{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ    21. HUKUK DAİRESİ     2024/1087 Esas  - 2024/1565 Karar<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>21.HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2024/1087 <br>KARAR NO\t\t\t\t\t\t\t\t\t: 2024/1565<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>KARAR <br><br>BAŞKAN\t\t: ...\t      ...<br>ÜYE \t\t: ...\t\t      ...<br>ÜYE\t\t: ...\t    ...<br>KATİP\t\t: ...\t    ...<br><br>İNCELENEN DOSYANIN\t<br>MAHKEMESİ\t: KONYA 2.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ <br>TARİHİ\t\t: 13/09/2017<br><br>NUMARASI\t\t: 2017/123 Esas 2017/671 Karar <br>DAVACI \t\t<br>VEKİLİ\t\t<br>DAVALILAR \t<br><br>DAVA\t\t: Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak (İstirdat)<br>DAVA TARİHİ\t: 13/02/2017<br>KARAR TARİHİ\t: 24/12/2024<br>GEREKÇELİ KARARIN<br>YAZILDIĞI TARİH\t: 24/12/2024<br><br>\tDairemizin 21/12/2020 tarih ve 2020/511 Esas 2020/1381 Karar sayılı dosyasında verilen kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 15/11/2021  tarih ve   2021/2558  Esas  2021/6164  Karar onama ilamı üzerine davacının bireysel başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 20221/17182   başvuru numaralı dosyada 03/04/2024 tarihli karar ile Anayasanın 35. Maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasanın 40.maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Dairemize gönderilmiş olmakla  dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. <br>\tDAVA<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin yurt dışında birçok ülkede yatırılan paraların istenildiği her an geri çekilebileceği ve karşılığında yüksek oranda faiz verileceği garantisi ile davalı tarafa 44.787,23 TL (11.202,41 Euro) para verdiğini, müvekkilinin yatırmış olduğu para karşılığı makbuz verildiğini, davalı şirket ve temsilcisinin Sermaye Piyasası Kurulu'nun haklarında yasal işlem başlattığını, davalıların Bankacılık Kanunu'na aykırı şekilde mevduat topladığını, bu konuda ceza davaları açıldığını, bu nedenle müvekkilinin davalı şirketlerde  geçerli bir ortaklığı bulunmadığının tespiti ile müvekkilinden haksız olarak tahsil edilen 44.787,23 TL (11.202,41 Euro)'nin yatırıldığı tarihten itibaren faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini  talep ve dava etmiştir. \t<br>\tCEVAP<br>Davalı şirket ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile davalı ... Holding A.Ş. arasında ortaklık ilişkisi bulunduğunu, davalı şirketlere ait pay defterine göre davacının davalı şirketlerde pay sahibi olduğunu, Türk Ticaret Kanunu'nun 329. ve 405. maddeleri gereğince şirket ortaklarının hisse bedellerini şirketten geri istemesinin mümkün olmadığını, Türk Ticaret Kanunu'nun 417. maddesi gereğince pay defterinde kaydedilen hisse senedi sahibinin ortaklık sıfatını kazandığını, davalı şirketlerin Sermaye Piyasası Kurulu mevzuatına aykırı bir şekilde pay senedi ihdas etmediklerini, davacının  davalı şirkete veya şirketlere her an geri alabileceği garantisi ile para verdiğine ilişkin iddialarının gerçek olmadığını, bu iddianın bağlayıcı yazılı belge ile ispat edilmesi gerektiğini, davacı tarafın dayandığı belge veya belgelerdeki imzaların müvekkili şirketle veya şirketlerle hiçbir ilgisinin olmadığını, belge veya belgelerdeki imza veya imzaların müvekkili şirket veya şirketlerin yetkililerine ait olmadığını ve içeriğini kabul etmediklerini, bu belge veya belgelerde dahi şirket hisse senedi alındığının yazılı olduğunu ve asıllarının sunulması gerektiğini, bu belge veya belgelerin delil değerinin olmadığını, davacı tarafın hata veya hileye maruz kaldığı ile ilgili talep ve beyanlarının Borçlar Kanunu'nun 31.maddesi gereğince 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle dinlenemeyeceğini, kaldı ki müvekkili şirketin veya şirketlerin davacı tarafa yönelik hata veya hile olgusu içerir bir davranışının olmadığını, davacı tarafın müvekkili şirkete veya şirketlere herhangi bir para vermediğini, davacı tarafın şirket paylarını üçüncü kişilerden edindiğini, davacı tarafın iyi niyet kurallarına aykırı davranarak işbu davayı açtığını, davacı tarafın üçüncü kişilerden aldığı şirket hisseleri nedeniyle şirketin kâr ve zararına ortak olduğunu, iyi niyet kurallarına aykırı davranamayacağını, ayrıca Borçlar Kanunu'nun 126. maddesi gereğince şirket ile ortaklar arasındaki davaların 5 yıllık zaman aşımı süresine tabi olduğunu, varsa davacı tarafın dayandığı belgelerde geçen düzenleme tarihinden veyahut bir an için iddianın doğruluğu halinde bile iddiaya konu paranın verildiği tarihten dava tarihine kadar zaman aşımı süresinin geçtiğini, hatta olayda uygulanması mümkün olmayan sebepsiz zenginleşme ile ilgili Borçlar Kanunu'nun 66. maddesine göre de davacının taleplerinin zaman aşımına uğradığını, ayrıca gerçek kişi müvekkilinin şirket yöneticisinin sorumluluğu kuralı gereğince herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, bu nedenlerle davacının davasının reddine karar verilmesini istemiştir.<br>Davalı ...'a dava dilekçesinin tebliğ edildiği, davaya karşı cevap dilekçesi sunmadığı görülmüştür.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br> Mahkemece, davalı tarafın hak düşürücü süre ve zaman aşımı def'inin yerinde olmadığını, davalı şirketin SPK'ya kendisinin sunduğu CD'ler gereğince alınan bilirkişi raporuna göre davacının davalı şirkete 19.118 Euro ödeme yaptığını, davacı vekilinin dava dilekçesinde davalı tarafa 11.202,41 Euro verdiğini beyan ettiğini, bu nedenle davacı talebi aşılamayacağından hesaplamada dava dilekçesinde belirtilen 11.202,41 Euro'nun değerlendirmeye alındığını, ....başlıklı belgeden dolayı 12.802 Euro'nun davacıya ödendiğini, bu miktarın davacı tarafın alacağından düşülmesi ile davacı tarafın bakiye bir alacağının kalmadığını, 1.599,59 Euro fazla aldığını, bu nedenle davacının davasının reddine karar verilmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİ<br>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava açılmadan önce davalılardan müvekkilinin tahsil ettiği alacak miktarını düşüldükten sonra kalan miktar olan 11.202,41 Euro'nun tahsili için dava açıldığını, mahkemece 10/05/2017 tarihli oturumda Baco belgesine karşı beyanda bulunmak üzere taraflarına iki haftalık süre verildiğini, 22/05/2017 tarihli dilekçe ile Baco belgesine karşı itirazlarını sundukları halde, mahkemece Baco belgesine karşı beyanda bulunmadığı gerekçesiyle mahsup yapılarak davanın reddine karar verilmesini usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin yıllarca zor koşullarda çalıştığını, ortaklık durum belgesi karşılığında 11.202,41 Euro yatırdığını, ihtiyacı nedeniyle ödediği 11.202,41 Euro'ya geri talep ettiğinde her defasında talebinin reddedildiğini ve ödeme yapılmadığını, bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının  kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. <br>Davalı vekili katılma yoluyla vermiş olduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; <br>İlk derece mahkemesi kararının davacının hile ve/veya kesin hükümsüzlük iddiasını ispat etmesine yönelik kabulünün dosya içeriğine ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığına ilişkin mahkemenin değerlendirmesinin TTK'nın 329 ve 405. maddelerine aykırılık teşkil ettiğinin, geçersiz hükümsüz bir ilişkide zaman aşımı ve hak düşürücü sürelerin uygulanamayacağı ile zaman aşımı def'isinin dürüstlük kurallarına aykırı olduğuna ilişkin gerekçenin de yerinde olmadığı, hak dürüşücü süre ve zaman aşımı süresinin geçtiği, hatta kanunda öngörülen 10 yıllık süreninde dolduğunu, mahkemece geçersiz saydığı hisse senetlerinin davalı tarafa iadesine karar verilmemesinin yerinde olmadığını, davalı tarafından SPK'ye sunulan CD ve üst yazı içeriğinin yanlış değerlendirildiğini, gerekli delillerin toplanmadığını, eksik araştırma ve incelemeyle karar verildiğini, yemin delilini kullanma hakkının engellendiğini, isticvap istemlerinin yasaya aykırı şekilde reddedildiğini, yasal faiz yerine avans faizine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, usulüne uygun taraf teşkili sağlanmadan hüküm kurulduğunu, bu nedenlerle ve re'sen göz önünde tutulacak sebeplerle ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak açıklanan gerekçelerle reddine karar verilmesi talep edilmiştir. <br>HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ<br>\tDava; geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın istirdadı istemlerine ilişkindir.<br>\t6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede;  <br>\tİlk derece mahkemesi kararının istinafı üzerine Dairemizce 11/04/2019 tarih ve 2018/158 Esas 2019/501 Karar sayılı karar ile davalı şirket ve davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile davanın kısmen kabulü ile davacının davalı şirket ortağı olmadığının tespitine,  24.758,72 TL alacağın dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile  davacıya verilmesine, fazla istemin reddine  karar verilmiş, söz konusu kararın davalı şirket ve davalı ... vekilince temyiz edilmesi üzerine;<br>\tYargıtay 11. Hukuk Dairesinin 19/02/2020 gün 2019/3310 esas 2020/1775 Karar sayılı bozma ilamında;\t\"Ancak, 07.12.2019 tarih, 30971 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 41. maddesinde 25/3/1987 tarihli ve 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler İle 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici maddenin eklendiği belirtilmiş olup, işbu geçici 4. maddede ''31/12/2014 tarihine kadar, pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ve payları borsada işlem gören anonim ortaklıklar tarafından   doğrudan  veya dolaylı olarak nominal ya da primli değer üzerinden pay veya pay adı altında satışı yapılmış olan her türlü araç, 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun kaydileştirmeye ilişkin şartlarına tabi olmaksızın 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında pay addolunur, bu ortaklıklara yapılan ödemeler pay karşılığı yapılmış kabul edilir ve ortaklık ilişkisi kurulmuş sayılır. Bu payların kaydileştirilmemiş olması ortaklık haklarına halel getirmeyeceği gibi ortaklık ilişkisinin kurulmadığı da iddia edilemez. Birinci fıkra kapsamında kurulmuş olan ortaklık ilişkileri hakkında; geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı veya primli pay satışı yapıldığı ileri sürülerek sebepsiz zenginleşme, haksız fiil, sözleşme öncesi görüşmelere aykırılık veya sözleşmeye aykırılık nedenlerine dayalı olarak açılan ve kanun yolu incelemesindekiler dahil görülmekte olan menfi tespit, tazminat veya alacak davalarında, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilir ve yargılama gideri ile maktu vekalet ücreti ortaklık üzerinde bırakılır.” hükmü düzenlenmiş, aynı Kanun'un 52/1-h maddesinde de işbu hükmün yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır. Bu durum karşısında, mahkemece taraf iddia ve savunmalarının Sermaye Piyasası Kanunu'nun 16. maddesi ve  anılan yasal düzenleme kapsamında değerlendirilerek sonucuna göre bir karar vermek üzere kararın re'sen bozulmasına..\" gerekçesiyle bozularak dosya Dairemize gönderilmiş olup, Dairemizce usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.<br>\tBozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda Dairemizin 21/12/2020 tarihli ve 2020/511 E., 2020/1381 K. sayılı kararıyla 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un (7194 sayılı Kanun) 41 inci maddesi kapsamında  3332 sayılı Yasanın geçici 4. maddesi gereğince karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. <br>\tKararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 15/11/2021 gün 2021/2558 esas 2021/6164 ilamı ile onanarak kesinleşmiştir. <br>\tKararın kesinleşmesi üzerine davacının bireysel başvurusu sonucunda Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü 20221/17182   başvuru numaralı dosyada 03/04/2024 tarihli karar ile Anayasanın 35. Maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasanın 40.maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Dairemize gönderilmesine karar verilmiş olmakla dosyanın yeniden incelenmesi sonucu yapılan değerlendirmede; <br>\tDavanın geldiği aşama ve uzun yargılama süreci ile tarafların tüm delillerinin dosyada olduğu, istinaf istimine ilişkin yargılamada sadece bozma gereğince zorunlu olarak duruşma açıldığı, istinaf incelemesinin duruşma gereksinimi duyulmadan gerçekleştirildiği gözetilerek 6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu Ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50/2.maddesi kapsamında dosya üzerinden karar verilmesi mümkün olduğundan duruşması açılmamıştır. Taraflara yargılamaya yeniden başlandığı tebliğ edilmiştir.\t<br>\tDavacı  yan eldeki davada, davalı şirket temsilcilerinin yüksek faiz verileceği ve parasını istediği zaman geri alabileceği taahhüdünde bulunmaları üzerine belge karşılığında davalılara para verdiğini, kısa bir süre sonra parasını istediğini, ancak bu güne kadar kendisine ödeme yapılmadığını, hisse senetlerinin izinsiz olarak halka arz edildiğini, ... Grubu tarafından yapılan usulsüzlüklerin SPK ve diğer resmi kurum raporlarında açıklandığını, davalılar hakkında çeşitli suçlardan suç duyurusu yapıldığını, davacının şirket ortağı yapılmasının hukuken mümkün olmadığını, kanuna uygun bir ortaklık ilişkisinin kurulmadığını, davalı şirket ile davalılar ... ve ...'in yönetim kurulu üyesi olarak zarardan sorumlu olduklarını ileri sürerek 44.787,23  TL(11.202,41  Euro)’nin yatırıldığı tarihten itibaren faizi ile birlikte davalılardan tahsiline ve geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>\tDavalı şirket ve davalı ... vekili, zamanaşımı defi ile birlikte davacının davalı şirketin ortağı olduğunu, ortağın sermaye olarak koyduğu parayı istemesinin mümkün bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. <br>\tTaraflar arasındaki uyuşmazlık, davacıdan \"Ortaklık Durum Belgesi\", \"Hisse Senedi\" gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kar payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para tahsil edilip edilmediği, geçerli bir ortaklık ilişkisinin kurulup kurulmadığı, davacının davalı şirketlerin ortağı olup olmadığı, davacının ortaklıktan kaynaklanan haklarını kullanıp kullanmadığı, şirket ortağı değil ise davacının zarar miktarı, zararın davalılardan talep edilip edilemeyeceği hususlarından kaynaklanmaktadır. <br>\tTürkiye Ticaret Sicili Gazetesinin 28.05.2010 tarih 7573 sayılı nüshasının 209. Sayfasının incelenmesinde; davalı ... İnşaat Tarım ve Sanayi İşletmeleri Ticaret A.Ş. nin ünvanının ... Sanayi Ticaret ve Yatırım Holding A.Ş. olarak değiştirildiği ve yine Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinin 17/07/2012 tarih ve 8113 sayılı nüshasının 105-110. sayfalarına göre de yeni ünvanı ile davalı ... Sanayi Ticaret ve Yatırım Holding A.Ş. nin ... Holding A.Ş. nin bünyesine girerek ... Holding A.Ş. ne devredilmesi suretiyle birleştirildiği anlaşılmıştır. <br>\tYine davacı, davalı ile arasında ortaklık ilişkisinin bulunmadığını iddia etmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/4603 Esas, 2016/6789 karar sayılı ilamında 2015/15419 Esas 2016/4922 Karar sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere;<br>\t... Grubu bazı şirketlerin fiili ve hukuki irtibat halinde oldukları, birlikte hareket ederek para toplama amacıyla \"Ortaklık Durum Belgesi\", \"Hisse Senedi\" gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kar payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para topladıkları, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak para yatıran kişileri grup şirketlerden herhangi birinde veya birkaçında düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi gösterdikleri, tahsil ettikleri parayı ise muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı anlaşılmıştır. Dosyaya sunulan hisse senetleri geçersiz olup hiçbir değer taşımayacağından ortaklığa dayanak alınamayacağı gibi nominal değer atfedilerek düşüm yapılmamıştır.<br>\tDavalı şirket ve davalı ... vekilinin istinaf sebepleri arasında göstermiş oldukları, zaman aşımı ve hak düşürücü süre yönünden iddialarının incelenmesinde; \t<br>\tYargıtay Hukuk Genel  Kurulu'nun  01/04/2021 gün ve  2018/(22)9-1116  esas ve 2021/396 karar sayılı kararında \".... 91. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (4.2.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).<br>\t92. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır.<br>\t93. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı çıkması durumunda Yargıtay bozma kararı ile oluşan usuli kazanılmış hak değer taşımayacaktır.<br>             \t\t\t\t\t\t\t94. Bunun gibi bozmaya uyulmasından sonra o konuda yürürlüğe giren yeni bir kanun karşısında bozma ilamına uyulmakla oluşan usuli kazanılmış hakkında bir değeri kalmayacaktır. HGK'nın 12.03.1997 tarihli ve 1997/7-975 E., 1997/196 K. ile 06.11.1996 tarihli ve 1996/17-561 E., 1997/744 K. sayılı kararlarında bu hususa vurgu yapılmıştır.<br>             \t\t\t\t\t\t\t\t\t95. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hâlinde usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir (HGK’nın 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. ile 30.01.2013 tarihli ve 2012/1-683 E.,2013/165 K. sayılı kararları).<br>              \t\t\t\t\t\t\t\t96. Görev konusu da usuli kazanılmış hakkın istisnasıdır. Bu husus 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 E., 1959/5 K. sayılı YİBK'da \"...Kaide olarak usuli müktesep hak hükmünün vazife konusunda tatbik yeri olmayacağına ve duruşmanın bittiği bildirilinceye kadar vazifesizlik kararı verebileceğine,...\" şeklinde ifade edilmiştir. <br>\t\t97. Bu sayılanların dışında ayrıca hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı ve harç gibi kamu düzenine ilişkin konularda da usuli kazanılmış haktan söz edilemez. Ayrıca maddi hataya dayanan bozma kararına uyulması ile de usuli kazanılmış hak doğmaz.<br>\t106.  V. Hukuki güvenlik:<br>             \t\t\t\t\t\t\t107. Diğer yandan Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmü; Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında ise, \"Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” hükümleri bulunmaktadır.<br>             \t\t\t\t\t\t\t108. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmında ise “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.” düzenlemesi yer almaktadır.. \t<br>             \t\t\t\t\t\t\t109. Nitekim Anayasa Mahkemesinin (AYM) 11 Eylül 2014 tarihli ve 29116 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 26.06.2014 tarihli ve 2013/1752 başvuru numaralı kararında \"... Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan bir haktır…” şeklinde adil yargılanma hakkının unsurlarına ve içeriğine ilişkin açıklamalar yapılmıştır.<br>             \t\t\t\t\t\t\t110. Anayasa Mahkemesi bu kararında ve başkaca bir çok kararında “hukuki güvenlik ilkesinin” hukuk devletinin unsurlarından biri olduğunu kabul etmiştir. Yüksek Mahkemeye göre hukuk devletinde hukuk güvenliğini sağlayan bir düzenin kurulması asıldır. Hukuki güvenlik ilkesi gereğince devletin, vatandaşların mevcut kanunlara olan güvenine saygılı davranması, bu güvenlerini boşa çıkaracak uygulamalardan kaçınması gerekir. Bu durum hukuk devleti ilkesinin bir gereği olduğu kadar Anayasa’nın 5. maddesiyle devlete yüklenen, vatandaşların refah, huzur ve mutluluk içinde yaşamalarını sağlama, maddi ve manevi varlıklarını geliştirmek için gerekli ortamı hazırlama ödevinin bir sonucudur. Bu yönüyle, hukuk devletinin önemli bir unsuru olarak hukuki güvenlik ilkesi, yalnızca hukuk düzeninin değil, aynı zamanda belirli sınırlar içinde bütün devlet faaliyetlerinin belirli oranda önceden öngörülebilir olması anlamını taşır. Hukuki güvenlik sadece bireylerin devlet faaliyetlerine duyduğu güveni değil, aynı zamanda yürürlükteki mevzuatın süreceğine duyulan güveni de içerir.<br>\t111. Başka bir anlatımla hukuk devletinin hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzenleyebilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Bu güvenliğin sağlanabilmesi, her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk kurallarına kendisinin de uymasına bağlıdır. Kanunları uygulama durumunda bulunanların da, başta mahkemeler olmak üzere bu ilke ile bağlı olduğu da açıktır.<br>\t112. Hukuk devleti, devlet ve insan faaliyetlerine yön veren, yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan ilkeler bütünü olduğundan, devletin organ ve kurumları bakımından bu ilkeler birer sınırlama niteliği taşırken, vatandaşlar açısından hukuki güvenlik içinde yaşamanın araçları olarak işlev görmektedir. <br>              \t\t\t\t\t\t\t113. Hukuki güvenlikle bağlantılı olarak “genellik” ve “öngörülebilirlik”, hukuk devletinin iki temel unsuru kabul edilir. Genellik unsuru, hukukun özel kişi ya da durumlara değil, herkesi kapsayacak biçimde genel, soyut ve tarafsız, geçmişe uygulama yasağı çerçevesinde ileriye yönelik, kamuya açık kurallar üzerine inşa edilmesi anlamını taşır. Hukukun öngörülebilirliği ise, hukukun anlam açısından belirgin ve açıkça ifade edilmiş, istikrarlı ve birbiriyle uyumlu kurallar ile önceden tahmin edilebilir uygulamalara dayanmasıdır. Bireylerin hukukun gerektirdiği şeyi önceden bilmeleri ve davranışlarını buna göre düzenlemelerini sağlayan bir ilke olarak hukuki öngörülebilirliğin hukuki belirlilik ile ilişkisi, bu noktada çok açıktır. Hukuk kurallarının bütünüyle belirsiz olduğu kabul edildiğinde, hukuki öngörülebilirlikten de söz edilemeyecektir. Hukuki güvenirlik ile yargı erkine güven sağlandığından kamu yararı ile doğrudan ilgilidir. Buradaki asıl amaç hukuki barışın sağlanmasıdır.<br>\t114. Nitekim Anayasa Mahkemesinin sözü edilen kararında \"...Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir…” şeklinde belirlilik ilkesinden ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır.<br>             \t\t\t\t\t\t\t115. Anayasa Mahkemesi, “hukuki güvenlik ilkesinin öngörülebilirliği” sağlayan işleviyle hukuk devletinin ayrılmaz bir parçası olarak, bireylere hem devlet hem de toplumun diğer üyeleri karşısında “ilkesel”, “kurumsal” ve “işlevsel” güvenceleri birlikte sağlayacağını kabul etmektedir. <br>             \t\t\t\t\t\t\t116. Yine Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararında “…Kesin hükme saygı uluslar arası hukuk düzenine özgü hukukun genel ilkelerinden biri olarak kabul görmektedir. Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrasında düzenlenen yargı kararlarının geciktirilmeksizin uygulanması yükümlülüğü, hukukun genel ilkelerinden biri olarak da kabul edilen kesin hükme saygı ilkesinin de bir gereğidir. Çünkü bir hukuk sisteminde yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin hüküm zarar gören taraflardan biri açısından işlevsiz duruma getirilmişse, adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin bir anlamı kalmayacaktır...\" hususlarına vurgu yapılmıştır.<br>             \t\t\t\t\t\t117. Aynı kararda \"...Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve mahkeme kararlarının değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının geciktirilemeyeceğini ifade eden 138. maddesinin de, adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır...\" ifadelerine yer verilmiştir.<br>\tGerekçesi hukuki güvenlik ilkesinin önemini açıklamaktadır.  \t<br>\tYukarıda açıklandığı üzere Yargıtay 11. Hukuk Dairesi somut dosya ile benzer uyuşmazlıklarda uzun süredir davalıların zamanaşımını ileri sürmelerinin hakkın kötüye kullanılması olduğu görüşü ile esasa ilişkin kararları inceleyip bozma ve onama kararları vermiştir.<br>\tYargıtay 11. Hukuk Dairesinin ... (...) hakkında açılan davalara ilişkin olan  2013/13293 esas 2014/15076 karar sayılı ilamında,<br>\t\"Dairemize intikal eden emsal dosyalardan bilindiği üzere, Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde ve Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde davalı şirketlerin yöneticileri suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve dolandırıcılık suçlarından yargılanmış, her iki kamu davasında da zamanaşımı nedeni ile ortadan kaldırma kararları verilmiştir. (Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25.03.2011 gün ve 2007/155 E.-2011/127 K. sayılı kamu davasının düşürülmesine dair kararı Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 21.11.2012 gün ve 2012/13279 E.-44069 K. sayılı kararı ile onanmış, Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 08.11.2006 gün ve 2003/145 E.-2006/323 K. sayılı beraat kararı Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 31.12.2007 gün ve 2007/4622 E.-9553 K. sayılı kararı ile kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur). Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında düzenlenen  iddianamede  ve dayanak  07.09.1999  tarihli  denetim  raporunda, şirketin yasal defter ve kayıtlarında görülmesine rağmen 1995, 1996, 1997 yıllarında ortak olmak amacıyla para toplanan tasarruf sahiplerine Alman Markı bazında sırayla yıllık %18, %18 ve %20 oranında kâr payı dağıtımlarının şirket faaliyet sonuçlarından bağımsız olarak gerçekleştirildiği, anılan yıllarda şirketin önemli tutarda zarar ettiği halde bu oranda kâr payı dağıtmasının ancak sisteme yeni giren katılımcılardan toplanan paralarla karşılanmasının mümkün olduğu, Holding tarafından tasarruf sahiplerine verilen hisselerin daha sonra geri alındığı ve yeni ortak olmak isteyenlere satıldığı, Holding'in aracı rol üstlendiği ancak böyle bir yetki belgesinin olmadığı, ... Holding A.Ş. ve ... İnşaat Tarım ve San. İşlt. Tic. A.Ş.'nin geçmiş yıllara ait mali tablolarına göre şirketlerin yüklü miktarlarda zarar ettikleri, faaliyet kârı olmamasına rağmen kâr payları dağıttıkları tespitlerine yer verilmiştir<br>\tBK'nın 53. maddesi uyarınca zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararı kesinleşmiş bir ceza hükmü olmadığından hukuk hakimini bağlamaz. Ancak hukuk hakiminin ceza dosyasındaki delilleri de değerlendirerek neticeye varması gereklidir. Somut uyuşmazlıkta da mahkemece bu husus nazara alınarak, ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakaların neler olduğunun belirlenmesi, tespit edilen maddi vakıalar varsa, bu maddi vakıaların dosyada mevcut, davacılar tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporlarıyla birlikte değerlendirilerek davacıların uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması, her bir davalının hukuki durumunun ve davalılar vekilinin zamanaşımı def'inin buna göre tayin ve takdir edilmesi gereklidir.<br>\tAncak davada gerçekten de zamanaşımı sürelerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesinden önce, davacı tarafın iddialarının ileri sürülüş şekli bakımından, taraflar arasındaki uyuşmazlıkta uygulanması gerekli herhangi bir hak düşürücü sürenin bulunmadığı belirtilmelidir. Bu noktada üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olup olmadığıdır. Her ne kadar bir borçlunun borcunun zamanaşımına uğradığını ileri sürmesi ve bu yolla borcunu ödemekten kaçınması, tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi Türk hukuku bakımından da kanunen kendisine tanınan bir hak olup, zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi tek başına borçlunun dürüstlüğe aykırı bir davranışı olarak kabul edilemez ise de bazı hallerde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi dürüstlük kuralıyla bağdaşmayabilir (K.Oğuzman, T.Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2009, s. 482). Zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin hangi hallerde dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından, bu hususun varit olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekir. <br>\tBilimsel ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumu dürüstlük kuralına aykırılık olarak kabul edilmektedir (age, s:482 vd.). Somut uyuşmazlıkta da taraflar arasında çekişmesiz olduğu üzere, yurt dışında çalışan davacılardan \"Ortaklık Durum Belgesi\" başlıklı belge karşılığında para tahsil edilmiş ve davalı tarafın da kabulünde olduğu üzere toplanan paralar Türkiye'ye gönderilmiş bulunmaktadır. Her ne kadar davalı taraf bu paralar karşılığında davacıların ortak yapıldığını savunmuşsa da, bu konumdaki kişilerin gerçekten ortak olup olmadığının ve davalıların bu anlamda bir haksız fiillerinin bulunup bulunmadığının anlaşılması, ancak yukarıda anılan ve uzun süren hukuk ve ceza davalarında yapılacak incelemeler sonucunda mümkün olacaktır. Davadaki zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde bu olguların göz önünde bulundurulması gerekeceği tabiidir. Burada nazara alınması gereken bir başka husus da (HUMK'nın 235 ve HMK'nın 187/2 nci maddesi uyarınca herkesçe bilinmesi nedeniyle çekişmesiz olan) davalıların faizin haram olduğu kavramından hareketle yurt dışında toplanan paralarla Türkiye'de çok büyük yatırımlar yapılacağı, yatırımcılarına önemli ölçüde kâr payı verileceği, paraların istendiği an geri ödeneceği, şirkete para yatırıldığını ispat etmeye yönelik ortaklık durum belgesi ve ... Holding A.Ş.'ne ait hisse senetlerinin sonradan teslim edileceği, paraların geri alınmak istendiğinde, hisse senetlerinin şirketçe geri alınması karşılığında ödemelerin temsilcilik adresinde yapılacağı yönünde reklamlar yapması ve taahhütlerde bulunmasıdır. Davacı taraf da davada bu nedenle davalı şirketlere para verildiği iddiasındadır. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacıların davalı şirketlerin ortağı olduğunu bildirirken, diğer yandan yatırılan paranın istendiği an geri alınabileceğine inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacılara karşı, paranın yatırılış tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmaktadır. Bu şekilde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığı açıktır. <br>\tBu itibarla, mahkemece taraflar arasındaki uyuşmazlığa uygulanması gereken herhangi bir hak düşürücü sürenin bulunmadığının nazara alınması ve davalı tarafın yerinde olmayan zamanaşımı def'inin reddiyle uyuşmazlığın esasına girilmesi gerekirken, anılan hususlar gözden kaçırılarak, davanın hak düşürücü süre ve zamanaşımı süresi yönünden reddine karar verilmesi doğru olmamış, \"gerekçesiye zamanaşımı nedeniyle davanın reddi kararının davacı yararına bozulmasına karar verilmiştir.<br>\tZaman içerisinde Yargıtay 11 HD emsal kararlarında bu görüşünü korumuş ve zamanaşımı savunmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğuna ilişkin derece mahkemesi kararlarına karşı yapılan temyiz itirazlarını red etmiştir. (Yargıtay 11 HD  2017/5293 esas,  2018/3499 karar;  2017/5296esas, 2018/3498 karar; 2017/5297 esas, 2018/3497 karar; 2018/5674 esas,  2019/1590 karar,  2018/1685, 2019/625 karar; 2018/524 esas, 2019/377 karar; 2018/517, 2019/374 karar; 2018/508, 2019/372 karar; sayıl ilamları) Zaman içerisindeki anılan kararlar  ile bu husus Yargıtay 11 HD tarafından yerleşik içtihat haline getirilmiştir.<br>\tÖte yandan niteliği itibarı ile somut olaya benzer davalarda da (..., ..., ... Yatırmı..) Yargıtay 11 HD zamanaşımı savunmasının ileri sürülmesini dürüstlük kuralın aykırı bulmuş ve<br>\t\"Her ne kadar bir borçlunun borcunun zamanaşımına uğradığını ileri sürmesi ve bu yolla borcunu ödemekten kaçınması, tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi Türk hukuku bakımından da kanunen kendisine tanınan bir hak olup, zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi tek başına borçlunun dürüstlüğe aykırı bir davranışı olarak kabul edilemez ise de bazı hallerde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi dürüstlük kuralıyla bağdaşmayabilir (K.Oğuzman, T.Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2009, s. 482). Zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin hangi hallerde dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından, bu hususun varit olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekir. <br>\tBilimsel ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumu dürüstlük kuralına aykırılık olarak kabul edilmektedir (age, s:482 vd.). Somut uyuşmazlıkta da taraflar arasında çekişmesiz olduğu üzere, yurt dışında çalışan davacılardan \"Ortaklık Durum Belgesi\" başlıklı belge karşılığında para tahsil edilmiş ve davalı tarafın da kabulünde olduğu üzere toplanan paralar Türkiye'ye gönderilmiş bulunmaktadır. Her ne kadar davalı taraf bu paralar karşılığında davacıların ortak yapıldığını savunmuşsa da, bu konumdaki kişilerin gerçekten ortak olup olmadığının ve davalıların bu anlamda bir haksız fiillerinin bulunup bulunmadığının anlaşılması, ancak yukarıda anılan ve uzun süren hukuk ve ceza davalarında yapılacak incelemeler sonucunda mümkün olacaktır. Davadaki zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde bu olguların göz önünde bulundurulması gerekeceği tabiidir. Yurt dışında toplanan paralarla Türkiye'de çok büyük yatırımlar yapılacağı, yatırımcılarına önemli ölçüde kâr payı verileceği, paraların istendiği an geri ödeneceği, şirkete para yatırıldığını ispat etmeye yönelik ortaklık durum belgesi ve ... Holding A.Ş.'ne ait hisse senetlerinin sonradan teslim edileceği, paraların geri alınmak istendiğinde, hisse senetlerinin şirketçe geri alınması karşılığında ödemelerin temsilcilik adresinde yapılacağı yönünde reklamlar yapması ve taahhütlerde bulunmasıdır. Davacı taraf da davada bu nedenle davalı şirketlere para verildiği iddiasındadır. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacıların davalı şirketlerin ortağı olduğunu bildirirken, diğer yandan yatırılan paranın istendiği an geri alınabileceğine inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacılara karşı, paranın yatırılış tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmaktadır. Bu şekilde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığı açıktır.\" gerekçesine yer vererek bu görüşünü yerleşik içtihat haline getirmiştir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/9030 esas, 2018/2444  karar ;  2017/1180 esas 2018/3234 karar; 2016/8035 Esas 2017/2870 Karar; 2016/13808 Esas 2018/7111 Karar sayılı ilamı, 21/02/2019 tarih ve 2017/2446 Esas ve 2019/1414 Karar,  14/12/2017 tarih 2016/6553 esas 2017/7297 karar, 02/10/2014 tarih 2013/13293 esas 2014/15076 karar sayılı istikrar kazanmış emsal içtihatları (...) ; 2012/11248 esas 2013/14690 karar  (...);; 2014/4717 esas, 2014/7735 karar (...) 2016/119  esas, 2016/5924 karar (... yatırım A.Ş.) sayılı ilamları)<br>\tYukarıda açıklandığı üzere Yargıtay 11. Hukuk Dairesi gerek ... (...) gerekse benzer nitelikteki uyuşmazlıklarda uzun süredir davalının zamanaşımını ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğu görüşü ile esasa ilişkin kararları inceleyip bozma ve onama kararları vermiştir.<br>\tHemen belirtmek gerekir ki Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin zaman içinde esasa ilişkin araştırma yönünden bozma kararları verdiği dosyalar da mevcuttur.\t<br>\tOff-Shore hesaplarına ilişkin Yargıtay İBK kararı hakkın kötüye kullanılmasına ilişkin değerlendirme içermediğinden Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin zaman aşımının ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması olduğu yönündeki istikrarlı içtihatları gözetilmiştir.\t<br>\tSomut olayda, davalı şirketin davacının şirketin ortağı bulunduğunu belirtmesine rağmen davacının yatırmış olduğu paranın istendiği an kendisine geri ödeneceğini inandırıp, davacı üzerinde güven telkin ettiği, davalı şirketin yöneticileri hakkında ceza mahkemelerinde davalar açıldığı, açılan davaların sonucunun uzun bir süreç aldığı da gözetildiğinde davalının  davada zaman aşımı süresinin dolduğu yönündeki itirazının TMK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kurallarına aykırı olduğu gibi yukarıda açıklandığı üzere Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin önceki tüm uygulamalarında da davalı yanın zaman aşımı savunması TMK'nun 2.maddesi kapsamında reddedilerek istikrar haline getirdiği içtihatları da gözetildiğinde davacının  açmış olduğu davada davalı tarafça zamanaşımı def’inin ileri sürülmesi TMK'nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olduğu gibi işbu alacak davası da yasal süre içerisinde açılmış olduğundan ilk derece mahkemesince davalı yanın zamanaşımı ve hak düşürücü süre itirazının reddinde bir isabetsizlik görülmemiştir.<br>\tBundan başka, davacı yan kandırıldığını ileri sürmekte, davalı ise davacının şirket ortağı olduğunu ileri sürüp, TTK hükümlerine göre hak talep edemeyeceğini savunmakla birlikte zamanaşımı savunması da yapmaktadırlar. Çelişkili davranış yasağının tipik örneğini oluşturan anılan savunma kendi içerisinde tutarlılık içermediğinden kötüniyetli olarak davacının hak talebinin ortak sıfatı ile perdelenmesi gerçeğini ortaya çıkarmaktadır.<br>\tDavada öncelikli olarak taraflar arasındaki hukuki ilişkinin sonuçlandırılması gerekir ki zamanaşımı savunması üzerinde durulabilsin. Diğer bir anlatımla davacının davalı şirketin ortağı olmadığına dair bir hukuki saptama yapıldıktan sonra davacıdan tahsil edilen para hakkında hüküm verilebilsin. Davacı davalının savunmasındaki gibi ortak ise zaten TTK hükümlerine tabi olacaktır.<br>\tAnayasa Mahkemesi'nin 2018/36174 bireysel başvuru ve 15/02/2023 tarihli   sayılı kararında \"...58. Yukarıda değinildiği üzere bir hukuk sisteminde çeşitli sebeplerle yargı içtihatlarında farklılıkların oluşabilmesi doğaldır. Esas itibarıyla hukuk kurallarını yorumlama ve uygulama yetkisine sahip olan derece mahkemelerinin içtihat değişikliğine gitmiş olması da -bunu yeterince gerekçelendirdikleri sürece- tek başına adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilemez. Ancak bu yargısal içtihat farklılıklarının hukuk güvenliği ve hukuki belirlilik ilkelerini zedelememesi için en önemli görev yüksek mahkemelere düşmektedir. Yüksek mahkemeler, yargı sistemine olan güveni sağlamak amacıyla aynı yargı koluna dâhil mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan kaldırabilecek nitelikteki mekanizmaları çalıştırarak söz konusu içtihat farklılıklarını ortadan kaldırmalıdır. Yargılamanın hakkaniyeti bağlamında hukuk devleti ile hukuk güvenliği ilkelerine uyulduğundan söz edilebilmesi için öncelikli olan, ilgili yargısal süreçte oluşabilecek içtihat farklılığının giderilmesidir(Nuran Erdoğan, § 53).\" gerekçesi ile hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkeleri açısından değerlendirme yaparak ilkeleri ortaya koymuştur.<br>\tYargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin zamanaşımı savunmasının dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığına dair istikrarlı kararlarının davacılar üzerinde oluşturduğu  hukuki güven göz önüne alınmalı ve korunmalıdır. Yüksek mahkemenin içtihatları geliştirmesi ve değiştirmesi yaşayan hukukta kaçınılmaz bir süreç olmakla birlikte anılan süreç hukuk güvenliği ilkesi ile uyumlu olmalıdır. <br>\tDavalı şirket ve ... vekilinin davanın reddi gerektiği, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerektiği yönündeki istinaf sebeplerinin incelenmesinde ise; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 28/09/2017 tarih 2016/5199 esas 2017/4830 karar sayılı ilamında ... \"Davalı şirketlerin birleşmesi ve kayda alınması amacıyla Sermaye Piyasası Kurulu'na kendilerinin verdikleri 09/02/2005 tarih 30 ve 31 sayılı yazıların ekine ortak olunan şirkete verilen sermaye katılım bedelleri ile kişiler arasındaki hisse değişimine ilişkin ödeme ve tahsilatlara dair bir takım listeler eklenmiştir. Her ne kadar davalı şirketler hissedarlar arası hisse devri sırasında devreden hissedarın tahsil ettiği miktarların telefon, mektup ve sair yöntemlerle yapılan araştırma sonucu tespit edildiğini, tahsil edilen paranın şirket kasasına girmediğini savunmuşlarsa da, SPK'ya sunulan söz konusu yazı ekindeki listelerin hiçbir dava dosyasına davalılar tarafından sunulmamış olması, 14/09/2000 tarihli SPK denetim raporunda aynı kişiler ve aynı yöntemlerle yurt dışında para toplandığı, bu toplanan paraların davalılar tarafından kayda alındığı, havayoluyla paraların Türkiye'ye nakledildiği, organize şekilde hareket edildiği şeklinde tespitlere yer verilmesi, yine 09/05/1999 tarihli tutanakta Esenboğa Havalimanı Dış Hatlar Geliş kapısında yapılan kontrolde ...'a ait  çanta içinde TL, DM cinsi yüksek miktarda para  ile altın bilezik gibi emtianın tespit edildiği, ...'un imzalı ifadesinde, ... şirketinin Almanya'daki temsilcisinin hisse senetlerini sattıktan sonra paraları ve altınları Türkiye'deki ... şirketine götürmesi amacıyla kendisine teslim ettiğini ifade etmiş olması karşısında davalı şirketlerce ikincil kayıtlar tutulduğunun kabulü gerektiği, yine pek çok dosyaya sunulan davalı ... imzalı mektupta ortaklıktan ayrılmak isteyenlerin üç ay önce bildirmeleri halinde paralarını alabileceklerinin belirtilmesi birlikte değerlendirildiğinde, ... Grubu bazı şirketlerin fiili ve hukuki irtibat halinde oldukları, birlikte hareket ederek para toplama amacıyla \"Ortaklık Durum Belgesi\", \"Hisse Senedi\" gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kâr payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para topladıkları, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak para yatıran kişileri grup şirketlerden herhangi birinde veya birkaçında düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi gösterdikleri, tahsil ettikleri parayı ise muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı, böylelikle davalıların haksız fiilde bulundukları anlaşılmaktadır.\" şeklinde olup, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin bozma ilamında belirtildiği ve Dairemizinde kabulünde olduğu üzere davalı Şirketlerin birleşmesi ve kayda alınmasına yönelik olarak Sermaye Piyasası Kuruluna verdikleri 09/02/2005 tarih 30 ve 31 sayılı yazılarda ortak olunan şirketlere yönelik hisse, bu şirketlere bildirilen adres ve kimlik listesi, ortakların almış oldukları hisseleri kimden aldıkları, ortaklara yapılan tediyeler ile ortaklardan yapılan tahsilat dağılımına yönelik listeler sunulduğu, davalı şirketlerce ilk derece mahkemesince kendilerine verilen kesin süre içerisinde hissedarlar arası hisse devri sırasında devreden hissedarın tahsil ettiği miktarların telefon, mektup, vs. yöntemler ile yapılan araştırmalar sonucu tespit edildiğinin tahsil edilen paranın şirket kasasına girmediği iddia edilmiş ise de  bu yönde dosyaya davalı şirketlerce herhangi bir yazılı bilgi ve belgenin sunulmadığı, sunulan bir kısım belgenin ise fotokopi olup aslının dosyaya ibraz edilmediği gibi CD 4'de ... Holdings S.A. tarafından Ramburse edilen ... İnşaat Tarım A.Ş. senetlerinin kimden alındığına yönelik listede de  davacıların isimlerinin bulunmadığı, 14/09/2000 tarihli Sermaye Piyasası Kurulu denetim raporunda aynı kişiler ve aynı yöntemler ile yurt dışından para toplandığı ve toplanan paraların davalılar tarafından kayda alınmış olduğu, bu hale göre davalı şirketlerin fiili ve hukuki irtibat halinde birlikte hareket ederek para toplamak amacıyla ortaklık durum belgesi, hisse senedi gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal işlenmiş kâr payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para toplayıp, para tahsil edilen ortakların düşük nominal bedeller ile şeklen ortak gibi gösterildiği, paranın istenilmesi durumunda ise paranın ortaklara iade edilmediği, davacının, davalının sunduğu listeler ve CD'lerde şeklen yer alması yeterli olmayıp, davacının ortaklıktan kaynaklanan haklarını kullandığı, şirket sermayesinde hissesinin temsil edildiğinin davalı yanca ispatlanamamış olması karşısında taraflar arasında gerçek bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığı, böylelikle davalıların haksız fiil hükümleri uyarınca davacının zararından sorumlu oldukları, davalı şirketlerce Sermaye Piyasası Kuruluna yazılan 30 ve 31 sayılı yazılar  ve ekindeki listeler ile CD'ler incelenmek suretiyle davacılardan herhangi bir tahsilat yapılıp yapılmadığı, tahsilat yapılmış ise davacılara herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığı tespit edilerek hisse senetlerinin nominal bedeli de düşülmeden iadesi gerekeceği, ilk derece mahkemesince  aldırılan bilirkişi raporda belirtildiği üzere davacının SPK'nın 31/03/2014 tarihli yazısı ekinde yer alan CD-3 Ek 1-b ... İnşaat Tarım AŞ Tahsilat Dağılım Listesine göre davacı ...'dan 02/02/1998 tarihinde 7.310 Euro, 23/02/1998 tarihinde 562 Euro ve 27/12/1998 tarihinde 11.246 Euro olmak üzere, toplam 19.118 Euro tahsilat yapıldığını, CD-3 Ek 5. Liste ... İnşaat Tarım AŞ tediye dağılım listesine göre, 3.200 Euro tediye yapıldığı  tespit edilmiştir. Davacı vekiline davalı tarafça dosyaya sunulan Baco Assest İnc başlıklı belgeye kabul edip etmediği hususunda iki haftalık kesin süre verildiği, davacı vekilinin 24/05/2017 tarihli beyan dilekçesinde davalı tarafın sunduğu Baco Assest İnc. Başlıklı belgesinde belirtilen Baco Assest İnc. Portoriko'da bir adada SPK ve diğer ilgili kuruluşların denetiminden ve vergisel işlemlerden kaçmak için kurdukları kağıt üstü bir şirket olduğunu, davalının buna benzer Avrupa ülkelerinde ve başka yerlerde başkaca şirketlerinin de mevcut olduğunu, müvekkilinin kandırılarak sanki hisse senetlerini kendi rızası ile devretmiş gibi belge düzenletildiğini, oysa kısa bir süre sonra ... İnşaat Tarım A.Ş'nin 12/06/2001 tarihli belge ile işbu şirkete ait hisse senetlerini müvekkillerine verdiğini, dayanak belgenin ... İnşaat Tarım A.Ş'nin sonradan düzenlenen belgesiyle açıkça çürütüldüğünü, davalının bu belgeye dayanmasını kabul etmediklerini ve bu yöndeki talebin reddini istemiş olup, beyan dilekçesi kapsamı  değerlendirildiğinde davacı vekilinin Baco Assest İnc. Başlıklı 26/02/2000 tarihli 0007534 no'lu 25.040 DM bedelli belgedeki davacı adına atılan imzayı inkar etmemiştir. Davacı SPK'ya bildirilen CD içeriğine göre davalı şirkete 19.118 Euro ödemiş ve davasını da ödemeler düşüldükten sonra kalan miktar yönünden açmış olmakla, davacının benimsediği Baco Assest İnc. Başlıklı 26/02/2000 tarihli 0007534 no'lu 25.040 DM bedelli belgedeki  25.040 DM'nin 1 Euro=1,9558 DM paritesine göre karşılığının 12.802 Euro olduğu, SPK'ya bildirilen 19.118 Euro'dan mahsubu sonucu kalan 6.316 Euro'nun dava tarihi itibariyle Merkez Bankası Efektif Satış Kuruna göre 1 Euro = 3,92  paritesine göre TL karşılığının 24.758,72 TL olup, açılan davanın kısmen kabulü ile 24.758,72 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine ve fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmesi gerekmiştir. <br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde, 11.202,41 Euro'nun TL karşılığı olan 44.787,23 TL'nin davalılara ödendiği tarihten itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsili tahsili talep etmiştir.  Kural olarak haksız fiilden kaynaklanan davacı alacağının haksız fiil tarihi olan ödeme tarihinden itibaren işleyecek faizli ile birlikte hüküm altına alınması gerekmektedir. Somut olayda ise davacı yan davalıya DM cinsinden ödeme yapmıştır. Yapılan bu ödeme DM Euro paritesi gözetilerek Euro'ya çevrilmiştir. Davacının alacak talebi ise TL cinsindendir. Davacının yapılan yargılama sonunda tespit edilen bakiye Euro alacağı, davacının TL cinsinden alacak talebi gözetilerek dava tarihinde  davacı yanca dava dilekçesinde yapılan hesaplamadaki  kur üzerinden TL'ye çevrilmiştir. Bu durumda davacı yan dava tarihine kadar Euro'nun TL karşısında değer kazanmasından faydalanmıştır. Bu nedenle anılan kur esas alındıktan sonra geriye dönülerek ödeme tarihinden faiz işletilmesine karar verilmesi davacı yanın haksız kazanç sağlamasına (Türk Lirasına uygulanan faiz oranı ile yabancı paraya uygulanan faiz oranı gözetildiğinde) yol açacaktır. Hal böyle olunca hüküm altına alınan alacağa dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekmektedir. <br>\tDiğer taraftan, davalı vekilinin davacının ödeme ve hile iddiasını ispat edemediği, müvekkili tarafından SPK'ya sunulan CD ve üst yazı içeriklerine yanlış anlam verildiği, talebi aşar şekilde hüküm kurulduğuna yönelik savunmalarına itibar edilmemiştir. <br>\tDavalı vekilinin ilk derece mahkemesince yemin delilini ve isticvap kullanma hakkının engellendiği iddia edilmiş ise; <br>\tHMK'nun 225. ve devamı maddelerinde yeminin HMK'nun 169. ve devamı maddelerinde ise isticvabın düzenlendiği, bu düzenlemeler dikkate alındığında ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında davalı şirketlerin Sermaye Piyasası Kuruluna yapmış oldukları bildirim sonucu Sermaye Piyasası Kurulundan celp edilen CD'ler yine dosya içerisinde bulunan davalı tarafça dosyaya sunulan  Ortaklar Pay Defteri ile Hisse Senedi Ortaklık Durum Belgesinin incelenmesi sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. Davalı şirketler pay defteri tutarak pay defterinde isim geçen tüm şirket ortaklarını  Sermaye Piyasası Kuruluna  bildirdiği, Sermaye Piyasası Kurulundan celp edilen CD'lerin mali müşavir bilirkişi tarafından inceleme sonucu; davacının davalı şirketlere ödemeler yaptığı, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin benzer dava dosyalarındaki emsal içtihatlara göre Sermaye Piyasası Kurulundan celp edilen CD içeriklerine göre davacıdan tahsilat yapılmış ise yapılan tahsilatların davacıya iadesi gerektiğinin tespit edildiği bu hale göre  davacının davalarını Sermaye Piyasası Kurulundan celp edilen CD içeriği, pay defteri, ortaklık durum belgesi ile ispatlandığından davanın temelini oluşturan vakıaların SPK'nın 2000 tarihli raporu ile davalı şirketlerce SPK'ya yazılan yazı ve CD içeriklerine göre belirlenmiş olmakla davacının bu aşamada isticvap edilmesine de gerek bulunmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin iddiaları da bu itibarla yerinde değildir.  \t<br>\tÖte yandan dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile geçerli bir ortaklık ilişkisinin  bulunmadığının  tespiti ve 44.787,23  TL(11.202,41  Euro) alacağın tahsili  talep edilmiş olup, mahkemecede taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığı tespit edilmiş olduğundan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal içtihatları da dikkate alındığında davacının elinde olduğu iddia edilen hisse senetlerinin hukuki geçerliliğinin bulunmadığından davalı şirket ve davalı ... vekilinin hisse senetlerinin iadesine ilişkin  talebi yerinde görülmemiştir  (Emsal mahiyette Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 02/05/2016 tarih ve 2015/15419 esas 2016/4922 karar sayılı içtihatı).\t<br>\tDavalı ... yönünden yapılan değerlendirmede ise, davalı ... hakkında Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/05/2018 tarih ve 2017/347 Esas 2018/307 karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş olup, söz konusu karara karşı davacı vekili ile ... dışındaki davalılar vekilinin istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 11/04/2019 tarih 2019/158 Esas 2019/501 Karar sayılı kararı ile davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının davalı şirket ortağı olmadığının tespitine, davacının alacak davasının kısmen kabulü ile 24.758,72 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine dair verilen karara karşı davalı ... vasisi Talha Bayram tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmadığından kesinleşmiş olduğu gözetilerek bu davalı hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. <br>\tTüm bu nedenlerle davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>\tHÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;<br>\tA)1-Davalı ... hakkında verilen Dairemizin 11/04/2019 tarih 2019/158 Esas 2019/501 Karar sayılı kararının davalı ... vasisi Talha Bayram temyiz kanun yoluna başvurmadığından kesinleşmiş olduğu gözetilerek bu davalı hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına,\t<br>\tB)1-Davanın KISMEN KABULÜNE, davacı tarafın davalı şirketin ortağı olunmadığının tespitine, <br>\t24.758,72 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan  (Dairemizin 11/04/2019 tarih 2019/158 Esas 2019/501 Karar sayılı kararında ... hakkında hükmettiği tutar ile tahsilde tekerrür olmamak üzere) alınarak davacıya verilmesine, fazla istemin reddine,<br>\t2-Alınması gereken  1.691,27 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 764,85 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 926,42 TL harcın davalı şirket ve ...'den (Dairemizin 11/04/2019 tarih 2019/158 Esas 2019/501 Karar sayılı kararında ... yönünden hükmettiği tutar ile tahsilde tekerrür olmamak üzere) müteselsilen alınarak Hazineye irat kaydına,<br>\t3-Davacı tarafından yatırılan 31,40 TL peşin harç ile 764,85 TL harcın davalı şirket ve ...'den (Dairemizin 11/04/2019 tarih 2019/158 Esas 2019/501 Karar sayılı kararında ... yönünden hükmettiği tutar ile tahsilde tekerrür olmamak üzere) alınarak davacı tarafa verilmesine,<br>\t4-Davacı tarafın yaptığı davetiye gideri, keşif , posta gideri 477,20 TL ve 3.000,00 TL bilirkişi kurulu ücreti gideri olmak üzere toplam 3.477,20 TL yargılama giderinin kabul ve ret oranına göre hesap edilen 1.922,22 TL'sinin davalı şirket ve ...'den (Dairemizin 11/04/2019 tarih 2019/158 Esas 2019/501 Karar sayılı kararında ... yönünden hükmettiği tutar ile tahsilde tekerrür olmamak üzere) alınarak davacı tarafa verilmesine, artan miktarın davacı üzerinde bırakılmasına,<br>\t5-Davalılar tarafından yapılan herhangi bir yargılama gideri olmadığından bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına,<br>\t6-Kendini vekil ile temsil ettiren davacı yararına istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince  24.758,72 TL nispi vekâlet ücretinin  davalı şirket ve ...'den (Dairemizin 11/04/2019 tarih 2019/158 Esas 2019/501 Karar sayılı kararında ... yönünden hükmettiği tutar ile tahsilde tekerrür olmamak üzere) alınarak davacı tarafa verilmesine,<br>\t7-Kendini vekil ile temsil ettiren davalı şirket ve davalı ... yararına istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 20.028,51 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı şirket ve ...'e verilmesine,<br>\t8-Gider avansının artan miktarın karar kesinleştiğinde talep halinde yatırana iadesine,\t<br>\tC)1-İstinaf kanun yoluna başvuru sırasında davacı tarafından yatırılan 31,40 TL nispi istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,  <br>\t2-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan 85,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile dosyanın istinafa gönderim gideri ve tebligat gideri olmak üzere kabul ve ret oranına göre hesap edilen 13,80 TL yargılama gideri olmak üzere toplam 99,50 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, <br>\t3-Davalıdan alınması gerekli olan 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 31,40  TL harcın mahsubu ile bakiye 396,20 TL harcın davalı şirket ve davalı ...'den müteselsilen alınarak Hazineye gelir kaydına, <br>\t4-Davalı şirket ve ... tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, <br>\tDosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda\tHMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 24/12/2024<br><br><br>Başkan- ...             Üye - ...                 Üye - ...                      Zabıt Katibi -...<br>...              ...                ...       ...<br><br><br><br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"fd82bbeab4eb36eb","SID":"aa5ebd1c79deef9f"}}