{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">   T.C. KONYA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: ......<br>T.C.<br>KONYA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: ......<br>KARAR NO\t: ......<br>KARAR TARİHİ\t: 27/02/2025<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t: ......  (.........)<br>ÜYE\t\t: ......  (.........)<br>ÜYE\t\t: ......  (.........)<br>KATİP\t: ......  (.........)<br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: Konya.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>KARAR TARİHİ\t: 26/11/2024<br>NUMARASI\t: ......... Esas ......... Karar<br><br>DAVACI\t: .........  <br>VEKİLİ\t: Av. ......<br>DAVALI\t: 1- .........<br>VEKİLİ\t: Av. ......<br>DAVALI\t:2- .........  <br>VEKİLİ\t: Av. ......<br>DAVALI\t: 3- ......... <br>VEKİLLERİ\t: Av.......Av.......<br>DAVA\t: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ\t: 27/02/2025<br>İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ\t: 03/03/2025<br>Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir.<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :<br>Davacı vekili 21/07/2022 tarihli dava dilekçesinde özetle şu hususları belirtmiştir; Davacı müvekkil ........., davalı .........’in sevk ve idaresindeki ......... plakalı araç ile kendi kullandığı ......... plakalı motosikletin çarpışması sonucu geçirdiği trafik kazasında ağır yaralanmış, sol bacak tibia platosunda kırıklar oluşmuş ve sürekli maluliyet durumu meydana gelmiştir. Davacı, kaza nedeniyle geçici iş göremezlik, sürekli iş göremezlik, bakıcı giderleri ve tedavi giderleri kapsamında 6098 sayılı BK’nın 54. maddesi gereği maddi tazminat talep etmektedir. Ayrıca, 200.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunmuş ve kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı ......... ile sigorta şirketleri ......... ......... A.Ş. ve ......... A.Ş.’nin müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmasını istemiştir. Davacı vekili, bilirkişi incelemesi ve Adli Tıp Kurumu raporu ile maluliyet oranının tespiti, tedavi kayıtlarının ve belgelerin mahkemeye celbini talep etmiş; ayrıca ihtiyati tedbir kararı verilerek davalılara ait araç ve taşınmaz kayıtlarına tedbir konulmasını talep etmiştir.<br>Davalı ......... vekili ......... E. sayılı dosyaya ilişkin  cevap dilekçesinde özetle şu hususları belirtmiştir; Müvekkil ......... A.Ş. nezdinde ......... plakalı araç için ......... numaralı kasko poliçesi mevcut olup, müvekkil şirketin sorumluluğu poliçede yazılı limitlerle ve teminatlarla sınırlıdır. Manevi tazminat talebinin poliçe dönemi boyunca kombine bir limit kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, ayrıca müvekkil şirketin sorumluluğunun doğabilmesi için kazanın illiyet bağının ispatlanması gerektiği belirtilmiştir. Davaya konu kazada sigortalı araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığı, bu nedenle davanın reddi gerektiği, aksi takdirde kusur oranlarının tespiti için dosyanın Adli Tıp Trafik İhtisas Kurumu’na sevk edilmesi talep edilmiştir. Davalı vekili, manevi tazminat taleplerinin kanuna ve yerleşik içtihatlara uygun olarak takdir edilmesi gerektiğini, tazminatın hak ve nesafet kuralları çerçevesinde belirlenmesi gerektiğini vurgulamış, taleplerin fahiş olduğunu ileri sürmüştür. Yargıtay kararlarına atıf yaparak, manevi tazminatın zenginleşme aracı olmadığını ve tazminat miktarının hakimin takdirine göre belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Tüm bu açıklamalar doğrultusunda, karar verilirken beyanlarının dikkate alınmasını talep etmiştir.<br>Davalı ......... ......... Şirketi vekili ......... E. sayılı dosyaya ilişkin 28/03/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle şu hususları belirtmiştir; Müvekkil ......... ......... Şirketi tarafından ......... plakalı araç, 17.11.2021-2022 tarihleri arasında ......... no.lu Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi kapsamında sigortalanmıştır. Müvekkil şirketin sorumluluğu, poliçede belirtilen teminat limitleri ve sigortalı araca atfedilebilecek kusur oranı ile sınırlıdır. Sigortalı araca kusur atfedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddi gerektiği, aksi takdirde kusur oranının belirlenmesi için dosyanın Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'ne gönderilmesi talep edilmiştir.  Davalı vekili, davacının zararın oluşmasında ve artmasında müterafik kusurunun bulunması nedeniyle tazminattan indirim yapılması gerektiğini, SGK tarafından yapılan ödemelerin TBK 55. madde uyarınca tazminattan düşülmesi gerektiğini, davacının gelir durumunun resmi belgelerle ispatlanması gerektiğini vurgulamıştır. Ayrıca maluliyet oranının kaza ile illiyet bağı açısından yalnızca sürekli ve fiziki arazları kapsayacak şekilde tespit edilmesi gerektiği belirtilmiş; bu nedenle dosyanın Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu’na sevki talep edilmiştir.  Davalı taraf, dava konusu olayla ilgili ceza soruşturma dosyasının celbi ve CMK 253 kapsamında uzlaşma olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini, temerrüt tarihinin ise maluliyet raporu ve aktüerya hesabının taraflarına tebliğiyle başlayacağını belirtmiştir. Netice olarak, davanın reddine, kusur ve müterafik kusur oranlarının tespiti ile gerekli indirimlerin yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>Davalı Beyramali Akçin vekili 08/05/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle şu hususları belirtmiştir; Dava konusu trafik kazasına ilişkin olarak müvekkil .........’e kusur atfedilmesinin yerinde olmadığı, olay yerinde yapılacak keşif sonrası kusur tespiti için dosyanın Karayolları Trafik Güvenliği Daire Başkanlığı veya İTÜ’ye gönderilerek bilirkişi raporu alınması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca, soruşturma dosyasındaki trafik kazası tespit tutanağı, epikriz raporu ve %10 maluliyet oranını içeren sağlık kurulu raporuna itiraz edilmiş, davacı .........’ın genel durumunun iyi olduğu ve yaşanan kazanın yaşamını tehlikeye sokmadığı vurgulanmıştır. Davalı vekili, ceza davası sonucunun beklenmesi gerektiğini, TMK’nın 2. maddesi gereği dürüstlük kuralına aykırı hareket edilerek haksız zenginleşmenin amaçlandığını ileri sürmüş ve manevi tazminat talebinin fahiş olduğunu belirtmiştir. Manevi tazminatın müvekkili ekonomik zorluk içine sokacağı ve talebin hak ve nesafet kurallarına aykırı olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca, faizin kaza tarihi yerine dava tarihinden itibaren işletilmesi gerektiği ve ihtiyati tedbir şartlarının oluşmadığı vurgulanmıştır. Netice olarak, davanın reddini, ihtiyati tedbir talebinin reddini, kusur tespiti için bilirkişi incelemesi yapılmasını ve yargılama gideri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ :<br>İlk derece mahkemesi gerekçeli kararında özetle; \"Esas yönünden incelenen dosyada; toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumlluluk Sigortası Genel Şartlarının, \"Sigortanın Kapsamı\" başlıklı A.1 maddesinde \"sigortacının poliçede tamınlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermiş olmasından dolayı 2918 sayılı KTK ya göre işletene düşen hukuki sorumluluğu zorunlu sigorta limitlerine kadar temin edeceği... \" öngörülmüştür.<br>Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası poliçede gösterilen aracın kullanılmasından doğan ve Karayolları Trafık Kanununa ve Umumi Hükümlere göre aracın işletenine terettüp eden hukuki sorumluluğu ve bu poliçe teminat kapsamında olmak şartıyla Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası hadlerinin üzerinde kalan kısmını, poliçede yazılı hadlere kadar temin eder. <br>Somut olayda meydana gelen trafik kazasında davalı sigorta şirketlerinin ZMMS ve Kasko sorumlusu olduğu araç ile davacının maliki olduğu aracın çarpışması neticesinde davacının bedeninde zarar meydana geldiği, meydana gelen zarar nedeni ile davalı gerçek kişi ile davalı sigorta şirketlerinin sorumlu olduğu ve bu kapsamda hüküm kısmında yazılı olduğu şekliyle sorumlulardan tahsil edilecek tazminatların davacı tarafa ödemesi gerektiğinden davanın kabulüne karar vermek gerekmiş olup;<br>Davacının cismani zarar talepleri yönünden maddi tazminat davasının dava dilekçesi ve harç tamamlama dilekçesine bağlı kalınarak davanın kabulü ile; <br>Sürekli iş göremezlik süresinde uğradığı maddi zararı için 440.110,55 TL, geçici iş göremezlik süresinde uğradığı maddi zararı için 35.106,61 TL, bakıcı giderlerinden kaynaklanan maddi zarar için 12.942,00 TL ve tedavi giderinden doğan maddi zararı için 6.000,00 TL olmak üzere toplam: 494.159,16 TL maddi tazminatın davalılar ......... ......... A.Ş. ve  .........'den müştereken ve müteselsilen, davalı ......... ......... A.Ş. Bakımından temerrüt tarihi olan 02/09/2022 tarihinden itibaren (poliçe kişi başı daimi sakatlık klozu ve kişi başı tedavi klozu limit dahilinde ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) diğer davalı .........<br> yönünden ise kaza tarihi olan 21/07/2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsili ile davacıya verilmesine,\" şeklinde hüküm kurulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :<br>Davalı ......... ......... Şirketi  vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kaza tarihinin 21/07/2022 olup kaza tarihinde geçerli olan yönetmeliğin Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi hakkında yönetmelik olduğunu, geçici iş göremezlik zararının sağlık giderleri teminatına alındığını, SGK sorumluluğunda olduğunu ve sigorta şirketlerinin sorumluluğunun sona erdiğinin belirtildiğini, davacının talep ettiği geçici iş göremezlik tazminatı taleplerinin reddini talep ettiklerini, müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, mahkeme kararının kaldırılmasını, istinaf itirazlarının kabulünü talep etmiştir.<br>Davalı ......... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; bilirkişi raporuna itiraz ettiklerini, davacıya haksız fiilden dolayı bedeninde oluşan zarar nedeniyle fahiş miktarda manevi tazminata hükmedildiğini, hükmedilen manevi tazminat miktarının günümüz şartlarına uygun olmadığını, hükmedilen miktarın müvekkilinin ekonomik mahvına neden olacağını, ceza dosyasının kesinleşmediğini, mahkemece maddi tazminat hesaplanmasında yanlışlık yapıldığını, hükme esas bilirkişi raporunun PMF 1931 Hesap Tablosuna göre düzenlendiğini, mahkeme kararının kaldırılmasını, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.<br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca  ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. <br>Dava; yaralanmalı trafik kazası sebebiyle geçici, sürekli iş göremezlik,tedavi ve  bakıcı  giderlerine ilişkin maddi ve manevi tazminat  istemine ilişkindir.<br>1-Başvuru şartına ilişkin itirazın incelenmesinde:<br>2918 Sayılı Yasanın 100. maddesi gereğince İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortalarında da 97. madde gereğince sigorta şirketine müracaat dava şartıdır davacı tarafından davalı sigorta şirketine başvuru yapılmış olup itirazın reddi gerekmiştir.<br>2-Maluliyet raporuna  ve hesap raporuna ilişkin itirazın incelenmesinde : <br> AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir.<br>Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir.Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır.<br>Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.”<br>Şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.<br>\tZira Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler.<br>\tT.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>\tBu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br>\tYine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır.<br>\tGörüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>\tAnayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada  \"İptal kararları geriye yürümez\" kuralına yer verilmiştir.<br>\tTürk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve \"İptal kararlan geriye yürümez\" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır.<br>\tYukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında;<br>\tAYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı  kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, \"Trafik Sigortası Genel Şartları\" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre  sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı, dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar\"ın  sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir.<br>\tBu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile  bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki  yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir.<br>\tZorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu  sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur.  Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. <br>\tMali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GERKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE  AYNI KAZA İLE İLGİLİ OLMAK ÜZERE  İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA  UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır.<br>\tBu halde Aym'ce verilen  iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin  uygulanma imkanı kalmadığından;<br>\tAdli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre ,haksız fiil tarihi  11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği (ancak Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre rapor düzenlenmesi teknik olarak mümkün olmadığı bu dönem için de yine 11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği uygulanacak) hükümlerine  uygun olarak düzenlenmesi gerekir.Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde  haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme  yapılması gerekmektedir.(Nitekim Yargıtay 17 HD nin  2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas  2019/6853 karar sayılı ilamları) <br>\tDavalı vekili erişkinler için engellilik yönetmeliğinin uygulanması gerektiğini belirtmiş ise de ;  Davalı sigorta vekili tarafından  20/02/2019 tarih ve 30692 sayılı \"Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında\"  yönetmeliğin yürürlüğe girmesi ile birlikte maluliyet oranlarının belirlenmesinde ilgili yönetmeliğe göre alınmış sağlık kurulu raporuyla belirlenmesi gerekeceği iddia edilmekte ise de kaza tarihi 15/10/2016 ve dava tarihi16/05/2017 tarihi olup maluliyet raporunun olay tarihi itibariyle yürürlükte olan  Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği  hükümlerine  uygun olarak düzenlenmesi gerektiği ve Yargıtay 17. HD nin kökleşmiş içtihatları gereği Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan alınmasının yeterli olduğu, Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesinden alınma zorunluluğunun bulunmadığı,bu halde haksız fiil tarihinde yürürlükte olan  3 Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği  hükümlerine  uygun olarak düzenlenen ATK 2.ihtisastan  alınan heyet raporunun hükme esas alınmasında hukuka aykırılık olmadığı ,davalı vekilinin olay tarihinde yürürlükte olmayan,daha sonra yürürlüğe giren yönetmeliğe göre maluliyet eğerlendirmesi yapılmasının  mümkün olmadığı,<br>\tKeza Düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak da  genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen  vergilendirilmiş  belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ;<br>\tYargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk  dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın  muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden ,işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın  kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir.<br>\tBu halde mahkemece AYM iptal kararı doğrultusunda belirlenen esaslara  göre  rapor alınarak  hükme  esas alınmasında usul ve yasaya aykırılık yoktur itirazların reddi gerekmiştir.<br>\t3- Müterafik kusura ilişkin itirazın incelenmesinde:<br>\t6098 sayılı Borçlar Kanun’un, \"Tazminatın belirlenmesi\" üst başlıklı 51/1 maddesi ile (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 43.maddesi); Hâkimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği hükme bağlanmıştır.<br>\tZararın meydana gelmesinde veya artmasında zarar görenin de kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur 6098 sayılı Borçlar Kanun’un 52.maddesinde (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 44.maddesi) düzenlenmiştir. Buna göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim tazminat miktarını hafifletebilir. <br>\tMüterafik kusur indiriminde her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılmasını gerektirir ve zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde TBK.nun 52.maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır.<br>                            Somut olayda kask koruyucu takılıp takılmadığı belirli olmayıp takılmadığını ispat davalı taraftadır .kask koruyucu takılmadığı ispat edilemediğinden itirazın reddi gerekmiştir.<br>\t4-Davalı vekilinin geçici iş göremezliğin teminat dışı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde:<br>\t01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin \"Sağlık Giderleri teminatı\" başlıklı (b) maddesinde \" Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir.\" ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar,<br>\t1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, <br>2-Tedaviyle ilgili diğer giderler,<br>3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler,<br>Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir.<br>Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. <br>Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; <br>1-Bakıcı giderleri<br>2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları)<br>3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir.<br>Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez. <br>Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder. (Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ)<br> Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan17/11/2021  tanzim tarihli Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası poliçesinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan  Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de  düşünülemez.<br>ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN 09/10/2020 TARİHLİ RESMİ GAZETDE YAYINLANA 17/07/2020 TARİHLİ VE 2019/40 E 2019/40 K SAYILI KARARINA GÖRE 6704 SAYILI KANUNU 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN \"VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA \" İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN \"VE GENEL ŞARTLARDA \" İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR.<br>Bu halde davalı vekilinin geçici işgörmezliğin  teminat dışı olduğuna yönelik istinaf itirazları yerine değildir.<br>5-Manevi tazminat miktarı itirazının incelenmesinde :<br>Manevi tazminat miktarının  çokluğuna yönelik  davalı vekilinin istinaf itirazında; <br> .........  plakalı aracın davalı şirkete kaza tarihini kapsar şekilde \"Genişletilmiş Kasko Sigorta Poliçesi\" ile sigortalı olduğu, davacının manevi tazminat taleplerinin sigorta kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.<br> Manevi tazminat, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56.maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre, Manevi zarar; mutlak  hak olan ve dolayısıyla herkese karşı korunmuş bulunan  kişilik haklarının kapsamına giren değerlerden birisinin ihlali ile doğar. Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze  uğrayan kişi, uğradığı manevi  zarara  karşılık manevi tazminat namı ile bir miktar para ödenmesini talep edebilir. Şahsi menfaatleri ihlal edilen kimseye ihlalin ve kusurun özel ağırlığının haklı kılması halinde hakimin manevi tazminat olarak verilmesine hükmedeceği para miktarının belirlenmesinde hakkaniyet gözetilmelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nisfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Ödettirilecek para miktarı ise aslında ne tazminat, ne de cezadır. Çünkü  mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine olarak zarara uğrayanda bir huzur duygusunu doğurmaktır. Aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.<br>Hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)<br>Somut olaya gelince,<br>  Tarafların kusur durumu, maluliyet  durumu  tarafların tespit edilen sosyal ve ekonomik durumlarına ve olayın oluş şekli dikkate alındığında, takdir olunan  manevi tazminatların yerinde olduğu anlaşılmakla itirazın reddi gerekmiştir.<br>Davalılar vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği  esas yönünden reddine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir.<br>H Ü K Ü M \t\t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE,<br>2-İstinaf eden davalı ......... ......... Şirketi'nden alınması gereken 33.756,01 TL karar ve ilam harcından istinaf aşamasında yatırılan 8.440,00 TL nin mahsubu ile bakiye 25.316,01 TL eksik harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,<br>3-İstinaf eden davalı .........'den alınması gereken 47.418,00 TL karar ve ilam harcından istinaf aşamasında yatırılan 11.854,51 TL nin mahsubu ile bakiye 35.563,49 TL eksik harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,<br>4-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,<br>5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,<br>Dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK'nun 361 maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren İKİ HAFTA içinde temyiz yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ ile karar verildi.27/02/2025<br><br>\t\t\t\t<br>......<br>Başkan<br>.........<br> e-imzalı<br>......<br>Üye<br>.........<br>e-imzalı <br>......<br>Üye<br>.........<br>e-imzalı <br>......<br>Katip<br>.........<br>e-imzalı <br><br><br><br><br><br>Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br><br> <br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"2b97f90a9178eef8","SID":"e0a0e6c97b46188c"}}