{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>45. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2024/470 <br>KARAR NO:2025/169<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:27/12/2023<br>NUMARASI:2021/754 Esas - 2023/976 Karar<br>DAVANIN KONUSU\t:Menfi Tespit (Kooperatif Aidat Borcundan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:12/02/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesi ile;  Müvekkilinin 243 sayılı genel kurul kararıyla 01.11.2009 tarihinden beri, davalı ... Kooperatifi'nin devam eden inşaat halindeki ... Ada, ...nolu daire nitelikli taşınmazın hak sahibi olarak... nolu üyesi olduğunu, davalı kooperatif tarafından, kooperatif üyeliğinden kaynaklanan borçları ödemediği gerekçesiyle müvekkili aleyhine ... sayılı icra dosyasıyla 604.202.-TL alacak için icra takibi başlatılmış olduğunu, müvekkilinin anılan icra takibine itirazı neticesinde takibin durduğunu ancak davalı tarafın duran takip ile ilgili yaklaşık 10 aydan beri  itirazın iptali için dava açmamış olduğunu,davalının müvekkili aleyhine kesinleşmiş bir alacağı olmamasına rağmen kötü niyetli olarak müvekkilini borcunu ödemediğinden bahisle kooperatif üyeliğinden çıkardığını, bu sebeple menfi tespit davası açmasında hukuki yarar bulunduğunu,müvekkilinin haksız bir şekilde kooperatif üyeliğinden çıkarılması kararına karşı taraflarınca İst. And. 13.ATM 2021/635 E. sayılı dosyası ile kararın yokluğunun tespiti ya da iptal talepli dava açılmış olup, açılan bu davanın derdest olduğunu, <br>müvekkilinin davalı şirketin yetkililerine borçlarını ödediğine dair ibraz ettiği makbuz veya makbuz nitelikli belgelerin davalı şirket yetkilileri tarafından dikkate alınmamış olduğunu, müvekkilinin davalıya kesinleşmiş bir borcu olmamasına rağmen üyelikten çıkarılarak hissesine çökülmüş olduğunu, 604.202.TL’ lik icra takibine yapılan itiraz hususunda açacağı itirazın iptali davasında haksız çıkacağını bilen davalının takibin ve borcun kesinleşmesini beklemeden müvekkilini haksız ve hukuksuz olarak üyelikten çıkardığını iddia ederek, haklı davalarının kabulü ile, müvekkilinin davalı kooperatife borçlu olmadığının tespitine, müvekkili aleyhine ... Sayılı dosyadan başlatılan takibin iptaline, kötü niyetli davalı kooperatif aleyhine en az %20 kötü niyet tazminatı mahkûmiyetine hükmedilmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesi ile;davacıya, davalı kooperatife olan aidat ve daire bedeli borçlarını ödemesi için iki haklı ihtar çekilmesine rağmen belirlenen süreler içinde ödeme yapılmaması üzerine, 26.02.2021 tarihinde yönetim kurulunun toplanarak, oy çokluğu ile ana sözleşmenin 14/2 ve Kooperatif Kanunu 16 ve 27. Maddelerine istinaden ödeme yükümlülüklerini yerine getirmediği için kooperatif üyeliğinden ihraç edildiğini, alınan ihraç kararı 04.03.2021 tarihinde noter vasıtasıyla davacıya gönderildiğini,  davacının ise haksız olarak iş bu icra takibine ihraç kararından sonra 08/03/2021 tarihinde itiraz ettiğini, davacının iddialarının haksız ve hukuksuz olduğunu, 6100 sayılı HMK’nın 114/1-h düzenlemesi ile; hukuk davasını açan davacının, açtığı davada hukuki yararının bulunması dava şartı olarak belirlemiş olup yapılan bir icra takibine, itiraz üzerine, alacaklı tarafından, itirazın iptali davası açılması durumunda, menfi tespit davasında ileri sürülebilecek iddialar, itirazın iptali davasında savunma sebebi olarak ileri sürülebileceğinden, bu durumda, borçlunun ayrı bir menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmadığını, öncelikle hukuki yarar bulunmadan açılan davanın reddini talep ettiklerini, 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 16/son maddesi uyarınca kooperatif üyesi hakkında ihraç kararı kesinleşinceye kadar üyenin hak ve borçları devam ettiğinden dolayı  borçlu hakkında ihraç kararından önce icra takibi yapmaları doğal olup, davacının iddialarının asılsız olduğunu, kaldı ki davacının kooperatif üyeliği ihraç kararının kendisine tebliğinden itibaren üç ay içerisinde dava açmadığından dolayı kendisi için iş bu ihraç kararı kesinleşmiş olup, üyeliğinin devam ettiğine ilişkin iddiaların asılsız olduğunu, davacı her ne kadar İst. And. 13. ATM.’ nin 2021/635 sayılı dosyasında üyelikten ihracı üzerine yokluğun tespiti veya iptal istemli dava açmış olduğunu belirtmiş ise de iş bu davanın haksız ve hukuksuz olarak açılmış olduğunu, davacının 13.06.2021 tarihine kadar dava açması gerektiği halde  davasını 25.10.2021 tarihinde açmış olduğu görüldüğünden, davanın, hak düşürücü süre sebebiyle haksız ve hukuksuz olarak açmış olduğu davasının ret edileceğini, davacının belirtilen yıllara ilişkin olarak aidat borcu ve daire bedeli borcu bulunduğunu,  muhasebe kayıtlarından genel kurul kararları uyarınca davacının cüzi bir daire bedeli ödediği, aidatların büyük bir kısmını ( icra takibinde ve ihtarnamelerde belirtilen ) ödemediği, diğer üyelerin tüm daire bedellerini ve aidat bedellerini ödediğinin görülmekte olup, iş bu durumun kooperatiflerde eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, 2009 tarihinde üye olan davacı cüzi daire bedeli ödemesi ve o tarihten 2019 tarihine kadar aidat ödememesine rağmen, kendisi hakkında birlikte hareket ettikleri yönetim tarafından hiçbir işlem yapılmamış olup, 2018 yılında yapılan yönetim değişikliğinden sonra daha önceki yönetimlerin özellikle kendileri ile birlikte hareket eden üyelerden aidat almadıklarının tespit edilmiş olduğunu,  yeni yönetim tarafından kime yakın olduğu gözetilmeden aidat ödemeyen tüm üyeler hakkında icra takibi yapılmış olup, şu an yüzden fazla dosya üzerinden icra takibi yapılarak ödenmeyen aidatların istenmekte olduğunu, genel kurul kararları ve tüm muhasebe kayıtları incelendiğinde iş bu hususun anlaşılacağını, davacı tarafından, kooperatife aidat ve daire bedeli ödediğine dair makbuz ve belge sunulmamış olup, eğer makbuzlar sunulmuş olsaydı, önceki yönetimlerin yapmış oldukları hatalardan dolayı, üyelerin hak kayıplarına uğramamaları için sunulan evrakları titizlikle incelemekte olduklarını, ... sayılı dosyasında genel kurul kararları doğrultusunda aylık %10 faiz talep edilmiş olduğundan dolayı icra takibinde asıl alacak kalemlerine aylık %10 aylık faiz uygulandığını ve davacının borcunun 604.200 TL olarak hesaplanmış olduğunu, davacının da 604.200 TL borcu olmadığı noktasında menfi tespit davası açmış olup, 2021 yılı genel kurulunda, üyelerin daha fazla mağdur olmaması için yönetim tarafından ödemelere uygulanacak aylık faizin %2 oranında olması teklifinin genel kurul tarafından kabul edilerek,üyelerin aidat ve diğer borçları için uygulanacak faiz oranının geçmişe şamil olmak üzere aylık  %2 olarak uygulanmasına karar verilmiş olduğunu, davacının genel kurul kararı doğrultusunda yapılan değişiklikle borcu 131.870,00 TL olup genel kurul kararının itirazdan sonra dava açılmadan önce alınmış karar olduğunu belirterek  davanın  ve kötü niyet tazminat talebinin reddine  karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili 27/09/2023 tarihli dilekçesi ile cevap dilekçesini ıslah ettiklerini bildirmiş ve bu dilekçe ile; mahkemeye sunulan cevap dilekçesinde, her ne kadar ... sayılı dosyasında başlattılan icra takibinde, ödeme emrinde ve ek dayanak belgesinde alacak kalemleri olarak; daire bedeli, aidat alacağı olmasına rağmen, sehven tüm alacakların aidat bedeli olarak değerlendirmede hataya düşülerek, ana alacak üzerinden aylık %2 gecikme faiz uygulayarak, davacı borçludan olan alacağımızı 131.870TL (2021 genel kurulu kararında aidat alacaklarına aylık %2 gecikme faizi uygulanması karar verilmiş olup ) olarak borcun tespiti noktasında hataya düşüldüğünü, oysa ki 2021 yılı genel kurul kararı incelendiğinde geriye şamil olmak üzere tüm aidat alacaklarına gecikme halinde aylık %2 oranında faiz uygulanması karar alındığını, daire bedeli bu genel kurul kararı dahilinde bulunmadığını, bu itibarla \"şu an davacının kooperatife olan borcu 2021 genel kurul kararı uyarınca 131.870 TL'dir\" yönündeki cevap dilekçesini ıslah ederek, ... sayılı dosyasında başlatılan icra takibinde, ödeme emrinde belirttiğimiz 41.700 TL daire bedeli, iş bu daire bedeli ana alacağa 18.04.2012 tarihinden beri işlemiş aylık %10 faiz 572.649 TL olup, icra ödeme emrinde belirtilen 2009, 2010, 2011, 2012, 2013, 2014, 2015, 2016, 2018, 2019 yıllarına ait aidat bedeli toplamda 6.075 TL, iş bu aidat bedellerine 2021 tarihli genel kurulunca (icra takibinden sonra alınan genel kurul kararı gereğince ) alınan karar doğrultusunda aidat bedellerine işlemiş aylık %2 oranında faiz 10.469TL olup, davacıdan toplam alacağımızın 630.893TL olarak savunmanın ıslahına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece, \" ... Takip borçlusu olarak  davacının  henüz  alacaklı tarafından itirazın iptali davası açılmadan önce  maddi hukuk açısından borçlu olmadığının belirlenmesi ve kesin hükme bağlanmasını sağlamak amacıyla menfi tespit davası açmakta hukuki yararının var olduğu kabul edilerek yargılamaya devam olunmuştur.Mahkememizce yapılan yargılama toplanan deliller ve alınan bilirkişi heyeti kök ve ek raporları ile davacıya davalı kooperatif ortağı olarak 55.000,00 TL bedel ile daire tahsis edildiği, bu hususun 13/09/2023 tarihli duruşmada kooperatif başkanı tarafındandoğrulandığı, yine kooperatif karar defterinde de daire bedelinin 55.000,00 TL olarak kayıtlı olduğu anlaşılmış, bu durumda davalı vekilinin daire bedelinin sunduğu 18/04/2012 tarihli cari hesap ekstresi başlıklı belgede belirtildiği üzere 65.000,00 TL olduğu yönündeki iddiası yerinde görülmemiştir. Esasen  yargılama devam ederken davalı vekilince sunulan 18/04/2012 tarihli belgeye davacı  vekilince  itiraz edilmiş  ve davalının daha önce hiç bahsetmediği, cevap dilekçelerinde de bahsedilmeyen nereden ve ne zaman temin edildiği belli olmayan 18/04/2012 tarihli belgenin davanın açılmasından 2 yıl sonra 8. celseden sonra dosyaya sunulmasını iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında kabul etmediklerini, anılan belgenin huzurdaki davaya esas alınmasına muvafakatleri olmadığını ifade etmiş ayrıca imzanın da davacıya ait olmadığını beyan etmiştir.Dosyaya sonradan sunulmasına muvafakat edilmemesi karşısında savunmasının genişletilmesi yasağı uyarınca  18/04/2012 tarihli belgeye itibar edilmemiş olup bir an için aksi düşünüldüğünde de içeriğinin çelişkili olduğu, daire bedelinin hatalı yazıldığı ve bu tarihten sonra başkaca belgelerinde düzenlendiği  anlaşılmakla bu belge mahkememizce davaya esas alınmamıştır.Davacı tarafça sunulan ödeme belgeleri ve kooperatif ticari defter ve kayıtları ile davacının takip tarihi itibariyle davalıya daire bedeli ve aidatlar karşılığı  toplam asıl  borcunun 32.100,00 TL olduğu  bilirkişi tarafından hesaplanmış, bunun yanı sıra genel kurul kararları dikkate alınarak faiz hesabı da yapılmıştır. Davalı vekili  sunduğu ilk cevap dilekçesinde aynen \"...\" sayılı dosyasında genel kurul kararları doğrultusunda aylık %10 faiz talep edilmiş olduğundan dolayı icra takibinde asıl alacak kalemlerine aylık %10 aylık faiz uyguladık. Asıl alacaklara uygulanan aylık %10 faiz uygulanması halinde davacının borcu 604.200 TL olarak hesaplanmıştır. Davacı da 604.200 TL borcu olmadığı noktasında menfi tespit davası açmıştır.  Ancak 2021 yılı genel kurulunda, üyelerin daha fazla mağdur olmaması için yönetim tarafından ödemelere uygulanacak aylık faizin %2 oranında olması teklifi, genel kurul tarafından kabul edilerek, üyelerin aidat ve diğer borçları için uygulanacak faiz oranı geçmişe şamil olmak üzere aylık  %2 üzerinde faiz uygulanmasına karar verilmiştir. Davacının genel kurul kararı doğrultusunda yapılan değişiklikle borcu  131.870 TL dir. Şu an  davacının kooperatifimize olan borcu 2021 genel kurul kararı uyarınca 131.870TL dir. İş bu genel kurulu kararı itirazdan sonra, dava açılmadan önce alınmış karardır. \" şeklinde beyanda bulunmuş, rapora itirazlarında ise 2020 genel kurulunda her ne kadar geçmiş yıl borçlarına aylık %2 faiz uygulanması yönünde karar alınmışsa da, iş bu kararın aidat alacağını  ve belli sürede yapılacak ödemeyi kapsadığını, aylık  % 2 faiz hesaplamasının daire bedeli için uygulanamayacağını,daire bedeli için ana sözleşmede ve genel kurullarda aylık %10 faiz belirlenmiş olup, daire bedeli için aylık %10 faiz uygulanması gerektiğini bilirkişiler tarafından, en son genel kurulun baz alınarak hesap yapıldığını genel kurul kararları baz alınarak daire bedeli için hesap yapılması gerekiyorsa 2009-2020 yılları arasındaki genel kurul kararları doğrultusunda belirlenen faiz oranında hesap yapılması gerektiğini beyan etmiştir. Cevap dilekçesindeki davacının borcu olarak bildirilen 131.870 TL'nin nasıl hesaplandığı davalı vekiline sorulduğunda ise davalı vekili cevap dilekçesini ıslah etmiş ve ilk sunduğu dilekçedeki bu beyanları değiştirmiştir. Davalı kooperatifin 10/10/2021 tarihli genel kurul toplantısında 11 nolu gündem maddesi ile ; “Kooperatif Ortaklarının geriye dönük tüm borçları hakkında, bu Genel Kurulu müteakip Yönetim Kuruluna üyelere yapılan haciz, icra takibi, ödeme oranlarının belirlenmesi konusunda ve Fasıllar arası aktarım yapma yetkisi Yönetim Kuruluna Oybirliği ile verildi, Geriye dönük ortak ödemelerinin gecikme bedellerinin  %2 Faiz oranı ile uygulanması ve ortaklar ile uzlaşma sağlanması konusunda Yönetim Kurulu” na Oybirliğiyle Yetki verildi.”  şeklinde alınan karar karşısında bilirkişi heyetinin bildirdiği görüş mahkememizce de yerinde bulunmuş ve ortakların geçmiş tüm borçları yönünden uygulanacak faiz oranının %2 olarak kabulü gerektiği, daire bedeli yahut aidat borcu diye bir ayrım yapılmadığı sonucuna varılmış, bilirkişi heyetinin sunulan belgelerle ve genel kurul kararlarıyla uyumlu olarak yaptığı hesaplamaya itibar edilmiştir.Davacı, hakkında başlatılan takip nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespiti talebiyle dava açmış olup bilirkişilerce davacının takip tarihi itibariyle borçlu olduğu miktar belirlenerek davacının  32.100,00 TL asıl ve 85.477,00 TL işlemiş faiz borcu bulunduğu, davacının 32.100,00 TL asıl ve 85.477,00 TL işlemiş faiz yönünden menfi tespit talebinin yerinde bulunmadığı belirtilmiş olduğundan takipte talep edilen tutarlardan davacının borcu olarak belirlenen bu tutarlar düşülmek suretiyle (47.775,00 TL-32.100,00 TL= 15.675,00 TL) asıl alacak ve (556.427,50 TL-85.477,00TL= 470.950,50 TL) işlemiş faiz olmak üzere toplam 486.625,50 TL yönünden davanın kabülü gerektiği davacının bu tutar karar davalı tarafa borcunun bulunmadığı  sonucuna varılmıştır.Davacı açtığı davada aynı zamanda İİK 72/5 maddesi gereği tazminat talebinde bulunmuştur. Madde hükmünde  borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olarak yapıldığı anlaşılırsa  talep üzerine haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın % 20 'sinden aşağı olmamak üzere tazminat verileceği kabul edilmiş olduğundan davalının kabul edilen dava tutarı yönünden takip yapmakta haksız olduğu kendi defter kayıtları itibariyle davacının borcunu bilebilecek durumda olduğu halde fazlası için takip yaptığı bu yüzden davacı lehine tazminat  hükmedilmesi gerektiği sonucuna varılarak\" davanın kısmen kabulü ile; davacının... sayılı takip dosyasında davalıya takipte talep edilen 15.675,00 TL asıl alacak ve 470.950,50 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 486.625,50 TL tutarında borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine, %20 oranında 97.325,10 TL tazminatın davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde;  Davanın son celsesinde ileri sürdüğü zamanaşımı itirazının, mahal mahkemesi tarafından dikkate alınmadığını, oysa ki; 6098 Sayılı Borçlar Kanunu 147/4 maddesi uyarınca Kooperatif ile ortağı arasındaki uyuşmazlıklarda Borçlar Kanunu gereğince zamanaşımı süresi 5 yıl olup bu kapsamda davalı tarafından müvekkilime ilk ihtarname 11/03/2020 tarihinde gönderildiğini, dolayısıyla iş bu tarihten geriye yönelik 5 yıllık süre 11/03/2015 tarihinde dolduğundan 11/05/2015 tarihinden önceki borçlar zamanaşımına uğradığını ileri sürmüştür.Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; Davacı/borçlunun, dava konusu icra takibine ilişkin itiraz üzerine icra takibi durduğunu, davalı/alacaklı tarafından, itirazın iptali davası açması durumunda, menfi tespit davasında ileri sürülebilecek iddialar, itirazın iptali davasında savunma sebebi olarak ileri sürülebileceğinden, bu durumda, borçlunun ayrı bir menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunmadığını,09.12.2012 tarihli tutanakla tahsil edildiği belirtilen 4.000,00 TL tutarlı makbuz ile ...imzalı 1.600,00 TL tutarlı makbuzlar geçerli bir makbuz olmayıp, her zaman düzenlenmesi mümkün olan belgeler olduğunu, bu nedenle ş bu ödemeyi kabul etmediklerini, kabul anlamına gelmemekle birlikte, bir an davacı tarafından yapılmış bir ödeme olsa bile bilirkişi tarafından,  iş bedelleri, daire bedeli ödendiği noktasında rapor hazırlaması da hatalı olduğunu,Her ne kadar yerel mahkeme, 18.04.2012 tarihli belgenin, 27.09.2023 tarihinde sunulduğu iddia etmişse de, 27.09.2023 tarihi, mahkemenin ara kararı gereğince belge aslının, mahkeme kasasına teslim ettiğimiz tarih olduğu, tarafımızca iş bu belge 01.04.2022 tarihinde mahkemeye sunulduğunu, bilirkişi, yapmış olduğu hesaplama yönteminde, yapılan ödemelerin tarihine bakmadan, ana alacaktan direkt düşürdüğünü, oysaki işleyen bir faiz bulunduğu, ödemelerin ana alacak +  işleyen faiz hesabı yapılarak, kalan bedel üzerinden, yapılan ödemelerin düşürülmesi gerektiği halde, yapılan ödemelerin, bilirkişi tarafından direkt ana alacak üzerinden düşürülmesi kooperatif kanuna ve üyeler arasında eşit işlem yapma hakkına aykırılık teşkil ettiğini, davacıya borcundan dolayı, daha önceki yönetimler tarafından ödeme ihtarnamesi gönderildiğini,  davacı ile davalı kooperatif yönetimi arasında, 18.04.2012 tarihli mutabakat borç ekstresinde daire bedeli borcunun 41.700 TL olduğu noktasında taraflar mutabakata vardığını, davacı ödemeleri süresinde yapmamasından dolayı daire bedeli ve aidat borçlarına doğal olarak faiz işlendiğini,  daire bedeli olan ana alacağa + işlemiş faiz işlendiğinde, davacı tarafından yapılan ödemeler, bu ana alacak+işlemiş faizden düşürüldüğünde, geriye 41.700TL bedel kaldığını, iş bu hususu, davacı da kabul ederek iş bu belgenin altını imzaladığını, bu nedenle mahkemece   iş bu belge altında imzanın davacıya ait olup olmadığı noktasında  araştırma yapması gerektiğini, Daire bedeline uygulan faiz yönünden; Davalı Kooperatifin 10.10.2021 tarihli, 2019-2020 yılı  genel kurul toplantı tutanağının 11. nolu gündem maddesinin, mahkeme tarafından hatalı şekilde yorumlandığını, 2021 genel kurulunda her ne kadar geçmiş yıl borçlarına aylık %2 faiz uygulanması yönünde karar alınmışsa da, iş bu karar belli sürede ödenecek aidat alacağını kapsadığını, davacının borcunun kaynağı daire bedeli ve aidat borcu olup, büyük kısmını daire bedeli oluşturduğunu, iş bu nedenle aylık  % 2 faiz hesaplanması daire bedeli için uygulanamayacağını, daire bedeli aidat borcu olmadığını, davacı daire bedelini peşin veya genel kurulun belirlediği süre zarfında ödemekle yükümlü olup bu da diğer üyelere tanınan haklarla eşit olma zorunda olduğunu, oysaki davalı 2009 yılında üye olduğu, ödemesi gereken daire bedelini, en son 2012 tarihinde ödemesi için mutabakata varılmasına rağmen ödeme yapmadığını, daire bedeli, enflasyon ortamında, 2009 belirlenen bedel küçüldüğünü, diğer üyelerin yapmış olduğu ödemelere kıyas oranla, çok komik hale geldiğini, daire bedeline aylık %2 faiz uygulanması halinde davacı sebepsiz zenginleşmiş olacağını, iş bu durum üyeler arasında eşitlik ilkesine aykırı bir durum oluşturacağını, bu nedenle bilirkişi daire bedeli ile alakalı olmayan son genel kurul kararını baz alarak faiz hesaplaması yapması hatalı olduğunu,İcra takibinde kötü niyet tazminatına mahkum edilebilmesi, açıkça, takibin kötü niyetle yapılmış olması koşuluna bağlandığını,  alacaklının icra takibini kötüniyetli olarak yaptığı hususu, borçlu tarafından kanıtlanması gerektiğini, davalı müvekkil tarafından, davacıya haksız ve kötüniyetli bir icra takibi yapılmadığını, davacı tarafından ödenmeyen, daire bedeli ve aidatlar için davacı/borçluya icra takibi yapıldığını, iş bu durum  mahkeme kararından da anlaşıldığını, davacı tarafından her ne kadar, bir takım ödemeler yapılmış ise de, iş bu ödemeler öncelikle, ana alacaktan değil, ödeme tarihinde ki ana alacak + işlemiş faiz toplamından düşürülmesi, oluşan bedel üzerinden( daire bedeli, aidat...vs ) takip yapılması gerektiğini, dava konusu takibe ilişkin açılan menfi tespit davası incelendiğinde, borcun ödendiğine, ödenmiş borçtan dolayı, takibin haksız olduğuna ilişkin menfi tespit kararı verilmediğini, takip talebimiz incelendiğinde, asıl alacaklara genel kurul  kararları doğrultusunda aylık %10 üzerinden faiz uygulayarak, takipleri açtıklarını, mahkeme kararına bakıldığında takipten sonraki 10.10.2021 tarihli genel kurulda alınan faiz oranında, yapılan indirimle, dava konusu takipte oluşan borç tespit edildildiğini, iş bu durumda göstermektedir ki haksız bir takibin olmadığı, yargılama sonucu, uygulanacak faiz oranın ne olduğu noktasında düğümlenerek alacak borç durumu tespit edildiğini,  bu durumda, ortada haksız ve kötü niyetli bir takibin olmadığı halde, mahkeme ortada haksız ve kötü niyetli icra takibi varmış gibi icra inkar tazminatı hükmedilmesi hatalı olduğunu belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE:HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususları da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;Dava, kooperatif üyeliğinden kaynaklanan daire bedeli ile aidat alacağının işlemiş faizi ile birlikte tahsili amacıyla başlatılan icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. ... sayılı takip dosyası incelendiğinde; davalı kooperatifin davacı aleyhine daire bedeli: 41.700,00 TL,  2009, 2010, 2011, 2012, 2013, 2014, 2015, 2016, 2018, 2019 yıllarına ait aidat bedeli toplamı: 6.075 TL, işlemiş faiz 556.4127,50 TL olmak üzere toplam 604.202,50 TL alacağın tahsili amacıyla  icra takibine geçtiği, davalının yasal süresinde ödeme emrine itiraz ettiği, davalı tarafça itirazın iptali davası açılmadan işbu menfi tespit davasının açıldığı anlaşılmıştır.\"Hukuki Yarar \" itirazı yönünden; Somut olayda, davacının, hakkında açılan icra takibine itiraz ettikten sonra henüz davalı alacaklı tarafından itirazın iptali davasını açılmasını beklemeden menfi tespit istemiyle eldeki davayı açmıştır. Emsal Yargıtay kararlarında ifade edildiği üzere; yapılan bir icra takibine itiraz üzerine, alacaklı tarafından “itirazın iptali” davası açılması durumunda, menfi tespit davasında ileri sürülebilecek iddialar, itirazın iptali davasında savunma sebebi olarak ileri sürülebileceğinden, bu durumda borçlunun ayrı bir menfi tespit davası açmakta hukuki yararı yoksa da, henüz alacaklı tarafından itirazın iptali  davasının açılmamış olduğu durumda ise böyle bir imkan söz konusu olmadığından, borçlunun, itirazın iptali davasının açılmasını beklemeden menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunduğunun kabulü gerekir. Nitekim söz konusu bu halde, yapılan itiraz üzerine takip durmuşsa da, “ takibe itiraz” sadece takip hukuku ile ilgili bir sonuç olup, kesin hükmün sonuçlarını doğurmaz. Bu itibarla borçlu, “itirazın iptali” davası için alacaklıya tanınan bir yıl gibi uzun bir süreyi beklemeden maddi hukuk anlamında, borcun bir an önce ve kesin olarak ortadan kaldırılmasını istemek hakkına sahip olup, böyle bir durumda dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığını kabul etmek mümkün değildir. Kaldı ki, yapılmış bir icra takibi olmadan da borç tehdidi altına olan kişinin menfi tespit davası açabileceği, İcra İflas Kanununun 72/2.maddesinde açıkça düzenlenmiştir.\" (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2017/3602 E. 2019/1582 K. Sayılı ilamı, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 03/07/2024 tarih 2022/5216 E. 2024/2424 K., ) Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/19-892 E. 2020/305 K.  02/06/2020 tarihli kararında \" İtirazın iptali davasından önce menfi tespit davası açılması durumunda sonra açılacak itirazın iptali davasında hukuki yararın var olduğu kabul edilmektedir.Menfi tespit davası sonucunda (davanın reddi) alınan kesin hüküm itirazın iptali davası açılmaksızın icra takibinin devamını sağlamayacaktır. Menfi tespit davasından sonra karşılık dava veya ayrı bir dava olarak itirazın iptali davası açılması mümkündür (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukukunda Menfi Tespit  Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 87-88, 119).\" O halde  dava konusu olayda, hakkında başlatılan takibe itiraz eden borçlu davacının, kendisine karşı bir itirazın iptali davası açılmasını beklemeden iş bu menfi tespit davasını açmakta hukuki yararı bulunmaktadır.Dosyaya ibraz edilen takibe dayanak yapılan dönemlere ait genel kurul kararları, dosyaya sunulan ödeme makbuzları ile davacı kooperatifin ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmış olup hükme esas alınan bilirkişi heyeti kök ve ek raporlarında raporunda özetle;  \"...Davacı adına gerek daire bedeli gerekse Genel Kurul Kararlarıyla belirlenen aidat bedelleri belli olup, keza davacı kooperatif ortağı tarafından ödendiği belgelendirilen ve beyan edilen  ödemelerin tamamının kooperatif ticari defterlerinde kayıtlı bulundukları tespit edildiği, daire Bedeli ile Kooperatif Genel Kurul Kararları gereği adına tahakkuk eden 6.750.-TL aidat borçlarına karşılık, takip tarihi öncesi yapılan toplam ödemeler tutarının 29.650,00 TL olması nedeniyle, 14/01/2021 takip tarihi itibarıyla anapara Borç Bakiyesinin; (55.000 + 6.750 – 29.650=) 32.200.-TL olduğu sonuç ve kanaatlerine varıldığı, Davalı Kooperatifin 10.10.2021 Tarihli, 2019-2020 yılı genel kurul toplantısı, genel kurul toplantı  tutanağının 11 nolu gündem maddesinin;“Kooperatif Ortaklarının geriye dönük tüm borçları hakkında, bu Genel Kurulu müteakip Yönetim Kuruluna, Üyelere  yapılan haciz, icra takibi, ödeme oranlarının belirlenmesi konusunda ve Fasıllar arası aktarım yapma yetkisi Yönetim  Kurulu’na oybirliği ile verildi, geriye dönük ortak ödemelerinin %2 faiz uygulanması ve ortaklar ile uzlaşma sağlanması konusunda Yönetim Kurulu’ na oybirliğiyle yetki verildi.” şeklinde düzenlenmiş olduğu görülmüş olup, %2 gecikme faizi uygulamasının geriye dönük ve tüm borçlara uygulanacağının tereddüte mahal vermeyecek şekilde açıklıkla vurgulanmış olduğu kanaatine varılmakla takip öncesi işlemiş faizin 85.477,00 TL  olarak hesaplandığı, sonuç olarak davacı kooperatif ortağının takip tarihi itibarıyla 32.100,00 TL Asıl ve 85.477,00 TL işlemiş faiz borcu bulunduğu \" yönünde tespitte bulunmuşlardır.Dosya kapsamına göre; davalı kooperatifin Karar defterinde yer alan 01/11/2019 tarihli ortaklık kaydına göre; davacı adına ortaklık kaydı yapılan 4068 Ada ... nolu bağımsız bölümün tahsis bedeli 55.000,00 TL tahakkuk ettirildiği,27.06.2010 tarihli, 2009 Yılı Olağan Genel Kurul'da; Aidatların temmuz ayından başlamak üzere aylık 50 TL olarak alınmasına,  ödemeleri gününde yapmayan ortaklara aylık %10 Gecikme Zammı uygulanmasına,26.06.2011 tarihli, 2010 Yılı Olağan Genel Kurul'da; Aidatların temmuz ayından başlamak üzere aylık 25 TL olarak alınmasına, 30.09.2011 tarihine kadar geçmişte oluşan aidat borçlarının ödenmesi halinde  %3 gecikme bedeli uygulanmasına,10.06.2012 tarihli, 2011 Yılı Olağan Genel Kurul'da; Aidatların temmuz ayından başlamak üzere aylık 25 TL olarak alınmasına,  30.09.2012 tarihine kadar geçmişte oluşan aidat borçlarının ödenmesi halinde %10 yerine  %3 gecikme bedeli uygulanmasına,07.04.2013 tarihli, 2012 Yılı Olağan Genel Kurul'da; Aidatların haziran ayından başlamak üzere aylık 25 TL olarak alınmasına,22.06.2014 tarihli, 2013 Yılı Olağan Genel Kurul'da; Aidatların temmuz ayından başlamak üzere aylık 25 TL olarak alınmasına, 28.06.2015 tarihli, 2014 Yılı Olağan Genel Kurul'da; Aidatların temmuz ayından başlamak üzere aylık 25 TL olarak alınmasına, gecikmiş aidatların 01/08/2015 tarihine kadar ödenmesine, bu tarihten sonra % 10 gecikme zammı alınmasına 26.06.2016 tarihli, 2015 Yılı Olağan Genel Kurul'da; Aidatların haziran  ayından başlamak üzere aylık 25 TL olarak alınmasına, geçmiş borcu olan ortakların temmuz 2016 tarihine kadar geçmiş dönem borçlarından doğan faiz alacaklarının silinmesine 18.06.2017 tarihli, 2016 Yılı Olağan Genel Kurul'da; Aidatların haziran  ayından başlamak üzere aylık 25 TL olarak alınmasına,25.02.2018 tarihli, 2017 Yılı Olağan Genel Kurul'da; Aidatların  aylık 25 TL olarak alınmasına, 12.05.2019 tarihli, 2018 Yılı Olağan Genel Kurul'da; aidatın yıllık 3.750 TL altı taksit olarak alınmasına, ortakların geriye dönük tüm borçları 31.08.2019 tarihine kadar ödenmesi durumunda faiz alınmamasına, ödenmeme durumunda aylık %10 ceza ödenmesine,10.10.2021 tarihli, 2019 ve 2010  Yıllarına ilişkin Olağan Genel Kurul'da; ekim 2021 tarihinden başlamak üzere 75 TL aidat alınmasına, kooperatif ortaklarının geriye dönük tüm borçları hakkında, bu Genel Kurula müteakip yönetim kuruluna, üyelere  yapılan haciz, icra takibi, ödeme oranlarının belirlenmesi konusunda ve fasıllar arası aktarım yapma konusunda yetki verilmesine,  geriye dönük ortak ödemelerinin gecikme bedellerinin %2 faiz oranı ile uygulanmasına karar verildiği görülmüştür.Davalı kooperatifin kaşesinin ve imzasının bulunduğu tahsilat makbuzlarına göre;  10.11.2009 tarihli  \"Daire Maliyetine İstinaden\" açıklamalı 3.500,00  TL, -17.11.2009 tarihli  \"Daire Maliyetine İstinaden\" açıklamalı 2.000,00  TL, -15.12.2009 tarihli  \"Daire Maliyetine İstinaden\" açıklamalı 5.500,00  TL,- 15.01.2010 tarihli  \"Daire Maliyetine İstinaden\" açıklamalı 1.500,00  TL,- 25.02.2010 tarihli  \"Daire Maliyetine İstinaden\" açıklamalı 1.500,00  TL, -11.03.2010 tarihli  \"Daire Maliyetine İstinaden\" açıklamalı 6.000,00  TL,- 06.04.2010 tarihli  \"Daire Maliyetine İstinaden\" açıklamalı 2.000,00  TL,- 21.04.2010 tarihli  \"Daire Maliyetine İstinaden\" açıklamalı 300,00  TL,-22.06.2010 tarihli  \"Daire Maliyetine İstinaden\" açıklamalı 1.000,00  TL,-09.12.2012 tarihli  kooperatif kaşeli imzalı tutanakla \" daire maliyet borcundan 1.000,00 TL kaldığı, söz konusu daireye ilişkin aidat ve vade farkı borcu hesaplanmadığı\" belirtilerek  nakit olarak tahsil edilen 4.000,00  TL -26.02.2012 tarihli  ... imzalı tutanakla 1.600,00  TL, -08/01/2020 tarihli  \"3750 TL Bütçe Ödemesi Bir Kısmı\" açıklamalı 750,00 TL  ödeme yapıldığı, yapılan tüm ödemelerin davalı kooperatifin ticari defterlerinde kayıtlı olduğu görülmüştür.Davalı vekili, 18/04/2012 tarihli mutabakat borç ekstresinde daire bedeli borcunun 41.700,00 TL olduğu noktasında tarafların mutabakata vardığını, işbu belgenin 01/04/2022 tarihinde mahkemeye sunduğunu, ayrıca davacı tarafça ibraz edilen 09.12.2012 tarihli kooperatif kaşeli imzalı tutanakla nakit olarak tahsil edildiği belirtilen 4.000,00 TL ile 26.02.2012 tarihli ... imzalı tutanakla 1.600,00  TL ödemeyi kabul etmediklerini, kimin tarafından düzenlendiği belli olmayan her zaman düzenlemesi mümkün belgelerden olduğunu, kabul etmemekle birlikte yapılmış bir ödeme olsa bile bilirkişi tarafından daire bedeli ödendiği noktasında rapor hazırlanmasının hatalı olduğunu ileri sürmüştür.Basit yargılamaya tabi davalarda HMK 318. Maddesinde; taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek, ellerinde bulunan delilleri dilekçelerine eklemek ve başka yenden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorunda olduğu, iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı başlıklı 319. Maddesinde; iddianın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı dava açılmasıyla, savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayacağı hükümlerine yer verilmiştir. Davalı yan cevap dilekçesinde dayanmadığı iddia olunan 18/04/2012 tarihli mutabakat ekstresini ön inceleme duruşmasından sonra dosyaya ibraz ettiği, savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamındaki işbu belgeye davacı tarafça itiraz edildiği görülmüştür.Tarafların Kanun'da belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin kurala getirilen istisnalardan biri, HMK 145. Maddesinde düzenlenmiştir.HMK'nun \"Sonradan delil gösterilmesi\" başlığını taşıyan 145. maddesi; \"(1) Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.\" hükmüne yer verilmiştir.Dilekçeler aşaması kesin sürelere bağlı olarak düzenlendikten sonra yasa koyucu, delil bildirmenin “süreye” bağlı olduğunu tekrar vurgulayan 145. maddeye yer vermiştir. 6100 sayılı HMK’nın “Sonradan delil gösterilmesi” başlıklı 145. maddesine göre; taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir. Sözü edilen maddede tarafların Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin olarak getirilen istisnanın dava ve cevap dilekçelerinde hiç delil belirtmeyen, ön inceleme aşamasında da delillerini sunmayan veya toplanması için gerekli işlemleri yapmayan tarafların tahkikat aşamasında delil bildirme haklarının olduğu şeklinde anlaşılması mümkün değildir. 145. maddenin gerekçesinde, “uygulamada, davaların uzamasının temel sebeplerinden birinin de gereksiz yere yeni delil sunulması ve bu konuda taraflara verilen sürelere uyulmaması olduğunun bilindiği, maddenin ilk fıkrasıyla, Kanunda belirtilen sürelerden sonra, davada yeni delil sunulmasının yasak olduğunun kural olarak benimsendiği, fakat iki istisnanın kabul edildiği, bunun için; yeni delil sunulması talebinin yargılamayı geciktirme amacı taşımaması veya delilin süresinde sunulmamasının ilgili tarafın kusuru dışında bir sebebe dayanması hâlinde, hâkimin gerekçesini de belirtmek şartıyla, yeni delil sunulmasına izin verebileceği, bu şekilde delil sunma kuralına istisna getirilmesinin hukuki dinlenilme hakkının tabii bir sonucu olduğu” belirtilmiştir. Tahkikatın amacı, kural olarak delil toplamak değil, delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi hâlde tahkikat tamamlanamaz ve yargılama uzar. Bu sebeple 145. maddede belirtilen ve tarafın etki alanı dışında kalan çok özel durumlar dışında, sonradan delil sunulması hâlinde bu deliller dikkate alınmamalıdır.Keza, tarafların 145. madde şartları oluşmadan sonradan delil sunması ya da kanun yoluna başvururken bu şekilde delilleri dilekçesine ekleyip vermeleri kabul edilmemelidir (Özekes, Pekcanıtez Usul, s.1339). ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 17/10/2019 tarih 2017/2-1897 Esas 2019/1073 Karar sayılı ilamı) 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 145. maddesinin gerekçesi; \"Uygulamada, davaların uzamasının temel sebeplerinden birinin de gereksiz yere yeni delil sunulması ve bu konuda taraflara verilen sürelere uyulmaması olduğu bilinmektedir. Maddenin ilk fıkrasıyla, Kanunda belirtilen sürelerden sonra, davada yeni delil sunulmasının yasak olduğu kural olarak benimsenmiştir. Fakat iki istisna kabul edilmiştir. Yeni delil sunulması talebi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya delilin süresinde sunulmaması ilgili tarafın kusuru dışında bir sebebe dayanıyorsa, hâkim gerekçesini de belirtmek şartıyla, yeni delil sunulmasına izin verebilir. Bu şekilde delil sunma kuralına istisna getirilmesi, hukukî dinlenme hakkının tabiî bir sonucudur\" şeklinde açıklanmıştır.Diğer bir istisna hali ise HMK 141. Maddesinde düzenlenmiştir. Mahkemece her ne kadar  itibar olunmayan bilirkişi raporundaki hukuki  değerlendirmeye esas alınan e-posta çıktısı kanunda belirtilen sürelerden sonra sunulan delil niteliğinde olduğundan dolayı itibar olunamayacağına karar verilmiş ise de sonradan ibraz edilen yazışmalar  iddianın ve savunmanın genişletilmesi kapsamında bulunduğundan davalıya muvafakat edip etmediği sorulmadan söz konusu delillere itibar edilmemesi hatalı olmuştur.Nitekim  Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 13/12/2022 tarih  2021/2-57 E. 2022/1721 K. Sayılı ilamında bu husus  \" ... Tarafların, Kanun’da belirtilen bu sürelerden sonra delil gösterebilmeleri ancak iki yasa maddesinde belirtilen hâllerle sınırlıdır. Onlar da; iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesini düzenleyen 141. madde ile istisnai hâllerde sonradan delil gösterilmesine imkân tanıyan 145. maddedeki durumlardır.\" şeklinde ifade edilmiştir.HMK 322. Maddesinde, bu kanun ve diğer kanunlarda basit yargılama usulü hakkında hüküm bulunmayan hallerde, yazılı yargılamaya ilişkin hükümlerin uygulanacağı düzenlenmiştir.Yukarıda yapılan açıklamalar ve yasal düzenlemenin amacı da dikkate alındığında delilin sonradan sunulması, o delile önceden ulaşılamamasına ya da o delilin varlığı hakkında mazur görülebilir bir bilgisizliğe, bir engellemeye dayanıyorsa mümkündür. Somut olayda ise bu yönde bir iddia ileri sürülmediği gibi cevap  dilekçesi içeriğinde yada ön inceleme duruşmasında dahi delilin varlığından bahsedilmemiştir. O halde, HMK'nun 145.maddesinin uygulanma şartları oluşmadığı ve HMK 141. maddesi uyarınca, iddia ve savunmanın genişletilmesi kapsamında karşı tarafın muvafakat etmemesi nedeniyle  sonradan sunulan 18/04/2012 tarihli cari hesap ekstresinin değerlendirmeye esas alınmamasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Öte yandan davalının,  09.12.2012 tarihli  kooperatif kaşeli imzalı tutanakla nakit olarak tahsil edildiği belirtilen 4.000,00 TL ile 26.02.2012 tarihli  ... imzalı tutanakla 1.600,00  TL ödemeye ilişkin  davacı tarafça ibraz edilen belgelere itiraz edilmiş ise de söz konusu ödemelerin davalının ticari defterlerinde kayıtlı olması ve davalının ticari defterlerindeki kayıtların HMK 222/4 maddesi uyarınca kendisi aleyhine delil olabileceğinden bu yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Kaldı ki  09.12.2012 tarihli kooperatif kaşeli imzalı tutanakta daire maliyet borcundan 1.000,00 TL kaldığı, söz konusu daireye ilişkin aidat ve vade farkı borcu hesaplanmadığı  ifade edilmiştir. Mahkemece her ne kadar söz konusu belge üzerinde araştırma yapılarak davalı kooperatif yetkililerince düzenlendiği ispatlanması durumunda daire bedeli hesabında dikkate alınması gerekmekte ise de bu husus davacı tarafça istinaf edilmediğinden sadece eleştiri konusu yapılmıştır. Ancak mahkemece bilirkişi raporunda yapılan hesaplama doğrultusunda karar verilmiş ise de bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir.Mahkemece hükme esas bilirkişi raporunda; davacının, 55.000,00 TL daire bedeli + 6.750,00 TL aidat bedeli toplamı 61.750,00 TL asıl borçtan davacı tarafça tarafça toplam ödenen 29.650,00 TL tenzil edildiğinde davalı kooperatifin takip tarihi itibariyle  asıl alacağı: 32.100,00 TL, 10/10/2021 tarihli genel kurul kararı uyarınca %2 faiz uygulanmak suretiyle toplam 61.750,00 TL asıl alacağın takip tarihine kadar hesaplanan işlemiş faizden (daire bedeli için 151.250,00 TL, aidatlar için 6.777,00 TL olmak üzere toplam 158.027,00 TL) toplam ödenen 29.650,00 TL'nin takip tarihine kadar  tespit edilen işlemiş faizin (72.550,00 TL) mahsubu ile işlemiş faizi : 85.477,00 TL olarak hesaplanmıştır. Oysa ki daire bedeli ile aidat alacağı bakımından; temerrüt tarihinin ve işlemiş faiz oranlarının ayrı ayrı  kısmi ödemelerin 818 Sayılı BK'nın 84. ve 6098 sayılı TBK'nın 100. maddesi uyarınca öncelikle anapara alacağın faizine mahsup edilmesi suretiyle takip tarihi itibari ile bakiye borç miktarı hesaplanması gerekmektedir.Davalı kooperatifin aidat alacakları ilgili dönemlerde alınan genel kurul kararlarına dayanmakta, daire bedeli alacağı ise 01/11/2009 tarihli üyelik yoluyla daire satışından kaynaklanmaktadır. Yargıtay emsal kararlarında ifade edildiği üzere;  aidat yada işletme giderini ilişkin  genel kurul kararları iptal edilmediği sürece tüm ortakları bağlayıcı nitelikte olup önceki yıllarda geciken ödemeler yönünden genel kurulca alınmış gecikme faizi kararının, takip  eden genel kurullarda değiştirilmediği veya açıkça kaldırılmadığı müddetçe bu tarihten sonra genel kurulca ödenmesi karar altına alınan tüm aidatlara uygulanması gerekmektedir. Ancak Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 14/05/2015 tarihi 2015/1723 Esas 2015/3740 Karar sayılı ilamında; aidat ve işlemiş faizleri tasfiye giderlerine ilişkin, kooperatif genel kurulunca, ödeme günü belirlenerek, (belirlenmemişse ayın sonu ödeme günü olup) aidatın süresinde ödenmesine, süresinde ödenmemesi halinde ise temerrüt faizi uygulanmasına ilişkin alınan kararın kesinleşmesi halinde, bu kararın tüm ortakları bağlayacağı, bu durumda, genel kurulun belirlediği tarih, 818 sayılı BK'nın 101/2. (6098 sayılı TBK'nın 117.) maddesi hükmü karşısında,  kesin vade olup, üyenin bir ihtarla ayrıca temerrüde düşürülmesine gerek kalmadan, borcun ifasının istenebileceği belirtilmiştir. Buna göre, daire bedeli yönünden karar defterinde herhangi bir vade belirlenmediğinden TBK'nın 117. maddesi hükmüne uygun temerrüt ihtarı gönderilmesi halinde temerrüt faiz talep edilebilecektir. Öte yandan Kooperatif genel kurullarında kararlaştırılan faiz oranının TBK’nın 120. maddesinde düzenlenen temerrüt faizi olup, kooperatif ile üyesi arasında ticari ilişki bulunmadığından yasal oranda temerrüt faizi uygulanması gerekmektedir. Her ne kadar hükme esas alınan bilirkişi raporunda, Kooperatifin 10/10/2021 tarihli Genel Kurulu'nun 11. Maddesi ile kabul edilen \"kooperatif ortaklarının geriye dönük tüm borçları hakkında %2 faiz oranı uygulanması kararı \" dikkate alınarak aylık %2 gecikme faizi uygulanmamış ise de TBK 120/2 maddesindeki sınırlamaya dikkat edilmediği görülmüştür. Ancak bu husus davacı tarafça istinaf konusu yapılmadığından eleştiri konusu yapılmıştır. Ayrıca aidat borçları yönünden ilgili dönemlere ait genel kurullarda farklı oranlarda gecikme faizi alınmasına karar verilmiş ise de en son  10/10/2021 tarihli Genel Kurul'da geriye dönük tüm borçlar hakkında %2 oranında faiz uygulanmasına karar verilmekle, söz konusu genel kurul kararı iptal edilmedikçe tüm ortakları ve davalı kooperatif yönetimini de bağlayacağından davalı kooperatifin bu yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.Belirtilen yasal düzenlemeler ve açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde; daire bedeli yönünden, karar defterinde herhangi bir vade belirlenmemekle birlikte davacının parasal yükümlülüklerini yerine getirmesi için Kartal 4. Noterliği'nin 11/03/2020 tarihli birinci ihtarnamesi haricinde TBK'nın 117. maddesi hükmüne uygun temerrüt ihtarı gönderildiği davalı tarafça ispatlanamamıştır. Davalı kooperatif vekili birinci ihtarnamenin 27/07/2020 tebliğ edildiğini ileri sürmüştür. Buna göre, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki hesaplamaya yönelik davacı tarafın istinafı bulunmadığı gözetilerek davalı lehine olacak şekilde davacı tarafça yapılan tüm ödemeler daire bedelinden düşülmesi durumunda hatta 26.06.2016 tarihli, 2015 Yılı Olağan Genel Kurul'da, geçmiş borcu olan ortakların temmuz 2016 tarihine kadar geçmiş dönem borçlarından doğan faiz alacaklarının silinmesine karar verilmekle söz konusu karar iptal edilmediği sürece bağlayıcı olduğu göz ardı edildiğinde bile davalı kooperatifin ( 55.000 - 29.650) 25.350,00 TL daire bedeli, birinci ihtarnamenin tebliğ tarihinden takip tarihine kadar (27/07/2020 -14/01/2021 tarihleri arası 5 ay 19 gün) 2.858,10 TL daire bedelinden kaynaklanan işlemiş faiz, 6.750,00 TL aidat bedeli, 6.777,00 TL aidat bedelinden kaynaklanan işlemiş faiz alacağı hesaplanmıştır. Her ne kadar mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunundaki hesaplama doğru görülmemiş ise de hükme esas alınan miktarın, davalı kooperatifin  lehine olması ve hükmün davacı tarafça istinaf edilmemesi nedeniyle aleyhe bozma yasağı uyarınca kazanılmış haklar gözetilerek hükmün gerekçe yönünden düzeltilmesine karar verilmiş olmakla davalı vekilinin hesaplamaya yönelik itirazı yerinde görülmemiştir.Davacı vekilinin, davalı kooperatifin alacağının zamanaşımına uğradığı itirazı yönünden; Davacı vekili her ne kadar son celsede, davacıya gönderilen ilk ihtarnamenin 11/03/2020 tarihi oluşu gözönünde bulundurularak 11/03/2015 tarihinden önceki alacakların zamanaşımına  uğradığı yönünde itirazda  bulunmuş ise de dava dilekçesinde alacağın zamanaşıma uğradığına ilişkin bir iddiası bulunmamaktadır.İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi başlıklı HMK 141. maddesi '' (1)Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır'' hükmüne yer verilmiştir Davacı vekilinin açmış olduğu menfi tespit davasının son duruşmasında ileri sürdüğü, davalının  11/03/2015 tarihinden önceki alacakları zamanaşımına  uğradığı iddiası, HMK 141 maddesi uyarınca iddianın genişletilmesi yasağına tabi olup davalı vekilinin aynı celsede, davacı vekilinin iddianın genişletilmesi, değiştirilmesi kapsamındaki duruşma beyanlarını kabul etmediğinden, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.Hükmedilen kötüniyet tazminatı yönünden; İİK 72/5 maddesi uyarınca borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötüniyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine borçlunun dava sebebiyle uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline hükmedilir, takdir edilen zarar, alacağın %20’sinden aşağı olamaz. Buna göre menfi tespit davasında davalının kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için, davalının takibinde haksız olması yetmez, aynı zamanda kötü niyetli olduğunun da ispatlanması gerekir. Mahkemece, davalının kabul edilen dava tutarı yönünden takip yapmakta haksız olduğu, kendi defter ve kayıtları itibariyle davacının borcunu bilebilecek durumda olduğu gerekçesiyle kabul edilen dava değeri üzerinden davalı aleyhine tazminata hükmedilmiş ise de, 09/12/2012 tarihli 4.000,00 TL, 26/02/2012 tarihli 1.600,00 TL bedelli ödemeler dışında borcun ödendiğine yahut ödenmiş bir borçtan dolayı takibin haksız olduğuna ilişkin verilmiş bir menfi tespit kararı bulunmadığı, icra takibinden ve davadan sonra yapılan genel kurul kararı uyarınca belirlenen faiz oranı ile kısmi ödemelerin mahsubundan kaynaklı alacak hesabına göre menfi tespit kararı verildiğine göre davacı sadece takibe dahil edilen  09/12/2012 tarihli 4.000,00 TL, 26/02/2012 tarihli 1.600,00 TL bedelli ödemelerinin %10 faizi ile birlikte alacak talebi yönünden kötüniyetli olduğu kabulü gerekir. Dairemizce yapılan hesaplamada 09/12/2012 tarihinde ödenen 4.000,00 TL'nin yıllık %10 üzerinden takip tarihine kadar işlemiş faiz: 3.238,90 TL, 26/09/2012 tarihinde ödenen 1.600,00 TL'nin yıllık %10 üzerinden takip tarihine işlemiş faiz: 1.328,80 TL hesaplamıştır. Buna göre davalı kooperatifin 604.202,50 TL alacağın tahsili amacıyla başlattığı icra takibinde, talep edilen toplam 10.167,80 TL miktar yönünden kötüniyetli olduğu anlaşılmakla tespit edilen bu miktarın %20'si oranında kötüniyet tazminata mahkum edilmesi gerekirken hukuki yanılgı ile daha yüksek oranda  kötüniyet tazminatına karar verilmesi hatalı olmuştur.Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1.b-1 bendi uyarınca esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun hükmedilen kötüniyet tazminatı yönünden kısman kabulü ile kazanılmış haklar gözetilerek HMK 353/1.b-2 bendi uyarınca davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına, karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere,1-  Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1.b-1 bendi uyarınca esastan REDDİNE,2- Davalı vekilinin istinaf başvurusunun hükmedilen kötüniyet tazminatı yönünden KISMEN KABULÜ İLE, HMK'nın 353/1-b.2 bendi uyarınca İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/754 Esas - 2023/976 Karar ve 27/12/2023 tarihli kararının KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİSİNE,3-Davacının davasının KISMEN KABULÜ İLE; a-Davacının ... sayılı takip dosyasında 15.675,00 TL asıl alacak ve 470.950,50 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 486.625,50 TL tutarında BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE, Fazlaya ilişkin talebin REDDİNE, b- Davacının kötüniyet tazminat isteminin İİK 72/5 maddesi uyarınca  kısmen kabulü ile davalının başlattığı icra takibinde  kötüniyetli olduğu kabul edilen 10.167,80 TL'nin %20 oranında  hesaplanan 2.033,56 TL tazminatın davalı kooperatiften tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,c-Alınması gereken 33.241,38 TL karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına ç-Davacı tarafın adli yardım talebi kabul edildiğinden suç üstü ödeneğinden karşılanan  toplam 4.410,00 TL yargılama giderinden davadaki  kabul ve red oranları göz önünde bulundurularak (%80-%20) 3.528,00 TL'nin davalıdan ve  882,00 TL'nin davacıdan tahsili ile Hazine adına irad kaydına, d-Davacı tarafından yapılan 61.60 TL yargılama giderinin  davadaki haklılık oranına göre 49,00 TL 'sinin davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına,e-Davalı tarafından yapılan herhangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,f-Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden kabul edilen kısım üzerinden karar tarihinde geçerli ... uyarınca hesaplanan  76.993,83 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile  davacıya verilmesine,g-Davalı  kendisini vekille temsil ettirdiğinden reddedilen kısım üzerinden karar tarihinde geçerli ... uyarınca hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,ğ-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıranlara  iadesine, <br>İstinaf giderleri yönünden;1-Alınması gereken 1.169,40 TL istinaf başvuru harcı ile 615,40 istinaf karar harcı olmak üzere toplam 1.784,00 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,2-Davalı tarafça yatırılan 1,169,40 TL istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,  alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcının, davalı tarafça yatırılan 8.310,34 TL'den mahsubu ile bakiye 7.694,94 TL'nin karar kesinleştiğinde istemi halinde davalıya iadesine, 3-Davalı tarafça sarfedilen  toplam 1784,80 istinaf harcı ile 200,00 TL posta davetiye gideri olmak üzere toplam 1.984,80 TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğ edilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.12/02/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"e9d497e132fac629","SID":"e8016d2b6453d7fb"}}