{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>3. HUKUK DAİRESİ<br>ESAS NO: 2024/2854 <br>KARAR NO: 2025/651<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>K A R A R<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 02/07/2024<br>NUMARASI: 2022/653 E - 2024/571 K<br>DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit <br>KARAR TARİHİ: 06/03/2025<br>Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın  istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; İstanbul ...İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı icra dosyası ile davalı ... tarafından, müvekkili ... Paz. Tic. Ltd. Şti aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığını, icra takip dosyasında, alacağın dayanağı olarak hiçbir açıklama, belge ve bilgi yer almadığını, 21/04/2014 tarihli bir özel iş ortaklığı sözleşmesinden bahsedildiğini, müvekkilinin davalıya neden borçlu olduğunun iddia edildiği hususu, icra takibinden ve takip talebinden, objektif ve belirgin biçimde anlaşılamadığını, müvekkilinin davalıya anılan icra takibindeki gibi veya herhangi bir borcunun bulunmadığını, davalının takibe dayanak olan alacağını ispatlamasının gerektiğini, takip dayanağında ve içeriğinde yer almayan hiçbir husus, delil, takibe dayalı olan bir davada ileri sürülemeyeceğini, davalının davacıdan bu takip nedeniyle alacıklı olduğunu ispatlamasının mümkün olmadığını, takip talebinde bahsedilen özel iş ortaklığı sözleşmesinden dolayı dahi müvekkilinin davalıya bir borcunun olmadığını, varsa davalının iddia, izah ve ispat etmesinin gerektiğini, davalının alacak iddiasını ispatlayamayacağı mutlak olduğunu, menfi tespit davasının kabulü ile takibin iptaline karar verilmesinin gerektiğini, davalının, takipten anlaşılmayan başka bir konudan ötürü alacaklı olduğu iddiası var ise, genel mahkemede dava açmasının gerektiğini, dava, ancak ve ancak takip dosyasından anlaşılabilen hususlar için iddia ve ispata müsait olduğunu, kesinlikle borcun varlığını kabul etmediklerini, davalı yan söz konusu icra takibinde asıl alacağa işleyecek faiz türünü ticari temerrüt faizi olarak belirlediğini, oranı ise yıllık %21,25 olarak belirttiğini, istenen faizin hem türü hem oranı, tamamıyla dayanaksız ve hukuka aykırı olduğunu, davalının bunu da izah ve ispat etmesinin gerektiğini, icra takibinde yer alan faiz, kamu düzenine ilişkin olarak düzenlenen yasal koşullara da açıkça aykırı olduğunu, bu yönüyle kabulünün mümkün olmadığını, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra takibinin durdurulması için (takdiren teminatsız olarak) tensiple birlikte ihtiyati tedbir kararı verilmesini, menfi tespit davamızın kabulü ile davacının, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasından ötürü davalıya borçlu olmadığının tespiti ile takibin iptaline, davalının en az %20 oranında haksız takip tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 25/06/2024 tarihli  ıslah dilekçesi ile; \"Menfi tespit davasında ispat yükü davalı alacaklıda olduğundan ve davalı ise icra takip dosyasına yalnızca tek bir sözleşme sunduğundan, keza diğer belgeleri ise ön inceleme aşamasından sonra piyasaya henüz çıkarmış olduğundan, takip dosyasındaki belgeden başka bir belgenin nazara alınmamasını ve buna göre davamızın kabulü ile icra takibinin iptaline karar verilmesini, mahkeme aksi kanaatte olur ise dahi, davalının bilahare (ön inceleme aşamasında sonra) ortaya çıkardığı ve icra takip dosyasında da yer almayan söz konusu (sahte içerikli ve sahte imzalı) belgeler üzerinde yazı ve imza incelemesi ile belgelerin materyalleri üzerinde de sahtecilik incelemesi yaptırılmasını ve neticeten icra takibinin iptaline karar verilmesini,mahkeme yine aksi kanaatte olur ise dahi, müvekkilin hak kaybına uğramaması adına  (fazlaya dair her türlü dava ve talep haklarımız, talep artırım ve harç ikmali ile bedelde ıslah hakları saklı kalmak kaydıyla) iddia ve savunmayı  ıslahla genişleterek; \"icra takibine dayanak olmayan ve 10/01/2023 tarihli dilekçe ekinde sunulan 21/04/2014 tarihli diğer (22/04/2014 tarihinde 500 Bin TL ödeme yapılmıştır yazan ikinci) sözleşmeyi, 13/07/2014 ve 18/02/2015 tarihli sözleşmeleri ve bunların altlarındaki imzaları inkar ettiğimizi bildiriyor, işbu sözleşmelerle ilgili imza incelemesi yapılmasını (ayrıca belgelerin kendileri de sahtecilik -kolaj vb. yöntemle hazırlandığı iddiasıyla bu belgelerin materyallerinin de sahte olduğundan incelenmesini) talep ediyoruz.\"şeklinde beyanda bulunmuştur. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: müvekkili tarafından İstanbul ... İcra Dairesi ... Esas sayılı dosyası ile davacı aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalı tarafından haksız ve mesnetsiz olarak işbu davanın reddi gerektiğini, davanın, dava şartı arabuluculuğa tabi olduğunu, dava şartı sağlanmadığını, usulden reddinin gerektiğini, davacı taraf, gerçeğe aykırı olarak dava dilekçesinde icra takibi başlatılırken takibe dayanak belgenin sunulmadığını, icra takibinden ve takip talebinden, objektif ve belirgin biçimde anlaşılamadığını iddia ettiğini, davacının iddiaları gerçeğe aykırı, haksız ve dayanaktan yoksun olduğunu, İstanbul ... İcra Dairesi ... Esas sayılı dosyasının celb edildiğinde dosya içerisinde takibe dayanak olan sözleşmenin olduğu açıkça görüleceğini, dosya kapsamında borçlu tarafa gönderilmiş olan tebliğ mazbatalarının üzerinde yer alan ve tebligatın içeriğine yer verilmiş olan alanda tebligat içeriğinde ödeme emri ve dayanak belge bulunduğu ifade  edildiğini, davacı, dava dilekçesinde müvekkile herhangi bir borcunun bulunmadığını ifade ettiğini, dilekçe ekinde sunulmuş ve icra takibine konu edilmiş sözleşme ile davacının müvekkile karşı borçlu olduğu ve edimini yerine getirmediğinin açık olduğunu, müvekkili sözleşme konusu edimlerini yerine getirdiğini, menfi tespit davalarında ispat yükü davalı tarafta ait olsa da somut olayda davacı ortaya koyduğu iddiaları ispatlamak zorunda olduğunu, müvekkile herhangi bir borcunun olmadığını iddia ettiğini, edimlerini nasıl ve ne şekilde yerine getirdiğini açık biçimde ispatlamasının gerektiğini, sözleşmeye konu taşınmazın tapu kayıtlarının ve davanın her iki tarafına ait banka hesap dökümlerinin incelenmesi sonucunda müvekkilinin alacağı olduğu ve davacının gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun açığa çıkacağını,  çünkü müvekkiline herhangi bir borcunun olmadığını iddia ettiğini,edimlerini nasıl ve ne şekilde yerine getirdiğini açık biçimde ispatlaması gerektiğini,sözleşmeye konu taşınmazın tapu kayıtlarının ve davanın her iki tarafına ait banka hesap dökümlerinin incelenmesi akabinde  davalının  alacağı olduğu ve davacının gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu açığa çıkacağını, sunulmuş olan Özel İş Ortaklık Sözleşmesinin konu kısmında \" İşbu sözleşme İstanbul İli Gaziosmanpaşa İlçesi ... Mahallesi ... Ada ... Parselde yapılacak olan 20 dairelik inşaatın, tarafların hak ve inşaat yapım ortaklığı yükümlülükleri, ayrıca masraf paylaşımını ortaklaşa yapacakları iş ortaklığı sözleşmesidir.\" ifadelerine yer verildiğini, müvekkili ile davacının %50-%50 kar ortağı olarak belirlendiğini, müvekkiline bu iş ortaklığı nedeniyle 800.000,00 TL ödeme edimi yüklendiğini, müvekkkili tarafından edimin yerine getirildiğini, davacıya ödemeler yapıldığını, davacı tarafından edimin yerine getirilmediğini, müvekkiline ne inşaat sonucu yapılan dairelerin yarısı, ne de daire satışlarından ödemelerin yapılmadığını, sözleşmeye konu taşınmazın takyidatlarının istenilmesini, ayrıca davacının banka hesaplarının dökümleri alınarak müvekkiline yapılan herhangi bir ödeme olup olmadığının sorulmasını, ortaklar, noter başta olmak üzere herhangi bir kurum tesciline gerek kalmaksızın yazılı veya sözlü anlaşabileceklerini, Türk Borçlar Kanunu'nda ortaklık sözleşmesine dair herhangi bir şekil şartı yer almadığını, müvekkili ile davacı yazılı sözleşme ile ortaklık kurduğunu, ticari faaliyetlerde bulunduğunu, taraflar arasında süregelen bir ticari ilişki söz konusu olup buna ilişkin sözleşmelerin müvekkili tarafından temin edildiğinde sunulacağını,  dava konusu takip iş ortaklığı sözleşmesinin ilk taksitin tahsiline ilişkin olduğunu, dava konusu takibe ilişkin davacı tarafından usulsüz olarak istihkak iddiası ile İstanbul 25.Asliye Hukuk Mahkemesi  2019/386 Esas sayılı dosya ile istihkak davası ikame edildiğini, davanın lehlerine sonuçlandığını, akabinde Bakırköy ...İcra Müdürlüğü ... E sayılı dosyası ile 100.000,00 TL'lik diğer taksit için icra takibi yapıldığını, davacı tarafından Bakırköy 11.İcra Hukuk Mahkemesi 2020/320 Esas sayılı dosyasıyla istihkak iddiaları ile süreç uzatılmaya çalışıldığını, sadece bu dosyalar dahi taraflar arasında düzenli ödeme ile iş ilişkisinin kurulduğunu, devamlı bir ticari faaliyetin söz konusu olduğunu ispatladıklarını,  davacı tarafın ve vekilinin domine etmiş olduğu birden fazla iddia ve dava ile karşı karşıya kalan müvekkilinin  alacağına ulaşamadığını, müvekkilinin  icra konusu sözleşme ile mağdur edildiğini, edilmeye devam edildiğini, daha önce icra dosyası kapsamında yapılan fiili hacizlerde istihkak iddiaları ile haksız biçimde müvekkilinin alacağına engel olunmuş şimdi de huzurda işbu davayı ikame edildiğini, davacı Bakırköy 11.İcra Hukuk Mahkemesi 2020/320 Esas sayılı istihkak dosyasını kaybedeceğini bildiğinden işbu davanın bekletici mesele yapılmasını talep ettiğini, davacının tek amacı müvekkilinin alacağının önüne geçtiğini, kötü niyetli ve hukuka aykırı biçimde ikame edilmiş işbu davanın reddi gerektiğini, davacının ihtiyati tedbir taleplerinin reddine, hukuka aykırı biçimde ikame edilmiş olan davanın usulden reddini, mahkeme aksi kanaatte ise esastan reddini, davalı tarafından haksız ve mesnetsiz dava açılmış olması nedeniyle alacağın % 20'sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet/ icra inkar tazminatına hükmedilmesini  talep etmiştir. İstanbul ...İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasının yenileme ile ... yeni esas  numarasını aldığı,davalı alacaklı tarafından davalı borçlu hakkında toplam  438.392,47 TLnın tahsiline yönelik yapılan ilamsız takibin derdest olduğu anlaşılmıştır.Mahkeme,\"Tarafların tacir olmasına rağmen ticari defterlerinin mahkemeye ibraz etmediğinden incelenemediği, davalı vekili tarafından sunulan 03.07.2014 ve 18.02.2015 tarihli sözleşmelerin dava konusu icra takibiyle alakasının olmadığı, takibe konu 21/04/2014 tarihli sözleşmelerdeki imzalara davacı tarafından itiraz edilmediği, her ne kadar 20/01/2023 tarihli beyan dilekçesi ile davacı tarafından alacağın 5 yıllık zamanşımına tabi olduğu ve zamanaşımının geçtiği iddiasında bulunulmuşsa da, icra takibinin başlatıldığı tarih itibariyle zamanşımının dolmadığı, ayrıca borca itiraz etmeyerek kesinleşmesine neden olan borçlunun yargılama sırasında zamanaşımı iddiasında bulunamayacağı, davacı tarafından sözleşmenin inkar edilmediği, sözleşme içeriğindeki edimlerin yerine getirildiğinin ispat edilmediği, tarafların uyap üzerinden yapılan sorgulamalarında sözleşmeye konu ada- parseldeki taşınmazlardan  davacıya devredilen aktif ya da pasif taşınmaz olmadığı, davacının ise bahse konu taşınmazda bir adet bağımsız bölümü 2017 yılında aldığı ve 2021 yılında sattığının anlaşıldığı, ispat yükü davalı alacaklıda olan iş bu davada tarafların kabulünde olan sözleşme doğrultusunda davalı alacaklının ödeme yaptığının sabit olduğu ve sözleşmedeki diğer edimlerin yerine getirildiğinin davacı tarafından  ispat edilemediği, icra takibinde  davalı tarafından yapılan 500.00,00 TL ödemenin bir kısmının talep edildiği, davalının alacaklı olduğu anlaşıldığından davacının menfi tespit davasının reddi gerektiği,ayrıca kötü niyet tazminatı talebinin şartlarının oluşmadığı \"gerekçesi ile; \"1-DAVANIN REDDİNE, 2-Davalının kötü niyet tazminat talebinin reddine\" karar vermiştir. Kararı davacı vekili istinaf etmiştir.İstinaf dilekçesinde; takibe konu edilen 21.04.2014 tarihli tek sözleşme olduğunu, yerel mahkeme icra dosyasını uyap üzerinden dosya arasına almasına rağmen hala nasıl takibe konu iki sözleşmenin olduğunu ifade edebilmiş ve kararını buna dayandırmış olduğunun asla anlaşılamadığını,istinaf incelemesinde icra dosyasının Uyap üzerinden açılarak ya da icra dosyasının fiziki olarak celp edilerek incelenmesini talep ettiklerini, tek başına yapılsa dahi yerel mahkeme kararının kaldırılmasına yeterli olacağını,çünkü icra dosyası incelendiğinde görülecektir ki 21.04.2014 tarihli tek sözleşmenin  icra takibine konu edildiğini,başka bir sözleşmenin  icra takibine konu edilmediğini,takibe konu edilen 21.04.2014 tarihli yalnızca bir sözleşme olduğu hususunu duruşmalarda beyanları ve dilekçelerinde yazılı olarak defalarca mahkemeye bildirmiş olmalarına rağmen  yerel mahkeme tarafından bu denli hatalı bir kabulle hüküm kurulduğunu,icra dosyası bir yana, davalı taraf dahi cevap dilekçesinde takibe konu edilen iki sözleşme olduğunu ifade etmemiş, takibe konu edilen tek sözleşmeye istinaden cevap dilekçesi sunduğunu,davalının süre uzatım kararı öncesi ve sonrasında sunduğu cevap dilekçelerinden bazı alıntıları sayın İstinaf Mahkemesinin dikkatine sunulduğunu, davalı cevap dilekçelerinde ; \"Davacı taraf, gerçeğe aykırı olarak dava dilekçesinde icra takibi başlatılırken takibe dayanak belgenin sunulmadığını iddia etmiştir. İlgili icra dosyasının celbi icra müdürlüğünden talep edildiğinde dosya içerisinde takibe dayanak olan sözleşmenin olduğu görülecektir.\", \"İşbu dilekçe ekinde sunulmuş ve icra takibine konu edilmiş sözleşme ile davacının müvekkile karşı borçlu olduğu ve edimini yerine getirmediği açıktır. Oysa müvekkil sözleşme konusu edimlerini yerine getirmiştir.\"denildiğini,  davalı tarafın dahi takibe konu edilen tek sözleşme üzerinden cevaplarını sunduğunu,davalı cevap dilekçelerinin hiçbir yerinde takibe konu edilen iki sözleşme olduğunu ifade etmemiş, bu şekilde yorumlanabilecek bir cümle dahi kurmadığını, ne hikmetse yerel mahkeme tarafından takibe konu edilen iki sözleşme varmış gibi karar verildiğini,yerel mahkeme gerekçeli kararında; \"davacı tarafından sözleşmenin inkar edilmediği, sözleşme içeriğindeki edimlerin yerine getirildiğinin ispat edilmediği,\" denildiğini, Yerel Mahkemenin değindiği ve taraflarınca inkar edilmeyen sözleşmenin  takibe konu edilen sözleşme olduğunu,fakat davalı tarafından takibe dayanak yapılmayan, delillerini bildirme süresinden ve ön inceleme duruşmasından çok sonra 10/01/2023 tarihli beyan dilekçesi ekinde ilk kez sunduğu sözleşme taraflarınca asla kabul edilmemiş, üstelik imza itirazında bulunulduğunu,davalı tarafından 10/01/2023 tarihinde ilk kez sunulan ve ilk kez ortaya atılan sahte sözleşmeye ve beyanlarına karşı, 20/01/2023 tarihinde sunduğumuz beyan dilekçesinde; \"Davalının dayanak gösterdiği ve davamızla ilgisi olmayan, diğer (500 bin TL ödeme gösteren) 21/04/2014 13/07/2014 ve 18/02/2015 tarihli sözleşmelerdeki yazı, kaşe ve imzalar müvekkil şirkete ait değildir; sahtedir.\" denildiğini,fakat yerel mahkeme ne yazık ki tahkikat aşamasına geçildikten sonra sunulan, dosyaya sunulana kadar  varlığından haberdar olunmayan sahte sözleşmeye ilişkin imza itirazını, dava dilekçesinde imza itirazında bulunulmadığı  sebebiyle reddettiğini,menfi tespit davasında; davalının icra takibine konu etmediği, tahkikata geçildikten sonra dosyaya sunduğu sözleşmeyi delil olarak kabul edilmiş, üstelik hüküm bunun üzerine inşa edildiğini, delil sunma süresinde sunulmayan sözleşmeyle ilgili imza itirazı delil olarak imza incelemesine dayanılmadığı ve dava dilekçesinde imzanın geçersiz olduğunu iddia etmeleri sebebiyle yerel mahkeme tarafından reddedildiğini,takibe konu edilmeyen, cevap dilekçesi ekinde ve delil sunma süresi içinde sunulmayan sahte sözleşmeyle ilgili dava dilekçesinde imza itirazında bulunmanın beklenildiğini, imzası inkar edilmeyen sözleşme takibe konu edilen sözleşme olup,bunun dışında davalı tarafından sunulan sözleşmeler dosyaya sunulduktan sonra imzaların müvekkili şirket yetkilisine ait olmadığı ifade edilmediği, imzası inkar edilmeyen takibe konu sözleşmede taraflar iş ortaklığı sözleşmesi kurulduğunu,fakat sözleşmeyle tarafların yüklendikleri edimlerin yerine getirildiğine ya da davalı tarafından müvekkiline ödeme yapıldığına dair hiçbir hususun imza altına alınmadığını,davalının delil sunma süresinden sonra sunduğu takibe konu sözleşmeyle aynı, 21.04.2014 tarihli sözleşmede davalının 22.04.2014 tarihinde müvekkiline 500.000 TL ödendiğinin  yazılı olduğu,bu sözleşme ile ilgili imzanın  inkar edildiğini,yerel mahkemenin imzanın inkar edilmediğine ilişkin ifadesi bu sahte sözleşmeye ilişkin olmayıp takibe dayanak olan sözleşmeye ilişkin olduğunu, davalının sunduğu 21.04.2014 tarihli sahte sözleşme, imza inkar edilmese dahi tutarsız olup, akla mantığa da aykırı olduğu,bu sahte sözleşmede tarafların 21.04.2014 tarihinde sözleşmeyi imzaladıkları yazılmış, sözleşmenin sonunda ise 22.04.2014 tarihinde davalının müvekkili şirkete 500.000 TL ödediği yazılmış ve bu haliyle imzalandığı, sözleşmenin 21.04.2014 tarihinde imzalanmış olduğu yazılmasına rağmen aynı zamanda nasıl 22.04.2014 tarihli ödeme de sözleşmede yer alabilmiş olup, anlaşılan o ki davalı taraf, sahte sözleşmeyi tanzim ederken 21.04.2014 tarihli iki sözleşmenin mantıksız olacağını fark etmiş, bu nedenle 22.04.2014 tarihli sahte sözleşme tanzim etmek isterken içerikte yer alan sözleşmenin imza edildiği tarihi değiştirmeyi gözünden kaçırdığını, takibe konu tek sözleşme olmasına rağmen yargılama safhasında yerel mahkemenin takibe dayanak olmayan sahte sözleşmeyi dikkate aldığı göz önüne alınarak, müvekkilinin yanlış bir karar sonrasında hak kaybına uğramaması adına ıslah dilekçesi sunulduğunu,işbu ıslah dilekçesiyle davalının sunduğu sahte sözleşmeye ilişkin imza inkarında bulunulduğu ve imza incelemesi talep edildiğini,buna rağmen yerel mahkeme bu ıslah dilekçesini  de dikkate almayarak imza incelemesi yapmadan sahte sözleşmeye göre hüküm kurduğunu,dava menfi tespit davası olup, ispat yükünün  davalı / alacaklıda olduğu,davalının  müvekkilinden alacağı olduğunu ispat edemediğini,bu halde menfi tespit davasının kabulüne karar vermek gerektiğini,davalı icra takibinde istediği alacağı, takibe dayanak belge ile kanıtlayamamış, düzenlediği sahte sözleşmeyle kendisine alacak çıkartma çabasına girdiğini,davaya konu İstanbul 12. İcra Müdürlüğü ....E. sayılı icra takip dosyasında davalı taraf 21/04/2014 tarihli sözleşmeyi takip dayanağı yaptığını,takibe dayanak olan sözleşmede, davalının müvekkiline ödeme yaptığına dair hiçbir ibare yer almamakta, yalnızca ödemelere ilişkin taksit planı yer aldığını,bu 800.000 TL bedelli sözleşmede, taahhüt peşinatının 22/04/2014 tarihinde ödeneceği, kalan bedelin ise devam eden aylarda 4 taksit halinde ödenmesinin  kararlaştırıldığı, takibe dayanak olan sözleşmede müvekkiline bir ödeme yapıldığına dair, ya da müvekkili davalıya karşı borçlu konumuna sokacak hiçbir ibare yer almadığını,davalı bu sözleşmeye istinaden müvekkiline ödeme yaptığına dair hukuka uygun hiçbir delil de sunamamış ve alacağını ispat edemediğini belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.6100 sayılı HMK'nun 355 md gereğince, istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre;Dava , iş ortaklığından  kaynaklı yapılan takibe karşı menfi tespit ve kötüniyet tazminatı talebine ilişkindir.Davacının ıslahla takipteki dayanıldığı ileri sürülen sözleşmelerdeki imzalara itiraz ettiği ve imza incelemesi talep ettiği anlaşılmıştır.Davalı taraf ise dayanak sözleşme ve belgelerin takipte davacıya tebliğ edildiğini ileri sürmüştür.Uyap kayıtlarında yelime yapılmadan,icra dosyasında yenileme öncesinde dosya açıldıktan sonra sisteme katılan takip talebi ve  eklerinin  25/04/2019 tarihli kaydı ile ibaresinin bulunduğu ve ödeme emri ve dayanak belgelerinin davacı borçluya tebliğe çıkartıldığı,tebligat kanunu 35.maddeye göre 16/04/2019 tarihinde  tebliğ edildiği anlaşılmıştır.Davacının takibe itiraz etmediği,takibin kesinleştiği ,hatta işlemsiz kalan dosyanın daha sonra davalı tarafça yenilendiği anlaşılmıştır.Davalının ödeme emri ve belgelerinin  tebligat kanunu 35.maddeye göre tebliğine ilişkin tebliğ usulsüzlüğü iddiasının da bulunmadığı anlaşılmıştır.Ancak davacı sadece taraflar arasında bir sözleşme bulunduğu,davacıya davalı tarafça 500.000 TL verildiği kaydını içeren 22/04/2014 tarihli sözleşmedeki imzanın davacıya ait olmadığını menfi tespit davasında ileri sürmüştür.Davacı ıslahla 22/04/2014 tarihli sözleşme ve diğer  13/07/2014 ve 18/02/2015 tarihli sözleşmelerdeki imzayı inkar ederek imza incelemesi yapılmasını talep ettiğinden,mahkemece de 22/04/2014 tarihli sözleşme baz alınarak hüküm kurulduğundan,davacının hakkında kesinleşen takibe ilişkin sözleşmede imza yönünden imza incelemesi talep etmesi karşısında,mahkemece bu hususta imza incelemesi yapılması gerekirken bu talebin reddi kararı yerinde görülmemiştir.Bu nedenle davacının istinaf talebinin kabulü ile belirtilen hususta inceleme yapılarak yargılamaya devam edilerek karar verilmesi gerektiğinden karar HLK 353/1a-6.madde gereği kaldırılarak,dosyanın mahkemesine geri gönderilmesi gerekmiştir.<br>K A R A R: Yukarıda açıklanan nedenlerle;Davacının istinaf başvurusunun kabulü ile kararın, HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasıyla, yeniden yargılama yapılıp bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine, Peşin alınan istinaf karar harcının istinaf edene isteği halinde iadesine, İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesin olmakla istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine, Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.06/03/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"723c8bb912d9acc1","SID":"48c615b51ba39385"}}