{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ <br>35. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1130 - 2025/114<br>T.C.<br>ANKARA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>35. HUKUK DAİRESİ<br><br><br>ESAS NO\t: 2024/1130     <br>KARAR NO\t: 2025/114 <br><br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R <br><br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: ANKARA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t\t: 29/05/2024<br>NUMARASI\t\t: 2022/811 Esas - 2024/312 Karar<br><br>DAVACI\t: <br>VEKİLİ\t<br>DAVALI\t: <br><br>DAVANIN KONUSU\t: Tazminat (Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br><br>KARAR TARİHİ\t: 06/02/2025<br>GEREKÇELİ KARAR <br>YAZILMA TARİHİ\t: 04/03/2025<br><br>\tMahalli mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;<br>\tTARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI<br>\tDavacı vekili dava dilekçesinde; 29/09/2019 tarihinde davalı tarafından ZMMS ile sigortalı beton mikseri ile ...’de ...’e ait evin bahçe kısmına beton dökerken, beton mikserinin eğimli araziye kurulması nedeniyle denge ayağının kırılması sonucu pompanın uç kısmındaki beton borusunun evin bahçesinde beton yayma işini yapmakta olan müvekkili ...’ın bel kısmına vurması ile müvekkilinin yaralanarak %4 oranında iş göremez duruma düştüğünü, kusurun tamamının ... Firmasına ve sürücüsüne ait olduğunu, müvekkilinin zararlarından davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek, HMK'nın 107. maddesi gereğince fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 100,00 TL işgöremezlik tazminatının kaza tarihindeki sigorta limitleri dahilinde işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı sigorta şirketinden tahsiline karar verilmesini istemiştir. <br>\tDavacı vekili 26/02/2024 tarihli talep artırım dilekçesi ile, kalıcı iş göremezlik zararı için talebini 346.674,98-TL'ye, geçici iş göremezlik zararı için talebini 9.672,23-TL'ye çıkarmış ve bu miktarın hüküm altına alınmasını istemiştir.<br>\tDavalı vekili cevap dilekçesinde; usule ilişkin olarak, davacının müvekkili sigorta şirketine dava öncesi KTK'nın 97. maddesine uygun şekilde müracaat etmediğini, bu nedenle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, ayrıca olayın trafik kazası değil, iş kazası olması nedeniyle davalı sigorta şirketinin sorumluluğu bulunmadığını, esas yönünden ise, davacının zararlarının sigorta teminatı kapsamında kalmadığını, olayın karayolu olmayan şantiye alanında geçmesi ve aracın işletilme halinde olmaması nedeniyle talep konusu zararın teminat dışında kaldığını bildirerek, davanın reddini istemiştir. <br>\tİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>\tİlk derece mahkemesi tarafından daha önce verilen 20/04/2022 tarihli, 2022/642 E. 2022/307 K. sayılı kararın, davacının istinaf başvurusu üzerine, Dairemizin 12/10/2022 tarihli, 2022/1777 E. - 2022/211 K. sayılı kararı ile eksik inceleme nedeniyle kaldırılması sonrasında, ilk derece mahkemesince yeniden yapılan yargılamada; davanın cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkin olduğu, davacının maluliyet durumunun tespiti amacıyla Ankara Üniversitesi ATK'dan alınan 03/11/2021 tarihli raporda, davacının Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkındaki Yönetmeliğe göre engel oranının %8 olduğu, 6 ay süre ile iş göremezlik halinde kaldığının belirlendiği, Bala Cumhuriyet Başsavcılığı'na sunulan 17/01/2020 tarihli bilirkişi raporunda, olayın meydana gelmesinde beton tedarikçisi firma sahibi ve yetkilisi ...'un tali kusurlu, beton pompası operatörü ...'ın asli kusurlu olduğu, dosyada davacı olan ...'ın ise kusursuz olduğunun bildirildiği, davalı nezdinde sigortalı kazaya sebebiyet veren araç sürücüsünün kusurunun tespiti bakımından dosyanın daha önce rapor sunan bilirkişilere tevdi edildiği, 02/03/2023 tarihli bilirkişi ek raporunda, kazanın beton pompasının tesis edileceği alanın yeterli etüt edilmemesi, ön ayaklara fazla yük gelecek şekilde meyilli araziye hatalı kurulumu sonucu meydana geldiği, olay yerinin kamuya açık olmaması ve karayolu bağlantısı olmaması nedeniyle karayolu sayılan yer olarak kabul edilmediği, beton pompasının seyir halinde olmaması nedeniyle trafik kazası olarak nitelendirilemeyeceği, kök raporlarındaki tespitlerinde değişiklik olmadığı, beton pompasının kurulumu öncesinde yeterli etüt ve inceleme ile tespit yapılmaması sonucu meydana gelen ve iş kazası olarak tanımlanan beton pompasının kırılması ile meydana gelen olayda, davacı ...’ın olayın meydana gelmesine etki edebilecek kusurunun bulunmadığı, denge ayağı kırılarak kazaya sebep olan ... plakalı kamyonu sigortalayan davalı ... Sigorta A.Ş.’nin, olayın karayolu niteliğinde sayılmayan alanda meydana gelmesi ve aracın işletilme (hareket) halinde olmaması nedeniyle KZMSS Genel Şartlarına göre teminat kapsamı dışında olması nedeniyle sorumluluğunun bulunmadığı, iş kazası olarak tanımlanan olayda, takdir mahkemenin olmak üzere 17.01.2020 tarihli Bala Cumhuriyet Başsavcılığına verilen raporda da belirtildiği şekliyle, iş makinesi operatörü işvereni dava dışı ...'un beton dökülecek alanı ve pompanın kurulacağı yeri etüt etmeden kendi emir ve talimatları altındaki işçiyi görevlendirmesi nedeniyle iş kazasının meydana gelmesinde birinci derecede %80 (yüzdeseksen) oranında kusurlu olduğu, bilirkişi heyetine mahkeme tarafından ek rapor bünyesinde verilen görev kapsamında, dava dışı iş makinesi operatörü ...'ın beton pompasını kurmaması gereken meyilli araziye kurarak, ön ayaklara fazla ağırlık binerek, kırılması sonucu kazaya sebep olması nedeniyle %20 (yüzdeyirmi) oranında kusurlu olduğunun rapor edildiği,\tBAM kaldırma ilamından sonra, aktüer bilirkişiden alınan 05/01/2024 tarihli bilirkişi ek raporunda, geçici iş göremezlik tazminatının 13.026,58-TL, olduğu ve SGK tarafından yapılan ödeme mahsup ediliğinde bakiye geçici iş görmezlik zararının 9.672,23-TL olduğu, sürekli iş göremezlik zararının 5.229.195,71 x %8 = 418.335,65-TL olduğu, İlk PSDG tenzili ile 418.335,65 - (143.321,35 /2 x %100) bakiye zararın 346.674,98-TL olduğunun belirlendiği, yapılan yargılama, toplanan deliler ve BAM kaldırma ilamı ile birlikte yapılan değerlendirme neticesinde, olay tarihi olan 29.09.2019 tarihinde davalı tarafından ZMMS ile sigortalı, arkasında beton pompası takılı kamyonun, pompa ile beton dökümü yapıldığı sırada, pompanın denge ayağının kırılması sonucunda, bom ucundaki demir dirsekli borunun davacıya çarparak yaralanmasına neden olduğundan bahisle ZMMS kapsamında davalıdan maddi tazminat talep edildiği, kazanın meydana geldiği anda aracın beton dökümü yaptığı ve çalıştığı tespit edildiğinden, aracın işletilme halinde olduğu, hükme esas alınan 02.03.2023 tarihli kusur bilirkişi raporunda, kazanın meydana gelmesinde davacı ...'ın kusurunun bulunmadığının, iş makinesi operatörü işvereni dava dışı ...'un %80, dava dışı iş makinesi operatörü ...'ın %20 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, kazaya karışan ... plaka sayılı aracın, davalı sigorta şirketi nezdinde Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi ile sigortalı olduğu ve sakatlanma halinde şahıs başına azami teminat limitinin 390.000,00-TL olarak düzenlendiği, davaya konu tazminatın ödenmesi talebiyle davalı sigorta şirketine 25.08.2020 tarihinde başvuruda bulunulduğu, yapılan başvuruya istinaden davalı sigorta şirketince herhangi bir ödeme yapılmadığı, davacıya SGK tarafından 01.12.2020 tarihinden itibaren sürekli iş göremezlik geliri bağlandığının, 4/b kapsamında 29.09.2019-12.01.2020 tarihleri arasında 3.354,35-TL geçici iş göremezlik ödeneği ödendiği, A.Ü. Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığınca düzenlenen 03.11.2021 tarihli raporda, davacının 29.09.2019 tarihli yaralanması neticesinde Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkındaki Yönetmeliğe göre engel oranının %8 olduğu ve 6 ay süre ile iş göremezlik halinde kaldığı, hükme esas alınan hesap bilirkişisi raporunda yapılan hesaplama gereğince davacının 9.672,23-TL geçici iş göremezlik zararı ve 346.674,98-TL kalıcı iş göremezlik zararı oluştuğu, zararını davalıdan talep edebileceği gerekçesiyle; “1-Davanın Kabulü ile, 9.672,23-TL geçici iş göremezlik tazminatı ile 346.674,98-TL kalıcı iş göremezlik tazminatının 05/09/2020 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,” karar verilmiş, karar taraflarca istinaf edilmiştir. <br>\tİLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ<br>\tDavacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; kararın bozulması durumunda usuli kazanılmış haklarını saklı tutuklarını, takdir edilen maddi tazminatın çok düşük olduğunu, maluliyet durumunun uygun olmadığını, SGK tarafından maluliyet oranı %35 olarak belirlenmiş iken A.Ü. Tıp Fakültesinden alınan raporda %8 olarak tespit edildiğini, raporlar arasında çelişki oluştuğunu, Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerektiğini, gelirin hizmet dökümüne göre değil emsal gelire göre yapılması gerektiğini, beton yayma işinde asgari ücret ile çalışılmayacağının bilinen bir gerçek olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir.<br>\tDavalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; kaza karayolu dışında gerçekleşmiş olup, davacının zararının teminat kapsamında olmadığını, olayın iş kazası olup olayın, karayolu dışında bir evin bahçesinde boşaltma alanında meydana geldiğini, bu nedenle zararın ZMMS kapsamında olmadığını, bilirkişi raporunda da olay yerinin kamuya açık olmadığı, karayolu bağlantısı olmadığının açık olduğunu, davanın bu sebeple reddine karar verilmesi gerektiğini, davayı kabul etmemekle birlikte dava dilekçesinde maluliyetin %4 olarak ikrar edildiğini, dolayısı ile taleple bağlı kalınarak %4 maluliyet durumuna göre tazminata karar verilmesi gerektiğini, Yargıtay emsal içtihatlarının da bu yönde olduğunu, davalının %20 kusur durumuna göre sorumlu tutulabileceğini, %100 kusura göre sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, geçici iş göremezlik ve bakıcı giderlerinin teminat kapsamında olmadığını, sorumluluğun SGK’da olduğunu belirterek, kararın istinaf sebepleri doğrultusunda kaldırılmasını istemiştir. <br>\tDELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE<br>\tMahkemece verilen kararda kamu düzenine aykırılık görülmediğinden, HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf edenin sıfatına göre ve istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonucunda; <br>\tDava, trafik iş kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemidir. Olay tarihinde, davalı tarafından ZMMS ile sigortalı, arkasında beton pompası takılı kamyonun, pompa ile beton dökümü yapıldığı sırada, pompanın denge ayağının kırılması sonucunda, bom ucundaki demir dirsekli borunun davacıya çarparak yaralanmasına neden olduğundan bahisle ZMMS kapsamında davalıdan maddi tazminat talep edildiği anlaşılmaktadır.<br>\t2918 sayılı Yasa'nın 91. maddesi gereğince yaptırılması gereken Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ile sigorta şirketi, bir motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kişinin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğraması ile oluşan ve işletenin sorumluluğunu gerektiren zararları, sigorta limiti dahilinde ve kanun ile belirlenen teminat dışında kalan haller haricinde karşılamayı üstlendiğinden, zarar gören bu kapsamdaki zararlarını doğrudan sigorta şirketinden talep edebilir. Buna göre sigortanın sorumluluğuna gidilebilmesi için aracın işletilme halinde olması ve kazanın karayolu veya karayolu sayılan yerde meydana gelmesi gerekmektedir. Yargıtay emsal içtihatların da kabul edildiği üzere Karayolları Trafik Kanunu’nun uygulanması için kazanın mutlaka karayolunda meydana gelmesi gerekmeyip karayolu ile bağlantısı olan, karayolu sayılan bir alanda meydana gelmesi halinde de karayolunda meydana gelmiş gibi kabul edilmektedir. Kaza tarlanın içerisinde meydana gelmiş olsa dahi karayolu ile bağlantısının olması halinde, 2918 sayılı KTK'nın 2. maddesi gereğince karayolu bağlantısı olduğundan kazanın meydana geldiği yer karayolu sayılan yerlerdendir. (Yargıtay 17. H.D'nin 17/12/2015 tarih 2014/5898 E. - 2015/14368 K)<br>\tÖte yandan, aracın mekanik aksamının çalışır vaziyette olması işletilme hali için yeterli olup, ayrıca aracın hareket halinde olması işletilme için zorunlu bir şart değilidir. Ayrıca 2918 sayılı Yasanın 102/1 maddesindeki; \"Bir römorkun veya yarı römorkun veya çekilen bir aracın sebep olduğu zarardan dolayı, çekicinin işleteni, motorlu aracı işletenin sorumluluğuna ilişkin hükümlere göre sorumlu tutulur. Çekilen araçla ilgili olarak sorumluluk genel hükümlere tabidir.\" düzenleme gereğince, zarar sigortalı araç tarafından çekilen bir araç tarafından meydana getirilse dahi çekicinin işleteni motorlu aracı işletenin sorumluluğuna ilişkin hükümler çerçevesinde sorumlu olacağından, sigorta şirketinin de poliçe kapsamındaki zararlardan sorumluluğu devam eder.<br>\tBuna göre somut olayda davacı, davalı tarafından sigortalanan kamyon arkasında takılı bulunan beton pompasının çalıştığı sırada, denge ayağının kırılması sonucunda beton borusu uç kısmında bulunan metal parçanın çarpması neticesinde yaralandığını ileri sürerek tazminat talep etmiştir. Dosya içerisindeki soruşturma dosyasındaki işletenin ifadesine, diğer ifadelere ve tutanaklara göre kazanın meydana geldiği anda aracın beton dökümü yaptığı ve çalışır halde olduğu tespit edildiğinden, aracın işletilme halinde olduğu anlaşılmaktadır. Aracın işletim halinde sayılması için aracın hareket halinde olması şart olmayıp, aracın motor aksamının çalışır vaziyette olması yeterlidir. Araca bağlı beton pompasının çalışır vaziyette olmasına göre aracın işletim halinde olduğu anlaşıldığı gibi, dosyada mevcut fotoğraflardan evin bahçe duvarı dışında bir alanda durarak çalışma yapan sigortalı araçtan, uzatılan beton pompası ile bahçe içerisine beton dökümü sırasında kaza meydana geldiğinden, kazanın aracın (kara yolu olduğu tam olarak tespit edilmemiş ise de) kara yolu ile bağlantılı yerde çalışması sırasında meydana geldiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle ilk derece mahkemesi tarafından davalı tarafından kazanın karayolu ile bağlantılı yerde çalışma yaptığı ve aracın işletilme halinde olduğunun kabul edilmiş olmasında isabetsizlik görülmemiştir. <br>\tDavalı vekili tarafından, kusura da itiraz edilmiş ise de, sigortalının işleten olarak operatör ve yanında bulunan çalışanın kusurundan kaynaklanan zararlardan sorumluluğu bulunmasına, işletenin bu kapsamdaki sorumlu olduğu zararların teminat limiti ile sınırlı olarak sigorta şirketinden talep edilebilecek olmasına göre, ilk derece mahkemesince araç işleteni olan şirketin yetkilisi ve operatörünün kusuru nedeniyle davalının sorumlu tutulmuş olmasında isabetsizlik görülmemiştir.<br>\tDavalı vekili geçici iş görmezlik ve bakıcı giderinden sorumlu olmadıklarını ileri sürmüş ise de, söz konusu zararların KTK'nın 92. maddesinde teminat dışı olarak sayılmamasına ve teminat kapsamında kalan bu zararların KTK'nın 98. maddesi kapsamında SGK'nın sorumlu olduğu zararlardan olmamasına göre davalının buna ilişkin istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir.<br>\tDavacı vekili, SGK tarafından gelir bağlamada esas alınan rapor çerçevesinde %35 maluliyeti olduğunu buna göre %8 engel oranın çelişki oluşturduğunu ileri sürmüş ise de, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından, cismani zarar nedeniyle açılan tazminat davalarında TBK'nın 54. maddesi kapsamında talep edilen \"çalışma gücünün kaybı ve yitirilmesi\" talepli davalarda, daha önce iş kazaları kapsamında SGK tarafından gelir bağlanmasında da esas alınan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği'nde düzenlenen \"iş kazası ve meslek hastalığına\" yönelik hükümleri ve cetvelleri uygulamakta iken, içtihat değişikliğine giderek 01/06/2015 tarihinden itibaren iş kazası ve meslek hastalığına ilişkin değerlendirme içermeyen, meslek ve çalışma koşullarını nazara almayan birey olarak engel durumunu tespit eden Özürlülük Ölçütü Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkındaki Yönetmelik hükümlerinin uygulanmasına, 20/02/2019 tarihinden sonra meydana gelen kazalarda ise \"Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkındaki Yönetmelik\" hükümlerinin uygulanmasına geçilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından da, Daire'nin söz konusu yönetmeliği tercih edebileceği, hukuki güvenlik ve istikrar açısından Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından kabul edilen Yönetmelik hükümlerinin uygulanması gerektiğini vurgulanmıştır. (Yargıtay HGK 2022/655 E. 2024/133 K.; \"Uyuşmazlık konusu ile sınırlı olmak kaydıyla belirtmek gerekir ki, Karayolları Trafik Kanunu'nun ilgili maddelerinde (md .90, 99) 6704 sayılı yapılan değişiklikler 26.04.2016 tarihinde yürürlüğe girmiş, kaza ise 18.10.2015 tarihinde gerçekleşmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtildiği üzere kaza tarihinde hangi yönetmelik hükümlerinin uygulanacağına ilişkin kanuni düzenleme de bulunmayıp, kaza tarihinde hem Özürlülük Ölçütü Yönetmeliği, hem Çalışma Gücü Meslekte Kazanma Gücü Tespit İşlemleri Yönetmeliği, hem de %60 oranı üzerinde malulen emekliliğin düzenlendiği Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği yürürlüktedir. Gerçek zararın belirlenmesine yönelik ilkeler (yukarıda açıklandığı üzere somut tazminat hesabına ilişkin belirlemeler) istikrar kazanan Yargıtay içtihatlarıyla belirlenmiş ve uygulamaya yön verilmiştir. Haksız fiilden kaynaklanan zararların tespitinde fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükteki mevzuat hükümleri dikkate alınarak hesaplama yapılmalıdır. Oluşan zararın tespit edilmesinde aynı konuya yönelik aynı tarihlerde farklı düzenlemelerin bulunması da genel ilkelerden ayrılması için bir gerekçe olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Zira aksinin kabulü hukuki güvenlik ve istikrar ilkesine de aykırı düşmektedir. O hâlde, somut olayda kaza tarihi itibariyle yürürlükte ve güncel olduğu için kabul edilen Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırılması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun şekilde rapor alınması, bu rapordan sonra gerekli olması hâlinde maluliyet zararının hesaplanması için aktüerya bilirkişisinden ek rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.\")<br>\tBu durum karşısında, her ne kadar davacı \"Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği\" kapsamında %35 malul kalmış olsa da, yine iş kazası olan olay nedeniyle SGK, İş Mahkemesinde açacağı dava ile yapmış olduğu, bu ödemenin ilk peşin değerini %35 maluliyet oranına göre sorumlulardan rücu edebilecek ise de, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından haksız fiil niteliği olan bu davalarda kaza tarihi itibariyle engellilik durumunun belirlenmesini düzenleyen \"Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkındaki Yönetmelik\" hükümlerinin uygulanması gerektiğini kabul etmiş olmasına, \ther iki yönetmelikte de ayrı cetveller uygulanmakta olmasına, \"engel oranı\" ve \"çalışma gücü kaybı oranı\" farklı kavramlar olmasına, bu durumda her iki rapor arasındaki farklığının çelişki olarak görülemeyecek olmasına, mahkemece hükme esas alınan raporun da Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından kabul edilen yönetmelik ve ekindeki cetvele uygun, davacının tedavi belgeleri incelenerek, son durumu değerlendirilerek tanzim edilmiş olmasına, raporun gerekçeli ve denetime elverişli olmasına, davacının da rapora yönelik olarak süresinde itirazının da bulunmamasına göre davacı vekilinin maluliyet raporuna yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. <br>\tDavalı vekili, davacının dava dilekçesinde %4 maluliyet oranı ile kendisini bağladığını ileri sürmüş ise de, dava dilekçesinde %4 maluliyete göre hesaplama yapılmasına yönelik talebin bulunmamasına, aksine tedavi evrakları getirtildikten sonra rapor alınarak karar verilmesinin talep edilmiş olmasına göre davalı vekilinin buna ilişkin istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir. <br> \tDavacı vekili tarafından gelire itiraz edilmiş ise de, asgari ücretin üzerinde düzenli çalışması ve gelirinin olduğunun kanıtlanamamasına göre ilk derece mahkemesi tarafından asgari ücret üzerinden hesaplama yapılmış olmasında isabetsizlik görülmemiştir. <br>\tBuna göre; dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına göre, davacı vekilinin ve davalı vekilinin tüm istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş, aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir<br>\tHÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;<br>\t1-Davacı vekilinin ve davalı vekilinin yerel mahkeme kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,<br>\t2-Davacıdan alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,<br>\t3-Davalıdan alınması gereken 24.342,08 TL nispi istinaf karar ve ilam harcından, peşin alınan 6.086,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 18.256,08 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,<br>\t4-İstinaf edenler tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,<br>\t5-Kararın taraflara tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, <br>\t6-HMK'nın 333. maddesi gereğince kullanılmayan istinaf gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,<br>\tDair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, sigorta limiti de nazara alınarak HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 06/02/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br>\t<br>\t\t\t\t<br><br>Başkan <br>Üye <br>Üye <br>Katip <br><br>* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümleri gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır.<br>  <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"c312bef3dd179df0","SID":"f5fd49eebed1a867"}}