{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1232 Esas<br>KARAR NO:2025/100 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2019/93 Esas - 2021/945 Karar <br>TARİH:01/12/2021<br>DAVA:Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:30/01/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  davacının davalı şirket ile Almanya bayiliği sözleşmesi imzaladığını, davacının bayiliğin gereğini yerine getirmek için çok büyük masraflar yaptığını, depolar kiraladığını, büro kiraladığını, çok işlek iki iş merkezine teşhir amaçlı uygulama yaptığını, bu dönemde 38.000 Euroluk bir tır malzeme satışı yapıldığını, firmada 3 personel ile 1,5 yıldır bayiliği alınan ürünlerin tanıtım ve pazarlamasının yapıldığını, sözleşmenin 5.7 maddesi gereği bayi bölgesinde direkt satış yapılamayacağının belirtildiğini, sözleşme gereği davalı şirketin bayi dışında satış yapmasının mümkün olmamasına rağmen Almanya'da direkt satışlar yaptığını, bu nedenlerle davalı firmaya ihtar gönderildiğini,  davalı tarafça bu ihtarnameye cevap verilmediğini, davalı şirketin bayilik sözleşmesine rağmen davalı şirketin bu sözleşmeyi açıkça ihlal ettiğini, bayilik verdiği Almanya'da bayilik sözleşmesini hiçe sayarak açıkça doğrudan veya başka aracılar vasıtasıyla satışlar yapıldığının açıkça görüldüğünü, müvekkilin bayilikle ilgili toplam 221.361 Euro harcama yapıldığını, davacının uğradığı zararın 221.361 Euro olduğunu tüm bu nedenlerle davalı şirket tarafından bayilik sözleşmesinin ihlali nedeniyle müvekkilinin uğradığı zarar miktarı olan 221.361,00 Euronun müvekkili tarafınca  davalıya keşide edilen ihtarnamenin tebliği tarihi olan 11.12.2018 tarihinden itibaren işleyecek olan devlet bankalarınca 1 yıl vadeli EURO mevduata uygulanan en yüksek faizinin ve  yargılama giderleri ile  vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  taraflar arasında bayilik ilişkisinden bahsetmenin mümkün olmadığını, davacının  tır mal alıp sonrasında 2 tır malı vadeli almak istediğini, herhangi teminat vb. göstermediğini, sonrasında malları satamadığını, sözleşme unsurlarının tamamlanıp sözleşme yapılabileceği halde bunların olmadığını, olayda davacının tamamen kusurlu olduğunu, bayilik sözleşmesi diye sunulan belgede temel unsurların olmadığını, bayi olacak firmanın ismi, bayi bölgesi vb. belirtilmediğini, davacının kendi bayisi ve tali bayisi olmadığını, böyle kendi bayisine satış söz konusu olmadığını, müvekkili olan  şirketin daha önce mal alımı yaptıklarını, ne amaçlı yapıldığı belli olmayan işletme masraflarını talep etmesinin tamamen kötü niyetli olmasından kaynaklanmakta olduğunu tüm bu nedenlerle davacı tarafça açılan haksız ve ve hukuka aykırı davanın  reddi ile yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 01/12/2021 tarih ve 2019/93 Esas - 2021/945 Karar sayılı kararında; \"Mahkememizce;  İstanbul Ticaret Odası Başkanlığı'ndan ...'nin ticari sicil kayıtları celp edilerek incelenmiş, tarafların tanıkları dinlenilmiş ve dava konusu uyuşmazlık konusunda bilirkişi heyetinden  hüküm kurmaya ve denetime elverişli rapor alınarak taraflara tebliğ edilmiştir.Dava, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin davalı tarafından ihlal edildiği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.Bayilik sözleşmesi, hiç bir kanunda düzenlenmemiştir. Her ne kadar uygulamada taraflar farklı ifadeler kullansalarda hakim, TBK'nun 19. maddesi gereğince sözleşmeyi nitelendirirken tarafların kullandıkları sözcük ve ifadelerle bağlı değildir.Bayilik sözleşmesi, çerçeve niteliğinde, sürekli bir sözleşmedir, üretici malların tamamını veya bir kısmını belirli bir bölgede satmak üzere bayiye göndermeyi, buna karşılık olarak bayi de, üreticinin dağıtım ağına dahil olarak sözleşme konusu mal veya hizmeti kendi adına ve hesabına satmak ve bu mal ile hizmetlerin sürümünü artıracak faaliyetlerde bulunmak yükümlülüğünü üstlenir.Bayilik sözleşmesi, kanunda düzenlenen bir sözleşme olmadığından herhangi bir şekil şartı da öngörülmemiştir. Ancak ispat açısından yazılı şekilde yapılmalıdır. (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. HD 2018/1913 Esas,  2020/584 Karar sayılı ilamı) Bayi, üreticiden malları kendi ad ve hesabına satmak üzere satın alır ve bu malların sürümünü artırmak için faaliyette bulunma borcu altına girer. Bayiin  belli aralıklarla  mal satın alması, mal bitiminde ikmal yapma zorunluluğu,bu malların sürümünü artırmak için yürüteceği faaliyetler ise sürekli bir edimi gerektirir ve ani edim borcu gerektiren satım ilişkisinden ayrılır.Sözleşmenin sona erme şekli bakımından da farklılıklar söz konusudur.Satım sözleşmesini geriye etkili olarak sonlandırmak mümkündür.Ancak sürekli borç doğuran bir sözleşme olan, bayilik sözleşmesinin, kural olarak geriye etkili olarak sona erdirilmesi mümkün değildir.Dosya arasında fotokopisi bulunan 24/04/2018 tarihli ... Bayilik Sözleşmesi başlıklı sözleşme incelendiğinde, Sözleşmenin Taraflar Başlıklı 1. Maddesinde; sözleşmenin dosya davalısı ... Şirketi  ile ... (bundan böyle sözleşmede kısaca BAYi olarak ifade edileceği belirtilen) arasında imza edildiğinin  düzenlendiği, ancak sözleşmeyi imzalayan bayinin isim ve ünvanının sözleşmede belirtilmediği, gibi matbu sözleşmede tarafların iradelerine göre doldurulması gereken alanların hiçbir şekilde doldurulmadığı, yıllık çalışma miktarı, bayinin yetkili olduğu bölge gibi tarafların yükümlülüklerini belirleyen hususların sözleşmede yer almadığı, neticede de sözleşmenin altında bayi yazılı yerde ve diğer sayfalarda sadece imza bulunduğu, kimin adına kim tarafından imza atıldığının belirtilmediği görülmektedir.Uyuşmazlık, taraflar arasındaki sözleşmenin bayilik sözleşmesinin geçerli  olup olmadığı, sözleşmenin kurulup kurulmadığı ve davalı tarafından sözleşmenin ihlal edilip edilmediği ile edilmiş ise davacı açısından şartlarının oluşup oluşmadığı noktasındadır. 6098 Sayılı TBK'nun 19/1 Maddesinde; ''Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.'' hükmü düzenlenmiştir.Mahkememizce dinlenen davalı tanıkların beyanları ile birlikte dosya bir bütün olarak değerlendirildiğinde, her ne kadar  24/04/2018 tarihli ... Bayilik Sözleşmesi başlıklı sözleşmede bayinin kim olduğu açık ve belirli olmasa da, taraflar arasında sözleşmesel bir ilişki kurulduğu hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. Ancak sözleşme içeriğinde, söz konusu sözleşmenin bayilik sözleşmesi olarak nitelendirilmesi sağlayacak unsurların yer almaması ve tarafların yükümlülüklerinin belirlenmemiş olmaması karşısında  taraflar arasındaki sözleşmesinin geçerli bir bayilik sözleşmesi olmadığı anlaşılmış, aralarındaki ilişkinin satım sözleşmesi olarak nitelendirilmesi gerektiği, bu bağlamda sözleşmenin 5.7 maddesindeki “bayi bölgesinde direkt satışlar yapılmayacaktır” hususunun söz konusu sözleşmeye istinaden hangi bölge için ne şekilde ihlal edildiğinin sözleşme kapsamında anlaşılamadığı, somut olarak bölge vb. belirli olmayan sözleşme kapsamında bu ihlalin gerçekleştiğinin ortaya konulmadığı, dolayısıyla geçerli olarak kurulmayan bir bayilik sözleşmesine dayanarak sözleşmenin ihlalinden de bahsedilemeyeceği, bu durumda da davacının zarar tazmini talebinde bulunamayacağı kanaatiyle sübut bulmayan davanın reddi  yönünde aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.\"gerekçesi ile,  ''Davanın REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece kararın gerekçesine esas alınan raporun tamamen hukuki görüşler içerdiğini, üstelik rapora yapılan detaylı itirazların karşılanmadığını,  yanlı raporda yapılan yanlış hukuki değerlendirmeler dahi rapordan alarak hüküm kurulduğunu, Mahkemenin bayilik sözleşmesinin tanımına ilişkin gerekçesinin doğru olduğunu, fakat sonraki tespitlerinin tamamen hatalı olduğunu, sözleşmede bayiin kim olduğu belli olduğunu, bayiin ... olduğunu, bu hususunun tanık beyanları ile sabit olduğunu, bayilik sözleşmesi için tarafların davalı şirket merkezinde 24.04.2018 tarihinde bir araya geldiklerini ve davacının tüm Almanya bayiliği konusunda anlaştıklarını, müvekkilinin davalı şirkete ve  davalı şirketin sözleşmede kaşesinin ve imzasının bulunmasına güvendiğini, çünkü sözleşmenin müvekkili lehine yapılmış olduğunu, davalı tarafça kaşe ve imza edildiğini, bayilik bölgesinin yapılan toplantıda tüm Almanya olarak belirlenmiş olmasına rağmen bu hususun sözleşmeye yazılmamış olmasının davalı şirketin bir eksikliği olduğunu,  bayilik sözleşmesinde önemli bir unsur olan bayilik bölgesinin sözleşmeye yazılmamış olmasının davalı şirketin sorumluluğu olup, bu konuda hatalı davranan davalı şirketin birde davada kendi hatasına dayanmasınun TMK'nun 2 maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olduğunu,  davalının sürekli bayilik sözleşmesi yapan başiretli bir tacir olarak bu eksiklikleri bile bile yaptığının sonradan bu sözleşmenin eksik olduğunu ve geçersiz olduğunu ileri sürmesinden belli olduğunu, bu nedenle davalının bu savunmasına asla itibar edilmemesi gerekirken hem bilirkişi raporunun ve hem de bu rapora dayanılarak verilen mahkeme kararının tamamen yanlış olduğunu,Tanıklardan ...'ın “Tanıklık yapacağım hususu anladım. Ben davacının teyzesinin oğlu olurum, ben davalı tarafa danışmanlık yapmaktaydım, davalının ürününü kendim çok beğendiğim için ihracatını yapmak istedim, bu sebeple aile çevremden araştırma yaptığımda ... vasıtasıyla davacıya ulaştım, kendisini söz konusu ürünü anlatıp numune gönderdim, davacı ürünü çok beğendi, Almanya'da böyle bir ürün olmadığı için çalışabileceğini düşündü bunun üzerine ben kendisini davalı şirketin yetkilisiyle görüştürdüm, davacı Türkiye'ye geldi, karşılıklı olarak görüşüp anlaşma sağladılar ve sözleşme imzaladılar, hatta ben davalı şirket yetkilisine davacının kendisine bayilik verilmesi halinde Türkiye'ye geleceğini, aksi taktirde deneme amaçlı ürün verilmesi halinde gelmeyeceğini söyledim. davalı tarafın bayilik vereceği beyanı üzerine davacı Türkiye'ye geldi. Taraflar Almanya bütününde bayiliğin davacıya ait olacağı yönünde yönünde anlaşma sağladılar. Anlaşmadan sonra mal gönderimi yapıldı ancak sonraki süreçte Almanya'da davalı şirketin başka bayileri olduğu ortaya çıktıktan sonra aralarında sorun yaşandığını öğrendim, davacı bayilik sözleşmesine istinaden Almanya'da dükkan ve show room açtı bana zaman zaman resimlerini göndermekteydi,  davacı taraf bana Almanya'da başka firmaların da aynı ürünü internet sitelerinde satmakta olduklarını gördüğünü ve söz konusu firmalar ile davalılar arasında bayilik sözleşmesi bulunmadığını düşündüğünü söyledi, ben davalının başka firmalarla bayilik sözleşmesi yapıp yapmadığını bilemiyorum,” şeklinde beyanda bulunduğunu,  bu tanığın her iki tarafı da çok iyi tanıdığını ve sözleşmenin başından itibaren tüm süreçlere dahil olduğunu, tanıklığının çok önemli olduğunu, ...'ın beyanlarının müvekkili davacının iddialarını ispat eder nitelikte olduğunu, Davacı tanığı ...'ın “Davacı benim abim olur, kendisi Almanya da inşaat ve tadilat işleri ile uğraşmaktadır. Yaklaşık iki yıl önce davalı şirkette proje danışmanlığı yapan ve teyzemin oğlu olan ... beni telefonla aradı. Ellerinde decopa denilen ıslak zeminlerde iç mekanlarda kullanılan mermer görünümlü bir ürünün olduğunu, bu ürünü çok beğendiğini ve bu durumu da abime yani ...'a anlatmak istediğini söyleyerek benden davacı abimin telefon numarasını istedi. Bende verdim. ... bu ürünün fotoğraflarını bana göndermişti hatta ürünün numunesini de Almanya'daki abime göndermiş. Davacı abim beni telefonla aradı ve ürünü çok beğendiğini şayet kendisine Almanya bayisi verilirse bu işi yapabileceğini, yani ürünün satış ve pazarlaması yapabileceğini söyledi. Bu ürün davalı şirket tarafından üretilen ve lisansı , patenti davalı şirkete ait olduğu söylenen bir üründü. O tarihlerde konuşarak  istanbul da buluşmaya karar verdik. ben, ... ve abim davacı İstanbul'da buluştuk ve davalı şirketin Pendik'deki fabrika binasına gittik. Davalı şirketin sahibi ...beyle ayrıca şirket müdürü olan oğlu ile görüştük, birlikte toplantı yaptık. Şirket sahibi bize ürünün iyi bir ürün olduğunu ve yurt dışında yeni bir ürünün tanıtımının yapılmasının oldukça — maliyetli olduğunu söyledi. Biz de bu işle uğraşabileceğimizi bildirdik, anlaşmaya göre davalı önce ürünün Almanya bayiliğini verecekti, ilerleyen zamanlarda ise Avrupa bayiliğini verecekti. aynı gün yazılı sözleşme imzalandı, bu sözleşme abim davacı ile davalı şirket arasında imzalandı. bu sözleşme bayilik sözleşmesi idi...” şeklinde beyanda bulunduğunu, Davalı tanığı olarak dinlenen ...'ın kendisinin davalı şirketin üretim sevkiyat biriminden sorumlusu olduğunu, davacı ile bayilik sözleşmesi yapıldığını  açıkça beyan ettiğini,  ayrıca davalı şirketin Almanya'da malzeme verdikleri başka firmaların da bulunduğunu, davalı şirketin müvekkili davacıya ve diğer bayilerimizle başka firmalara satış yapamayacaklarına dair herhangi bir anlaşma yapmadıklarını beyan ettiğini, ancak tanığın bu beyanlarının da gerçeği tam olarak yansıtmamadığını,  tanığın sözleşmenin yapıldığı esnada yanlarında değildim şeklindeki beyanlarının  iddialarını destekler mahiyete  olduğunu, Davalı tanığı ...'un “Ben davalı şirketin pazarlama biriminden sorumluyum, davacı tarafla ileyapılan sözleşmede kendim de bizzat ben muhattap oldum,davacı kardeşi ve ... bey ile birlikte 3 kişi olarak geldiler .... davacı ile bayilik tarzı bir sözleşme imzalandı ancak biz onlarla anlaşmadan önce de Almanya'da başka firmalara mal vermekteydik, bu sözleşmeden sonra da vermeye devam ettik, aramızda başka firmalara mal verilmeyeceğine dair anlaşma yoktu, davacının da bizim başka firmalara malzeme verdiğimizden haberi vardı, hatta kendisi orada çalıştığımız ... beyi arayıp kendisinin artık distribütör olduğunu söylemiş,  biz davacıya tamamen bölge bayiliği vermedik, sözleşme öncesinde de kendisine ... beye malzeme verdiğimizi söyleyerek, kendisinin telefon numaraşını veri, ortaklaşa hareket  edebileceklerini bizzat söylemiştim\" şeklindeki beyanları ile  davacının davalı şirketin Almanya, bayiliği için bayilik sözleşmesi yapıldığını ortaya koyduğunu, Yukarda belirtilen tüm tanıkların beyanlarıyla müvekkil davacının davalı şirketin tüm Almanya bayiliğini üstlendiğinin sabit olduğunu, Mahkemece uyuşmazlığın doğru olarak tespit edildiğini, ancak hukuki değerlendirmenin tamamen hatalı yapıldığını, mahkemenin 24/04/2018 tarihli sözleşmede bayiin kim olduğu açık olarak belli olmamakla birlikte taraflar arasında bir sözleşmesel ilişki kurulduğuna dair tespitinin doğru olduğunu; ancak mahkemenin sözleşmede tüm unsurların yer almaması ve tarafların yükümlülüklerinin belirlenmemiş olması nedeniyle sözleşmenin bayilik değil satım sözleşmesi olduğu, lurulmayan bayilik sözleşmesinin ihlalinden bahsed,ilemeyeceği yönündeki kabulünün ve red gerekçesinin  tamamen hatalı   yanlış olduğunu, yine mahkemenin  sözleşmeyi imzalayan bayinin isim ve ünvanının sözleşmede belirtilmediğine, matbu sözleşmede tarafların iradelerine göre doldurulması gereken alanların hiçbir şekilde doldurulmadığına, yıllık çalışma miktarı, bayinin yetkili olduğu bölge gibi tarafların yükümlülüklerini belirleyen hususların sözleşmede yer almadığına, neticedede sözleşmenin altında bayi yazılı yerde ve diğer sayfalarda sadece imza bulunduğuna, kimin adına kim tarafından imza atıldığının belirtilmediğne dair gerekçesinin de yanlış olduğunu, daha önce açıklandığı üzere bayilik sözleşmesinde bayiinin kim olduğunun ve bayilik bölgesinin almanya olduğunun tanık beyanları ile ortaya konduğunu, taraflar arasında yapılan sözleşmenin davalı şirket tarafından hazırlanmış olan matbu bayilik sözleşmesi olduğunu,  bu hususun tüm tanıklarca beyan edildiğini, Taraflar arasındaki sözleşmenin asla satım sözleşmesi olmadığını, olmasının da mümkün olmadığını,  davacının amacının bayilik sözleşmesi yapmak olduğunun tanık beyanları ile ortaya konduğunu,  tarafların ortak arzusunun bayilik sözleşmesi yapmak olduğunu, satım sözleşmesi yapmak için yazılı ve özel bir sözleşme yapmanın gereksiz olduğunu,  alıcı bir şey alacaksa sözlü veya yazılı basit bir siparişle mal satın alabileceğini,   davacının amacı mal satın almak olsa Türkiye'ye gelip toplantılar yapmasına gerek olmayacağını, bir sipariş vererek bunu sağlayabileceğini, Davacı, davalı şirketten bayilik sözleşmesinin yapılmasından sonra 38.000,00-Euro değerinde bir tır mal satın almış ise de bu malları alış nedeni de davalı şirketin mallarını Almanya'da tanıtmak için açmış olduğu üç ... bu malları sergileyerek reklamını ve tanıtımını yapmak suretiyle bayilik sözleşmesinin gereğini yerine getirmek olduğunu bunun da yapıldığını, adı geçen ... resimleri dosyaya sunulmuş olup bu resimlerde müvekkilin davalı şirketten sadece davalı ürünlerinin reklamını yapmak amacıyla kendi parasıyla almış olduğu 38.000,00-Euro'luk malın buralarda tanıtım ve reklam amacıyla sergilendiği açık olduğu gibi tanık beyanlarının da bu hususu teyit ettiğini,  kaldı ki bu ... bu gün halen faal olup davalı şirket ürünlerinin tanıtım ve reklamını yapmaya devam edildiğini,  müvekkil davacının önemli bir delil niteliğindeki ... herhangi tartışmaya meydan vermemek için kapatmadığını,  taraflar araşındaki sözleşmenin satım sözleşmesi olarak değerlendirilmesinin bu nedenlerle de hukuken mümkün olmadığını,Mahkeme kararında; “bu bağlamda sözleşmenin 5.7 maddesindeki “bayi bölgesinde direkt satışlar yapılmayacaktır” hususunun söz konusu sözleşmeye istinaden hangi bölge için ne şekilde ihlal edildiğinin sözleşme kapsamında anlaşılamadığı, somut olarak bölge vb. belirli olmayan sözleşme kapsamında bu ihlalin gerçekleştiğinin ortaya konulmadığı, dolayısıyla geçerli olarak kurulmayan bir bayilik sözleşmesine dayanarak sözlesmenin ihlalinden de bahsedilemeyeceği, bu durumda da davacının zarar tazmini talebinde bulunamayacağı kanaatiyle sübut bulmayan davanın reddi yönünde aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.” şeklindeki gerekçe ile  davanın reddine karar verildiğini,  gerekçenin tamamen yanlış olduğunu,  davacı ve davalı tanıklarının ortak beyanlarıyla ve müvekkiline ait showroomlarının Almanya'da bulunması, bu ... sergilenen 38.000,00-Euro'luk malın Almanya'ya teslim edilmiş olması nedenleriyle bayi bölgesinin tüm Almanya olduğunun açık olduğunu,  davalının sözleşmenin 5.7 maddesindeki “bayi bölgesinde direkt satışlar yapılmayacaktır” maddesine rağmen Almanya geneline ürün satışı yapmaya devam ettiğinin dosyaya delil olarak sunulan davalı şirketten alınmış olan ürünlere ait faturalarla sabit olduğu gibi,  davacı tanıkları hatta davalının iki tanığının beyanlarıyla dahi sabit olduğunu, bu nedenle mahkeme gerekçesinin tamamen hatalı olduğunu, davalının, davacı  bölgesinde  bayi yok sayılarak direk satışlar yapmasının mümkün olmadığını,Mahkeme kararının çelişkili olduğunu, mahkemece hem taraflar arasında geçerli bir bayilik sözleşmesinin bulunmadığı belirtilmesinin, hem de taraflar arasında bir sözleşmesel ilişki bulunduğunun belirtilmesinin çelişki teşkil ettiğini, Tüm tanıkların bayilik sözleşmesinin yapıldığını açıkça beyan ettiklerini, sözleşmenin yazılı olarak da mevcut olduğunu,  davalının taraflar arasında bayilik ilişkisi bulunmadığına  yönelik savunmasının gerçek dışı olduğunu,  davalı tanıklarının k davacının davalıdan 3 tır mal almak istediğini ancak sonra sadece bir tır mal aldığını, üstelik bunun ücretini parça parça ödendiğini beyan ettiklerini, ancak davalı tanıklarının beyanlarının bu kısmının gerçeği yansıtmadığını,  davalı tanıklarının kendilerine öğretilmiş beyanlarında ortaya koymaya çalıştıklarının aksine  ortada mal alımı değil bayilik anlaşması bulunduğunu, sözleşmenin davacı tanıklarının beyan ettiği üzere, davacı, ...,..., davalı şirket sahibi ...ve davacının oğluu katıldığı beş kişilik bir toplantıda imzalandığını, davalı şirketin bu sözleşmeye rağmen bu sözleşmeyi hiçe sayarak Almanya'da başka kişler aracılığı ile satış yapmaya devam ettiğini ve kendisine bu nedenle çekilen noter ihrarnamesine hiç cevap vermediğini,  haklı nedenleri bulunması halinde noter ihtarnamesine cevap vermek suretiyle bu haklı nedenleri ortaya koyması gerektiğini, davalının olayda tamamen haksız olması bayilik sözleşmesine aykırı davranışları sözleşmeyi ihlal etmesi nedeniyle müvekkil davacı bayinin zarara uğramasına neden olduğunu,  dosyada müvekkil bayinin uğradığı zarar miktarı tespit edilmemiş olduğundan dosyanın bilirkişi heyetine tevdi edilerek saptanacak zararın tahsiline karar verilmesi gerektiğini, Davalı tanıklarının iddia ettiği gibi müvekkilinin  satın aldığı 1 tır malın bedelini parça parça değil,  ekli dekontlardan görüleceği gibi 20.000,00 Euro ve 18.000,00 Euro olarak 1 hafta arayla iki parça halinde ödediğini,  bunun nedeninin de müvekkili davacının bankası tarafından müvekkilinin şirket hesaplarında haftalık 20.000,00 Euro limit bulunması olduğunu,Davalının  bayilik sözleşmesine aykırı davranışları ile sözleşmeyi ihlal etmesi nedeniyle davacı bayinin zarara uğramasına neden olduğunu,  tamamı belgeli olan 221.361,00-Euro zarar bulunduğunu, davacının tarafından davalı şirkete ait ürünlerin tanıtımı ve pazarlanması ve bayilik kuruluşu ve işleyişi için yapmış olduğu yatırım giderlerinin,  davalıdan alınan ve Almanyada'ki ... kulanılan 38.000,00-Euro mal bedelinin, bu ... için ödenen kira bedellerinin, bu malların Almanya genelinde tanıtılması için araç benzin giderleri ve personel ve diğer giderlerin toplamı olan 221.361,00-Euro'nun tahsiline karar verilmesini talep ettiklerini,BAyi sözleşmesinin bayi tarafından haklı nedenlerle feshi halinde şirketten bayilik için yapmış olduğu yatırım giderlerinin talep edileceği içtihat edildiğinden ve ayrıca dava dilekçemiz ekinde ibraz edilen Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2005/2865 esas 2005/11959 karar sayılı ve 01.12.2005 tarihli kararı ile henüz bayilik sözleşmesi imzalanmadan bayilik görüşmeleri nedeniyle bayi tarafından masraflar yapılmış olması ve görüşmeler sonucunda üretici şirket tarafından bayilik verilmemiş olsa dahi üretici şirketin bayie karşı sorumlu olduğuna karar verildiğinden,  mahkemenin Yargıtayın bu içtihatlarına açıkça aykırı kararının kaldırılması gerektiğini, Davanın reddi nedeniyle davalı lehine vekalet ücretine hükmedilirken AAÜT'nin 13 maddesi gereğince maddi tazminat davasının tamamen reddi nedeniyle müvekkili davacıya yükletilebilecek vekalet ücretinin tarifenin ikinci kısım ikinci bölümüne göre hükmedileceği düzenlenmiş ise de, mahkemece müvekkil davacı aleyhine nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin de yanlış olduğunu, fazla hükmedilen vekalet ücretinin de kaldırılmasını talep ettiklerini,İleri sürerek;ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, istinaf incelemesinin duruşma açılarak icrasına, icranın geri bırakılmasına,  müvekkili davacının uğradığı zararının hesaplanarak tamamı belgeli olan 221.361,00-Euro zararın davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; davalının taraflar arasındaki bayilik sözleşmesine aykırı davranarak davalı bölgesinde doğrudan ve başka firmalar aracılığı satışlar yaptığı iddiasına dayalı olup, bu nedenle uğranıldığı öne sürülen maddi zararın tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Davacı yan; taraflar arasında 24/04/2018 tarihli, davalıya ait ürünlerin tüm Almanya bölgesinde satışı ve pazarlanması amacıyla bayilik sözleşmesi yapıldığını, bu amaçla Almanya'da ... açıldığını,  davalıdan 38.000,00-Euro bedelli 1 tır mal alındığını, bu malların showroomlarda sergilendiğini, malların tanıtımı için bir yıldır personel ile birlikte çalışıldığını, sözleşmenin ifası amacıyla showroom kiraları, tanıtım masrafları, personel giderleri, araç ve benzin giderleri, mal alım bedeli olmak üzere toplam 221.361,00-Euro masraf yapıldığını, sözleşmenin 5.7 inci maddesinde; davalının bayii koruyacağının ve davacı bayii bölgesinde doğrudan satış yapmayacağının kararlaştırıldığını, yine sözleşmenin 7 maddesinde davalının, davacı bayiin  oluşturmuş olduğu kendi bayiilerine ve tali bayilerine doğrudan satış yapmayacağının, bu satışları davacı aracılığı ile yapacağının kararlaştırıldığını, ancak sözleşmeye rağmen, Almanya'da davacıyı devre dışı bırakıp davalıdan doğrudan alım yapan, hatta internet sitesinde davalının bayii olduğunu belirten firmalar olduğunun tespit edildiğini, bu sözleşmeye aykırılığın giderilmesi için davalıya çekilen ihtarnameye cevap verilmediğini ileri sürerek, sözleşmenin ifası için yaptığı toplam  221.361,00-Euro masraftan oluşan zararının tazminini talep etmiştir.Davalı yan; davacı Türk vatandaşı olmakla birlikte Türkiye'de mutad meskeni bulunmadığından,  HMK'nun 84 maddesi uyarınca teminat yatırmasının zorunlu olduğunu, taraflar arasında bir bayilik ilişkisi kurulmadığını, davacının davalıdan bir tır mal satın aldığını, devamında iki tır daha mal almak istediğini ancak malı vadeli olarak istediğini, teminat dahi göstermediğini,  bu talep kabul edilmediğinden, sözleşmenin kalan unsurları tamamlanarak geçerli bir bayilik ilişkisi kurulamadığını, dosyaya sunulan belgenin tarafların iradesini yansıtan bir bayilik sözleşmesi olarak kabul edilemeyeceğini, sözleşmede bayinin isim ve adresinin, bayilik bölgesinin belli olmadığını, davacının kendisinin oluşturduğu bayiler veya tali bayiler de bulunmadığını, bunun bir sözleşme değil, sözleşme taslağı olduğunu, davacının henüz tamamlanmamış bir sözleşmeye dayanarak, ne amaçla yaptığı belli olmayan işletme masraflarını, mülkiyeti kendisine ait araçların alım bedellerini, personel maaşlarını maliyet hesabına konu etmesinin anlaşılamadığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.Mahkemece taraf delilleri toplanarak, taraf tanıkları dinlenilmiş, dosya hukukçu ve işletme uzmanı bilirkişiden oluşan heyete tevdii edilerek rapor alınmış, akabinde tahkikat bitirilerek,  24/04/2018 tarihli ... Bayilik Sözleşmesi başlıklı sözleşmede bayinin kim olduğu açık ve belirli olmasa da, taraflar arasında sözleşmesel bir ilişki kurulduğu,  sözleşmenin bayilik sözleşmesi olarak nitelendirilmesini sağlayacak unsurların sözleşmede yer almaması ve tarafların yükümlülüklerinin belirlenmemiş olması nedeniyle taraflar arasındaki ilişkinin bayilik değil satış sözleşmesi olarak değerlendirilmesi gerektiği,  sözleşmenin  5.7 maddesindeki “bayi bölgesinde direkt satışlar yapılmayacaktır” düzenlemesinin, hangi bölge için ne şekilde ihlal edildiğinin sözleşmeden anlaşılamadığı, somut olarak bölgenin belirlenmediği, geçerli olarak kurulmayan bir bayilik sözleşmesine dayanarak sözleşmenin ihlalinden bahsedilemeyeceği gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir.Davacı tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; taraflar arasında bir bayilik ilişkisi kurulduğunun hem davacı hem de davalı tanıklarının beyanları ile sabit olduğu, davacı tanıklarının beyanlarına göre davalıdan satın alınan ürünlerin Almanya'da teslim edilmiş olması, davacının davalı ürünlerini sergileyip pazarladığı showroomların halen Almanya'da faaliyetine devam ediyor olması  karşısında bayilik bölgesinin tüm Almanya olduğunun ortaya konulduğu, davalının sözleşmeye aykırı olarak davacı bölgesi olan Almanya'da başka firmalar aracılığı ile satış yaptığı, bu nedenle davacının sözleşmenin ifası sırasında ve ifası amacıyla  yapmış olduğu tüm masraflardan oluşan zararını karşılamakla yükümlü olduğu, tamamen hukuki görüşlerden oluşan rapora dayalı hüküm kurulamayacağı, davacının dosyaya sunduğu delillere göre zararının hesaplanması için bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği, mahkemece tazminat isteminin reddine karar verilmesi nedeniyle maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu yönündedir. Taraflarca ileri sürülen iddia ve savunmaların hukuki vasıflandırmasını yapma yetkisi münhasıran mahkemelere ait olup, davacı esasen, taraflar arasındaki sözleşme ile tüm Almanya bölgesinde davalıya ait ürünlerin satışı hususunda davacıya tek satıcılık yetkisi verildiğini iddia etmektedir. Taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olduğunu  ispat yükü davacı üzerindedir.Tek satıcılık sözleşmesi üretici ile tek satıcı arasındaki ilişkileri düzenleyen, üreticinin mallarını belirli bir bölgede tekel şeklinde satmak üzere tek satıcıya göndermeyi üstlendiği, tek satıcının da kendisine gönderilen malların sürümünü artırmak için kendi adına ve hesabına faaliyette bulunduğu, taraflar arasında sürekli borç ilişkisi doğuran isimsiz bir sözleşmedir. Tek satıcılık sözleşmesinin ayırt edici özelliklerinden biri, satıcının üreticinin mallarını satmak hususunda belli bir bölgede tekel hakkının bulunması, buna karşılık satıcının,  üreticiye karşı  rekabet etmeme  ve  üreticinin mallarının sürümünü arttırma yükümlülüğünün bulunmasıdır.Taraflar arasında imzalandığı iddia olunan 24/04/2018 tarihli sözleşmenin birinci maddesinde; sözleşmenin taraflarından biri olarak  ...Pendik/İstanbul adresinde bulunan ....Şti'nin gösterildiği, ancak bayi sıfatıyla sözleşmede yer alan gerçek veya tüzel kişinin isim/unvan veya adres bilgilerinin yer almadığı, ne varki tarafların sözleşmedeki imzaları inkar etmemeleri karşısında, bayiin sözleşmede davalı şirket dışında imzası bulunan davacı olduğunun kabulü gerektiği, sözleşmenin ikinci maddesinde sözleşme konusunun davalı tesislerinde üretimi yapılan ... markalı küvet, duş teknesi ve kabinleri ile ...markalı ürünlerinin satış koşullarının belirlenmesi olduğunun düzenlendiği ve  sözleşme kapsamındaki ürünlerin neler olduğunun sıralandığı, sözleşmenin dördüncü maddesinde siparişlerin veriliş usulünün, beşinci maddesinde satış fiyatı ve ödeme koşullarının düzenlendiği, sözleşmenin 5.6 maddesinde alım taahhüdü kısmının boş bırakıldığı, sözleşmenin  5.7. Maddesinde; \"... bayii korumakla sorumlu olup, bayii taahhütlerini gerçekleştirdiği surece, bayii bölgesinde direkt satislari olamayacaktır. Ancak alıcının indirekt yollardan temin ettiği ürünlerden ... sorumlu tutulamaz.\" hükmünün yer aldığı, sözleşmenin 5.9 maddesindeki mininum stok tutarı kısmının boş bırakıldığı, sözleşmenin altıncı maddesinde malların teslim şeklinin düzenlendiği,   sözleşmenin 7/a bendinde; \"..., sözleşme imzalamış olduğu bayisinin oluşturduğu kendi bayi ve tali bayilere direk satış yapmayacaktır. Satışlar Bayi üzerinden yapılacaktır.\" düzenlemesinin yer aldığı, sözleşmenin 7/b bendinde sipariş konusu ürünlerin teslim şekillerine ilişkin çalışma detaylarının düzenlendiği, sözleşmenin sekizinci maddesinde sözleşmenin süresinin,  sona erme ve fesih hallerinin, dokuzuncu maddesinde yazışma ve tebligat usulünün, onuncu maddesinde devir ve temlik yasağının, on birinci maddesinde cari hesap sözleşmesinin, on ikinci maddesinde yetkili mahkemenin yer aldığı,  son maddede sözleşmenin imza ve yürürlük tarihi kısmının boş bırakıldığı, sözleşme metninin ilk sayfasının sağ üst köşesinde sözleşme tarihinin 24/04/2018 olarak yer aldığı anlaşılmıştır. Sözleşmede davacının hangi bölgede satış yapacağı yazılı olmamakla birlikte, sözleşmenin 5.7 ve 7 inci maddelerinde, davalının tesislerinde ürettiği bu sözleşmeye konu ürünleri davacı dışında başka firmalar aracılığı ile satmayacağına sair bir düzenleme bulunmadığı, yalnızca davalının doğrudan satış yapmayacağına dair düzenleme bulunduğu açık olup, davacının, davalı tarafından kendisine Almanya bölgesinde tek satıcılık yetkisi verildiğine, dolayısıyla davalının ne doğrudan ne de başka bayiiler aracılığı ile satış yapamayacağına, sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi olduğuna yönelik iddiası ve istinaf sebebi  yerinde değildir. Taraflar arasındaki sözleşme bayilik sözleşmesi ise de, bu sözleşmenin onjektif açıdan esaslı unsurlarından olan, bayinin davalı ürünlerinin satışını yapacağı bölgenin sözleşmede yazılı olmadığı, davacının bu hususun sözleşmeye yazılmamış olmakla birlikte şifahen kararlaştırılmış olduğunu savunduğu ve bu hususta tanık dinlettiği anlaşılmıştır. 6098 Sayılı TBK'nun  1/1 maddesi uyarınca bir sözleşmenin kurulabilmesi için tarafların irade beyanları arasında karşılıklı uygunluğun mevcut olması gerekir. Aynı kanunun 2/1 maddesine göre bu uygunluğun asgari sözleşmenin objektif ve sübjektif açıdan esaslı noktalarını kapsamasın zorunlu olup, yine TBK'nun 19/1 fıkrası uyarınca bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin yorumlanmasında; tarafların içsel ve açığa vurulmamış iradesinin değil, beyan edilmiş bulunan  gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı düzenlenmiştir. Geçerliliği yazılı şekle tabi olmayan bayilik sözleşmesi açısından, satışın yapılacağı bölgenin yazılı olmaması sözleşmenin geçerliliğine etki etmeyecek ise de, tarafların iradelerinin, davalıya ait ürünlerin davacı tarafından tüm Almanya bölgesinde satış ve pazarlamasının yapılması yönünde olduğunu ispat yükü davacı üzerindedir. Gerek davacı, gerekse davalı tanıklarının beyanlarından, davalı yanın davacının Almanya'da faaliyet gösterdiğini bildiği ve davalıya ait ürünlerin bayii sıfatıyla Almanya'da satışının yapılacağı hususunda tarafların ortak iradesinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı, Almanya'da bulunan davacıya sözleşme akabinde bir tır ürün teslim edildiğini de cevap dilekçesinde belirtilmiş olduğuna göre, davacının Almanya'nın tüm eyaletlerinde davalıya ait ürünleri bayi sıfatıyla satması hususunda tarafların anlaştığı ve bu hususun davacı tarafından ispat olunduğu kabul edilmelidir.Davacının bu yöndeki istinaf sebebi yerindedir.Öte yandan davacının, davalı tarafından sözleşmenin 5.7 ve 7 inci maddelerine aykırı davrandığını da ispat yükümlülüğü bulunmaktadır. Dava dilekçesine tercümeleri ile birlikte eklenmiş faturalar incelendiğinde, hiçbirinin davalı tarafından Almanya bölgesine doğrudan satış yapıldığını ispata yeterli olmadıkları, nitekim davacının dava dilekçesi ve delil listesinde bu faturaların davalının, başka firmalar aracılığı ile satış yaptığını gösterir deliller olduğunu  açıkça beyan ettiği, davalının davacıya tek satıcılık yetkisi vermediği ve Almanya'da başka bayiiler aracılığı ile satış yapmamayı taahhüt etmediği, öte yandan davacının kendisinin oluşturduğu alt ve tali bayiler bulunduğunu ve davalının bunlara doğrudan satış yaptığını ispat eder delil de sunmadığı, buna göre davacının davalı tarafından sözleşmenin anılan maddelerini ihlal ettiğini ispat edemediği, kaldı ki davalının doğrudan satış yaptığı ispat olunsaydı dahi, davacının sözleşmenin halen devam ettiğine, davalıya ait ürünlerin halen davacı ... satış ve pazarlamasının yapıldığına yönelik açık beyanı karşısında, sözleşmenin ifası amacıyla yapmış olduğunu iddia ettiği giderleri, maddi zarar adı altında davacıya yansıtamayacağı,  mahkemece davanın reddine dair verilen kararın, sonucu itibariyle doğru olmakla birlikte, gerekçesi itibariyle hatalı olduğu anlaşılmıştır.Davacının sözleşmeye aykırılık nedeniyle ileri sürdüğü istem maddi tazminat istemi olup,  karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/4 fıkrasına göre, maddi tazminat istemlerinin tamamının reddine karar verilmesi halinde, maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, mahkemece dava değeri üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olmuş, davacı yanın vekalet ücretine yönelik istinaf sebebi yerinde bulunmuştur. Sonuç itibariyle; davacı yanın istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, yapılacak başkaca tahkikat işlemi bulunmadığından, 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dairemizce yeniden hüküm kurularak davanın reddine, davacının maktu vekalet ücreti ile sorumlu tutulmasına karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacının istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ İLE, İstanbul Anadolu 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01/12/2021 tarih ve 2019/93 Esas - 2021/945 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, 2-Davanın REDDİNE,<br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:3-Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 615,40-TL harcın davacı tarafından dava açılırken peşin olarak yatırılan 23.014,43-TL harçtan mahsubu ile bakiye 22.399,03‬-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından sarf edilen 80,00-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden, Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve takdir olunan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 7-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN:8-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,9-Davacı tarafından sarf edilen 220,70-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 57,60-TL dosyanın Bölge Adliye Mahkemesi'ne gidiş/dönüş masrafı olmak üzere toplam 278,3‬0-TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,10-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,11-Dairemizce verilen kararın mahiyeti gereği İİK'nın 36/5 maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminat var ise talep halinde teminatı yatıran ilgili tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 30/01/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"90173efaddcff597","SID":"f6040cdcfec3430d"}}