{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2024/1841 <br>KARAR NO: 2025/212<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>ASIL DAVA<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2022/881<br>KARAR NO: 2024/633<br>KARAR TARİHİ: 18/09/2024<br>BİRLEŞEN DAVA\t<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>ESAS NO: 2017/132<br>ASIL VE BİRLEŞEN <br>DAVA: Alacak (Sözleşmeden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 26/02/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ... ile ... San ve Tic. AŞ'nin hissedarı olduğu, \"... Tic.Ltd.Şti\"nin hisselerinin davalılara 10/06/2009 tarihinde satıldığını, ilgili sözleşme uyarınca bedellerinin davalılardan tahsil edildiğini, tarafların 10/06/2009 tarihinde yeni bir anlaşma daha yaparak \"Alıcılar, şirketinin 23/05/2008 tarih ve ... numara ile elektrik üretim lisansına sahip olduğu ...'in tamamlanıp üretime geçmesinden itibaren başlayarak ve lisans müddetince devam etmek üzere her yıl tesiste üretilen elektrik kwh başına 0,003 USD tutarında bir bedeli, satıcıların her yılın başında şirket ile şirket danışmanlık yapmak üzere satıcıların belirleyeceği ana sözleşmesi uygun bir firmaları arasında imzalanacak danışmanlık sözleşmesine istinaden, satıcıların \"Danışmanlık Şirketi tarafından şirkete kesecekleri fatura karşılığında yıllık olarak her yıl cari üretim yılının son gününde lisans sahibi şirket adına düzenlenecek fatura karşılığı takip eden yılın Ocak ayı sonuna kadar satıcılara şirket tarafından ödettirilmesini taahhüt etmektedir. Satıcılar bu hakkını alıcılara haber vermekle başkaca tüzel ve gerçek kişilere de devredebilir.\" hükmünün kararlaştırıldığını, bu ek sözleşmeye paralel olarak davalıların toplanarak ... AŞ'ne ortakları sıfatı ile 2009/03 numaralı ve 05/08/2009 tarihli ortaklar kurulu kararını aldıklarını, ilgili kararda \"şirketin sahibi bulunduğu ...'in tamamlanıp üretime geçmesinden itibaren başlayarak ve lisans müddetince (Lisans Süresi Uzarsa, uzayan sürede herhangi bir ödeme yapılmamak kaydı ile) devam etmek üzere her yıl tesiste (Hidro Elektrik Santralinde) üretilecek elektriğin kwh başına 0,003 USD tutarında bedeli ... ve/veya kendisinin belirleyeceği bir şirketinin şirketimize keseceği fatura karşılığında cari üretim yılını takip eden ocak ayı sonuna kadar ödemesine\" şeklinde karar alındığını, bu sözleşmeler ve ortaklar kurulu kararı uyarınca davacılara ödeme yapılması gerektiğini davacı şirketin danışman şirket olarak atandığını, davalılardan ...'in ne zaman üretime geçtiği, üretime geçmiş olduğu tarihten itibaren kaç kwh elektrik üretmiş olduğu, yapılmış olan ek sözleşme ve ortaklar kurulu kararında davacı şirkete ilgili bedelin ödenmesi hususunda ihtarnameler gönderildiğini, ancak davalılar tarafından geri dönüş olmadığı, ödemelerin yapılmadığını, anılan nedenlerle davacı şirketin ilgili sözleşmeler uyarınca \"Danışman Şirket\" olarak tespitine, davalı ... AŞ'nin ...'i ne zaman üretime geçirdiği ve üretime geçmiş olduğu tarihten itibaren kaç kwh elektrik üretmiş olduğunu gösterir tüm bilgi ve belgelerin istenmesi için Devlet Su İşleri ve Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğüne müzekkere yazılmasına, ilgili kurumlardan gelecek olan bilgi ve belgeler ve ticari defter ve kayıtlar üzerinde yapılacak olan bilirkişi incelemesi doğrultusunda davalı ... AŞ'nin üretmiş olduğu kwh elektrik üzerinden ek sözleşme ve ortaklar kurulu kararı doğrultusunda hesaplanacak olan alacağından şimdilik 1.000,00 TL'sinin ilgili sözleşmede belirtilen vadesinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>ISLAH Davacılar vekili sunmuş olduğu 10/02/2017 tarihli dilekçesi ile; 10/06/2009 tarihli sözleşmede belirlenmiş olan 7.500.000 USD bedelin sadece hisse devri için belirlendiğini, bu sözleşmede 49 yıllık lisans bedelinin belirlendiğine dair sözleşmede herhangi bir ibare bulunmadığını, fakat 10/06/2009 tarihli \"EKSÖZLEŞME\" nin lafzı dahi incelendiğinde doğrudan ... A.Ş.'nin sahip olduğu 49 yıllık Elektrik Üretim Lisansının bedeli için düzenlendiğinin anlaşıldığını, tarafların gerçek ve ortak iradelerinin danışmanlık almak veya vermek olmadığını zira davalıların danışmanlık hizmeti almalarına bir ihtiyaç bulunmadığını, sözleşmedeki \"danışmanlık\" ibaresinin sadece fatura kesilmesi için ve davalıların istek ve önerileriyle yer aldığını, 49 yıllık lisans bedelinin nasıl ve ne şekilde tahsil edileceğine dair düzenlenen ek sözleşmenin lafza hapsedilmeksizin ortak ve gerçek iradenin tespit edilmesi gerektiğini beyan ederek, dava dilekçesinde talep ettikleri 1.000,00 TL'yi, 305.000,00 TL arttırarak 306.000,00 TL olarak ıslahına ilişkin taleplerinin kabulü ile fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla davacıların ... AŞ'nin 2013 yılı Enerji Üretimi karşılığı \"... Tic. Ltd. Şti'ne ilişkin hisse devir ve temlik (alım-satım) sözleşmesine ek sözleşme\" gereği hesaplanacak olan alacaklarının şimdilik 306.000,00 TL miktarındaki kısmının vade tarihinden itibaren işleyecek olan ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini, 30/01/2017 tarihli celsede \"tahkikatın sonlanması ve sözlü yargılama geçilmesi ile ilgili\" ara kararlardan dönülerek, tahkikata kaldığı yerden devam edilmesini, tanık ve yemin başta olmak üzere delillerinin toplanmasını ve bu kapsamda tanıklarının dinlenmesini talep etmiştir. <br>CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıların \"danışman şirket\" olarak tespitine dair talepleri yönünden ... Tic. A.Ş.'nin aktif husumet ehliyetinin olmadığı, yine müvekkillerinden ... AŞ'nin dava konusu edilen belgelerde taraf olmadığını, bu nedenle pasif husumet ehliyeti bulunmadığını, davaya dayanak yapılan 10/06/2009 tarihli belgenin karşılıklı taahhütleri içeren borç doğurucu bir belge olmadığını, iyi ilişkilere dayanılarak yapılan bir tercih beyanı olduğunu, bir danışmana ihtiyaç duyulduğunda kendilerinin önereceği bir danışman firma ile çalışılacağının beyan edildiğini, ancak bu beyanın çelişkili olup hiçbir bağlayıcılığı olmadığını, paylarını satan satıcıların önereceği danışman ile sözleşme yapılmış olsaydı danışmanın keseceği faturaların bedellerinin satıcılara ödeneceğinin öngörüldüğünü, bu nedenle bir bağlayıcılığı olmadığını, davalı ... AŞ'nin bir danışmana ihtiyacı olmadığını, hiçbir firmadan danışmanlık hizmeti almadığını, 05/08/2009 tarih ve 2009/3 sayılı ortaklar kurulu kararının uygulanmadan iptal edildiğini, yine davalı ... AŞ'nin sahip olduğu lisans sözleşmesinin 49 yıllık olduğunu, tarafları lisans sözleşmesi süresince bağlı saymanın davalıların ekonomik özgürlüklerini engelleyeceğini, anılan nedenlerle davanın öncelikle husumet yönünden, her şekilde davanın esas yönünden de reddine karar verilmesi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.<br>BİRLEŞEN İSTANBUL 4.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'NİN 2017/132 ESAS 2017/147 KARAR SAYILI DOSYASI; <br>DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; 10/06/2009 tarihli ... Ticaret Ltd. Şti'ne ilişkin hisse devir ve temlik (alım-satım) sözleşmesi ile aynı tarihli \"... Ticaret Ltd. Şti'ne ilişkin hisse devir ve temlik (alım ve satım) sözleşmesine ek sözleşmesi\" gereği yine bu kapsamda taraflar arasında gerçekleştirilmiş olan ikrarlar içeren e-mailler ve davalıların oy birliği ile almış oldukları ... numaralı 05/08/2009 tarihli Ortaklar Kurulu kararları da göz önüne alındığında, ek sözleşme 49 yıllık Elektrik Üretim Lisansının bedeli için düzenlendiğinden, davalıların Daran Hes'de 2013 yılında üretmiş oldukları enerji karşılığı doğmuş davacı alacaklarının tespiti ile şimdilik fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 71.346,52 USD'nin tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ayrıca açmış oldukları bu davanın ek dava olduğunu ileri sürerek işbu davanın İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/156 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesini talep etmiştir.<br>CEVAP Davalılar vekili birleştirme kararının ardından asıl dosyaya, birleşen dava yönünden sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davalılardan ...AŞ'nin pasif husumet ehliyetinin bulunmadığını, ek davanın birleştirilmesine muvafakatlerinin olmadığını,  asıl davada tahkikat tamamlandığı için verilen birleştirme kararının hatalı olduğunu, ek dava ile yeni talep ve iddiaların ileri sürülemeyeceğini, asıl davada ıslah dilekçesi sunulmasına rağmen aynı talep yani 2013 yılı alacakları yönünden ek dava açılmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, tanık deliline muvafakatleri olmadığını, asıl davada dava dilekçesinde davacı şirketin danışman şirket olarak tespiti talep edilerek aradaki sözleşmenin danışmanlık sözleşmesi olduğu ikrar edildiğinden bu ikrardan dönülmesine muvafakatleri olmadığını, müvekkilinin danışmanlık hizmeti almaması nedeniyle davacı alacağının oluşmadığını, şirketin tek aktifi lisansı olup lisansın ise tek başına devri yasak olduğundan şirketin tüm hak ve borçları ile devralınarak devir bedelinin tamamen ödendiğini, e-postaların gönderildiği ...'in müvekkillerinin ticari vekili olmadığını, temsil yetkisi olmadığı için e-postaları kabul etmediklerini, davacı tarafça ek sözleşmenin niteliğinin sürekli farklı şekilde beyan edildiğini ancak sözleşme açık olup tarafların danışmanlık sözleşmesi düzenlediklerini, bu nedenle sözleşmenin yorumlanmasına ihtiyaç olmadığını, danışmanlık hizmeti verilmediğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ'NİN VE DAİREMİZİN KARARLARI 1-Mahkemenin 26/09/2018 tarihli 2015/156 E. 2018/1044 K. sayılı kararı; \"...Taraflar arasında akdedildiği ileri sürülen sözleşme ek sözleşme içeriği dikkate alındığında...bu sözleşmenin bir nevi danışmanlık ön sözleşmesi olduğu, ek sözleşmede belirtilen üretilen kw/saat karşılığı 0.003 USD'nin satıcıların belirleyeceği bir firma tarafından alıcılara verilecek danışmanlık hizmeti karşılığında ödeneceğinin düzenlendiği, dolayısıyla bu ücretin ödenebilmesi için satıcılar tarafından yada onların belirleyeceği bir şirket tarafından alıcılara ve hissesi devredilen şirkete bir danışmanlık hizmetinin verilmesinin gerektiği, ek sözleşme ile sadece devir bedeline ek olmak üzere bedel tespitinin yapılmadığı, dolayısıyla söz konusu sözleşmenin hisse devrindeki bedele ek olarak ek devir bedeli öngören bir sözleşme niteliğini taşımadığı, her ne kadar davacı tarafça söz konusu sözleşmenin hisse devir bedeline ek getiren bir sözleşme olduğu iddia edilmiş ise de tarafların bu konudaki iradesinin birbirleri ile örtüşmediği, gerek sözleşmenin içeriği, gerekse BK 18.maddesi uyarınca mahkememizce yapılan yorumda da sözleşme içeriğinin danışmanlık ön sözleşmesi niteliğinde olduğu gözönüne alındığında davacının ancak saikte yanılgıyı ileri sürebileceği, saikte yanılgının da sorumluluğunun tacir sıfatını taşıyan davacılara ait olduğu, ayrıca 818 sayılı BK'nun 24. Maddesi uyarınca saikte yanılmanın esaslı yanılma sayılmayacağı, bir an için esaslı yanılma kabul edilse dahi ilk hissedar sözleşmesinin tanzim tarihinden itibaren 1 yılın geçtiği halde davacı tarafça söz konusu esas sözleşmenin iptalinin talep edilmediği, dava aşamasında da ek sözleşmede yanılgısı olmasaydı söz konusu ilk sözleşmeyi imzalamayacağına yönelik bir iddiada da bulunmadığı anlaşılmakla, davacının söz konusu ek sözleşmenin sadece ve sadece devir bedeline ilave ücret öngören bir sözleşme olduğu iddiasına değer verilmemiş, kaldı ki tarafların Yargıtay uygulamaları dikkate alındığında doğrudan doğruya devir bedeline ek ücret kararlaştırılmasına ilişkin bir sözleşme düzenlemelerinin önünde hukuki bir engel bulunmaması da dikkate alındığında bu şekilde düzenlenebilecek bir sözleşme yerine danışmanlık sözleşmesi yapılmasının da söz konusu sözleşmenin danışmanlık ön sözleşmesi olarak düzenlendiğinin göstergesi olduğu, ayrıca davacı tarafın bu iddiasıyla da aslında ek sözleşmede muvaza yapıldığının iddia edildiği, fakat taraf muvazasının yazılı delille ispatı gerektiği, davacı tarafın taraf muvazasını yazılı bir delille de ispatlayamadığı, her ne kadar davacı tarafça son celse davalı şirketin yönetim kurulu tarafından ek bedel ödeneceğine ilişkin kararlar aldığı ileri sürülmüş ise de bu kararın taraflar arasında akdedilen ek sözleşme içeriğinin tekrarından ibaret olduğu, dolayısı ile muvazayı ispatlayan nitelikte bir sözleşmenin bulunmadığı, kaldı ki yönetim kurulu tarafından alınan bu kararın da sözleşme boyutuna ulaşmaması sebebiyle tek taraflı bir beyan olduğu, tüm bu hususlar dikkate alındığında taraflar arasında akdedilen ek sözleşmenin sadece devir bedeline ek olarak ek bedel öngörülen bir sözleşme olmaması dikkate alındığında ve davacı tarafça davalılara verilmiş bir danışmanlık hizmetinin bulunmaması sebebiyle davacının ıslah edilen şekli ile asıl davanın ve birleşen davanın reddine\" karar verilmiştir. 2-Dairemizin 09/03/2022 tarihli 2020/686 E. 2022/286 K. sayılı kararı; \"... ek sözleşme değerlendirildiğinde, ek sözleşmenin aslında lisans süresi boyunca, lisans bedelinin belirlenmesine yönelik olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu husus ek sözleşmenin ikinci maddesinde açıkça belirtilmiş ve lisans süresi ile sınırlandırılmış olup, amaç danışmanlık hizmeti olsa idi lisans sözleşmesinden bağımsız bir şekilde danışmanlık hizmetinin verilebileceği kararlaştırılabilirdi. Kaldı ki, davalı ortaklar kurulunun almış olduğu kararda da \"danışmanlık\", \"danışmanlık ücreti\" kelimelerinin kullanılmamış olması da bu durumu perçinleştirmiştir. Ancak lisans devri yasak olduğu için taraflar muvazaalı olarak ödenecek bedeli \"danışmanlık sözleşmesi\" adı altında belirlemişlerdir. İrade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 18.) maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddenin birinci fıkrasında; \"Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.\" hükmüne yer verilmiştir. Buna göre muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları, şeklinde tanımlanmaktadır. Davacı tarafça bedelde ve sözleşmenin niteliğinde muvazaa iddiasına dayanıldığı anlaşılmakla, bu iddianın 6100 sayılı HMK 200 (1086 sayılı HUMK 288) uyarınca ancak yazılı delille ispatı mümkündür. Mahkemece kararda davacı tarafça son celse ortaklar kurulu kararının sunulduğu yazılmış ise de, bu karar davacı tarafından ilk dava dilekçesi ile sunulmuş bir karardır ve kararın noter onaylı olarak davalılar tarafından alındığı anlaşılmakla, yazılı delil niteliğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Yine davalı tarafça yetkisiz temsilci olduğu iddiası ile reddedilen e-postaların ise değerlendirilmesi, e-postaları gönderen ...'in davalıları temsile yetkili olup olmadığı hususunda davacı iddiaları ile davalı itirazlarının değerlendirilmesi, bu yönde yapılacak inceleme neticesinde e-postaların HMK 202.maddesi uyarınca delil başlangıcı niteliğinde olup olmadığı belirlenerek davacının tanık dinletme talepleri de değerlendirilerek sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK 353/1.a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, dairemizin kararına uygun şekilde yargılama yapıldıktan sonra yeniden karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine iadesine\" karar verilmiştir.3-Mahkemenin 15/06/2022 tarihli 2022/210 E. 2022/483 K. sayılı kararı; \"...BAM kararı doğrultusunda dosya kapsamı incelenip değerlendirildiğinde; ...davacı tarafın dosyaya sunduğu 05.08.2009 tarihli, 2009/03 karar no.lu ortaklar kurulu kararı, her ne kadar yazılı bir delil olsa da, içerik bakımından davacıların muvazaa iddiasını ispatlayan bir yazılı delil değildir.Davacıların sunduğu ve ...'in gönderdiğini belirttikleri 12.05.2014, 14.02.2014, 04.02.2014 tarihli elektonik postaların yazılı delil başlangıcı olup olmadıkları da Mahkememizce değerlendirilmiştir. Davacı tarafın sunduğu söz konusu elektronik postalarda elektronik imzanın olmadığı, bunların sıradan e-posta görünümünde olduğu anlaşılmaktadır. HMK 199. maddede “Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.” denildiğinden, bu maddedeki “elektronik ortamdaki veriler” ifadesi e-postaları da kapsamaktadır ve buna göre e-postalar belgedir. Ancak, HMK 199. maddede sayılan belgeler arasında “senet” ayrıca sayıldığından, elektronik posta, senet kuvvetinde bir belge değildir. Prof. Dr. Baki KURU’nun 2020 baskısı Medeni Usul Hukuk El Kitabı isimli kitabının 1. Cildinde sayfa 664’te de bu konuda “...m.199’daki senet dışındaki belgeler, takdiri delildir” denilmektedir... Dava konusu olayda ise davacı taraf, kendi tarafı olduğu sözleşmeye karşı muvazaa iddiasını ileri sürdüğünden, 05.02.1947 tarihli, 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince ve HMK 200 ve 201. maddeleri uyarınca bu iddiasını, takdiri bir delille değil, ancak senet niteliğinde yazılı bir delille kanıtlayabilir. Bu husus, BAM kararının son sayfasında da belirtilmiştir.Davacı tarafın sunduğu e-maillerin yazılı delil başlangıcı olup olmadıklarına gelince; bilindiği gibi, yazılı delil başlangıcı senetle ispat zorunluluğunun istisnalarındandır ve yazılı delil başlangıcının varlığı halinde buna dayanan taraf tanık dinletebilir. Ancak, Prof. Dr. Baki KURU’nun 2020 baskısı Medeni Usul Hukuk El Kitabı isimli kitabının 1. Cildinde sayfa 664’te delil başlangıcı hakkında “...HMK m. 199’daki senet dışındaki belgeler, m.200’deki senetle ispat zorunluluğunun istisnası olmadığından, (senetle ispat zorunluluğunun istisnası olan) delil başlangıcı (m.202) da sayılmaz.” denilmektedir. Aynı eserin 702-703. sayfalarında da “HMK m.200’deki senetle ispat zorunluluğunun istisnası olan delil başlangıcının, senet gibi yazılı olması gerekir (senet başlangıcı). HMK m.199’da sayılan (senet dışındaki) diğer belgeler hakkındaki delil başlangıcı, yazılı olmayan bir belge başlangıcı teşkil eder. Buna göre, HMK m.199’daki senet dışındaki belgeler, HMK m.200’deki senetle ispat zorunluluğunun istisnası olmadığı için, öncelikle (evleviyetle) senetle ispat zorunluluğunun istisnası olan delil başlangıcı (HMK m.202) da teşkil etmez. Bu nedenle: HMK m.199’daki senet dışındaki belgelere karşı ileri sürülen delil başlangıcının, yazılı olmasına gerek yoktur (HMK m.202). Buna karşılık, (yazılı delil olan) senede karşı ileri sürülen delil başlangıcının, yazılı olması gerekir. HMK’nun yürürlüğe girdiği 1.10.2011 tarihinden sonraki döneme ilişkin, Yargıtay’ın ulaşabildiğim kararlarında da, senetle ispat zorunluluğunun istisnası olan delil başlangıcı, yazılı delil başlangıcı olarak belirtilmektedir” denilmekte ve çok sayıda Yargıtay kararına atıf yapılmaktadır. Bu durumda, davacı tarafın sunduğu e-postalar, HMK 199. maddede sayılan “senet” dışındaki belgelerden olup senet niteliğindeki sözleşmeye karşı ileri sürüldüğünden ve davalıların el yazısı ile yazılmış olmadığından, bu e-postaların senet niteliğindeki sözleşmeye karşı yazılı delil başlangıcı olarak ileri sürülmesi ve kabul edilmesi mümkün görünmemektedir. E-postaların yazılı delil başlangıcı sayılamayacağı, emsal yargı kararlarında da dile getirilmektedir... Bu nedenlerle, davacı tarafın sunduğu söz konusu elektronik postaların yazılı delil başlangıcı sayılamayacağı sonucuna ulaşılmış ve buna göre davacıların tanık dinletme taleplerinin reddi gerekmiştir. Ayrıca, davalılar vekilinin tasdikli olarak sunmuş olduğu, davalı ... A.Ş.’nin 07.12.2012 ve 26.12.2014 tarihli imza sirkülerleri ile 18.10.2012 tarihli, ... sayılı ve 24.11.2014 tarihli, 8700 sayılı Ticaret Sicili Gazetesi’nin ilgili sayfalarının ve davalı ... A.Ş.’nin 28.02.2012 ve 05.08.2014 tarihli imza sirkülerleri ile 16.02.2012 tarihli, ... sayılı ve 31.07.2014 tarihli, 8621 sayılı Ticaret Sicili Gazetesi’nin ilgili sayfalarının ve davalı ... A.Ş.’nin 28.08.2013 tarihli imza sirküleri ile 27.08.2013 tarihli, 8392 sayılı Ticaret Sicili Gazetesi’nin ilgili sayfalarının incelenmesinden; davacı vekilinin söz konusu e-postaları gönderdiğini belirttiği ...'in, anılan davalı şirketleri ilzama yetkili temsilcilerden olmadığı, ...’in diğer gerçek kişi davalıların vekili olduğunu gösteren vekaletname ya da temsil belgesi niteliğinde bir delilin de bulunmadığı anlaşılmakla, bu nedenle de davacıların sunduğu bu e-postalara yazılı delil başlangıcı olarak itibar edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır...Davacıların sunduğu söz konusu e-postaların içeriği incelendiğinde, ... ismini taşıyan e-postalarda, davacı tarafın muvazaa iddiasını ispatlayacak bir ifadeye rastlanmadığı gibi, 10.06.2009 tarihli Ek Sözleşme ile örtüşecek ve onunla uyumlu olacak şekilde “danışmanlık” ifadesine yer verildiği görülmektedir. Şu haliyle, bu e-postaların, içerik olarak da, yazılı delil başlangıcı olarak değerlendirilmesi mümkün görünmemektedir. Bu sebeplerle de, davacıların sunduğu e-postaların yazılı delil başlangıcı olamayacağı sonucuna varılmış ve buna göre de davacıların tanık dinletme taleplerinin reddi gerekmiştir.Kaldı ki dava konusu olayda davacıların iddia ettiği gibi taraflar arasındaki 10.06.2009 tarihli Ek Sözleşme’nin muvazaalı olduğu varsayılsa ve TBK madde 19’da yer alan “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.” hükmü uyarınca bu Ek Sözleşme’ye danışmanlık sözleşmesinden başka anlam verileceği kabul edilse bile, bu varsayımda, davacının taleplerinin değerlendirilmesi için, muvazaanın altında yatan asıl hukuki ilişkinin de geçerli bir sözleşme olması gerekmektedir. Dava konusu olayda, taraflar arasında imzalanan 10.06.2009 tarihli “... Limited Şirketi'ne İlişkin Hisse Devir Ve Temlik (Alım Ve Satım) Sözleşmesi” başlıklı sözleşme ve yine 10.06.2009 tarihinde bu sözleşmenin eki olarak imzalanan Ek Sözleşme’nin adi yazılı şekilde yapıldığı görülmektedir. Bu sözleşmelerden sonra tarafların Kadıköy ... Noterliği’nin 05.08.2009 tarihli, ... ve ... sayılı hisse devir sözleşmelerini resmi şekilde yaptıkları ve bunun 13.08.2009 tarihli, 7375 sayılı Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edildiği anlaşılmaktadır. Bu resmi şekilde yapılan sözleşmelerden önce imzalanan 10.06.2009 tarihli Ek Sözleşme, hisse devir sözleşmesinin ön sözleşmesi olarak da nitelendirilse, ek sözleşmesi olarak da nitelendirilse, ön sözleşmelerin de ek sözleşmelerin de asıl sözleşmenin yapılacağı şekilde yapılması zorunludur. 10.06.2009 tarihli Ek Sözleşme’nin yapıldığı tarihteki Türk Ticaret Kanunu’nun 520. maddesinde “Payın devri veya devir vaadi hakkındaki mukavele yazılı şekilde yapılmış ve imzası noterde tasdik ettirilmiş olmadıkça ilgililer arasında dahi hüküm ifade etmez” denilmektedir. 10.06.2009 tarihli Ek Sözleşme, noterde resmi şekilde yapılmadığından, adi yazılı olduğundan geçersizdir ve davacıların ek devir bedeli iddialarının dinlenmesi bu nedenle de mümkün görünmemektedir. Davacıların 10.06.2009 tarihli Ek Sözleşme’ye yönelik muvazaa iddialarını ileri sürerlerken, bu sözleşmenin lisans bedeli için yapıldığını iddia ettikleri de görülmektedir. Davacı tarafın bu iddiasının kabul göreceği varsayılsa dahi, Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği’nin 5/3 maddesi uyarınca lisansın ayrı bir sözleşme ile devri ya da kiralanması mümkün olmadığından, 10.06.2009 tarihli Ek Sözleşme, başta olan hukuki imkansızlık nedeniyle de geçersizdir ve bu sebeple davacıların lisans bedeli iddiasına da Mahkememizce itibar edilmemiştir. Mevzuattaki bu yasak, BAM kararında da belirtilmiştir. Davacı tarafın, 10.02.2017 tarihinde verdikleri ıslah dilekçesi ile 10.06.2009 tarihli Ek Sözleşme’ye yönelik iddialarını değiştirdikleri, Ek Sözleşme’nin rödovans sözleşmesi olduğunu ileri sürdükleri, bu iddialarını birleşen ek davanın dilekçesinde de dile getirdikleri görülmektedir. O halde, davacılar muvazaa iddiaları kapsamında Ek Sözleşme’ye yönelik iddia ve söylemlerini ıslah ve birleşen ek dava ile değiştirmiş bulunduklarından, esasen, davacıların muvazaa iddialarının bundan böyle bu rödovans iddiası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Maden Mevzuatı’nda olan ve maden siciline şerh edilen rödovans sözleşmeleri, Enerji Mevzuatı’nda mevcut değildir. Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği’nin 5/3 maddesi uyarınca lisansın ayrı bir sözleşme ile devri ya da kiralanması mümkün olmadığından, kullandırma amacı güden rödovans sözleşmelerinin yapılması konusunda da dava konusu olayda hukuki imkansızlık bulunmaktadır ve TBK 27. madde uyarınca bu hukuki imkansızlık nedeniyle de 10.06.2009 tarihli Ek Sözleşme geçersiz olup, davacıların rödovans iddiasına da itibar edilmesi mümkün görülmemiştir. Öte yandan, davalılardan ... A.Ş., 10.06.2009 tarihli Ek Sözleşme’ye taraf değildir. Davacıların bu Ek Sözleşme’ye yönelik olarak ileri sürdükleri taraf muvazaası iddiasını, bu konuda yazılı delil olsaydı dahi, sözleşmenin tarafı olmayan davalı ... A.Ş.’ye yöneltmeleri de mümkün değildir... Yukarıda açıklanan nedenlerle, BAM kararı doğrultusunda yapılan inceleme sonucunda, Mahkememizin 26.09.2018 tarihli red kararında yer alan aşağıdaki gerekçesini ve kanaatini değiştirecek bir husus bulunamamıştır...\" denilerek önceki gerekçe tekrar edilmiş ve taraflar arasındaki sözleşmenin danışmanlık ön sözleşmesi olduğu, davacı tarafça davalılara verilmiş bir danışmanlık hizmeti bulunmadığı, muvazaa iddiasınında yazılı delillerle ispatlanamadığı ifade edilerek asıl davanın ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. 4-Dairemizin 09/11/2022 tarihli 2022/1271 E. 2022/1282 K. sayılı kararı; \"...Mahkemenin taraf muvazaası yönündeki değerlendirmesi;Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 06/05/2019 tarihli 2018/1986 E. 2019/3440 K. sayılı ilamında; \"...Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davacının 09.09.2008 tarihli pay devir sözleşmesi ile bu şirketteki payından 144.390 payını 14.439,00 TL karşılığında davalıya devrettiği, bilahare 09.09.2008 tarihinde imzaladığı dilekçe ile devrin pay defterine kaydı için  şirkete yazılı olarak başvurduğu, psikolojik baskı altında devir yapıldığının ispat edilemediği, hisse devri esnasında yapıldığı iddia edilen psikolojik baskıya ve hisse devir bedelinin ödenmediği iddiasına ilişkin yemin deliline dayanıp dayanmadığını açıklaması için kesin süre verilmesine rağmen davacının yemin deliline dayandığını bildirmediği, bu nedenle anılan iddiaların yerinde olmadığı, devredilen hisselerin gerçek değerlerinin sözleşmede belirtilenden fazla olduğu ve ödenmediği iddiasının taraf muvazaası olması nedeniyle davacı tarafından ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davacının işbu davada taraflar arasındaki hisse devir sözleşmesinin geçersizliğine dayalı olarak devredilen hisselerin iadesi isteminde bulunmadığı gibi hisse devir bedeline ilişkin belgeler hakkında açıkça sahtelik iddiasında da bulunmamış olmasına, her ne kadar mahkemenin, davacının taraf muvazaasına dayanamayacağına dair gerekçesi isabetli değilse de; taraflar arasındaki bedelde muvazaa iddiasının ancak yazılı delille ispatlanabilir olmasına, davacı tarafça bu yöndeki iddiaya yönelik delil ibraz edilmediğinden bedelde muvazaaya yönelik iddianın davacı tarafça ispatlanamamış bulunmasına göre sonuç itibariyle doğru olan mahkeme kararına ilişkin davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir...\" şeklinde karar verilmiştir. Mahkemece her ne kadar hiç kimse kendi muvazaasına ve kusuruna dayanarak hak talep edemeyeceğinden, davacı tarafın muvazaa iddiasının kabul edilmediği ifade edilmiş ise de emsal ilamda da ifade edildiği gibi davacının iddiası bedelde muvazaaya yönelik olup, bu iddiasını sözleşmenin karşı tarafına karşı ileri sürdüğü de nazara alındığında mahkemenin bu yöndeki gerekçesi yerinde değildir. Mahkemece e-maillerin yazılı delil başlangıcı olmadığı yönündeki değerlendirmesi;Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre \"belge\"dir (m. 199). Kanundaki anlamıyla her belge, ispat konusu vakıayı temsil eden dar anlamda delildir. Ancak, hukukumuzda senet dışındaki belgeler, sadece delil başlangıcı (m. 202) olarak değerlendirilebilir. (Pekcanıtez Usul, Prof.Dr.Hakan Pekcanıtez, Prof.Dr. Muhammet Özekes, Doç.Dr.Hülya Taş Korkmaz, Doç.Dr.Mine Akkan, Cilt.II, s.1738) Senetle ispatı gereken bir hukuki işlem hakkında delil başlangıcı varsa o hukuka işlem tanık dinlenerek de ispatlanabilir (m. 202/1). Delil başlangıcının varlığı halinde hakim, hem delil başlangıcı hem de dinlenen tanık veya diğer takdiri delilleri serbestçe değerlendirerek bir karar verecektir. Bir belgenin, delil başlangıcı olabilmesi için, 202. maddenin ikinci fıkrasına göre üç şartın birlikte bulunması gerekir: Delil başlangıcı için ilk olarak bir “belge” bulunmalıdır. Belgenin tanımı 199. maddede yapılmıştır... İkinci olarak, belge, kendisine karşı (aleyhine) ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş ya da gönderilmiş olmalıdır (m. 202/2). Kendisine karşı kullanılmak istenen kişi tarafından gönderilmiş olan bir belge de elden verilmiş bir belge ile aynı değerdedir. Böylece, teknik araçlarla gönderilen belgeler de delil başlangıcı sayılabilecektir... Tüzel kişileri temsile yetkili olmayan kişilerin düzenlediği belgeleri, o tüzel kişiden sadır kabul etmek ve bu belgeye delil başlangıcı olarak dayanmak mümkün değildir. Ancak belgenin kanunen yetkili temsilciden çıkmadığı hallerde, sözü geçen şartın yerine gelip gelmediği dürüstlük kuralı dikkate alınarak belirlenmelidir. Buna göre, yetkisiz temsilci belgeyi tarafın bilgisi dahilinde vermişse belgenin taraftan çıktığı kabul edilebilir. Bunun yanında, tarafın, yetkisiz temsilcinin üçüncü kişilere belge verdiğini (ya da gönderdiğini) bilmediğini iddia etmesi hayatın olağan akışına ve dürüstlük kuralına aykırı ise yine aynı sonuca ulaşılabilecektir. Üçüncü olarak, delil başlangıcı, iddia edilen hukuka işlemi tam olarak ispat edememekle beraber, o işlemi muhtemel göstermelidir. Delil başlangıcı senetten farklı olarak, ispatı istenen hukuka işlemin varlığı hakkında tam bir kanaat edinilmesine elverişli olmasa da, iddia edilen işlem hakkında az da olsa yeterli bilgiyi içermelidir. Ayrıca, bir belgenin delil başlangıcı olarak kabul edilmesi için iddia edilen vakıanın gerçekliğine işaret etmesi gerekir. Burada aranan basit bir ihtimalin varlığı olmayıp o vakıanın gerçek olma ihtimalinin yüksek olasılık olduğunu göstermesi gerekir. Ancak, her durumda delil başlangıcı ihtilaflı vakıanın gerçekliğini tartışmasız olarak ispat etmeye yeterli olmadığı için, delil başlangıcı yanında iddia konusu hukukî işlemin ispatı için tanık da dinlenebilecektir. Görüldüğü gibi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 202. maddesinde bir belgenin delil başlangıcı olabilmesi için aranan şartlar, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 292. maddesinde öngörülenlerle örtüşmektedir. O itibarla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde “yazılı delil başlangıcı” teşkil eden bütün belgeler bugün Hukuk Muhakemeleri Kanunu yönünden de delil başlangıcı teşkil edecektir. Ancak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun kabulüyle birlikte “yazılılık” şartı kaldırıldığı için, yukarıdaki unsurları taşıyan ve 199. madde bağlamında belge olarak değerlendirebilecek diğer bilgi taşıyıcılarına da delil başlangıcı olarak dayanılabilecektir. (Pekcanıtez Usul s.1841, 1842, 1843, 1844, 1845) Delil başlangıcına ilişkin olarak 202. maddede getirilen yeni düzenlemeyle hukukumuzdaki senetle ispat zorunluluğu önemli ölçüde yumuşatılmıştır. Zira 199. maddede tanımlanan türden bir belgede, ispat konusu hukuki işlemin varlığı veya içeriği konusunda yeterli bilgi mevcut ise o hukuki ilişkinin varlığını iddia eden taraf, o belgenin karşı taraf ya da temsilcisi tarafından kendisine verildiğini ya da gönderildiğini ispat edebildiği taktirde delil başlangıcına dayanarak tanık dinletebilecektir. Bu bağlamda, önemle vurgulamak gerekir ki delil başlangıcı taraflar arasındaki ihtilaflı vakıayı tek başına ispat etmeye yetmez. Delil başlangıcına dayanan taraf senetle ispat kuralının uygulandığı bir davada tanık dinletme ve diğer takdiri delillere başvurma hakkını kazanır. Bir tarafın elinde delil başlangıcı olması o tarafın iddiasını ispat ettiği anlamına gelmez. Davaya bakan hâkimin de tanıkları dinlemeden, münhasıran delil başlangıcına dayanarak hüküm tesis etmesi mümkün değildir (Pekcanıtez Usul s.1849). Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 199. maddesinde belirtilen yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılarının delil başlangıcı olarak kabul edilmesi sayesinde, özellikle hazır olmayanlar arasındaki hukuki işlem (örneğin bir satış sözleşmesi) iddialarının ispatında, taraflar arasındaki e-mail metinleri, SMS mesajları, görüntülü mesaj kayıtları, faks metinleri delil başlangıcı olabilecek ve hukuki işlem iddiaları tanık ile de ispat edilebilecektir. Hemen belirtmek gerekir ki, elektronik posta ya da mesaj metinlerinin çıktılarının delil başlangıcı olarak kullanılabilmesi için, iddia edilen belgenin davanın karşı tarafınca veya temsilcisince gönderilmiş olduğu konusunda tereddüt bulunmamalıdır... Temsilciden maksat, kendisine temsil yetkisi verilmiş bir kişi mi, yoksa şirkete ait elektronik posta hesabını kullanma yetkisi olan herhangi bir kişi midir? Burada temsilcinin mutlaka bir vekaletname ya da yazılı bir temsil yetkisine sahip olması gerektiğini aramak yerinde olmaz. Bilgisayar kullanıcısının daha önceki benzer işlemlerini kabul etmiş olan bir şirketin, sorumluluktan kaçmak için o kişinin temsil yetkisi olmadığı ya da vekaleti bulunmadığı, bu sebeple çektiği e-maillerin şirketi bağlamayacağı yolunda bir savunma yapması hakkın kötüye kullanılması olur. (Pekcanıtez Usul s.1850) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08/04/2021 tarihli 2017/15-425 E. 2021/440 K. sayılı ilamında; \"...Yazılı delille (senetle) ispatı gereken hususlar, istisnalar dışında takdiri delillerle ve bu kapsamdaki tanık delili ile ispatlanamaz ise de, bu hususların  senet dışındaki yemin, ikrar ve ticari defterler gibi diğer kesin delillerle kanıtlanması mümkündür. Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde tanık dinlenebilmesi için  HMK 200/2. maddesine göre karşı tarafın tanık dinlenmesine açıkça muvafakat etmesi, HMK 202. maddesinde (HUMK m. 292) düzenlenen delil başlangıcının olması ya da  HMK 203. maddesinde sayılan istisnalardan birinin bulunması gerekir... Davacı tarafın sözlü sipariş verildiğini kanıtlamak amacıyla dosyaya sunduğu 22.02.2008 tarihli ‘‘Müşteri Sipariş İstek/Kabul Formu’’ belgesinin ve ekindeki 21.02.2008 tarihli malzeme listesi döküm cetvelinin üzerinde davalı şirketin kaşesi ve yetkililerinin imzası bulunmadığından, içeriği imzalanmamış olan bu belgenin senet niteliği taşıdığından söz edilemeyeceği gibi dosya kapsamında uyuşmazlık konusu kırk mağazalık malzemelerin siparişine yönelik e-mail, e-posta vs. belgeler ile davalıdan sadır olan başka bir ifadeyle davalı şirketi temsile yetkili kişilerce yazılıp verilmiş veya gönderilmiş delil başlangıcı sayılabilecek herhangi bir bilgi ve belge de bulunmamaktadır...\" Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 24/06/2021 tarihli 2019/5327 E. 2021/5363 K. sayılı ilamında; \"...Hukuk Muhakemeleri Kanunu, bazı belgelere senetle ispat kuralının aşılabilmesi ve hakimin delilleri değerlendirirken takdir yetkisini kullanabilmesi imkanını vermiştir. Ancak belgenin, kesin delille ispatlanması gereken bir vakıa karşısında bu kuralı aşıp değerlendirilmeye alınabilmesi için HMK m. 202'de belirtilen bütün unsurları karşılaması gerekmektedir. Hakimin bu konuda yani kurala istisna getiren \"kanuni unsurlar\" üzerinde ise herhangi bir takdir yetkisi yoktur; bu unsurların objektif olarak gerçekleşmesi gerekir. Bir belge ancak aleyhine kullanılacak kişiden kaynaklanmışsa ve hukuki işlemi muhtemel gösteriyorsa delil başlangıcı sayılabilir. Bu bağlamda elektronik veriler de delil başlangıcı teşkil edebilir...\" Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 22/01/2018 tarihli 2015/9123 E. 2018/129 K. sayılı ilamında; \"...Taraflar arasında adi yazılı sözleşme mevcuttur. Davacı, davalı tarafından hizmetin verildiği hususu inkâr edildiğinden, hizmetin verildiği hususunu alacağın miktarına göre yazılı belge ile ispatlamalıdır. Tanık dinlenmesini mümkün kılan haller  söz konusu değildir. Ancak, HMKnın 202. maddesine göre, senetle ispatı gereken hallerde delil başlangıcı bulunması halinde tanık dinlenebilir. Delil başlangıcı, iddia konusu işlemin tamamen ispatına yetmemekle beraber, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir. Görüldüğü gibi bir belgenin delil başlangıcı sayılabilmesi için diğer şartlar yanında aleyhine ileri sürülen taraftan sadır olmuş (onun tarafından verilmiş) bulunması da gerekir. Diğer bir ifade ile, delil başlangıcı niteliğindeki belgenin sözleşmenin tarafı ya da onun temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belge olması gerekir. Somut olayda, davacı vekilinin, danışmanlık hizmeti kapsamında yapılan işe ilişkin e-mail yoluyla iletişim kurulduğunu, bilgilerin bu yolla bildirildiğini, hatta davalının, 24.12.2012 tarihli e-mailinde, danışmanlık hizmeti verilen projeden bahsedilerek, sözleşmede davacının ücretine ilişkin belirlenen oranın yüksek olduğu ve düşürülmesinin talep edildiğini belirttiği, mahkemece, davacı tarafın tanık dinletme talebinin ise reddedildiği anlaşılmıştır. Bu durumda mahkemece, davacı vekilince sunulan e-maillerin yazılı delil başlangıcı olduğu gözetilerek, davacı tarafın bildirdiği tanıkların dinlenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir...\" Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 19/02/2018 2017/3033 E. 2018/1991 K. sayılı ilamında; \"...HMK'nun 199.maddesinde \"Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.\" yazılıdır. Bu düzenleme ile mail ve telefon mesajları da belge olarak kabul edilmiştir. HMK'nun 202.maddesinde de; \"(1)Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2)Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.\" şeklinde düzenleme getirilerek bu tür belgeler yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilmiştir...\" Elektronik yazışmaların yazılı delil başlangıcı olmadığına yönelik mahkemece bir kısım bölge adliye mahkemesi kararları gerekçe yapılmış ise de, yukarıda yer verilen açıklamalar ve Yargıtay içtihatlarıyla anlaşılacağı üzere elektronik yazışmaların yazılı delil başlangıcı olduğu kabul edilmektedir, Dairemizin görüşü de yazılı delil başlangıcı olduğu yönündedir. Bu noktada ise yazışmaların ... tarafından yapılmış olması nedeniyle ...'in temsilci sıfatının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yukarıda ... kitabından yer verilen pasajda da ifade edildiği üzere daha önceki benzer işlemlerini kabul etmiş olan bir şirketin, sorumluluktan kaçmak için o kişinin temsil yetkisi olmadığı ya da vekaleti bulunmadığı, bu sebeple çektiği e-maillerin şirketi bağlamayacağı yolunda bir savunma yapması hakkın kötüye kullanılması olur, mahkemece her ne kadar ...'in şirketi temsile yetkili olmadığı gerekçesine de yer verilmiş ise de, süreç içerisindeki yazışmaların direktör sıfatıyla ... ile yapıldığı, bu kişinin taraflar arasında yapılan toplantıyı organize ederek toplantıya bizzat katıldığı, şirkete ait fizibilite raporları gönderdiği yönündeki davacı iddiaları delilleri kapsamında incelenerek, ...'in iş ve işlemlerinin temsil olunan tarafından benimsendiğine dair teamül oluşup oluşmadığı da değerlendirilerek ...'in şirket yönünden temsilci vasfı değerlendirilmelidir. Mahkemenin ek sözleşmenin resmi şekil şartına uyulmadan yapılmış olması nedeniyle geçersiz olduğu yönündeki değerlendirmesi; 6762 sayılı TTK'nın 520.maddesinde; \"Bir payın devri, şirket hakkında ancak şirkete bildirilmek ve pay defterine kaydedilmek şartiyle hüküm ifade eder... Payın devri veya devir vadi hakkındaki mukavele yazılı şekilde yapılmış ve imzası noterce tasdik ettirilmiş olmadıkça ilgililer arasında dahi, hüküm ifade etmez.\" hükmü yer almaktadır. Bu düzenleme gereğince pay devrinin resmi şekilde yapılması zorunludur. Eldeki dosyada da Kadıköy ... Noterliği'nin 05/08/2009 tarihli ... ve ... yevmiye numaralı işlemleri ile hisse devirleri gerçekleşmiştir. Bu devirden önce 10/06/2009 tarihli ... Ticaret Limited Şirketi'ne İlişkin Hisse Devir Ve Temlik (Alım Ve Satım) Sözleşmesi ile aynı tarihli ... Ticaret Limited Şirketi'ne İlişkin Hisse Devir Ve Temlik (Alım Ve Satım) Sözleşmesi'ne Ek Sözleşme ise adi yazılı şekilde düzenlenmiş ve mahkemece şekil şartına uymayan bu sözleşmelerin geçersiz olduğu ifade edilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 29/09/2015 tarihli 2014/13955 E. 2015/9629 K. sayılı ilamında; \"...Dava, üzerine maden ruhsatı bulunan limited şirketin hisse devrinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Taraflar arasında, 20/02/2008 tarihli sözleşme, 21/04/2008 ve 22/12/2008 tarihli ek protokoller ve Ankara ... Noterliği'nin 24/04/2008 tarihli ... yevmiye nolu hisse devir sözleşmesi yapılmıştır. Taraflar arasındaki hisse devri noterde yapılan 24/04/2008 tarihli sözleşme ile gerçekleşmiş, devir bedeli ile ilgili ayrıntılar ise taraflar arasında yapılan ve yukarıda tarihleri gösterilen gösterilen sözleşme ve protokollerde düzenlenmiştir...Bu itibarla, mahkemece, konusunda uzman bir bilirkişi kurulundan tarafların itirazlarını ve yukarıda ifade edilen çelişkileri karşılayacak, özellikle rezerv hesaplamalarına esas poligon alan farklılıklarının neden kaynaklandığı ve özgül ağırlığın bilimsel verilere göre ne olduğunu denetime elverişli bir şekilde açıklayan bir rapor alınarak, sonucuna göre toplam rezerv miktarının belirlenmesi ve buna göre devir bedelinin belirlenmesi gerekirken denetime imkan vermeyen bilirkişi raporuna göre eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru olmamış hükmün bu nedenle davalı şirketler yararına bozulması gerekmiştir...\" Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 16/09/2013 tarihli 2012/18047 E. 2013/15799 K. sayılı ilamında; \"...Dava, limited şirket hisse devir bedelinin tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı, dava dışı limited şirketteki hissesini davalının belirlediği üçüncü kişiye devrettiğini, ancak bu hisse karşılığında 15.11.2010 tarihine kadar ödenmesi gereken 100.000 Euro'nun ödenmediğini ileri sürmüş olup mahkemece taraflar arasında noter vasıtasıyla düzenlenen hisse devir sözleşmesinde devir bedelinin tamamının ödendiğinin yazılı olduğu ve aksinin usulünce ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, dosyaya davacı tarafça sunulan 15.11.2008 tarihli protokolde söz konusu hisse satış bedelinin 100.000 Euro olarak belirlendiği ve bu bedelin 2 yıl içinde ödeneceği hüküm altına alınmıştır. Davalı taraf da bu protokolü kabul etmiş ve protokolde ödenmesi öngörülen miktarın davacıya ödendiğini savunmuştur. O halde, noterde düzenlenen hisse devir sözleşmesindeki bedelin muvazaalı olduğu, bunun aksinin gerek davacı tarafça sunulan ve imzası inkar edilmeyen protokolle, gerekse davalının ikrarı ile ispat olunduğu kabul edilerek, bu protokoldeki bedelin ödenip ödenmediğinin araştırılması ve oluşacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yanılgılı değerlendirme ile hüküm kurulması doğru olmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir...\" şeklindeki kararları ile limited şirket hisse devri sözleşmelerinde bedel veya alacak bakımından ayrı bir sözleşmenin yapılabileceğine, bu sözleşmelerin 6762 sayılı TTK'nın 520. maddesi uyarınca resmi şekilde yapılmış olması şartı bulunmadığına, devir bedelinin hisse devir sözleşmesinden ayrı olarak adi yazılı sözleşme ile belirlenebileceğine işaret etmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21/02/2014 tarihli 2012/10842 E. 2014/3228 K. sayılı ilamında; \"...Dava, limited şirket hisse devrinden kaynaklanan itirazın iptali istemine ilişkin olup, davacı taraf  davalıya ... San. Ltd'ne ait hisselerin devri konusunda 11.10.2004 tarihli sözleşme imzalandığını, sonrasında 14.10.2004 tarihinde noterde hisselerin devredildiğini, davalının hisse bedelini ödemediğini ileri sürmüş, davalı taraf ise 11.10.2004 tarihli sözleşmenin 6762 Sayılı TTK'nın 520/4. maddesi uyarınca geçersiz olduğunu, 14.10.2004 tarihli noter belgesine göre hisse bedelinin nakten ve peşin olarak ödendiğini, 11.10.2004 tarihli sözleşmede boş kısımların davacı tarafından rızaları dışında doldurulduğunu savunmuş, mahkemece davalının resmi belge ve şekil şartlarına uyarak ödeme yaptığını ileri sürdükten sonra davacının inkar edilen adi yazılı belge ile bunun aksini ispatlayamayacağı, adi belgenin noter devrinden önce olduğu, sonraki tarihli noter devri ile 11.10.2004 tarihli sözleşmenin son bulduğu, davalının yemini eda ettiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Oysa, 6762 Sayılı TTK'nın 520/4. maddesinde limited şirket hise devri veya devir vaadi hakkındaki sözleşmenin yazılı şekilde yapılmış ve imzası noterce tasdik ettirilmiş olmadıkça ilgililer arasında dahi hüküm ifade etmeyeceği düzenlenmiş ise de, taraflar devir vaadi niteliğinde ön sözleşme yaptıktan sonra buna dayalı olarak TTK'nın 520/4. maddesine uygun bir şekilde hisse devrini gerçekleştirebilirler. Hisse devir vaadine ilişkin ön sözleşme taraflarca benimsenip usulüne uygun hisse devri yapıldıktan sonra bu sözleşmenin geçersiz olduğunun ileri sürülmesi TMK'nın 2. maddesine aykırılık teşkil eder...\" şeklinde karar verilmiştir. Somut dosya yönünden de taraflar arasında inkar edilmeyen, her iki tarafın da kabul ettiği 10/06/2009 tarihli ... Ticaret Limited Şirketi'ne İlişkin Hisse Devir Ve Temlik (Alım Ve Satım) Sözleşmesinin geçersiz olduğunda bahsedilemeyecektir. Nitekim bu sözleşmede belirlenen hükümler doğrultusunda taraflar arasında hisse devirleri de gerçekleşmiştir. Açıklanan nedenlerle mahkemenin 10/06/2009 tarihli ... Limited Şirketi'ne İlişkin Hisse Devir Ve Temlik (Alım Ve Satım) Sözleşmesi ile aynı tarihli ... Üretim ve Ticaret Limited Şirketi'ne İlişkin Hisse Devir Ve Temlik (Alım Ve Satım) Sözleşmesi'ne Ek Sözleşmenin şekil şartı nedeniyle geçersiz olduğu yönündeki tespiti hatalıdır. Ek sözleşmede, \"üretilen elektrik'in kwh başına 0,003 USD tutarında\" bir bedelin belirlenmiş olması da nazara alındığında, ek sözleşmenin aslında lisans süresi boyunca bedelin belirlenmesine yönelik olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bu husus ek sözleşmenin ikinci maddesinde açıkça belirtilmiş ve lisans süresi ile sınırlandırılmıştır. Kaldı ki, davalı ortaklar kurulunun almış olduğu kararda da \"danışmanlık\", \"danışmanlık ücreti\" ifadeleri kullanılmamıştır. Ancak tek başına lisans devri yasak olduğu için, şirketin külliyen devri ile lisans süresi boyunca ödenecek bedelin taraflar arasında muvazaalı olarak \"danışmanlık sözleşmesi\" adı altında belirledikleri davacı tarafça ıslah dilekçesinde de ileri sürülmüştür. İrade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 18.) maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddenin birinci fıkrasında; \"Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.\" hükmüne yer verilmiştir. Muvazaalı işlem olarak da belirtilen bu durum, mutlak muvazaa ve nispi muvazaa olarak ikiye ayrılmaktadır. Mutlak muvazaada, taraflar gerçekte o işlemi yapmak istemedikleri halde, üçüncü kişilere karşı onları aldatmak amacıyla görünürde bir işlem yapılması söz konusudur. Nispi muvazaada ise, iki işlem söz konusu olup, birisi tarafların gerçek iradelerini yansıtan işlem, diğeri ise üçüncü kişilere karşı yapılan işlemdir. Tarafların gerçek iradeleri görünürdeki işlem ile gizlenmektedir. TBK'nın 19. maddesi gereğince, tarafların gerçek iradelerinin ispatlanması halinde, gerçek ve ortak iradeleri esas alınacaktır. Muvazaaya dayanan davada muvazaa iddiası, bu işlemin taraflarınca ileri sürülmüşse TMK'nın 6. maddesi gereğince iddia sahibi tarafından ispat edilmesi gerekir. Davacı tarafça bedelde ve sözleşmenin niteliğinde muvazaa iddiasına dayanıldığı anlaşılmakla, bu iddianın 6100 sayılı HMK 200 (1086 sayılı HUMK 288) uyarınca ancak yazılı delille ispatı mümkündür. Yukarıda açıklandığı üzere elektronik yazışmaların yazılı delil başlangıcı vasfı olduğu Dairemizce de kabul edildiğinden, bu durumda mahkemece ...'in şirket yönünden temsilci sıfatı ve bu bağlamda gönderdiği e-postaların yazılı delil başlangıcı olup olmadığı incelenerek, davacının tanık dinletme talebi değerlendirilmeli oluşacak sonuca göre karar verilmelidir. Kaldırma kararımızda da bu hususlar açıklanmasına rağmen, mahkemenin önceki gerekçelerle aynı yönde karar verdiği görülmekle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca yeniden kaldırılmasına...\" kaldırılmasına karar verilmiştir. 5-Mahkemenin 18/09/2024 tarihli 2022/881 E. 2024/633K. sayılı kararı; \"...BAM kaldırma kararında da işaret edildiği üzere, emsal ilamda da ifade edildiği gibi davacının iddiası bedelde muvazaaya yönelik olup, bu iddiasını sözleşmenin karşı tarafına karşı ileri sürdüğü nazara alındığında bu görüşten dönmek gerekmiştir.Taraflar arasındaki e-maillerin yazılı delil başlangıcı olmadığı yönündeki değerlendirmeye gelince; ...Yukarıda yer verilen açıklamalar ve Yargıtay içtihatlarıyla anlaşılacağı üzere elektronik yazışmaların yazılı delil başlangıcı olduğu kabul edilmektedir. Bu noktada ise yazışmaların ...  tarafından yapılmış olması nedeniyle ...'in temsilci sıfatının değerlendirilmesi gerekmektedir... süreç içerisindeki yazışmaların direktör sıfatıyla ... ile yapıldığı, bu kişinin taraflar arasında yapılan toplantıyı organize ederek toplantıya bizzat katıldığı, şirkete ait fizibilite raporları gönderdiği yönündeki davacı iddiaları delilleri kapsamında incelemek gerekmiş, ...'in iş ve işlemlerinin temsil olunan tarafından benimsendiğine dair teamül oluşup oluşmadığı da değerlendirilerek gerekmiştir. Bu minvalde İstanbul BAM 45. HD'nin  son kaldırma kararından sonra da, davalı şirketin, dava dışı başka kurum ve şirketlerle yazışmaları celp edilmiş, gelen cevaplarda dava dışı ...'in bu dava dışı şirketler (..., ... HOLDİNG, ... MÜHENDİSLİK, ...) nezdinde de davalıyı temsilen iş ve işlemler yaptığı görülmüştür. O halde resmi ticaret sicil kayıtlarına göre ... davalı şirketi temsil ve ilzama yetkili olmasa da, kaldırma kararında işaret edildiği üzere ...'in şirketi ilzamı noktasında bir teamül oluştuğunun kabulü gerekmiştir. Bu noktada artık ...'in şirketi ilzama yetkili kimse olmadığını ileri sürmek TMK 2. Maddesine aykırı kabul edilmiştir. Bununla beraber, dinlenen bir kısım tanık beyanları da dava konusu sürecin de büyük ölçüde ... ile yürütüldüğünü doğruladığından, bu kimse tarafından yapılan her işlemin ve e-posta olarak iletilen tekliflerin davalı tarafı bağladığının kabulü gerekmiştir. ...Az yukarıda izah edildiği üzere, ...'in dava dışı bir kıısım kurum ve şirketler nezdinde davalı tarafı temsil etmiş olması ve e-posta yazışmaları ile bir kısım tutanaklar ve tanık beyanlarında da sürecin büyük ölçüde ... ile yürütülmüş olması nazara alındığında, ... tarafından yapılan tüm yazışmalar ve teklifler de yazılı delil başlangıcı kabul edilmiştir. Bu durumda, davalı tarafın kök ve ek sözleşmelerle kararlaştırılan bedelin davacılara ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. 10/06/2009 tarihli ek sözleşmenin taraflar arasında imzalandığı, bu ek sözleşmeye göre \"Şirketin elektrik üretim lisansına sahip olduğu ...'in tamamlanıp üretime geçmesinden itibaren başlayarak ve lisans müddetince devam etmek üzere her yıl tesisten üretilen elektriğin kw başına 0.003 USD tutarında bir bedelin satıcıların her yılın başında şirket ile şirkete danışmanlık yapmak üzere satıcıların belirleyeceği ana sözleşmesi uygun bir firmalar arasında imzalanacak danışmanlık sözleşmesine istinaden satıcıların danışman şirketi tarafından şirket adına düzenlenecek fatura karşılığı takip eden yılın ocak ayı sonuna kadar satıcılara şirket tarafından ödettirilmesini taahhüt etmektedirler., Tarafların ticari defter ve kayıtlarında ve tüm dosya kapsamı üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bilirkişiler tarafından sunulan raporlarda, sözleşmeye göre şu hesaplama yapılmıştır: ...Bilirkişiler tarafından dosya kapsamına, oluşa ve hukuka uygun yapılan bu hesaplama, istinaf mahkemesi tarafından da kaldırma sebebi yapılmadığından, taraflar açısından usuli kazanılmış hak meydana gelmiştir. O halde dava konusu 2013 yılı için davacıların davalılardan talep edebileceği alacak miktarı 153.673.20 USD olduğundan ve bu talep asıl ve birleşen davadaki talepler toplamından fazla olduğundan, taleple bağlılık ilkesi gereği asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı kabulüne karar verilmiştir.\"<br>İSTİNAF SEBEPLERİ Davacılar vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesince kurulan hükümde asıl dava için karar tarihindeki tarifeye göre vekalet ücreti belirlenmiş olmasına karşın, birleşen dava için harç tarihindeki kur üzerinden vekalet ücreti hesaplanmasının hatalı olduğunu beyan ederek, yalnızca birleşen davada vekalet ücreti yönünden kararı istinaf ettiklerini beyanla, karar tarihindeki Türkiye Cumhuriyeti Merkez bankası efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak alacak tutarı nazara alınmak suretiyle vekalet ücretinin belirlenmesini talep etmiştir. Davalılar vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; Taraflar arasında imzalanan hisse devir sözleşmesinin ayrıntılı şekilde tüm hususları düşünülerek kaleme alındığını ve hisse devir sözleşmesinin 4.4.maddesi ile işbu hisse devir bedelinin ödenmesi ile alıcıların ödeme ile ilgili bütün vecibelerini yerine getirmiş olacağının düzenlendiğini, ... Ticaret Limited Şirketi'nin tek malvarlığının üretim lisansından ibaret olduğunu, bu üretim lisansı kapsamında HES inşaatı dahil gerekli yatırımın yapılarak üretime geçişin sağlanmasının oldukça maliyetli ve kapsamlı bir iş olduğunu, müvekkilinin bu süreçte birçok anlamda danışmanlık hizmetine ihtiyaç duyabileceğini, bu kapsamda alınacak danışmanlık hizmetlerinin şirkete 49 yıllık lisans süresinde fayda sağlayacağını, bu sebeple davaya konu ek sözleşmenin yapıldığını, ek sözleşmenin ise şirketin danışmanlığa ihtiyaç duyması halinde, ihtiyaç duyacağı danışmanlık kapsamı ve şartları gelecekte imzalanacak danışmanlık sözleşmesi kapsamında belirlenmek üzere çerçeve sözleşme niteliğinde olduğunu, Davacıların asılsız iddialarına, hisse devir sözleşmesi ve ek sözleşme imzası sırasında ortada olmayan, esamesi dahi okunmayan, tüm yatırım tamamlanıp, şirket üretime geçtikten sonraki tarihli, bilgide veya maillerin ilgisinde (mailleri ve içeriklerini kabul anlamına gelmeksizin) tek bir davalının dahi bulunmadığı, temsil yetkisi olmayan, elektrik mühendisi ve elektrik santralinin üretime geçişi işinde teknik görevli olan, dava dışı Çaldere’de SGK’lı çalışan ...’in maillerini (mailleri ve içeriklerini kabul anlamına gelmeksizin) dayanak gösterdiklerini, Davacı vekili asıl dava dilekçesinde, ek sözleşmenin bir danışmanlık sözleşmesi olduğunu ikrar ederek müvekkilinin danışman şirket olarak atanmasını talep etmesine rağmen tahkikat tamamlandıktan sonra ıslah dilekçesi ile taraflar arasında akdedilen ek sözleşmenin \"lisans bedeli ödenmesini düzenler bir sözleşme\" olduğunu iddia etmiş ide de ıslahla ve ek dava yoluyla ikrardan dönülmesinin mümkün olmadığını ancak bu yöndeki beyan ve itirazlarının nazara alınmadığını ve incelenmediğini, Kaldırma kararından sonra davacının iddia ve savunmanın genişletilmesi ve yeni delil sunulması yasağı hilafına ilgili ilgisiz her türlü kamu kurumuna müzekkere yazılarak ...'in ... A.Ş’yi temsilen herhangi bir işlem yapıp yapmadığının sorulmasını talep etiğini, müzekkere cevapları ile Elektrik Mühendisi ...’in davalıları temsil etmediğinin bir kez daha tevsik edilmesi üzerine, davacı tarafın bu kez yine iddia ve savunmayı genişletme ve yeni delil sunulması mahiyetinde müvekkilin huzurdaki davayla ilgisi dahi olmayan alt taşeronlarına ve birlikte çalıştığı ve çalışmadığı firmalara davaya delil olamayacak dava tarihinden sonraki tarihleri de kapsar şekilde müzekkere yazılarak, ... ile yapılan tüm yazışmaların celbini talep ettiğini, davacının bu talebinin de mahkemece müvekkillerinin ticari itibarını da ayaklar altına alacak şekilde, iddia ve savunmanın genişletilmesi ve yeni delil sunulması yasağı hilafına tam ve eksiksiz olarak yerine getirildiğini, yapılan tüm usulü işlemlerin yasanın açık hükümlerine aykırı olduğunu defaatle beyan etmelerine ve itirazlarına rağmen yerel mahkemece bu itirazların hiç değerlendirilmediğini, müvekkilinin Anayasal haklarının ihlal edildiğini, Yerel mahkemenin, davacının bedelde ve sözleşmenin niteliğinde muvazaa iddialarının ispatlamış olduğunun istinaf mahkemesince kabul edildiği kanısı ile karar verdiğini, oysa kaldırma kararında iddiaların araştırılması gerektiğine işaret edildiğini, kaldırma kararından sonra, usul ve yasaya aykırı toplanan delillerle dahi davacının iddialarını ispat edilemediğini, Taraflar arasında herhangi bir lisans sözleşmesi olmadığını, tek malvarlığı lisans olan bir şirketin hisselerinin devrine ilişkin hisse devir sözleşmesinin mevcut olduğunu, ek sözleşmenin açıkça gelecekte alınma ihtimali olan danışmanlık hizmeti için oluşturulmuş çerçeve sözleşme olduğunu, dosyada mübrez bilirkişi raporu ile tüm yatırımı müvekkilinin yaptığı, bu yatırımın 120 milyon Dolara malolduğu, davacının hiçbir yatırımının olmadığı, bu veriler kapsamında malvarlığı üretim lisansından ibaret olan şirketin hisse devir bedeli olan 7.500.000.-USD’nin piyasa şartlarına uygun, hatta yüksek bir hisse devir bedeli olduğunun tespit edildiğini,Bizatihi davacı tanığı olan hisse devir sözleşmesi ve ek sözleşmeyi hazırlayan ...'ın ifadesinde “…ayrıca aynı tarihte ileride bir danışmanlık hizmeti alınacak olur ise buna yönelik de ek sözleşme yapıldı ve bu doğrultuda çerçeve danışmanlık sözleşmesi akdedildi, yine çerçeve danışmanlık sözleşmesini de ben hazırladım...” şeklinde beyanda bulunduğunu, BAM kaldırma kararında “...e-postaların yazılı delil başlangıcı olup olmadığı incelenerek davacının tanıklarının dinlenme talebi değerlendirilmeli, oluşacak sonuca göre karar verilmelidir…” şeklinde hüküm kurulmuş ise de; yerel mahkeme kararında tanık ifadeleri hiçbir şekilde değerlendirilmediğini, Ek sözleşmede, ek sözleşmenin alıcıların defterlerine işleneceği kararlaştırılmış olduğundan, buna paralel olarak sonradan iptal edilen Ortaklar Kurulu Kararı oluşturulduğunu, ortaklar kurulu kararında da ek sözleşme içeriği hilafına tek beyan veya ikrar bulunmadığını, aksine fatura düzenlenmesi karşılığında denmek suretiyle, hizmet karşılığı ödemenin öngörüldüğünü, ... tarafından gönderildiği iddia edilen maillerin huzurdaki davada delil niteliği olmadığını, mahkemenin gerekçesinde teamül oluşturduğu gerekçesi ile atıf yaptığı ... San. ve Tic. A.Ş., ... A.Ş., ... San. ve Tic. Ltd. Şti. ve ... A.Ş. yazışmaların ...’in işi (elektik mühendisi) gereği ve hususi yetkilendirilmek suretiyle yaptığı yazışmalardan ibaret olduğunu, Hisse Devir Sözleşmesinin müzakeresi, Ek Sözleşmenin imzası zamanında esamesi okunmayan ancak şirket üretime geçtikten sonra bir anda yetkili temsilci olduğu iddia edilen, elektrik mühendisi,  dava dışı ...’nin sgklı çalışanı ...’in davalı 3 şirket ve 4 şahsı (toplam 7 davalıyı) 49 yıllık bir külfete soktuğuna ve bunun teamül oluşturduğuna kanaat getirebilmek ve aksi iddiayı hakkın kötüye kullanılması olarak yorumlamanın hukuka aykırı olduğunu, dosyada mübrez hiçbir zaman kabul etmedikleri e-postaların delil başlangıcı olmadığını, bir an için delil başlangıcı oldukları varsayılsa dahi aleyhine kullanılan 3 şirket 4 şahıstan ibaret 7 davalının elinden çıkmadığı gibi 3 şirket 4 şahıstan ibaret 7 davalının temsilcisi elinden de çıkmadığını, Mahkemece atıf yapılan kararda noterde tanzim edilen Hisse Devir Sözleşmesine ek olarak taraflar arasında açıkça hisse devir bedelini düzenler sadece bedelde muvazaaya konu edilen bir sözleşmenin mevcut olduğunu, kararların sözleşmenin niteliğinde muvazaaya ve taraf muvazaasına ilişkin olmadığını, gelecekte danışmalık hizmeti alınması ihtimaline binaen ek sözleşme akdedildiğinden bunun aksine iddianın bedelde muvazaa değil, taraf muvazaası olduğunu, yazılı delille ispatlanması gerektiğini ancak ispatlanamadığını, Ek Sözleşme tarafların iradelerini açıkça şüpheye mahal vermeyecek şekilde ortada olduğundan yorum yoluna gidilemeyeceğini, eğer ki taraflar davacıların iddia ettikleri gibi gerçekten ek bir bedel düzenlemeyi hedeflemiş olsalardı, bunu hisse devir sözleşmesi ile belirlemelerinin önünde hiçbir engel olmadığını, Kabul şekline göre de, birleştirilen davanın dolar olarak hükme bağlanması hatalı olduğunu, asıl davanın 2013 yılı alacaklarından 306.000 TL için kısmi dava şeklinde açıldığını, davacıların asıl davada dolar olarak talep etmeleri mümkün iken, yenilik doğurucu seçimlik haklarını TL olarak kullandıklarını, bu nedenle ek davada dolar olarak talep etmelerinin mümkün olmadığını, Davadaki savunmaları saklı kalmak kaydıyla lisans sözleşmesi 49 yıllık olup tarafları lisans sözleşmesi süresince bağlı saymak müvekkillerinin ekonomik özgürlüklerini engelleyeceğini beyan ederek kararın kaldırılmasını, asıl ve birleşen davanın reddini talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki \"İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz\" kuralı nazara alınmıştır. Davacı vekili dava dilekçesinde taraflar arasında imzalanan \"ek sözleşme\" gereğince davacı şirketin \"danışman şirket\" olarak tespitini ve ek sözleşme uyarınca bedelin hesaplanarak tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesinde ise ek sözleşmede belirtilen bedelin \"danışmanlık\" değil \"49 yıllık lisans bedeli\" olduğunu belirterek davasını miktar itibariyle de ıslah etmiş, birleşen davada ek sözleşmenin 49 yıllık lisans bedeli olduğunu beyan ederek dava açmıştır. 6100 sayılı HMK'nın \"ıslah ve maddi hataların düzeltilmesi\" başlığı altında 176 ile 182. maddeleri arasında ıslah düzenlenmiştir. Islah tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde yaptığı usul işlemlerini, kanunda öngörülen sınırlar içinde düzeltmeye yarayan, iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının istisnası olan bir hukuki imkan (Pekcanıtez Usul, Prof. Dr.Hakan Pekcanıtez, Prof.Dr. Muhammet Özekes, Doç.Dr.Hülya Taş Korkmaz, Doç.Dr.Mine Akkan, Cilt.II, s.1487) olarak tanımlanmaktadır. Karşı tarafın iddia ve savunmayı genişletme ve değiştirilmesine açıkça muvafakat gösterdiği bir durumda (m.141/2) ıslaha başvurmakta hukuki yarar olmadığı gibi buna gerek de bulunmamaktadır (Pekcanıtez Usul Cilt.II, s.1513). HMK'nın 176. maddesi gereğince taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir ve aynı davada taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir. Islah tamamen veya kısmen olabilir. Maddenin gerekçesinde de, davacının dava dilekçesinde belirttiği dava sebebini değiştirebileceği, örneğin; daha önce belirttiği ödünç sözleşmesi sebebini değiştirip, sebepsiz zenginleşme sebebine dayanabileceği, daha önce istediği Ellibin Türk Lirasını Yüzbin Türk Lirasına çıkarması mümkün olduğu gibi, aynen talep ettiği otomobilden vazgeçip, ıslah yolu ile değerini isteyebileceği yahut otomobilden tümüyle vazgeçip, ıslah yolu ile bilgisayar istemesinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Davanın tamamen ıslahı yoluna, dava dilekçesinden (dava dilekçesi dahil) itibaren (m.179/2'dekiler hariç) bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması için başvurulur (m.179/1. Bu halde, dava dilekçesinden itibaren yapılmış olan usul işlemlerinin tamamının (m.179/2'dekiler hariç) yapılmamış sayılması (ıslah edilmesi, düzeltilmesi) söz konusu olduğu için, buna davanın tamamen ıslahı denir (m.180). Davacı, davasını değiştirmek için (davalı açıkça muvafakat etmezse) tamamen ıslah yoluna başvurur...Buna karşılık, talep sonucunun veya dava sebebinin genişletilmesi veya kısmen değiştirilmesi için başvurulan ıslah kısmen ıslahtır (Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Prof. Dr.Baki Kuru, Av.Burak Aydın, Cilt II, s.1201). Kanunun davanın tamamen ıslahını düzenleyen 180. maddesine göre, davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi halde, ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir. HMK 181. maddesine göre, kısmen ıslaha başvuran tarafa ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verilir, bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.Islahın etkisi HMK 179. maddesinde düzenlenmiş olup ilk fıkraya göre; ıslah, bunu yapan tarafın teşmil edeceği noktadan itibaren, bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğurur. Usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunun doğmasına yönelik kuralın istisnaları ise ikinci fıkrada sayılmıştır. Davanın tamamen (kamilen) ıslah edilmesi halinde dava dilekçesi dahil, yapılmış olan bütün usul işlemleri yapılmamış sayılır (mülga HUMK m.87/1). Bunun doğal sonucu olarak, dava dilekçesinde yer alan ilk talep içeriği değil, ıslah yoluyla açıklanan talep içeriği nazara alınarak araştırma ve inceleme yapılması ve mahkemece verilecek hükümde de ıslahla ileri sürülen istemin karşılanması gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29/06/2011 gün ve 2011/1-364 E. 453 K.). Tamamen ıslahta, davanın açıldığı andan itibaren talep veya dava sebebi değiştirilmektedir. Tamamen ıslahta talep sonucu veya dava sebebinin davayı temelden etkileyecek şekilde değiştirilmesi söz konusu olur. Buradaki değişiklikten kasıt davanın tümüyle farklılaşması değil davanın açıldığı andan itibaren değişikliğe uğrayacak bir nitelik kazanmasıdır (Pekcanıtez Usul Cilt.II, s.1536, 1537). Davanın tamamen ıslahında, ıslah olunan dava ilk dava gününde açılmış sayılır. Islah edilen dava eski davanın devamı niteliğinde olduğundan, bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi veren davacıdan, yeniden başvurma harcı ve peşin karar ve ilam harcı alınmaz... zamanaşımı (dava edilmiş olan alacak kesimi için) ilk davanın açıldığı tarihte kesilmiş sayılır... hak düşürücü  sürenin hesabında da (ıslah tarihi değil) ilk dava tarihi esas alınır (Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Cilt II, s.1202, 1203). Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26/05/2022 tarihli 2019/3-178 E. 2022/738 K. sayılı kararında da aynı hususlara işaret edilmiştir. Davacı, davasını tamamen ıslah ederek davayı değiştirebilir. Davacının tamamen ıslah etmek istediği (ilk) dava ile yeni (ıslah edilmiş) dava arasında bir bağlantı (m.166/4) bulunmasına gerek yoktur. Çünkü, kanun böyle bir bağlantı şartı aramadan davanın tamamen ıslahına izin vermektedir (m.176/1, m.180); mesela davacı açtığı boşanma davasını (MK m.161 vd) ıslah ederek, mutlak butlan davası (MK m.145 vd) olarak değiştirebilir... Davacı (davalı açıkça muvafakat etmezse) davasını tamamen ıslah ederek, dava sebebini (yani davasının dayanağı olarak göstermiş olduğu vakıaları ; m.119/1-e) değiştirebilir (Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Cilt II, s.1215). Davanın tamamen ıslahına ilişkin diğer bir husus ise, tamamen ıslah talebinde bulunan vekilin vekaletnamesinde bu konuda özel olarak yetkilendirilmesi gerektiğidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1.f bendinde vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekalet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekaletnamesinin bulunması dava şartları arasında sayılmış, 6098 sayılı TBK'nın 504. maddesinde vekaletin kapsamı düzenlenmiştir. Davaya vekalette özel yetki verilmesini gerektiren haller 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 74. Maddesinde sayılmış ve açıkça yetki verilmemiş ise vekilin davanın tamamını ıslah edemeyeceği düzenlenmiştir. Yasal düzenleme uyarınca vekilin davayı tamamen ıslah edebilmesi için vekaletnamesinde özel olarak yetkilendirilmiş olması zorunludur. Davacı tarafça dava dilekçesinde taraflar arasında imzalanan \"ek sözleşme\" gereğince davacı şirketin \"danışman şirket\" olarak tespiti ve ek sözleşme uyarınca bedelin hesaplanarak tahsili talep edilmiş, ıslah dilekçesinde ise ek sözleşmede belirtilen bedelin \"danışmanlık\" değil \"49 yıllık lisans bedeli\" olduğunu belirtilerek ayrıca dava miktar itibariyle de ıslah edilmiştir. Davacı vekili tarafından sunulan dilekçe davanın tamamen ıslahı mahiyetindedir. 6100 sayılı HMK'nın \"Davanın Tamamen Islahı\" başlıklı 180.maddesinde \"Davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi hâlde, ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.\" hükmü yer almaktadır. Bu hüküm gereğince davasını tamamen ıslah eden tarafın, yeni bir dava dilekçesi vermesi gerekmektedir. Dava dilekçesinin nasıl düzenlenmesi gerektiği 6100 sayılı HMK'nın \"Dava Dilekçesinin İçeriği\" başlıklı 119.maddesinde açıklanmıştır. HMK 119.maddesinde sayılan tüm hususların dava dilekçesinde mutlaka bulunması gerekmektedir. Yine HMK 180.maddesi gereğince davanın tamamen ıslahı halinde de yeni bir dava dilekçesi verilmesi zorunlu olduğundan, ıslah dilekçesinin de HMK 119.maddesine göre düzenlenmesi, bu maddede belirtilen tüm unsurların ıslah dilekçesinde bulunması zorunludur. Davacı vekili tarafından düzenlenen ıslah dilekçesinin yasal unsurları içeren yeni bir dava dilekçesi olduğu, davacı vekilinin dosya kapsamında mevcut vekaletnamesi incelendiğinde davayı tamamını ıslah etmeye yetkili olduğu tespit edildiğinden, davanın tamamen ıslah edilmesi karşısında, yeni dava dilekçesi esas alınarak inceleme yapılması gerektiği kanaatine ulaşılmıştır. ... A.Ş. dışındaki diğer davalılar ile davacılar arasında 10/06/2009 tarihinde \"... Ticaret Limited Şirketi'ne İlişkin Hisse Devir Ve Temlik (Alım Ve Satım) Sözleşmesi\" başlıklı sözleşme imzalandığı, sözleşmede davalıların Alıcılar, davacıların ise Satıcılar olarak anıldığı, sözleşmenin ... Ticaret Limited Şirketi'nin %100'ünü teşkil eden her bir hissesi 200 TL kıymetinde olup 57.500 hissesi karşılığı 11.500.000 TL'lik sermayesinin tamamının mülkiyetine sahip olan Satıcılar tarafından, hisselerin tamamının Alıcılara satış ve devrine ilişkin düzenlendiği, toplam 57.500 hisseye karşılık alış bedelinin 7.500.000 USD olarak belirlendiği, bu bedelin 500.000 USD kısmının 29/05/2009 tarihinde ödendiğinin sözleşmede belirtildiği ve kalan 7.000.000 USD'nin ödenmesinin ise Alıcılar tarafindan (gerekli hallerde Satıcılar tarafından) Satış Hisselerinin devrine ilişkin EPDK'ya izin başvurusunda bulunulması ve gerekli izinlerin alınmasına, Anataç'ın esas sözleşmesinin maksat ve mevzuuna sahibi olduğu \"sözleşme konusu payların devir temlik ve satışına\" imkan veren esas sözleşme değişikliğini gerçekleştirerek tescil ve ilan ettirmiş olmasına bağlandığı anlaşılmıştır. Yine aynı tarihte aynı taraflar arasında \"... Ticaret Limited Şirketi'ne İlişkin Hisse Devir Ve Temlik (Alım Ve Satım) Sözleşmesi'ne Ek Sözleşme\" başlıklı bir sözleşme imzalanmıştır. Sözleşme hükümleri; \"1.Alıcılar, Şirket'inin 23/05/2008 tarih ve ... numara ile elektrik üretim lisansına sahip olduğu ... (hidro elektrik santrali)'nin tamamlanıp üretime geçmesinden itibaren başlayarak ve lisans müddetince devam etmek üzere, her yıl tesiste (Hidro Elektrik Santralinde) üretilen elektrik'in kwh başına 0,003 USD tutarında bir bedeli, satıcıların, her yılın başında, şirket ile Şirket'e danışmanlık yapmak üzere Satıcıların belirleyeceği ana sözleşmesi uygun bir firmaları arasında imzalanacak danışmanlık sözleşmesine istinaden, Satıcıların \"Danışman Şirketi\" tarafından Şirket'e kesecekleri fatura karşılığında, yıllık olarak her yıl cari üretim yılının son gününde lisans sahibi şirket adına düzenlenecek fatura karşılığı, takip eden yılın Ocak ayı sonuna kadar, satıcılara Şirket tarafından ödettirilmesini taahhüt etmektedirler. Satıcılar bu hakkını alıcılara haber vermekle başkaca tüzel ve gerçek kişilere de devredebilirler. 2.Taraflar, bu \"Ek Sözleşme\"nin, \"Sözleşme\" gereğince EPDK'dan Şirket'in paylarının devrine izin ve onay verilmesi ve Şirket'teki Satıcılar'a ait payların Alıcılar'a devrinin tamamlanması ve ... santralının tamamlanıp üretime geçmesi şartıyla yürürlüğe girecektir. EPDK'nın pay devir temliki ve satışa onay vermemesi ve/veya sözleşme'nin herhangi bir nedenle yürürlüğe girmemesi ve/veya feshedilmesi halinde, ayrıca bir ihtar ve/veya beyan ve tebliğe gerek kalmaksızın, işbu Ek Sözleşme de kendiliğinden münfesih olacaktır. ... üretim lisansının şu andaki cari lisans süresi'nin bitiminde de, ayrıca bir ihtar ve fesih beyanına gerek kalmadan kendiliğinden sona erecektir.3.Bu \"Ek Sözleşme\", 09/06/2009 tarihli \"Sözleşme\"nin ekini ve ayrılmaz bir cüzünü teşkil eder. Diğer bir anlatımla, bu sözleşmede hüküm bulunmayan hallerde, bu ek sözleşmenin mahiyetine aykırı düşmeyen 10/06/2009 tarihli sözleşmenin hükümleri uygulanacak olup işbu ek sözleşme alıcıların karar defterine işlenecektir.\" şeklinde düzenlenmiştir. Kadıköy ... Noterliği'nin 05/08/2009 tarihli ... ve ... yevmiye numaralı hisse devir sözleşmeleri ile; ... Ticaret Limited Şirketi'nin davacılara ait hisseleri, davalılara devredilmiştir. Kadıköy ... Noterliği'nin 05/08/2009 tarihli ... yevmiye numarası ile tasdik edilen 2009/2 karar no.lu 05/08/2009 tarihli ortaklar kurulu kararında; hisse devirlerinin kabulü ile şirket pay defterine işlenmesine, şirket merkezinin taşınmasına, şirketi temsil ve ilzama yetkili ...'ın istifasının kabulü ile şirket müdürü olarak ... ve ...'ın atanmasına karar verilmiştir.Kadıköy ... Noterliği'nin 05/08/2009 tarihli ... yevmiye numarası ile tasdik edilen 2009/3 karar no.lu 05/08/2009 tarihli ortaklar kurulu kararında; sözleşmede imzası olan davalılar tarafından; \"Şirket'in sahibi bulunduğu ...'in tamamlanıp üretime geçmesinden itibaren başlayarak ve lisans müddetince (lisans süresi uzarsa, uzayan sürede herhangi bir ödeme yapılmamak kaydıyla) devam etmek üzere, her yıl tesiste (Hidro Elektrik Santralinde) üretilecek elektrik'in kwh başına 0,003 USD tutarında bir bedeli ... ve/veya kendisinin belirleyeceği bir şirketi'nin şirketimize keseceği fatura karşılığında cari üretim yılını takip eden ocak ayı sonuna kadar ödenmesine, oy birliği ile karar verildi.\" şeklinde karar alınmıştır.6762 sayılı TTK'nın 520.maddesi uyarınca pay devrinin resmi şekilde yapılması zorunludur. Kadıköy ... Noterliği'nin 05/08/2009 tarihli ... ve ... yevmiye numaralı işlemleri ile hisse devirleri gerçekleşmiştir. Bu devirden önce 10/06/2009 tarihli ... Ticaret Limited Şirketi'ne İlişkin Hisse Devir Ve Temlik (Alım Ve Satım) Sözleşmesi ile aynı tarihli ... Limited Şirketi'ne İlişkin Hisse Devir Ve Temlik (Alım Ve Satım) Sözleşmesi'ne Ek Sözleşme ise adi yazılı şekilde düzenlenmiştir. Dairemizin kaldırma kararında ayrıntılı olarak yer verilen Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 29/09/2015 tarihli 2014/13955 E. 2015/9629 K., Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 16/09/2013 tarihli 2012/18047 E. 2013/15799 K., Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 21/02/2014 tarihli 2012/10842 E. 2014/3228 K. sayılı kararlarında da işaret edildiği üzere limited şirket hisse devri sözleşmelerinde bedel veya alacak bakımından ayrı bir sözleşmenin yapılabileceği, bu sözleşmelerin 6762 sayılı TTK'nın 520. maddesi uyarınca resmi şekilde yapılmış olması şartı bulunmadığı, devir bedelinin hisse devir sözleşmesinden ayrı olarak adi yazılı sözleşme ile belirlenebileceği açıktır. Somut dosya yönünden taraflar arasında inkar edilmeyen, her iki tarafın da kabul ettiği 10/06/2009 tarihli ... Ticaret Limited Şirketi'ne İlişkin Hisse Devir Ve Temlik (Alım Ve Satım) Sözleşmesinin geçersiz olduğunda bahsedilemeyecektir. Nitekim bu sözleşmede belirlenen hükümler doğrultusunda taraflar arasında hisse devirleri de gerçekleşmiştir.Davacı tarafça ek sözleşmenin 49 yıllık Elektrik Üretim Lisansının bedeli için düzenlendiği, asıl sözleşmede hisse devir bedelinin, ek sözleşmede lisans devir bedelinin belirlendiği ileri sürülmüştür.Sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte olan 04/08/2002 tarihli ve 24836 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği'nin \"Lisans ve lisans alma yükümlülüğü\" başlıklı 5.maddesinde; \"Lisans, bir tüzel kişinin piyasada faaliyet gösterebilmek için Kurumdan almak zorunda olduğu bir yetki belgesidir. Lisanslar hiçbir surette devredilemez...\", \"Lisans başvurusu\" başlıklı 7.maddesinde; \"Piyasada faaliyet göstermek üzere lisans başvurusunda bulunacak özel hukuk hükümlerine tabi tüzel kişilerin, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri doğrultusunda anonim şirket ya da limited şirket olarak kurulmuş olmaları zorunludur. Anonim şirket olarak kurulmaları halinde, hisselerinin tamamının nama yazılı olması şarttır.\", \"Üretim lisansı süresi\" başlıklı 18.maddesinde; \"Üretim lisansı bir defada en az on, en çok kırkdokuz yıl için verilir.\" hükümleri yer almaktadır.Ek sözleşme içeriği incelendiğinde; \"...şirket ile Şirket'e danışmanlık yapmak üzere Satıcıların belirleyeceği ana sözleşmesi uygun bir firmaları arasında imzalanacak danışmanlık sözleşmesine istinaden, Satıcıların \"Danışman Şirketi\" tarafından Şirket'e kesecekleri fatura karşılığında\" ödeme yapılacağına ilişkin düzenlemede \"danışmanlık sözleşmesi, danışman\" ibareleri yer almakta ise de, hangi hususlarda danışmanlık hizmeti verileceğine dair bir düzenleme bulunmadığı, ek sözleşmenin tamamı değerlendirildiğinde aslında lisans süresi boyunca devam edecek, lisans süresine bağlanan bir ödemeye dönük olarak düzenlenmiş olduğu açıktır. Bu sözleşmeye paralel olarak asıl sözleşme olan Hisse Devir ve Temlik (alım ve satım) Sözleşmesi gereğince noterden hisse devir işlemlerinin yapıldığı tarihte aynı noterlikte sonraki yevmiye numarası ile alınan ortaklar kurulu kararında da, danışmanlık hizmeti alınmasına ilişkin bir ibareye yer verilmeden lisans müddeti boyunca ödeme yapılacağı karara bağlanmıştır. Yine taraflar arasında e-posta yazışmalarında gerek fatura bilgileri yönünden gerekse ek sözleşmede belirlenen miktarın indirilmesi açısından yazışmalar yapıldığı açıktır. Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği'nin 5.maddesi uyarınca tek başına lisans devri yasak olduğundan ve lisans devri ise lisans sahibi tüzel kişiliğin külliyen devri neticesinde gerçekleştirildiğinden somut dosyada da ... Ticaret Limited Şirketi'nin tüm hisseleri davacılar tarafından, davalılara satılmıştır.  Asıl sözleşmede şirketin tüm hisselerinin satış bedeli 7.500.000,00 USD olarak belirlenmiş ve bu bedel ödenmiş olup ihtilaf bulunmamaktadır. İhtilaf konusu ise lisansın ayrı olarak devredilemiyor olması nedeniyle hisse devir bedelinin lisans devir bedelini kapsamadığı ve bu yönde ek sözleşme yapıldığı iddiası noktasındadır.Ek sözleşmede, \"üretilen elektrik'in kwh başına 0,003 USD tutarında\" bir bedelin belirlenmiş olması da nazara alındığında, ek sözleşmenin aslında lisans süresi boyunca bedelin belirlenmesine yönelik olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Bu husus ek sözleşmenin ikinci maddesinde açıkça belirtilmiş ve lisans süresi ile sınırlandırılmıştır. Kaldı ki, davalı ortaklar kurulunun almış olduğu kararda da \"danışmanlık\", \"danışmanlık ücreti\" ifadeleri kullanılmamıştır. Ancak tek başına lisans devri yasak olduğu için, şirketin külliyen devri ile lisans süresi boyunca ödenecek bedelin taraflar arasında muvazaalı olarak \"danışmanlık sözleşmesi\" adı altında belirledikleri davacı tarafça ıslah dilekçesinde de ileri sürülmüştür. İrade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 18.) maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddenin birinci fıkrasında; \"Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.\" hükmüne yer verilmiştir. Muvazaalı işlem olarak da belirtilen bu durum, mutlak muvazaa ve nispi muvazaa olarak ikiye ayrılmaktadır. Mutlak muvazaada, taraflar gerçekte o işlemi yapmak istemedikleri halde, üçüncü kişilere karşı onları aldatmak amacıyla görünürde bir işlem yapılması söz konusudur. Nispi muvazaada ise, iki işlem söz konusu olup, birisi tarafların gerçek iradelerini yansıtan işlem, diğeri ise üçüncü kişilere karşı yapılan işlemdir. Tarafların gerçek iradeleri görünürdeki işlem ile gizlenmektedir. TBK'nın 19. maddesi gereğince, tarafların gerçek iradelerinin ispatlanması halinde, gerçek ve ortak iradeleri esas alınacaktır. Muvazaaya dayanan davada muvazaa iddiası, bu işlemin taraflarınca ileri sürülmüşse TMK'nın 6. maddesi gereğince iddia sahibi tarafından ispat edilmesi gerekir. Davacı tarafça bedelde ve sözleşmenin niteliğinde muvazaa iddiasına dayanıldığı anlaşılmakla, bu iddianın 6100 sayılı HMK 200 (1086 sayılı HUMK 288) uyarınca ancak yazılı delille ispatı mümkündür. Yazılı delille (senetle) ispatı gereken hususlar, istisnalar dışında takdiri delillerle ve tanık delili ile ispatlanamaz ise de, bu hususların senet dışındaki yemin, ikrar ve ticari defterler gibi diğer kesin delillerle kanıtlanması mümkündür. Senetle ispat zorunluluğu bulunan hallerde tanık dinlenebilmesi için HMK 200/2. maddesine göre karşı tarafın tanık dinlenmesine açıkça muvafakat etmesi, HMK 202. maddesinde düzenlenen delil başlangıcının olması ya da HMK 203. maddesinde sayılan istisnalardan birinin bulunması gerekir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08/04/2021 tarihli 2017/15-425 E. 2021/440 K. sayılı kararı) Yani senetle ispatı gereken bir hukuki işlem hakkında delil başlangıcı varsa o hukuka işlem, tanık dinlenerek ispatlanabilir. Elektronik yazışmaların yazılı delil başlangıcı olduğu ise Dairemizin kaldırma kararında doktrin görüşü ve Yargıtay içtihatlarıyla açıklanmıştır. Somut olayda yazışmalar davalılar adına ... tarafından yapılmıştır. Davalı taraf, ...'in sadece elektrik mühendisi olarak görev yaptığını ve temsilci sıfatının olmadığını, bu nedenle göndermiş olduğu e-postaların davalıları bağlamayacağını ileri sürmektedir. Dairemizin kaldırma kararında da ayrıntılı olarak yer verildiği üzere elektronik posta ya da mesaj metinlerinin delil başlangıcı olarak kullanılabilmesi için, iddia edilen belgenin davanın karşı tarafınca veya temsilcisince gönderilmiş olması gerekmektedir. Temsilcinin mutlaka bir vekaletname ya da yazılı bir temsil yetkisine sahip olması zorunlu değildir. Zira daha önce benzer yazışmaları olan bir kişinin işlemlerini kabul etmiş olan bir şirketin, sorumluluktan kaçmak için o kişinin temsil yetkisi olmadığı ya da vekaleti bulunmadığı, bu sebeple çektiği e-maillerin şirketi bağlamayacağı yolunda bir savunma yapması hakkın kötüye kullanılması olur. (Pekcanıtez Usul s.1850) Gerek taraflar arasında yukarıda yer verilen yazışmalar, gerek kurumlardan celp edilen kayıtlar, gerekse tanık beyanları nazara alındığında, ...'in sadece elektrik mühendisi olarak çalışan sıfatıyla yazışmaları yapmadığı, aksine taraflar arasındaki sözleşmenin nasıl uygulanacağına yönelik yazışmalarının mevcut olduğu, faturanın ne şekilde kesileceğini belirttiği, sözleşmede kararlaştırılan 0,003 USD/kWh bedelin 0,0016 USD/kWh olarak revize edilmesi gerektiğini ifade ettiği, yazışmaları ... Direktörü sıfatıyla yaptığı, ihtilaf konusuna ilişkin davalı şirket yetkisinin de katıldığı toplantıyı organize ettiği açıktır. Yine ...'in ... A.Ş. isimli firmada sigortalı çalışan olarak kaydı mevcut ise de ... A.Ş.'nin davalı ... A.Ş.'nin ortağı olduğu, davalı ... A.Ş.'nin de ... A.Ş.'nin ortağı olduğu, ...'in ... A.Ş.'nin ortağı olduğu, her ne kadar bir kısım tanıklar ve ... ortaklığın usulen olduğunu beyan etmiş iseler de ...'in aynı zamanda ... A.Ş.'nin 28/01/2009 tarih 7237 sayılı, 23/03/2009 tarih 7275 sayılı, 15/06/2009 tarih 7332 sayılı, 29/06/2009 tarih 7342 sayılı, 12/10/2010 tarih 545 sayılı, 16/12/2011 tarih 7963 sayılı, 16/02/2012 tarih 8007 sayılı, 04/01/2013 tarih 8229 sayılı ticaret sicil gazetelerinde yer alan kayıtlara göre yönetim kurulu üyeliğini yürüttüğü tespit edilmiştir. Gerek davalı şirketlerin adres ve yöneticilerinin aynı olması sebebiyle mevcut bağlantı, gerekse ... yönünden yukarıda yer verilen tespitler karşısında yazışmaların davalıları bağlamadığı yönündeki savunmalara itibar edilmemiş, taraflar arasında belirlenen bedelin lisans süresi boyunca ve üretilen elektriğe karşılık kararlaştırılan bir bedel olduğu kanaatine ulaşılmıştır. İmzalanan ek sözleşme ile \"üretilen elektrik'in kwh başına 0,003 USD tutarında\" bir bedelin belirlenmiş olması da nazara alındığında, bilirkişi raporunda 2013 yılında üretilen 51.224.400 kwh elektrik nedeniyle 0,003 USD'den 153.673,20 USD hesaplama yapıldığı anlaşılmakla, asıl ve birleşen davanın ayrı ayrı kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak davalı vekili; davacı tarafın asıl davada Türk Lirası talep edilerek, seçimlik hakkın kullanıldığını, bu nedenle birleşen davada USD talep edilemeyeceğini ileri sürerek itiraz etmiştir. 6098 sayılı TBK'nın \"Ülke parası ile\" başlıklı 99. maddesinde \"Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir.\" hükmüne yer verilmiştir.  Bu hüküm uyarınca borç, ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ise borcun gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, alacağının aynen veya vade ya da fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden ülke parası ile ödenmesini isteyebilir. Yani borcun ödeme gününde ödenmemesi halinde alacaklıya tanınan seçimlik bir hak söz konusudur. Gerek kurucu, gerekse bozucu nitelikte olsun yenilik doğurucu haklar kural olarak bir kez kullanılmakla tükenirler. Seçimlik hakların kullanılması halinde, sonradan seçimden dönülmesi mümkün değildir. Eldeki asıl davada davacı taraf seçimini Türk Lirası talep ederek yapmıştır. Birleşen davada ise USD talep etmiştir. Oysa yukarıda açıklandığı üzere, asıl davada seçimlik hakkını Türk Lirası olarak kullanan davacının, birleşen dava ile bu talebinden dönmesi mümkün değildir. Nitekim aşağıda yer verilen emsal Yargıtay kararlarında da açıklanan bu hususlar vurgulanmıştır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08/04/2021 tarihli 2019/4094 E. 2021/3484 K. sayılı kararında; \"...Somut olayda davacı, asıl dava dilekçesinde davalıdan 550.000 Euro ve 500.000 USD rücu hakkı bulunduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100.000 TL'nin davalıdan tahsili talep etmiş; birleşen davada ise asıl davada talep ettiği 100.000 TL'nin  ilk dava tarihindeki Euro karşılığının 51.604 Euro olduğunu belirterek, bakiye 373.396 Euro ile 508.166.66 USD'nin davalıdan tahsili talep etmiştir. Davacı dava dilekçesi ile seçim hakkını ülke para birimi olan TL'den yana  kullanmış olup, birleşen davada bu tercihinden dönerek  borcun yabancı para üzerinden tahsilini talep edemez. Bu durumda mahkemece, davalıdan rücuen tahsiline karar verilen  yabancı para borcunun seçim hakkının kullanıldığı tarih olan dava tarihi esas alınarak hesaplanacak TL karşılığı üzerinden hüküm tesisi gerekirken,  yabancı para birimi üzerinden hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir...\" Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 26.06.2024 tarihli 2024/6869 E. 2024/10061 K. sayılı kararında; \"...Somut uyuşmazlıkta; davacı taraf asıl dava dilekçesi ile tercih hakkını kullanarak dava konusu fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının Türk lirası üzerinden ödenmesini istemiştir. Her ne kadar davacı taraf, birleşen dava dilekçesi ile bu alacakların bakiyesinin USD olarak ödenmesini talep etmiş ise de; yenilik doğuran hakların bir defa kullanılmakla tükendiği dikkate alındığında somut olayda aynı alacaklar bakımından asıl dava dilekçesindeki tercihten dönülmesi mümkün değildir. Bu durumda davacının  fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının Türk lirası olarak ödenmesine yönelik talebine değer verilmesi gerektiği gözetilmeden söz konusu alacakların asıl dava bakımından Türk lirası, birleşen dava bakımından ise USD üzerinden hüküm altına alınması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir...\" Bu tespitler karşısında; birleşen davada 71.346,52 USD'nin değil karşılığı olan 265.187,91 TL'nin tahsiline dair hüküm tesis edilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olduğundan, davalılar vekilinin birleşen dava yönünden istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı faiz başlangıç tarihi yönünden davalı tarafça istinaf edilmediğinden davacı lehine usuli kazanılmış hak oluşturduğu nazara alınarak (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 15/06/2023 tarihli 2023/2200 E. 2023/3224 K. sayılı kararı) 265.187,91 TL'nin 01/01/2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesi yönünde yeniden hüküm tesis edilmesi gerekmiştir.Davacı vekili, birleşen dava yönünden vekalet ücretinin hatalı hesap edildiğini ileri sürmekte ise de, vekalet ücretinin hesabında kararın verildiği tarihin değil harcın yatırıldığı tarihin esas alınması gerekmektedir. Nitekim Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin  24/09/2024 tarihli  2023/1605 E. 2024/2907 K sayılı kararında; \"...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28.11.1956 tarihli, 1956/15 Esas, 1956/15 Karar sayılı İBK'nın ilgili bölümünde;  \" Her davada açıldığı tarihte tespit edilen vaziyet hükme esas ittihaz olunması iktiza eylemesine....\" düzenlemesinin mevcut olduğu, yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 07.04.1993 tarihli, 1993/13-41 Esas, 1995/145 Karar sayılı ilamı ile de yabancı para alacaklarında yabancı paranın dava tarihindeki Merkez Bankası efektif satış kuruna göre bulunacak TL karşılığı üzerinden ilam harcının alınacağının benimsendiği, bu durumda  mahkemece yabancı para veya yabancı paranın Türk Lirası karşılığının tahsili amacıyla açılan davalarda vekâlet ücretinin, yabancı paranın dava açıldığı tarihteki Türk Lirası karşılığına göre, ancak hüküm tarihindeki tarife hükümleri dikkate alınarak takdir edileceği, davada USD cinsinden yabancı paranın tahsili ve menfi tespiti ile Euro cinsinden teminat mektubu bedelinin iadesinin  talep edildiği ve aynı cins yabancı para alacağının tahsiline, menfi tespitine ve iadesine karar verildiği, doktrin ve Dairemizin bu konudaki yerleşik uygulamalarına göre; döviz cinsinden para alacağına hükmedilmesi halinde vekalet ücretinin, o dövizin dava tarihindeki efektif satış kuru karşılığı TL (Türk Lirası) miktarına göre hesaplanıp tahsiline karar verilmesinde hata olmadığı...\" yönünde karar verilmiştir. Bu yönüyle birleşen davada vekalet ücretinin hesabında bir hata bulunmamaktadır. Ayrıca yukarıda davalı vekilinin birleşen dava yönünden istinaf talebinin kabul gerekçesinde açıklandığı üzere, birleşen davada alacağın Türk Lirası olarak hükmedilmesi gerekmektedir. Bu tutar ise, harç yatırıldığı tarihte talep edilen miktar olup davacı vekilinin birleşen dava yönünden istinaf istemi yerinde görülmemiştir. Dairemizce yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde, yukarıda yer verilen açıklamalar uyarınca; davalılar vekilinin asıl dava yönünden istinaf isteminin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine, davacılar vekilinin birleşen dava yönünden istinaf isteminin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. Davalılar vekilinin birleşen dava yönünden istinaf istemi ise HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca kabul edilerek birleşen dava yönünden yeniden hüküm tesisi yoluna gidilmiştir.Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosyada Dairemizce yapılan inceleme neticesinde asıl dava yönünden verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. Asıl dava yönünden ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalıların asıl dava yönünden istinaf istemi her ne kadar esastan reddedilmiş ise de istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere,1-Davalılar vekilinin asıl dava yönünden istinaf başvurularının HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca AYRI AYRI ESASTAN REDDİNE, 2-Davacılar vekilinin birleşen dava yönünden istinaf başvurularının HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca AYRI AYRI ESASTAN REDDİNE, 3-Davalılar vekilinin birleşen dava yönünden istinaf başvurularının AYRI AYRI KABULÜ ile, HMK'nın 353/1.b.2 bendi uyarınca İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/09/2024 tarihli 2022/881 E. 2024/633 K. sayılı kararının, birleşen İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/132 E. sayılı dosyası yönünden yönünden KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİS EDİLEREK;a-Birleşen davanın KABULÜ ile 265.187,91 TL'nin 01/01/2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine,4-İlk derece mahkemesi (birleşen dava) yargılama giderleri yönünden,a-Harçlar Kanunu uyarınca dava değeri üzerinden alınması gereken 18.114,98 TL harçtan, peşin yatırılan 4.528,75 TL'nin mahsubu ile bakiye 13.586,23 TL harcın davalılardan müştereken müteselsilen alınarak Hazineye gelir kaydına,b-Davacılar tarafından yatırılan 4.528,75 TL peşin harç giderinin davalılardan müştereken müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, c-Davacılar kendisini vekil ile temsil ettirdiginden AAÜT uyarınca hesaplanan 42.430,07 TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken müteselsilen alınarak davacılara verilmesine,ç-Yatırılan gider avansından kalan kısmın taraflara ilk derece mahkemesince karar kesinleştiğinde iade edilmesine,5-İstinaf yargılaması giderleri yönünden;a-Davalılar tarafından asıl ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına,b-Davacılar tarafından birleşen dava yönünden ayrı ayrı yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına,c-Asıl dava yönünden davalılardan alınması gereken toplam 4.307,80 (615,40 TL x 7) istinaf karar harcının, davalılar tarafından yatırılan 5.226,00 TL'den mahsubu ile bakiye 918,20 TL'nin davalılara iadesine,ç-Birleşen dava yönünden, davacılardan alınması gereken toplam 1.230,80 TL (615,40 TL x 2) istinaf karar harcının, davacılar tarafından istinaf karar harcı olarak yatırılan toplam 1.710,40 TL'den mahsubu ile bakiye 479,60 TL'nin davacılardan iadesine,d-Birleşen dava yönünden alınması gereken 4.307,80 (615,40 TL x 7) istinaf karar harcının, davalılar tarafından yatırılan 4.529,00 TL'den mahsubu ile bakiye 221,20 TL'nin davalılara iadesine,e-Asıl dava yönünden davalılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin davalılar üzerinde bırakılmasına,f-Birleşen dava yönünden davacılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına,g-Birleşen dava yönünden davalılar tarafından sarfedilen 12.493,60 TL (istinaf harcı) istinaf yargılama giderinin, davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalılara verilmesine, ğ-Yatırılan gider avansından kalan kısmın taraflara ilk derece mahkemesince karar kesinleştiğinde iade edilmesine,h-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361/1, 362/1.a ve 362/2 maddeleri uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 26/02/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"86d1808a0a4ab146","SID":"0cc73b8808aacabe"}}