{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2020/272 <br>KARAR NO:2024/1976<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ:03/10/2019<br>NUMARASI:2014/2458 Esas - 2019/1081 Karar<br>DAVA:Alacak<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ:31/12/2024<br>Davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın davacı ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA:Davacı vekili; müvekkilinin 04.01.2007 tarihinden itibaren davalının acenteliğini üstlendiğini, davalının unvan değiştirmesi üzerine 02.01.2009 tarihinde yeni bir ticari vekillik sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin 13.06.2013 tarihinde davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini, davacı ticari vekil olarak da adlandırılmış olsa da davacının yaptığı işin hukuki nitelemesinin ticari vekillik değil acentelik olduğu, müvekkilinin acentelik için davacıya isim hakkı, demirbaş ve tabela bedeli ödediğini, 50.000-USD bedelli teminat senedi verdiğini, ayrıca adına kayıtlı taşınmaza 25.000-TL'lik ipotek konulmasına muvafakat ettiğini, 13.06.2013 tarihli ihtarnamede fesih sebebinin, davacının iş yerinde düzenlenen 11.06.2013 tarihli tutanak uyarınca davacının şube kasasından yetkisiz olarak para kullanması olarak gösterildiğini, bu tutanağın gerçeğe aykırı düzenlendiğini ve anılan tutanakta davacının imzasının bulunmadığını, davalının, sözleşme ile davacıya ödemeyi üstlendiği hakkedişleri taahhüt ettiği tarihlerde ödemediğini ve acentenin bu bedelleri şirket adına müşterilerden tahsil ettiği paralara el koyarak tahsil etmesine müsaade ettiğini, ayrıca davalının düzenlediği 01.09.2009 tarihli ticari vekil disiplin prosedürünün 10.5 maddesinde, hak ediş tutarından fazla kullanılan kasa açığına cezai müeyyide getirildiğini, yani davalının,taahhüt ettiği vadelerde hak ediş borcunu ödeyemeyeceğini öngörerek tediye yoluyla kasadan hak ediş ödeme uygulamasını bizzat kendisinin getirdiğini, fesih anına kadar müvekkilinin hep alacaklı olduğunu, feshe dayanak gösterilen kasa açığının müvekkilinin Mayıs hak edişini ve bakiye alacağını dahi karşılamadığını, davalının sözleşmede öngörülen 3 aylık  fesih süresini ve davacının diğer haklarını bertaraf etmek için kötü niyetli olarak tutanak tutarak sözleşmeyi haksız  olarak feshettiğini belirterek, davalı şirket tarafından  haksız yere feshedilen sözleşme ve kesilen mesnetsiz ve haksız ceza ve tazmin faturaları sebebiyle, müvekkilinin uğradığı zararın tespiti ile şimdilik 50.000-TL'nin sözleşmenin feshedildiği tarihten itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve sözleşmenin akdi sırasında davalı lehine teminat olarak kurulan ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. <br>CEVAP:Davalı vekili; davacının talepleri TBK'nın 147. maddesine göre 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup davanın zamanaşımına uğradığını, dava konusu alacakların belirlenmesi mümkün olduğundan belirsiz alacak davası açılmasının mümkün olmadığını, taraflar arasında 02.01.2009 tarihinde ticari vekillik sözleşmesi imzalandığını,... adına kayıtlı taşınmazın ipotek verildiğini, sözleşmenin feshinden sonra davacının müvekkiline 7.053,79-TL cari hesap borcu bulunduğunun tespit edildiğini, borcun ödenmesinin ihtar edildiğini, ancak davacının müvekkiline ödeme yapmaması üzerine İstanbul Anadolu ... İcra Dairesinin ... sayılı dosyasında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi başlatıldığını ve davacının itiraz etmemesi üzerine takibin kesinleştiğini, davacının sözleşmeye aykırı olarak kasadan para kullandığını, sözleşmenin de haklı nedenle feshedildiğini, sözleşmenin 17/a maddesinde, ticari vekilin müvekkili şirket adına tahsil ettiği ücretleri şirket hesabına zamanında ödememesinin sözleşmenin derhal feshi sebebi sayıldığını, davacının dava dilekçesiyle kasadan para kullandığını kabul ettiğini, davacının yaptığı tahsilatlara el koymasına müsaade edilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını,tediye makbuzlarının, ticari vekilin faturalara istinaden bölge müdürlüğünden ödeme istedikleri zaman ticari vekillere yapılan ödemeler için düzenlendiğini, taraflar arasında imzalanmış olan ticari vekil disiplin prosedürünün 6.2.4.6 maddesinde, ticari vekilin davalı şirketten onay almadan kasadan para kullanamayacağının, aksi halde bu durumun itiyat haline gelmesi halinde fesih nedeni olacağının düzenlendiğini, davacının defalarda kasadan izinsiz para kullandığını,sözleşmenin anılan madde hükmü çerçevesinde haklı olarak feshedildiğini, müvekkili tarafından düzenlenen her bir faturanın sözleşmeye uygun olarak düzenlendiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEME KARARI:Mahkemece; taraflar arasında 04.01.2007 yılında acentelik ilişkisi kurulduğu ve davalının unvanını değiştirmesi üzerine 02.01.2009 tarihinde ticari vekillik sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin 13.06.2013 tarihinde davalı tarafından gönderilen ihtarname ile tek taraflı olarak feshedildiği, davalının feshe dayanak olarak gösterdiği tutanakta davacı tarafın imzasının bulunmadığı gibi, imzadan imtina ettiğine dair herhangi bir kaydın da şerh düşülmediği, davalının, davacının sözleşmeye aykırı davrandığını, birden fazla kez uyarıldığı, birden fazla kez hakkında tutanak tutulduğu, sözleşmenin feshedileceğine dair önceden de yapılan ihtarların bulunduğuna yönelik iddialarını somut delillerle ortaya koyamadığı, davalının zaman aşımına yönelik itirazlarının, dava açılış tarihi ve sözleşmenin fesih tarihi göz önünde bulundurulduğunda yerinde olmadığı, davalının 3 aylık fesih öneli vermek suretiyle sözleşmeyi feshetmesi gerektiği, ancak bu süre verilmeden sözleşme feshedildiği için sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak feshedildiği, davacının davalıdan 3 aylık mahrum kaldığı kazanç tutarını talep etmekte haklı olduğu, davacı tarafça davalının kestiği ceza tazmin faturaları nedeniyle zarara uğradığı iddiasına ilişkin somut bir delil ortaya konulamadığından, bu hususta uğradığı zarar talebinde değerlendirme yapılamadığı, davacının, davalı lehine verilen ipoteğin kaldırılması yönündeki talebine ilişkin olarak, dosya kapsamında bu hususta resmi senet örneği bulunmadığı ve ilgili kurumlara yazılan müzekkerelere de olumlu bir cevap verilmediği, bilirkişi heyeti tarafından da bu hususta bir veriye rastlanılmadığı ve değerlendirme yapılamadığı, mahkemece de bu hususta kanaat edinilemediği, tarafların karşılıklı olarak incelenen ticari defter ve kayıtları neticesinde, davacının davalıdan dava tarihi itibariyle 38.115,80-TL cari hesap alacağı ve 6.944,91-TL kar mahrumiyeti zararı alacağı bulunduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 38.115,80-TL alacak ile 6.944,91-TL kar mahrumiyeti tazminatı alacağı olmak üzere toplam 45.060,71-TL alacağın 13/06/2013 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazla istemin reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ:1-Davacı vekili; beyan dilekçesi ve ekleriyle ipotek senedini ve taşınmazın tapu bilgilerini mahkemeye ibraz ettiklerini, dosyada resmi senedin bulunmadığına dair gerekçenin gerçeğe aykırı olduğunu, mahkemece tapu müdürlüğüne yazılan yazıya yanıt verilmediğinin dile getirilmediğini ve kendilerinden belge aslının istenilmediğini, HMK'nın 216. maddesi gereğince mahkemenin belge aslını getirtmesi gerektiğini belirterek, kararın bu yönüyle kaldırılarak taşınmazın... adına kayıtlı hissesi üzerine konulmuş olan ipoteğin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.2-Davalı vekili; davacının sözleşmenin haksız feshinden kaynaklanan zararını talep ettiğini, mahkemece cari hesap alacağına hükmedilerek taleple bağlılık ilkesi dışına çıktığını, hükme esas alınan bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmayıp, itirazlarının mahkemece dikkate alınmadığını, davacının müşterilerden tahsil ettiği paraları müvekkiline ödemediğini, bu hususta taraflar arasında bir ihtilaf bulunmadığını, davacının müvekkiline ödemediği bedeller tespit edilerek, ticari vekilin hak ediş alacağı varsa öncelikle tediye makbuzlarıyla bundan mahsup edildiğini, fazlası olması halinde nakit ödenerek kapatıldığını, fesih aşamasında bu şekilde kasa açığı belirlenerek hak edişten mahsup edilmek üzere tutanağa bağlandığını, davacının bu şekilde 38.115,80-TL kasa açığı tespit edildiğini, davacının da kasa açığı olmadığı yönünde bir iddiasının bulunmadığını, ancak bilirkişilerin kasa açığı olan tutara ilişkin tediyelerin geçersiz olduğundan bahisle cari hesapta müvekkilini borçlu çıkardıklarını, bu durumda davacının müşterilerden tahsil ederek uhdesinde tuttuğu bedellerin ikinci kez tahsili sonucunun çıktığını, bunun da haksız olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>GEREKÇE:Dava, taraflar arasında akdedilen acentelik sözleşmesinin davalı tarafça haksız olarak feshedildiği iddiasına dayalı olarak, fesih nedeniyle uğranılan zararın tazmini ve sözleşme gereği davacının borçlarının teminatı olarak dava dışı ... adına kayıtlı taşınmaz hissesi üzerine konulmuş olan 25.000-TL bedelli ipoteğin kaldırılması istemine ilişkindir. İpoteğin kaldırılması istemi bakımından mahkemece 25.000-TL ipotek bedeli üzerinden harç ikmali yaptırılmıştır. Somut olayda; taraflar arasında 02.01.2009 tarihli ticari vekillik sözleşmesi, aynı tarihli ticari unvan ve marka kullanım anlaşması, acente/ticari vekil disiplin prosedürü ve muhtelif tarihlerde düzenlenmiş olan cari hesap sözleşmeleri akdedildiği, sözleşme gereği davacının borçlarının teminatı olmak üzere dava dışı... adına kayıtlı bulunan Küçükçekmece İlçesi ... Mahallesinde bulunan ... parsel sayılı taşınmaz hissesi üzerine, 26.12.2006 tarihinde davalı lehine 25.000-TL limitli ipotek tesis edildiği, 11.06.2013 tarihinde davacı iş yerinde davalı tarafça yapılan denetimde, davacı tarafından davalı şirket adına tahsil edilen 38.115,80-TL'nin sözleşmenin 17. maddesine aykırı olarak şirket hesabına yatırılmayarak ticari vekil tarafından yetkisiz kullanıldığının tespit edilerek tutanak altına alındığı, söz konusu tutanakta davacının imzası bulunmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin, bu tutanakta tespit edilen kasa açığı gerekçe gösterilerek sözleşmenin 17. maddesine dayalı olarak 13.06.2013 tarihinde davalı tarafından feshedildiği anlaşılmaktadır.Davacı tarafça; davalının hak ediş alacaklarını taahhüt ettiği zamanlarda ödemediği, bu nedenle ticari vekil tarafından müşterilerden tahsil edilip davalıya ödenmesi gereken paralara, ticari vekil tarafından el konularak hak ediş alacağından mahsup edilmesine davalının muvafakat ettiği ileri sürülmüştür. Ticari vekillik sözleşmesinin 17. maddesinde; ticari vekilin müşterilerden tahsil ettiği paraları aynı gün mesai bitimine kadar, bu saatten sonraki tahsilatları ise en geç sonraki iş günü saat 10.00'a kadar davalının banka hesabına yatırılacağı, gecikme halinde ticari vekilin gecikme cezası ödeyeceği, tahsilatların teslimatındaki gecikmelerin derhal fesih sebebi sayılacağı belirtilmiş, aynı eylem cari hesap sözleşmesinde de fesih nedeni olarak gösterilmiştir. Yine ticari vekillik sözleşmesinin 38. maddesinde; sözleşmede yazılı yükümlülüklerin birinin ihlali halinde ticari vekile en fazla 7 günlük süre verilerek yazılı uyarı yapılacağı, süre sonunda aykırılığın giderilmemesi halinde sözleşmenin feshedilmiş sayılacağı, tarafların 3 ay önceden yazılı bildirimde bulunarak sözleşmeyi feshedebilecekleri belirtilmiştir. Disiplin prosedürünün 6.2.4.6 maddesinde; ticari vekilin onay almadan kasasından para kullanamayacağı, aksi durumda belirtilen oranlarda para cezası uygulanacağı, bu fiilin itiyat halini alması durumunda sözleşmenin feshedileceği, aynı sözleşmenin 7. maddesinde; disiplin prosedürüne aykırılık halinde sırasıyla yazılı uyarı, yazılı ihtar, para cezası ve fesih yaptırımlarının uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında; davalının davacının hak ediş alacaklarını zamanında ve tam olarak ödemediği, bu nedenle davacının müşterilerden tahsil ettiği paraları hak ediş alacağına mahsuben tediye makbuzları ile almasına davalının müsaade ettiği, bu durumun süreklilik arz ettiği tespit edilmiştir. Davalının feshe gerekçe gösterdiği 11.06.2013 tarihli tutanak dışında, davacının kasadan para kullanma eylemine yönelik herhangi bir ihtarı veya tutanağı bulunmamaktadır. Ticari vekillik sözleşmesinin 38. maddesi ile disiplin prosedürünün 6.2.4.6 maddesindeki düzenleme doğrultusunda davacıya yönelik bir ihtar, uyarı veya para cezası uygulaması da yoktur.Davalının, süregelen ilişkide davacının hak ediş alacağını tediye makbuzlarıyla müşterilerden tahsil edilen paradan almasına rıza gösterildiği de dikkate alındığında, bu konuda davacıda haklı bir güven oluşturulduğu sonucuna varılmaktadır. Bu nedenle mahkemece sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak feshedildiğinin kabulü yerindedir. Davacının ipoteğin kaldırılması istemi mahkemece; resmi senet örneğinin dosyada bulunmadığı ve ilgili kurumlara yazılan müzekkerelere de olumlu bir cevap verilmediği, bilirkişi heyeti tarafından da bu hususta bir veriye rastlanılmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Oysa ipotek resmi senedi dosyada mevcut olup, mahkemece bu konuda tapu müdürlüğüne yazılan yazıya verilen yanıtta, taşınmazın Başakşehir Tapu Müdürlüğü yetki alanı içerisinde olduğu bildirilmiştir. Bu durumda ilgili tapu müdürlüğüne yazı yazılması ve gerekirse davacıdan bu konuda belge ibrazının istenilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu talebin reddine karar verilmesi isabetsizdir. Ancak dosyaya sunulan ipotek resmi senedinden, davalı lehine ipotek tesis edilen taşınmazın davacıya ait olmayıp, dava dışı ... adına kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. TMK'nın 883. maddesine göre, alacak sona erince ipoteğin terkinini isteme hakkı ipotekli taşınmazın malikine aittir. Bu durumda ipotek veren taşınmaz maliki olmayan davacının, ipoteğin terkinini isteme hakkı yoktur.Bu nedenle ipoteğin kaldırılması isteminin aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle reddine karar verilmesi hatalıdır.Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından sözleşmenin haksız feshi ile kesilen haksız ve dayanaksız ceza ve tazmin faturaları nedeniyle uğranılan zararı talep etmiş olmakla, bu kapsamda cari hesabında oluşan alacağın dava konusu edildiği kabul edilmelidir. Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında; davacının ticari defterlerinde 45.424,01-TL alacaklı bulunduğu, davalının ticari defterlerinde ise davacının alacak bakiyesinin sıfır olduğu tespit edilmiştir.Taraf defterleri arasındaki fark ise davacının ticari defterlerinde bulunmayıp davalı defterlerinde yer alan ...yakıt bedeli yansıtmaları ile fesih tarihinden sonra davalının nakit ödeme kayıtlarının  cari hesapdan mahsubundan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.Hükme esas alınan son bilirkişi raporunda, davacının, önceki dönemde de davalının yakıt bedeli yansıtmalarını kabul ettiği tespit edilmiştir. Bu durumda davacının kullandığı araçların yakıt bedellerinin davalı tarafça karşılandığı ve bu bedelleri alacağından mahsup ettiği, bu durumun teamül halini aldığı kabul edilerek davacı alacağından mahsubu gerekmektedir. Yine davalı kayıtlarında bulunup davacının defterlerinde yer almayan Nakit İstanbul Müdürlüğü açıklamalı, 12.06.2013-18.06.2013 dönemini kapsayan kayıtlarda, davacı toplam 38.115,80-TL borçlandırılmıştır.Davalı vekilinin cevap dilekçesi ekinde sunduğu hesap ekstrelerinin 2010 yılından itibaren aylık olarak incelenmesinde her ay itibariyle davalı ticari defterlerinde davacı hakediş tutarından fazla miktarda alacaklı bulunup sözleşmede kararlaştırılan tarihlerde hakediş ödemesi yapılmadığı görülmektedir.Davalının süreklilik arz eden borçluluk hali en son Mayıs 2013 hakediş  tarihi itibariyle 25.089,47-TL borçlu olduğu ,Mayıs 2013 hakedişi 14.521,68-TL eklendiğinde davacıya 39.611,15-TL borçlu bulunduğu kasa açığının tesbit edildiği ileri sürülen tarih itibariyle 38.115,80-TL davacıya  borçlu olduğunun kabulü gerekmektedir.Davalının borcu  2010 yılından bu yana her ay devir ettiği gözetildiğinde davalının savunmalarında belirttiği gibi davacının tahsil edip aktarmadığı bir tutardan sözedilemeyeceği ,ticari vekillik sözleşmesinin  39.maddesinde davalının ticari defterlerinin delil olarak kabul edildiği gözetildiğinde davalının defterlerinde tesbit edilen alacağın tahsiline karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamıştır.Diğer yandan davalı tarafça sözleşmenin haksız feshi sonucunda, davacının kar kaybı talep hakkı doğmuştur. Bu kapsamda davalının 3 aylık ihbar öneline uymaması nedeniyle davacının 3 aylık kar mahrumiyeti talep edebileceği, davacının 3 aylık ortalama  net kar kaybı da 6.944,91-TL olarak hesaplanmış olmakla, davacı lehine bu tutarda kar kaybı alacağına hükmedilmesi yerindedir. Açıklanan nedenlerle; davacının cari hesap alacağı ve kar kaybı alacağına hükmedilmesinde isabetsizlik yok ise de ipoteğin kaldırılması isteminin aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, ipoteğin kaldırılması isteminin hatalı gerekçeyle reddine karar verilmesi doğru değil ise de; yapılan hata/eksiklik yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, davacı vekilinin  istinaf başvurusunun kabulü ile kararın gerekçesi nedeniyle kaldırılarak \"davanın kısmen kabulü ile davacının 6.944,91-TL kar kaybı,38.115,80-TL cari hesap alacağı olmak üzere 45.060,71- TL nin davalıdan tahsiline, fazla istemin reddine, ipoteğin kaldırılması isteminin aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine,hüküm gerekçesi bakımından kaldırıldığından yargı giderleri dahil olmak üzere kalan kısımlarının tekrarına\" karar verilmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca  ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 03/10/2019 Tarih 2014/2458 Esas - 2019/1081 Karar sayılı kararının HMK'nın 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; \"Davanın kısmen kabulüne,6.944,91-TL kar mahrumiyeti,38.115,80-TL cari hesap olmak üzere toplam 45.060,71-TL  alacağın 13/06/2013 tarihinden itibaren avans faizi işletilerek  davalıdan alınarak davacıya verilmesine,fazlaya dair alacak isteminin reddine, İpoteğin kaldırılması isteminin aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine\" İlk derece yargılamasına ilişkin olarak ;Alınması gereken 3.078,09- TL karar harcından davacı tarafça peşin olarak yatırılan 853,90 -TL ile 427-TL tamamlama harcının mahsubuna, bakiye  1.797,19-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye ödenmesine,Davacı tarafından yatırılan 25,20-TL başvurma harcı, 853,90- TL peşin harç ve 427-TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 1.306,10-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Davacı tarafından yapılan  255,20-  TL tebligat ve müzekkere gideri, 3.150-TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam  3.405,20-TL yargı giderinin davanın kabulü oranına göre 2.045,88- TL sinin  davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, kalan giderin davacı üzerinde bırakılmasına,Davalı tarafından yapılan 3.000-TL bilirkişi ücreti yargı giderinin davanın reddi oranına göre 1.197,57-TL'sinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine, kalanın davalı üzerinde bırakılmasına, Davanın kabul edilen bölümü için davacı yararına  karar tarihinde geçerli AAÜT uyarınca davacı yararına  takdir edilen  4.542,74-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Davanın reddedilen bölümü için davalı yararına  karar tarihinde geçerli AAÜT uyarınca  takdir edilen 3.592,71-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,\"Davacı tarafından yatırılan 54,40-TL peşin istinaf karar harcının  istek halinde iadesine,Davalıdan alınması gereken 3.078,09-TL istinaf karar harcından davalı tarafından yatırılan 769,52-TL peşin istinaf karar harcının mahsubuna, bakiye 2.308,57-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye ödenmesine ,Davacı tarafından yapılan 242,70-TL istinaf yargı giderinden davanın kabulü oranında hesaplanan 146-TL sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalanın davacı üzerinde bırakılmasına, Davalı tarafından yapılan 52,70-TL istinaf yargı giderinden davanın reddi oranında hesaplanan 21-TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalanın davalı üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 31/12/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"52256478a604fe85","SID":"ba94304c0bf44532"}}