{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>14. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2021/1945 <br>KARAR NO:2025/174<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:24/03/2021<br>NUMARASI:2017/289   E. - 2021/204  K.<br>DAVANIN KONUSU:Acentelik sözleşmesinden kaynaklı denkleştirme alacağı<br>Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili  tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanan Ankara ... Noterliğince tasdikli 17.11.2003 - ... yevmiye sayılı acentelik sözleşmesi ile davalı tarafından müvekkiline Ankara ve çevresi acenteliği verildiğini, müvekkilinin işleri yıllarca sorunsuz yürüttüğünü, davalı şirketin müşteri portföyünün genişlemesinde büyük rol oynadığını, ancak buna rağmen Beşiktaş ... Noterliği'nin 13.06.2016 - ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile acentelik sözleşmesinin feshedildiğinin müvekkiline bildirdiğini, TTK m.122 gereğince müvekkili şirketin son 5 yıllık faaliyeti sonucu aldığı komisyon ve diğer ödemelerin esas değerine göre hesaplanacak tazminatın ödenmesinin talep edildiğini, ancak sözleşmenin 19. maddesi gerekçe gösterilerek taleplerinin reddedildiğini, sözleşmenin 19. maddesinin mevzuata aykırı olduğunu ve hakkaniyetle de bağdaşmadığını belirterek acentelik sözleşmesinin davalı tarafından feshi sebebiyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 2.500,00 TL denkleştirme tazminatının ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili 11.12.2018 tarihli bedel artırımına dair dilekçesinde; bilirkişi raporu ile hesaplanan tazminat miktarı olarak davayı 21.177,69 TL olarak ıslah ettiklerini belirtmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle;  HMK'nın 17. maddesi uyarınca müvekkili şirket aleyhine ikame edilen iş bu davada yetkili mahkemelerin İstanbul Asliye Ticaret Mahkemeleri'nin olduğunu, bu nedenle öncelikle davanın yetkisizlik yönünden reddi gerektiğini, davanın esasına ilişkin olarak da, müvekkili şirketin acentenin bulunduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde etmesinin söz konusu olmadığını, müvekkilinin genel portföyü incelendiğinde, davacının müvekkiline olan katkısının çok yetersiz bir seviyede olduğununun açıkca anlaşıldığını, davacı acentenin denkleştirme ödemesi talebinin hakkaniyete uygun düşmediğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/739  Esas, 2017/84 Karar ve 10.02.2017 tarihli kararı ile; yetkili mahkemenin İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi olması nedeni ile mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir. Karar istinaf edilmeksizin kesinleşmiş, eldeki istinaf incelemesine, eldeki istinaf incelemesine konu karar, dosya kendisine gönderilen yetkili mahkemece verilmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; \"...Taraflar arasında acentelik sözleşmesinin mevcut bulunduğu ve bu sözleşmenin olağan yolla davalı tarafından feshedilmiş olduğu ve bu feshin haklı bir nedene dayandığı hususunun davalı şirket tarafından ispat edilemediği ve bu kapsamda davacı acentenin denkleştirme tazminatına hak kazandığı, fesihten önce davacı acente tarafından sağlanan müşteri çevresi itibariyle davalı şirketin mutlaka menfaat sağlamasının şart olmadığı ve fakat bu çevreden objektif manada menfaat sağlanmasının mümkün olmasının denkleştirme tazminatı için gerekli ve yeter şart olması ve alınmış olan bilirkişi raporları ile davacının sözleşmenin cari son 5 yılı itibariyle 21.177,69 TL denkleştirme tazminatına hak kazandığı ve bu tazminatın ödenmesini sözleşmenin feshinden sonraki ilk 1 yıl içinde ödenmesinin talep edildiği ve ıslahın ise fesihten itibaren 5 yıl içinde yapılmış olması nedeniyle davanın kabulü ile, 21.177,69 TL denkleştirme tazminatının (2.500,00 TL'sine dava tarihi olan 01/09/2016, 18.677,69 TL'sine ise 11/12/2018 tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmek suretiyle) davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir...\" gerekçesiyle davanın kabulü ile 21.177,69 TL denkleştirme tazminatının (2.500,00 TL'sine dava tarihi olan 01/09/2016, 18.677,69 TL'sine ise 11/12/2018 tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmek suretiyle) davalıdan alınıp davacıya verilmesine, karar  verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkeme tarafından denkleştirme tazminatına hak kazanma koşullarının salt hayat sigortası sözleşmeleri bakımından incelendiğini, acentenin üretim çoğunluğunu oluşturan bireysel emeklilik sözleşmeleri kapsamında düzenlenen raporun ise hatalı olarak dikkate alınmadığını, yargılama sırasında 4 adet rapor düzenlendiğini, 3.nün hayat sigorta alanında uzman kişiler tarafından tanzim edildiğini, somut olaya uygun olacak şekilde bireysel emeklilik alanında uzmanlığı bulunan bilirkişi tarafından düzenlenen raporun sonuç bölümünde denkleştirme tazminatının tam olarak oluşmadığının belirtildiğini, 30.12.2019 tanzim tarihli raporda iddialarının desteklendiğini, TTK 112. madde gereğince davacının denkleştirme tazminatına hak kazanamama durumunun açıkça izah edildiğini, TTK'nın 122. maddesinde, denkleştirme tazminatına hak kazanma koşullarının davada oluşmadığını, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde müvekkilinin sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonrada önemli menfaatler elde etmesinin söz konusu olmadığını, acentenin müvekkili adına üretimlerini hayat sigortaları ve bireysel emeklilik sözleşmelerinden ibaret olduğunu, davacı acentenin 17.11.2003 tarihinden sözleşmenin feshedildiği tarihe kadar yapmış olduğu toplam üretimleri ve fesih tarihi itibariyle müvekkili şirket nezdinde aktif olan sözleşmelere ilişkin bilgilerin dosyada olduğunu, acentenin sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilere yapılmış veya kısa bir süre içerisinde yapılacak işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkının büyük bir bölümünü müvekkili şirketin belirlediği komisyon uygulaması kapsamında kaybettiğini, yaklaşık 13 yıldır devam eden acentelik ilişkisinde davacı acente tarafından 193 adet hayat sigortası 270 adet bireysel emeklilik sözleşmesinin kurulmasına aracılık edildiğini, fesih tarihi itibari ile 15 adet hayat sigortası ve 128 adet bireysel emeklilik sözleşmesinin aktif olması nedeni ile bu sözleşmelerden komisyon elde ettiğini, somut olayda davacı acentenin denkleştirme istemi ödenmesi talebinin hakkaniyete uygun düşmediğini, bireysel emeklilik kapsamında ödenen katkı payları ile hayat sigortası alanında yapılan prim tahsilatlarının aynı hesaplama mantığına göre değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, bireysel emeklilik sözleşmelerinin belirli bir prim karşılığında riskin üstlenildiği sigorta sözleşmeleri ile aynı niteliği taşımadığını, 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunun 4. maddesinde, emeklilik sözleşmelerinin şirket nezdinde bireysel emeklilik hesabı açılması, hesaba katkı payı ödenmesi, ödenen katkı paylarının tercih edilen fonların yatırıma yönlendirilmesi ve hesapta biriken paraların hak sahiplerini ödenmesine ilişkin esas ve usuller ile tarafların bu kapsamdaki diğer hak ve yükümlülüklerini düzenleyen sözleşme olarak tanımlandığını, prim karşılığı rizikonun üstlenildiği sorumluluk sigortalarından farklı olduğunu, gerekçeli kararın hüküm bölümünde  dava tarihinin hatalı olarak yazıldığını, 30.09.2016 yerine 01.09.2016 olarak yazıldığını, faiz  başlangıç tarihinin 30.09.2016 olarak düzeltilmesi gerektiğini belirterek, kararın kaldırılmasına ve  davanın tümüyle reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, TTK'nın 122. maddesi gereğince acentecilik sözleşmesinin haksız feshi nedeni ile denkleştirme alacağının (portföy tazminatının) tahsili istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekili tarafından yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, acentecilik sözleşmesinin varlığı, sözleşmenin davalı şirket tarafından feshedilmiş olduğu konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, davacı acentenin sözleşmenin feshi neticesinde denkleştirme tazminatını hak edip hak etmediği, mahkemece bilirkişi raporları neticesinde verilen kararın usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığına ilişkindir.Dosya kapsamından, taraflar arasında 05.11.2003 tarihinde acentelik sözleşmesinin imzalandığı, davacı şirketin sözleşmede acente olarak yer aldığı, sözleşmenin 19. maddesinde acentelik sözleşmesinin süresiz olarak yapıldığı, taraflardan her birinin üç ay önce noter aracılığı ile veya taahhütlü mektup ile ihbar etmek kaydı ile her zaman feshi ihbar edebileceği ancak acentenin sözleşme  hükümlerine, kanun ve nizamlara, şirketçe verilecek sözlü ve yazılı talimatlara uymaz veya diğer herhangi bir haklı neden ortaya çıkar ise şirketin sözleşmeyi üç aylık ihbar süresine uymaksızın derhal feshedebileceği, sözleşmenin gerek şirket ve gerek acente tarafından feshi ihbarının haklı nedenle feshi veya diğer yasal nedenlerden biri ile sona ermesi halinde acentenin şirketten portföy tazminatı adı ile veya başka herhangi bir ad altında komisyon veya tazminat istemeyeceğinin belirtildiği, sözleşmenin 1.maddesinde acentenin işinin şirketin faaliyette bulunduğu ferdi, grup, hayat, ölüm, kaza ve hastalık sigorta türlerine ilişkin sigorta sözleşmelerinin yapılmasına aracılık etmek olarak tanımlandığı, acentenin faaliyet alanının Ankara bölgesi olduğunun 2. maddede yer aldığı, davalı şirket tarafından Beşiktaş ... Noterliğinde düzenlenen 13.06.2016 tarihli ihtarname ile Ankara ... Noterliğince tasdikli 17.11.2003 günlü acentelik sözleşmesi ile şirketin Ankara ve çevresi acenteliğinin verildiği, sözleşmenin 19. maddesinin 1. cümlesi uyarınca feshi ihbarda bulunulduğu, bu nedenle muhatabın acentelik sözleşmesinin bu ihtarnamenin muhataba vardığı tarihi izleyen 3.ayın bitiminde sona ereceğini ve bu 3 aylık süre içinde ise sözleşme hükümlerinin aynen uygulanacağının bildirildiği, 20.10.2016 tarihli fesihname ile davacı acentenin acentelik sözleşmesinin tek taraflı olarak feshedilmiş olması nedeni ile vekaletnamedeki tüm yetkilerinin iptal edildiğinin belirtildiği, davacı tarafça davalı şirketin fesih ihbarına karşılık 13.06.2016 tarihli cevabı ihtarnamede bulunulduğu, davacının cevabı ihtarnamesine karşılık davalı şirket tarafından 18.08.2016 tarihli cevap verildiği ,söz konusu cevapta, sözleşmesinin 19.maddesi gereğince fesih hakkının kullanıldığı ve sözleşme gereğince acentenin portföy tazminatı adı veya başka bir ad altında tazminat istemeyeceği hükmünün yer aldığını belirterek 03.08.2016 tarihli ihtarname ile talep edilen denkleştirme tazminatının kabul edilmediği, şirkete herhangi bir tazminat ödemesinin yapılmayacağının bildirildiği, davacı şirket tarafından cevabı ihtarnamenin sonrasında 01.09.2016 tarihli dilekçe ile Ankara Asliye Ticaret Mahkemesine iş bu davayı açtığı, harçlandırma formunda davanın açılış tarihi olarak 01.09.2016  yazılı olduğu, aynı kayıt no ile ilgili tevzi formu adı altında düzenlenen ve tevzi edilen Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin gösterildiği formda ise 30.09.2016 tarihinin yazılı olduğu, davanın ilgili mahkemeye tevzi edilmeksizin 01.09.2016 tarihinde açıldığı, mahkemeye tevzi edilme tarihinin 30.09.2016 tarihi olduğu anlaşılmıştır. Mahkemece, tarafların delillerini dosyaya ibraz etmesi ve ilgili delillerin ibrazı sonrasında bilirkişi raporları alınmıştır.Talimat yolu ile alınan 30.01.2018 tarihli bilirkişi raporunda; davacı şirketin ticari defterleri üzerinden yapılan hesaplamada, şirketin faaliyetinin sigorta acentelerinin faaliyetleri olduğu, şirket adresinin Çankaya/Ankara olduğu, ticari defterlerinin açılış tasdiklerinin süresinde yapılmış olduğu, kapanış tasdikinin süresinde yapıldığı, davacı şirket tarafından davalı adına yürütülen cari hesap, muavin defterde takip edildiği 2012 yılında  yapılan ilk kaydın yevmiye kaydı ile 01.01.2012 tarihinde 967,38 açılış kaydı olarak yapıldığı, son kaydın 10.10.2016 tarihinde 441,07 TL olduğu belirtilmiştir. Mahkemece alınan 09.11.2018 tarihli bilirkişi heyet raporunda; davacı şirketin 2012-2016  yıllarını kapsayan 5 yılık dönem içerisinde net 105.888,47 TL komisyon geliri elde ettiği, acentenin elde ettiği komisyon gelirlerinden 95.566,72 TL'nin ... geliri ve 10.321,75 TL'nin ... Komisyon geliri olduğu, davalı şirket ticari defter ve  kayıtlarından elde edildiğii, denkleştirme talebinin dayanağının başlamış işlerin tamamlamaması olduğu, denkleştirme talebinde bulunabilmek için gerekli şartların 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu 23/15, 2023/16 ve TTK 121 ve 122'de düzenlendiğini, TTK gereğince haklı bir sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden tarafın başlamış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorunda olduğunu, somut olayda davalı şirket tarafından sözleşmenin feshinin sözleşme ve yasa maddeleri gereğince üç aylık ihbar süresine uyularak yapıldığını, sözleşmenin feshinden sonra şirketin acente portföyünden yararlanması düzenlemesi kapsamında ise davalının 12.10.2018 tarihi itibari ile 36.484,79 TL acente komisyonuna konu olan 1.320.214,42 TL tutarında prim tahsilatı gerçekleştirecek şekilde acente portföyünden yararlanması olduğu, acentenin sözleşmenin feshinden dolayı sigorta şirketinde kalmış olan portföy nedeni ile 36.484,79 TL komisyon gelirine denk gelen devam eden işler nedeni ile kaybı olduğu, hakkaniyet gereğince acentenin devam eden portföyünden yararlandırılması olduğundan acentenin kusurlu bir davranışının tespiti durumunda ancak hakkaniyetsiz bir unsurun varlığından söz edilebileceği, somut olayda feshe gerekçe olarak acentenin herhangi bir kusurunun gösterilmediği, TTK 122.maddesi gereğince denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemeyeceği, sözleşmenin fesih tarihinin 13.06.2016 olduğundan denkleştirme talebinin yasal süre içerisinde ileri sürüldüğü, taraflar arasında akdedilen Ankara ... Noterliğinden 17.21.2003 tarih ... yevmiye numarası ile tasdikli Acentelik Sözleşmesi” nin mevcut olduğu, davalı ... tarafından keşide edilen Beşiktaş ... Noterliğinin 13.06.2016 tarih ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davacı Acenteye; acentelik sözleşmesinin 19.maddesinin 1.cümlesi uyarınca fesih edildiğini, ihtarname tebliğ tarihini izleyen üçüncü ayın bitiminde sözleşmenin sona ereceğinin bildirilmiş olduğu, davalı şirketin ticari defter kayıtlarına göre; davacı acentenin 2012 -2016 yılları içerisinde 95.566,72 TL ... Komisyon geliri ve 10.321,75 TL ... Komisyon geliri olmak üzere toplam 105.888,47 TL Komisyon geliri hak etmiş olduğu, davacı... ile davalı Sigorta şirketi arasında, yapılan sigorta sözleşmeleri dolayısıyla rapor tarihi itibariyle herhangi bir borç/alacak bakiyesinin mevcut olmadığı, davalı ... hesaplarında yapılan incelemede; davacı ...portföyünün; ... Poliçelerinden oluştuğu, davalı Şirketin sözleşme fesih sürelerine uymuş olmasına rağmen, bu tip poliçe vadelerinin uzun sürelere yayılması nedeniyle şirket nezdinde devam eden acente portföyünün kalmış olduğu, davacı acentenin kendi bünyesinden çıkan işbu portföy nedeniyle raporda detaylı olarak hesaplama biçimi gösterilen 21.177,69 TL denkleştirme bedeli alma hakkının bulunduğu, hesaplanan denkleştirme miktarının 38.294,44 TL olmakla birlikte acenteye ödenebilecek miktarın ilgili yasa uyarınca son beş yılın ortalaması olan 21.177,69 TL olduğu  belirtilmiştir. Davacı vekili rapora göre dava değerini artırarak gerekli harçları mahkeme veznesine yatırmıştır.Davalı vekili bilirkişi raporuna karşı itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde; değerlendirmenin hatalı olduğunu, davacı acentenin 2016 yılı ilk 9 ayına ilişkin üretimleri incelendiğinde bir adet bireysel emeklilik sözleşmesi üretimi gerçekleştirdiği, hayat sigortalarına ilişkin ise herhangi bir üretim gerçekleştirmediğini, acentenin sigortacılık kanunu kapsamında denkleştirme tazminat isteminde bulunma şartlarının yerine getirmediğini belirterek itirazlarının kabulü ile emsal ilam doğrultusunda sigortalı acentelik hukuku alanında uzman kişilerden rapor alınmasını talep etmiştir. 09.09.2019 tarihli bilirkişi heyet raporunda; davalının tutmakla yükümlü olduğu ticari defterlerinin TTK. ve HMK. çerçevesinde usulüne uygun olarak açılış ve kapanış tasdiklerini yaptırdığı, dolayısıyla ticari defterlerinin kendi lehine delil olabilme niteliğini taşıyabileceği, davalı Sigorta Şirketi tarafından 18.08.2016 tarihinde gerçekleştirilen feshin TTK.'nun 121/1 maddesi ve Acentelik Sözleşmesinin 22. Maddesi hükmüne uygun olarak, ”3 ay önceden ihbarda bulunmak” suretiyle yapıldığı; ancak, sözleşmenin feshinde davacıya atfedilebilecek bir kusur tespit edilemediği, (TTK. Md./122/1- 4.fıkra hükmüne göre)”denkleştirme talebinden önceden vazgeçilemeyeceği, yapılan açıklamalar mevcut veriler ve sistem üzerinden elde edilen üretim sonuçları çerçevesinde; davacı acentenin, denkleştirme talebi/portföy tazminatı istemine ilişkin TTK 122/1 maddesinin (a) fıkrasına göre acentelik sözleşmesinin sona ermesinden sonra yenilenen poliçelerin prim tutarının acentenin toplam 5 yıllık ortalama prim tutarına oranından %17 daha fazla olduğu, yenilenen poliçeler üzerinden davalı sigorta şirketinin kayda değer bir menfaat elde ettiğinin söylenebileceği ve TTK.122/1 (c) fıkrasında yer alan “Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir. “hükmü de dikkate alınarak bu kapsamda hakkaniyet gereği davacı acentenin denkleştirme talebinde bulunabileceği, davacının Portföy Tazminatı isteminin, mahkeme tarafından uygun görülmesi halinde, portföy tazminatı tutarının 22.750 TL olarak hesaplandığı belirtilmiştir.Davalı vekili bilirkişi raporuna itiraz ederek bireysel emeklilik sözleşmeleri kapsamında katılımcılar tarafından ödenen katkı payı ödemelerinin katılımcıların hesaplarında saklandığını, ödemelerin tamamının prim tahsilatı olarak gösterilmesinin büyük bir hataya sebebiyet verdiğini belirterek, bireysel emeklilik sözleşmeleri konusunda uzman bilirkişi dahil edilerek ek rapor alınmasını talep etmiştir. 30.12.2019 tarihli bilirkişi raporunda; dosya içerisinden anlaşıldığı üzere davacı acentenin sözleşmenin feshinden 18.08.2016 sonrasında düzenlediği herhangi bir bireysel emeklilik sözleşmesi ya da hayat sigortası poliçesi olamayacağı için değerlendirmenin yürürlükte olanlar üzerinden yapıldığı belirtilerek, kanınca sigortacının davacı acentenin portföyü sayesinde oransal olarak önemli menfaatler elde etmediğini, 57 aylık süreçte bir hesaplama yapmak gerekirse acenteye ödenen toplam komisyon tutarının 105.339,14 TL olduğu, bunun faal olunan süre 57 ay ile değerlendirildiğinde 12 aylık ortalama denkleştirme tazminatının 22.177,00 TL olacağı, takdir mahkemeye ait olmak üzere davacı acenteye ödenmesi gereken muhtemel denkleştirme tazminatı şartlarının tam olarak oluşmadığı kanaatinde olduğunu belirtmiştir. Davacı vekili tarafından bilirkişi raporuna itiraz edilerek, bilirkişinin hiçbir neden göstermeden hukuki dayanak sunmadan hangi gerekçe ile müvekkilinin denkleştirme tazminatına hak kazanmadığı şeklinde yorumda bulunduğunun anlaşılamadığı belirtip önceki raporlarda hesaplanan denkleştirme tazminatının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. 11.02.2021 tarihli bilirkişi raporunda sonuç olarak; davacının denkleştirme tazminatı adı altında tazminat alacağının olduğu, tazminat miktarı tespitinin uzmanlık alanı dışında olduğu ancak dosya içerisindeki raporlardan tazminat miktarının tespit edilmiş olduğu belirtilmiştir. Mahkemece, yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden ıslah dilekçesi de dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. 30.12.2019 tarihli bilirkişi raporunda , bilirkişinin görevleri arasında yer alan incelemeler varsayıma dayalı olarak gerçekleştirilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu bilirkişi raporu dışındaki raporlar ise dosya kapsamına uygun, yeterli, gerekçeli ve birbiri ile uyumludur. Mahkeme tarafından hükme esas alınmalarında herhangi bir usulsüzlük görülmemiştir. Davalı vekilinin müvekkili şirket lehine olduğunu belirttiği 30.12.2019 tarihli bilirkişi raporu ise varsayıma dayalı olarak ve bilirkişinin şahsi kanaatini katarak düzenlenmiştir. Bu nedenle davalı vekilinin  buna dair istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Bilindiği üzere HMK 282 maddesinde; hakimin bilirkişinin oy ve görüşünü  diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği ifade edilmiştir. Bilirkişi raporu takdiri deliller arasındadır. Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişki devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden, akidinin hâlen yararlanmasına karşın acentenin yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olayda uygulanması gereken TTK'nın 122. maddesinde \"denkleştirme istemi\" olarak tanımlanan, doktrinde de \"müşteri tazminatı\", \"portföy tazminatı\", \"portföy akçesi\" olarak da ifade edilen bu tür tazminat, 5684 sayılı Sigorta Kanununun 23/16. maddesinde,  sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesinin, sigorta şirketinden tazminat talep edebileceği şeklinde düzenlenmiştir.Yasal düzenleme uyarınca acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir:1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması (Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd). Bu açıklamaya göre, mahkemece  bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmeli ve bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir.Buna göre, davalının sözleşmeyi haklı feshettiğine dair istinaf nedeninin incelenmesinde;  davalı vekili tarafından, davacı acentenin gerçekleştirdiği üretimlerin çok yetersiz kaldığı, sözleşmenin sonlandırılmasında en büyük etkenin davacı acentenin üretim konusunda düşük performansı olduğu iddia edilmişse de belirsiz süreli olarak düzenlenen ve on yıldan fazla devam eden sözleşme süresince davalının buna dair ihbar veya ihtarı olmadığı gibi fesih gerekçesiz gerçekleştirildiğinden, bu savunmaları yerinde görülmemiştir. Ayrıca sözleşmenin 1. maddesinde, acentenin aracılık edeceği sigorta türleri ayrı ayrı belirtilmekle birlikte, sigorta türleri yönünden sözleşmede herhangi bir hedef belirlenmediği gibi sigorta türleri yönünden eşit veya başka bir şekilde aracılık konusunda tespit yapılmamıştır. Bu nedenle davalı tarafın davacının sigorta türleri yönünden aracılığının yetersiz olduğu tazminata hak kazanamayacağı savunması da yerinde görülmemiştir. Denkleştirme alacağının hesaplanma şekli konusunda mevzuatta bir formül verilmemiştir. Bu durumda karşılaştırmalı hukuktan, TTK'nın 122. maddesindeki  düzenlemeden ve Yargıtay uygulamasından hareketle bir hesaplama yöntemi uygulanmalıdır. Denkleştirme talebinin üst sınırı, TTK’nın 122/2. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: ''Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır''Üst sınırın hesaplanmasında, ilk basamaktaki hesaplamadan farklı olarak, acentenin her türlü geliri hesaplamaya dâhil edilmeli ve brüt gelir esas alınmalıdır.  Somut olayda, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarında, yerleşik yargısal uygulamalara ve yasal düzenlemelere uygun şekilde yapılan hesaplama neticesinde portföy tazminatı hesaplanmıştır. Bu nedenle davalı vekilinin alacağın miktarı ve hesaplanmasına ilişkin istinaf nedenleri görülmemiştir.Diğer taraftan yukarıda yer verildiği üzere dava, yetkisizlik kararı veren mahkemeye sunulmak üzere 01.09.2016 tarihinde açılmıştır. Buna dair harçlandırma formu düzenlenmiştir. İlgili mahkemeye gönderilen tevzi formunda davanın 30.09.2016 tarihinde açılmış olduğu açıklamasının dava tarihinin 01.09.2016 olduğu gerçeğini değiştiremeyeceğinden, davalı vekilinin faizin işletilmesine dair dava tarihinin düzeltilmesine yönelik istinaf nedenleri de yerinde görülmemiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 1.084,65 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davalı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi  üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 06.02.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"9e9c861d219ade40","SID":"5eb81e027ba114c0"}}