{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL <br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>17. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2025/76 Esas<br>KARAR NO: 2025/322<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 27/11/2024<br>NUMARASI: 2024/134 Esas, 2024/1221 Karar<br>DAVA: İflas (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması Ve İflas (İİK 156))<br>KARAR TARİHİ: 27/02/2025<br>6100  Sayılı  Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. <br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin davalı bünyesinde işçi olarak çalıştığını, açılan davalar sonucunda işçilik alacaklarının ödenmesine karar verildiğini, mahkeme kararlarının ilamlı icraya konu edildiğini, icra işlemlerinden netice alınamaması üzerine İİK m. 43 gereğince BORÇLUYA iflas yoluyla adi takip yapılarak ödeme emrinin gönderildiğini, ödeme emrine itiraz üzerine takibin durduğunu, ödemenin yapılmadığını, davalının iflasa tabi olduğunu belirterek davanın kabulü ile icra dosyalarındaki itirazların kaldırılmasına ve davalının iflasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davaların tefrik edilmesinin gerektiğini, arabuluculuk yoluna başvurulmadan davanın açılması nedeniyle reddinin gerektiğini, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, işlemiş faiz talep edilebilmesi için temerrüde düşülmesi gerektiğini, davacıların alacaklarının olmadığını, delillerinin toplanılmadığını, icra emrindeki alacak miktarları ile iflas yolu ile takipteki alacak miktarlarının uyuşmadığını bu nedenle ortada usulüne uygun bir icra takibinin bulunmadığını, takip tarihleri itibariyle alacakların zamanaşımına uğradığını, iş mahkemesi kararlarının kesinleşmesinin beklenmesinin gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davacıların davaya konu işçilik alacakları, ilama dayalı olup anılan ilamla hüküm altına alınan alacakların iflas yolu ile adi takibe konu edildiği,  elinde ilam olan alacaklının İcra ve İflas Kanunu'nun 177’nci maddesinin 4 numaralı bendinde kendisine tanınan kolay yol yerine takibini iflas yoluna çevirerek iflas ödeme emri tebliği yoluna gitmesi kendi tercihi olup, borçlunun iflas ödeme emrine itiraz etmesi halinde bu itirazın kaldırılmasını istemesi gerektiği, daha önce itirazın iptali davası açılmış ve karara bağlanmış olsa dahi bu itirazı geçersiz saymak ya da kaldırılmasını istemeden doğrudan iflas istemenin mümkün olmadığı, dosyaya ibraz olunan rapor denetlenerek davalı tarafa İİK m.173/3 gereğince depo emrinin tebliğ edildiği, davalı tarafın depo emrine konu bedeli yasal süresi içerisinde mahkeme veznesine depo ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF NEDENLERİ Karar yasal süresinde davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davalı vekili istinaf nedenleri olarak; davaların ayrı ayrı açılması gerektiğini, birlikte dava açıldığında eksik harç ödendiğinden kamu zararı oluştuğunu, davanın arabuluculuğa tabi olduğunu, alacağın ilama dayalı olduğu gerekçesiyle borcun olmadığı yönündeki itirazlarının değerlendirmeye alınmasının ve bu konudaki delillerinin toplanmasının hatalı olduğunu, iş davalarına konu ilamların kesinleşmesi gerektiğini, dolayısıyla bu dosyaların bekletici mesele yapılması gerektiğini, ilk ilamlı takiplerdeki icra emirleri ile iflas yoluyla takipteki ödeme emirlerinin alacak miktarlarının, alacak türlerinin, faiz başlangıçlarının farklı olduğunu, bu nedenle ortada geçerli bir takibin bulunmadığı ileri sürülerek mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir. <br>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, ilama dayalı alacak için başlatılan icra takibinde icra emri uyarınca alacağın ödenmemesi üzerine, takibin İİK'nun 43/2 maddesi uyarınca iflas yolu ile takibe çevrilmesi sonucunda iflas istemine ilişkindir.İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır.İflas yoluyla başlatılan adi takibe itiraza karşı, itirazın kaldırılması ve İflas davasının konusu, bir miktar paranın ödenmesi olan alacak veya tazminat talebi değildir. Alacaklı tarafın iş bu davadaki talebi, takibe konu ettiği alacağına borçlu tarafından yapılan İtirazın haksızlığının tespiti ve bu tespit sonrasında İtirazın kaldırılarak, borçluya gönderilecek alacak ve ferilerinden müteşekkil depo kararı sonrasında borç ödenmediği takdirde borçlunun iflasıdır. Nihayetinde ise alacağını İflas masasından tahsil istemidir. İş bu davada, mahkeme tarafından yasal düzenlemede açıkça ifade edildiği üzere, borçlu itiraz ve defileri genel hükümlere göre incelenmekle birlikte borçlunun İtirazının kaldırılması esasa dair bir karar şeklinde olmayıp bir ara karar şeklinde tesis edilecektir. Netice olarak, iş bu davada hüküm sonucu, depo kararı üzerine borcun ifa edilmesi halinde davanın reddi veya ifa edilmemesi halinde ise İİK 158. maddesinde ifade edildiği üzere iflastır. İflas  ise, bilindiği üzere TTK 5/A maddesinde ifade edilen bir miktar paranın ödenmesi veya tazminat talebi değildir. Yasal düzenleme kapsamında, İflas yolu ile başlatılan adi takip neticesinde, somut davada olduğu üzere, borca itiraz edilsin veya edilmesin alacaklı tarafından talep edilecek iflas davalarında, arabuluculuğa gitmenin dava şartı olarak kabulü mümkün değildir. Yasanın açık hükmü ile birlikte iflas davasının kendine özgü nitelikleri yukarıda açıklandığı üzere buna imkan vermemektedir.Davacı işçiler tarafından davalı borçluya karşı iş mahkemesi ilamlarına dayalı ayrı ayrı takip başlatıldığı, icra emrinin davalı borçluya tebliğinden sonra davacı vekilinin talebi üzerine İİK'nun 43/2 maddesi uyarınca takibin iflas yoluyla adi takibe çevrildiği, takip dosyalarındaki ödeme emrinin sırasıyla 09/10/2023,10/10/2023 ve 20/11/2023 tarihinde tebliğ edildiği, davalı borçlunun takibe itiraz ettiği, davacıların ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde 12/02/2024 tarihinde iş bu dava ile davalının iflasını talep ettiği anlaşılmaktadır. Ayrıca yargılama aşamasında, İİK‘nın 160. maddesi gereğince masrafların ve iflas avansının depo ettirildiği, aynı yasanın 158/1. fıkrası gereğince takibin kesinleşmesi ile birlikte 166. madde gereğince gerekli ilanların yapılmış olduğu görülmekle işin esasının incelenmesi gerekmiştir.Mahkemece, depo emrine konu borcun depo edildiği gerekçesi ile davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmiş olup hüküm davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.2004 sayılı İİK uyarınca davacı tarafından iflas avansı yatırıldığı gibi Mahkemece iflas ilanlarının yaptırıldığı anlaşılmıştır.Ticaret sicil kayıtlarına göre davalı şirketin merkezinin dava tarihi itibariyle Büyükçekmece/İstanbul olması nedeniyle davada Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemeleri yetkilidir.2004 sayılı İcra İflas Kanununun 43/2 maddesi hükmüne göre, iflas veya haciz yoluyla takip talebinde bulunan alacaklı bir defaya mahsus olmak üzere harç ödemeksizin diğerine yeni baştan müracaat edebilir.\"...Alacak bir ilama veya ilam niteliğindeki belgeye bağlı ise, alacaklı doğrudan doğruya iflas yoluna başvurabilir (m.37 ; 177/4). Fakat alacaklı, böyle bir ilama veya ilam niteliğindeki belgeye dayanarak, (özellikle m.32'ye göre bir ilamlı icra takibi yapmadan) genel iflas yoluna da başvurabilir...\" (Prof. Dr. Baki KURU, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2. Baskı, Ankara 2013, s.1110). Somut olayda, ilama dayalı başlatılan haciz yolu ile icra takibinin, İİK'nun 43/2 maddesi uyarınca iflas yolu ile adi takibe dönüştürülmesinde usule aykırılık bulunmamaktadır. İİK nun 154. maddesi gereğince iflas yolu ile başlatılan takibe karşı borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi halinde, takibin duracağı, alacaklının bu itirazın kaldırılması ile beraber borçlunun iflasına karar verilmesini isteyebileceği İİK'nun 156/3. fıkrasında düzenlenmiştir. İflas davası basit yargılama usulüne göre incelenir. Borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi halinde, mahkemece ilk önce davacı alacaklının itirazın kaldırılması hakkındaki talebini inceler. Bu itirazın kaldırılması talebinin incelenmesi, genel haciz yolundaki itirazın kaldırılması talebinin incelenmesinden (m.68-70) tamamen farklıdır. Genel haciz yolunda tetkik merciinin incelemesi yalnız belgelere göre ve ilamsız icra kuralları çerçevesinde yapıldığı halde, buradaki ticaret mahkemesinin incelemesi genel hükümlere (yani HMK'daki hükümlere) göre olur. Bu nedenle borçlu, ticaret mahkemesindeki savunması sırasında ödeme emrine itiraz ederken bildirdiği itiraz sebepleri ile bağlı değildir. Davalı borçlu, iflas davasına karşı vereceği cevap layihalarında bütün savunma vasıtalarını ileri sürebilir. Ticaret mahkemesi normal bir alacak davasında olduğu gibi, tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceleyerek, borçlunun gerçekten borçlu olup olmadığını araştırır. İflas davasında alacaklı, alacağını ispat bakımından m. 68 de olduğu gibi tahdidi olarak sayılmış olan belgelerle bağlı değildir. Alacaklı normal bir alacak davasında olduğu gibi, alacağının varlığını HMK’ya göre mümkün olan her türlü delil ile ispat edebilir. Burada alacaklının alacaklı olup olmadığı maddi hukuk kurallarına göre esastan incelendiğinden ticaret mahkemesi borçlunun itirazının ya kesin olarak kaldırılmasına veya kesin kaldırma talebinin (bununla İflas davasının) reddine karar verir. Burada, borçlunun itirazı esastan karara bağlanmakta ve alacağın esası hakkında hüküm verilmektedir. Bu hüküm normal bir alacak davasında olduğu gibi kesin hüküm oluşturur. Mahkeme, genel hükümlere göre yapacağı inceleme sonucunda, davacının alacağının mevcut olduğunu tespit eder ve borçlunun itiraz ve defilerini yerinde bulmazsa, yani borçlunun borçlu olduğu kanısına varırsa borçlunun itirazının kesin olarak kaldırılmasına karar verir. Buradaki itirazın kaldırılması kararı bir ara karardır. (Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, Cilt 3.sayfa, 2672 vd., 1993 baskı). Bu nedenle yalnız başına istinaf edilemez. Mahkemece alınan 10/07/2024 tarihli bilirkişi raporunda; Davacı ... yönünden işbu rapor tarihi itibariyle ana para, işlemiş faiz, takip masrafları ve diğer tüm feriler toplamı 156.662,39 TL olup; bu tarihten sonra anapara tutarına her geçen bir gün için işleyecek faiz günlük toplam 69,22 TL olabileceği, Davacı ... yönünden işbu rapor tarihi itibariyle ana para, işlemiş faiz, takip masrafları ve diğer tüm feriler toplamı 149.178,82 TL olup; bu tarihten sonra anapara tutarına her geçen bir gün için işleyecek faiz günlük toplam 78,76 TL olabileceği, Davacı ... yönünden işbu rapor tarihi itibariyle ana para, işlemiş faiz, takip masrafları ve diğer tüm feriler toplamı 46.521,02 TL olup; bu tarihten sonra anapara tutarına her geçen bir gün için işleyecek faiz günlük toplam 17,85 TL olabileceği yönünde görüş bildirilmiştir.Mahkemece re'sen düzenlenen 25/10/2024 tarihli depo emrinin davalı şirkete ve vekiline  30/10/2024 tarihinde tebliğ edildiği, 30/10/2024 tarihinde 370.271,87 TL tutarlı nakdi depo emri bedelinin davalı şirket tarafından süresi içerisinde depo edildiği anlaşılmıştır.Davalı tarafça bilirkişi raporunun tebliği üzerine bilirkişi hesaplamalarının hangi yönlerden hatalı olduğuna dair gerekçeli bir şekilde rapora itiraz edilmediği, depo kararının tebliği sonrasında da depo kararındaki miktara ve hesaplama yöntemine itiraz edilmediği, istinaf dilekçesinde de bilirkişi raporundaki ve depo emrindeki hesaplamanın neden hatalı olduğuna dair gerekçeli bir istinaf sebebi olmadığından ilama konu alacak miktarı üzerinden belirlenen bilirkişi raporu ile bu rapordaki miktarlar esas alınarak mahkemece tebliğ edilen depo emrine konu miktarlar taraflar açısından bağlayıcı hale gelmiştir. İflas yolu ile gönderilen ödeme emrinde iş mahkemesi ilamındaki miktarlar üzerinden takip yapılmış olup alınan bilirkişi raporu üzerinden depo emri çıkartıldığından alacak miktarlarının uyuşmadığı yönündeki davalı istinaf sebebi yerinde değildir.Yine iş mahkemesi ilamlarına ilişkin alınan ve dosyaya sunulan bir tehiri icra kararı bulunmadığından davalının iş mahkemesi kararlarının bekletici mesele yapılması gerektiği yönündeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Davalı şirket tarafından da depo emrinin tebliğ edildiği gün depo emrine konu bedelin mahkeme veznesine yatırıldığı anlaşılmıştır. Borçlu, yedi günlük süre içinde faiz ve giderleri ile birlikte borcunu bizzat alacaklıya ödediğini kesin delillerle mahkemede ispat eder ya da borç mahkeme veznesine depo edilirse ticaret mahkemesi iflas davasının reddine karar verir (Mahmut Coşkun,Konkordato ve İflas, 2 baskı sh. 4429). Somut olayda, takipli iflas davasında takibe konu alacağın davalı tarafça depo edilmesi sebebiyle iflas talebinin reddine karar verilmesi yerinde olmuştur. Nitekim Yargıtay 23. HD'nin 2016/9096 Esas, 2020/580 Karar sayılı kararı, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 24.01.2008 tarih ve 2007/8591 E., 2008/293 K., 20.10.2010 tarih ve 11132 E., 11663 K. sayılı ilamları da bu yöndedir. Açıklanan nedenlerle, mahkemece tesis edilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK. 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.<br>H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1- Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/134 Esas, 2024/1221 Karar sayılı ve 27/11/2024 tarihli  karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE,2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcı davalı tarafça peşin olarak yatırıldığından yeniden alınmasına YER OLMADIĞINA, 3-Davalı tarafından fazla yatırılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının talep halinde davalıya İADESİNE, 4-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1b-1 bendi ile aynı kanunun 361.1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta süre içerisinde Temyiz Kanun Yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 27/02/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"0a9a79aeecb658e5","SID":"646c0085e0957c15"}}