, davalı yüklenici tarafından Aydınca Varyantı kesiminde yapılması planlanan proje değişikliklerinin davacı müvekkiline hazırlatılması ve bu hususta olur verilmesi için Karayolları Genel Müdürlüğü 7.  Bölge Müdürlüğü Kontrol Şefliği'ne talepte bulunulduğunu, davalının talebinin uygun bulunduğunu, ilgili alan için hazırlanacak proje değişikliklerinin davacı müvekkili tarafından yapılmasının Karayolları genel Müdürlüğü 7. Bölge Müdürlüğü tarafından uygun bulunması sonucu söz konusu alana ait proje değişikliklerinin müvekkili tarafından hazırlanarak teslim edildiğini ve onaylatıldığını beyan etmiştir.<br>\tDavalı vekili özetle; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 6. maddesine göre, genel yetkili mahkemenin, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olduğunu, müvekkili şirkete ait ticaret odası ile ticaret sicil kayıtları incelendiğinde anlaşılacağı üzere müvekkili şirketin adresinin “...” olduğunu, yetkili icra müdürlüğünün de İstanbul Anadolu İcra Müdürlükleri olduğunu, huzurdaki davanın ve davaya konu icra takibinin yetkisiz yerde açıldığını, somut olayda, davalı borçlunun merkez adresinin İstanbul olduğunu, davacı tarafından Ankara 26. İcra Müdürlüğü'nün  2022/12823 Esas sayılı  dosyasının 94.400,00 TL'lik asıl alacak üzerinden açıldığını, dava dilekçesinde 102.698,15 TL yönünden talepte bulunularak, Ankara 26. İcra Müdürlüğü'nün 2022/12823 Esas sayılı takip dosyasında takibin devamına karar verilmesinin talep edildiğini, buna karşılık dava tevzi formuna göre 94.400,00 TL yönünden harç yatırıldığını, alacağı kabul anlamına gelmemek kaydıyla; yargılama neticesinde takibin devamına karar verilmesi halinde davacının faiz talebi yönünden harç ödememiş olması bir yana faiz talebini saklı dahi tutmadığını, davacı tarafın dava dilekçesinde müvekkiline verdiğini iddia ettiği hizmet neticesinde ödenmesi gereken 94.400,00 TL'nin  ödenmediğini iddia ettiğini, davacının işbu alacak iddiasına konu faturada belirtilen hizmetlere ilişkin müvekkili şirket yetkilisi ile yapmış olduğu bir sözleşme olup olmadığını, iddia ettiği hizmeti gerçekleştirip gerçekleştirmediğini ispat etmesi gerektiğini, davacının dosya kapsamında sözleşme sunmamakla birlikte, sözleşme olduğunu iddia ettiği müvekkili şirket yetkilisinin kaşe ve imzası bulunmayan \"Taşeron Hakediş Raporu\"nu taraflar arasında usulüne uygun şekilde akdedilmiş bir sözleşmeymiş gibi sunduğunu, davacının taleplerinin ispata muhtaç olduğunu, davacı ile müvekkili şirket yetkilisi arasında akdedilmiş herhangi bir yazılı ve sözlü sözleşme bulunmadığını, davacının alacaklı olduğunu kabul anlamına gelmemek üzere davacı ile müvekkili şirket arasında yapılan sözlü/yazılı bir sözleşme var ise bu sözleşmenin müvekkili şirketi temsil ve ilzama yetkili kişiler ile yapılmadığını, bununla birlikte dava dilekçesi ekinde sunulmuş olan \"Hakediş Raporu\"nun ise müvekkili şirketin kaşe ve imzasını içermediği de gözetildiğinde, davacının iddiasını ispata elverişli hiçbir delil sunamadığını,  icra takibinde alacağa uygulanan faiz oranının geçersiz ve fahiş olduğunu, bunun yanı sıra asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi işletilmesinin talep edilmiş olmasının haksız ve kabulü mümkün olmadığını, ayrıca, taraflarına tebliğ edilmiş herhangi bir fatura olmadığını, davacının alacağına dayanak herhangi bir fatura varsa dahi davacı tarafından müvekkili firma adına fatura düzenlenmiş olmasının taraflar arasındaki ticari ilişkiyi ispatlamak için yeterli olmadığını, davacının dava dilekçesinde taraflar arasında ticari hizmet ilişkisi olduğunu iddia ettiğini ancak nasıl bir ticari hizmet ilişkisi olduğuna, hizmetin kapsamına ilişkin herhangi bir açıklama yapmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir an için böyle bir ticari ilişkinin varlığı düşünülse bile davacının iddia ettiği ticari ilişkiye konu hizmetin müvekkiline usulüne uygun eksiksiz ve tam şekilde ifa edildiğini de ispat etmediğini belirterek; yetki itirazının  kabulü ile  mahkemenin ve icra dairesinin yetkisizliğinin tespitini ve yetkili yerin İstanbul Anadolu Adliyesi Mahkemeleri ve İcra Daireleri olduğunun tespitini, davanın usulden reddini, mahkeme aksi kanaatteyse, haksız ve mesnetsiz olarak ikame edilen davanın esastan reddini, kötü niyetli alacaklı hakkında %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatı takdirini savunmuştur.<br>\tİlk derece mahkemesince; davanın davacının taraflar arasında ticari ilişki nedeniyle düzenlediği faturaların tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olduğu, mahkemenin yetkisine itiraz edildiği, davalı vekilinin icra dairesinin ve mahkememizin yetkisine dair itirazlarının bilirkişi raporu ile teyit edildiği üzere taraflar arasındaki ticari ilişkinin mevcut olduğu dikkate alınmakla TBK'nun 89. maddesi uyarınca ayrı ayrı reddine karar verildiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın; mahkemenin ve icra dairesinin yetkili olup olmadığı, taraflar arasında ticari ilişkinin mevcut olup olmadığı, davacının faturaya konu alacağının olup olmadığı varsa miktarının tespiti, davalının itirazda haklı olup olmadığı, icra inkar tazminatı ve kötü niyet tazminatının şartları, faizin başlangıcı  ve oranına  ilişkin olduğu, mahkemenim 2020/463 Esas sayılı dosyasında; davanın reddine dair karar verildiği, davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf talebi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi'nin  14/02/2024 tarih ve 2023/1310 Esas 2024/109 Karar sayılı ilamında; \"...İtirazın iptâli davasının görülebilmesi, usulüne uygun şekilde yapılmış geçerli bir icra takibinin varlığına bağlıdır. Geçerli bir takibin bulunmadığı durumlarda, itirazın iptâli davasının görülebilmesine usulen imkân bulunmamaktadır. İcra dairesinin yetkisine itiraz edildiği hallerde bu itiraz incelenip sonuçlandırılmadığı sürece geçerli bir takibin bulunmayacağı açıktır. Nitekim; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 13/11/2013 Tarih, 2013/10-395 Esas ve 2013/1568 Karar sayılı ilâmında da aynı kurallar gösterilmiştir. Davalı vekilince gerek icra takibinde, gerekse açılan itirazın iptali davasına cevap dilekçesinde hem icra müdürlüğünün hem de mahkemenin yetkisine itiraz edilmiş, davalının ikamet adresinin bağlı olduğu İstanbul Anadolu  icra müdürlüğü ve mahkemelerinin yetkili olduğu ileri sürülmüş, Mahkemece, taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu gerekçesiyle TBK'nın 89.maddesi uyarınca icra müdürlüğünün ve mahkemenin yetkisine itirazın reddine karar verilmiştir. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere taraflar arasında akdi ilişki kurulmuş olup, bu akdi ilişkinin proje yapımını konu alan eser sözleşmesi ilişkisi olduğu anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık eser sözleşmesi ilişkisinden kaynaklandığından,  bu türden uyuşmazlıklarda, HMK'nın 6. maddesi genel yetki kuralı uyarınca  davalının yerleşim yeri mahkemesi (takip yönünden ise icra dairesi), aynı zamanda HMK'nın 10. maddesi özel yetki kuralı uyarınca sözleşmenin ifa yeri mahkemesi  (icra dairesi) yetkili olacaktır.  Bu türden sözleşmelerde para alacakları yönünden yetkili mahkemeyi alacaklının yerleşim yeri mahkemesi olarak belirleyen 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89. maddesinin uygulanması imkânı yoktur. TBK'nın 89. maddesi hükümlerinin sadece karz akdinden doğan borçlarla sınırlı olduğunun kabulü gerekir. Aksi halde, bütün para borcu ilişkilerinden doğan ihtilâflarda yetkili mahkemenin bu maddeye göre tayini gerekeceğinden, para borçlarıyla ilgili tüm ihtilâfların davacının yerleşim yerinde davaya konu olması sonucu doğar ki, bu da; Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda yer alan yetkiyle ilgili kuralları adeta istisna haline getirmiş olur. Oysa, TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmeleri, niteliği itibariyle iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler olup, karşılıklı edimleri içerir. Bu nedenle Mahkemece, eser sözleşmesinden kaynaklanan bir alacakta yetkili icra müdürlüğü ve mahkemenin tayininde TBK'nın 89. maddesi hükümlerinin uygulanması doğru olmamıştır. Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, yukarıda açıklanan ilke ve kanun maddeleri kapsamında tarafların sözleşmenin ifa yeri konusunda beyanları da alınarak icra takibinin yetkili icra müdürlüğünde yapılıp yapılmadığının tespiti ile bu tespitin sonucuna göre karar verilmesidir. Açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin diğer istinaf nedenleri incelenmeksizin istinaf başvurusunun kabulüne...\" gerekçeleriyle kararının kaldırılmasına karar verildiği,  kaldırma kararı sonrası taraf vekillerinin Bam Karar ilamına karşı beyanlarının tespit edildiği, taraf vekillerinin davaya konu sözleşmenin Ankara ilinde icra edileceğine dair beyanda bulunmadıkları, toplanan delillere, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi'nin  14/02/2024 tarih ve 2023/1310 Esas 2024/109 Karar sayılı ilamı, tarafların beyan ve itirazlarına göre; davalı borçlunun başlatılan icra takibi ile ilgili olarak süresinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunduğu, yetki itirazının yerinde olduğu, dosya kapsamında dosyanın yetkili icra dairesine gönderildiğine ve yetkili icra dairesi tarafından borçluya ödeme emrinin tebliğ edildiğine ilişkin bir belgenin bulunmadığı gibi, takipte yetkili icra dairesinin İstanbul Anadolu İcra Daireleri olduğu, yetkili icra dairesinde başlatılmış icra takibi bulunmadığı ve dava şartının yerine getirilmediği, ayrıca bu aşamada dava şartının tamamlanmasının mümkün olmadığı anlaşıldığından dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine, karar verilmiştir.<br>\tDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek inceleme yapılmadığı, davalının istinaf başvuru dilekçesinde \"TBK m. 89 uyarınca tespit edilen yetki kuralı akdi ilişkinin çekişmesiz olduğu durumlarda uygulanmakta olup borcun varlığına da itiraz etmemiz ve -aşağıda detaylıca açıkladığımız üzere- taraflar arasında kurulmuş akdi/ticari bir ilişki mevcut olmaması nedeniyle somut olaya tatbiki mümkün değildir.\" şeklinde savunma yapmışken istinaf incelemesinde TBK madde 89'un hangi sözleşmelerde uygulanabileceği üzerinde inceleme yapılarak haksız ve hukuki mesnetten yoksun bir karar verildiği, HMK’nın 10. maddesinde \"Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir.\" şeklinde ve TBK’nın 89. maddesinde  \"Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler uygulanır;1. Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde, 2. Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde, 3. Bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları sırasında borçlunun yerleşim yerinde, ifa edilir.\" şeklinde düzenlemeler mevcut olduğu,  HMK ve TBK çok net bir şekilde açık olup TBK m. 89'un sadece ve sadece karz sözleşmesinden doğan borçlarla sınırlı olacağı yönünde bir hüküm bulunmadığı, aksinin kabulünün kanunu alenen tanımamak ve keyfi kural uygulamaktan başka bir şey olmadığı, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi’nin eser sözleşmesinden kaynaklı uyuşmazlıklarda HMK'nın 6. maddesi genel yetki kuralı uyarınca  davalının yerleşim yeri mahkemesi (takip yönünden ise icra dairesi), aynı zamanda HMK'nın 10. maddesi özel yetki kuralı uyarınca sözleşmenin ifa yeri mahkemesi  (icra dairesi) yetkili olacağını gerekçesinde kendisinin belirttiği,  HMK madde 10 uyarınca somut olayda sözleşmenin ifa edileceği yer hususunun tartışma konusu olduğu, tarafların bir yargılamada iki ayrı taraf olarak bulunmakta iken iki tarafından da \"sözleşmenin ifa yeri Ankara'dır\" şeklinde beyanda bulunmalarının beklenmesi hayatın olağan akışına aykırı olduğu, dolayısıyla tartışma konusu olan sözleşmenin yeri ifa yeri sorununun beyanla çözülebilecek bir husus olmadığı, kanunda sözleşmenin ifa yeri hususunda ihtilaf bulunmasına karşılık bir kanun maddesi düzenlemiş olup bu kanun maddesinin de TBK madde 89 olduğu, ihtilaflara çözüm olarak getirilmiş bir kanun maddesinin sadece karz sözleşmesinden doğan borçlara uygulanabileceğine ilişkin kararın herhangi bir hukuki temeli bulunmadığı, kaldı ki TBK m. 89 olan kanun maddesinin öncelikli olarak tarafların açık ve örtülü iradelerine öncelik vererek ve aksine sözleşme olmaması halinde para borçları için alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerini ifa yeri olarak belirlediği, HMK uyarınca davalının yerleşim yerinin genel yetkili mahkeme olsa da taraflar arası alacak-borç ilişkisi ticari defter kayıtlarında da görüleceği üzere sözleşmeye dayandığından HMK madde 10 uyarınca sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemelerinin de yetkili kılındığı, aynı şekilde TBK madde 89 uyarınca aksine bir sözleşme yoksa para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir hükmü gereği Ankara Mahkemelerinin yetkili olduğu, TBK madde 89'un karz sözleşmesinden doğan borçlar dışında da uygulanabileceğinin Yargıtay yerleşik içtihatlarıyla da sabit olduğu,  Yargıtay 19.Hukuk Dairesi 22.09.2014 Tarihli  9922/13892 nolu kararında \"..mahkemece taraflar arasındaki ticari ilişkinin varlığı hususu araştırılarak, BK’nın 73.(TBK’nın 89) maddesi uyarınca alacağın bir para alacağından kaynaklanmasına göre alacaklının ikametgahı mahkemesinin de yetkili olduğu gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.\" şeklinde karar verildiği, HGK. 5.11.2003, 2003/13-640-627 sayılı kararının da aynı doğrultuda olduğu, yine aynı şekilde Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2013 tarihli bir başka kararında “…Dava, faturaya dayalı alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. HMK’nın 6.maddesi gereğince bir davada genel yetkili mahkeme, davalının yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesidir. Aynı kanunun 10.maddesinde sözleşmeden doğan davalar için sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinin de yetkili olduğu belirtilmiştir ki bu da özel yetkiye ilişkin bir düzenlemedir. Ayrıca BK’nın 73.maddesi uyarınca para alacağına ilişkin davalarda aksi kararlaştırılmadıkça para borcu alacaklının yerleşim yerinde ödenmesi gerektiğinden alacaklının bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir. Dolayısıyla dava, davacının seçimine göre, hem genel hem de özel yetkili mahkemede açılabilir … Az yukarıda anılan BK’nın 73.maddesi gereğince faturaya dayalı para alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takiplerine yönelik itirazın iptali istemiyle açılan eldeki davada İstanbul mahkemeleri bu davaya bakmaya yetkilidir. Mahkemece değinilen bu yönler gözetilerek işin esasına girilip hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yetkisizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.” şeklinde karar verildiği, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 1985 tarihli bir kararında da “…Ayrıca; BK m. 73’e göre; para borçları, alacaklının ikametgahında ödenmesi gerektiğinden, alacaklı, sözleşmeden doğan bir para alacağını sözleşmede, ayrıca yetkili yer gösterilmiş olmadıkça kendi ikametga­hının bulunduğu yerdeki icra dairesinde takip konusu yapabilir. Örneğin; kiralayan kira alacağı için, ipotekli alacaklı, ipotekle teminat altına alınmış olan alacağı için  alacağını konkordatoya yazdırmış olan alacaklı, konkordatoya dahil edilen bu alacağı için kendi ikametgahının (yerleşim yerinin) bulunduğu yerde, icra takibi yapılabilir…” denildiği, dolayısıyla kanun maddesiyle ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile çeşitli Hukuk Dairelerinin yerleşik içtihatlarıyla da sabit olduğu üzere TBK madde 89’un, huzurdaki davaya uygulanabilmesi gerekirken \"sadece karz sözleşmesinden doğan borçlarda uygulanır\" gibi soyut, gerçek dışı ve hukuk dışı şekilde verilen bir karara dayanılarak davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, hukuka aykırı şekilde kanun maddesini tek bir sözleşme ile sınırlayan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi'nin  14/02/2024 tarih ve 2023/1310 Esas 2024/109 Karar sayılı ilamını esas alarak yahut hukuken almak zorunda kalarak yerel mahkeme tarafından \"İstanbul Anadolu İcra Dairelerinin yetkili olduğu, yetkili icra dairesinde başlatılmış bir icra takibinin olmaması nedenleriyle dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine\" ilişkin verilen karar açıkça hukuka aykırı olduğu, davanın konusu olan icra takibine haksız ve kötüniyetli olarak itiraz edildiği gözetilerek haksız ve hukuki dayanaktan yoksun şekilde verilen yerel mahkeme kararının kaldırılması ve davanın tüm talepleri yönünden kabulü ile davalının aleyhine ilk kararda olduğu gibi icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talep edilmiştir.<br>\tDava, eser sözleşmesinden kaynaklanan faturaya dayalı ilamsız icra takibine itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine dair verilen kararına karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>\tİnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. Maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. <br>\tMahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek  yasal düzenlemelere uygun ve isabetli  karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve  özellikle taraflar arasındaki ihtilâf, eser sözleşmesi ilişkisinden kaynaklandığından ve bu türden uyuşmazlıklardan kaynaklanan icra takiplerinde kural olarak İİK'nın 50. maddesi uyarınca HMK hükümleri kıyas yoluyla uygulanacağından takibin davalının yerleşim yeri, sözleşmenin ifa edileceği yer veya yetki sözleşmesi ile belirlenen yer icra dairelerinden birinde açılması gerektiği,  Dairemizin ve Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi ve Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin yerleşmiş içtihatları uyarınca para alacakları yönünden yetkili mahkemeyi alacaklının yerleşim yeri mahkemesi olarak belirleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89. maddesi hükümlerinin sadece karz akdinden doğan borçlarla sınırlı olduğunun kabulünün gerektiği, aksi halde, bütün para borcu ilişkilerinden doğan ihtilâflarda yetkili mahkemenin bu maddeye göre tayini gerekeceğinden, para borçlarıyla ilgili tüm ihtilâfların davacının yerleşim yerinde takip ve davaya konu olması sonucunun ortaya çıkacağı,  bu durumun da  Hukuk Muhakemesi Kanunu'nda yer alan yetkiyle ilgili kuralları adeta istisna haline getirmiş olacağı,  6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmelerinin, niteliği itibariyle iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler olup, karşılıklı edimleri içerdiğinden  eser sözleşmelerinden kaynaklanan bir alacakta yetkili mahkemenin tayininde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89. maddesi hükümlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı ve Dairemizin kaldırma kararından sonra sözleşme konusu işin ifa yerinin Ankara olduğuna dair taraflarca sunulan delil bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. (Emsal Yargıtay (Kapatılan 15. Hukuk Dairesi'nin 16.10.2019 tarih, 2019/2763 Esas, 2019/3958 Karar sayılı ve Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14.06.2022 tarih, 2021/4070 Esas,  2022/3314 Karar sayılı ilamları)<br>\tHÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br>\t1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine,<br>\t2-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcının peşin alınan 1.755,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.139,60 TL harcın talep halinde davacıya iadesine, <br>\t3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ve ödediği istinaf başvuru harcının üzerinde bırakılmasına,<br>\t\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK 362/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 06.03.2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.\t<br><br>     Başkan  ...                   Üye ...\t            Üye ...                 Katip <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"dd0e040a98f65ff5","SID":"965b3ee8d5513aa7"}}