{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>12. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2020/123 <br>KARAR NO: 2024/1977<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>İ S T İ N A F   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 04/07/2019<br>NUMARASI: 2015/628 Esas  2019/683 Karar <br>DAVA: Haksız Rekabetin Tespiti, Men'i ve Tazminat  <br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 31/12/2024 <br>Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>DAVA: Davacı vekili; müvekkili firmanın sektörde mevcut pazar ve hakimiyetine ilişkin 80 senelik bilgi, deneyim, know how, portföy, ticari sır ve bilgilerinin 1 sene içerisinde sıfırdan kurulan davalı firmaya aktarıldığını, haksız rekabete ilişkin tüm kanun ve hükümlerin ihlal edilmek sureti ile müvekkilinin zarara uğratıldığını, davalı ...'in müvekkili firmanın uzun yıllar Genel Müdürlüğünü yaptığını, bu görevinden ayrılmasının hemen akabinde davalı firmaya CEO ve ortak olduğunu, ...’in TMSF tarafından Holding bünyesindeki bazı şirketlere yönelik tedbirleri müvekkili aleyhine kullandığını, distribütörlük sözleşmelerinin feshedilerek davalı firma ile yapılması yönünde faaliyette bulunduğunu, davalılar tarafından müvekkili şirketin ticari ilişki içerisinde bulunduğu firmalar nezdinde müvekkili şirkete TMSF tarafından el konulduğu ve tedbir kapsamına alındığı izlenimi yaratılmaya çalışıldığını ve müvekkilinin mali durumunun kötü olduğuna dair açıklamalarda bulunmak suretiyle müvekkilinin gerçek dışı ve yanıltıcı açıklamalarla kötülendiğini, davalı şirkete ait internet ilanlarında şirketin % 90 hissesinin ... firmasına ait olduğundan bahsedilerek yanıltıcı beyanda bulunulduğunu, arkasında güçlü bir yabancı sermaye olduğu izleniminin yaratılmaya çalışıldığını, yine davalılarca müşterilere müvekkili şirketin bayi olarak kendi kontrollerinde faaliyet göstereceğini beyan ettiklerini, müvekkili şirketin merkezinin bulunduğu adresle ilgili kira sözleşmesinin uyarılara rağmen davalı ... tarafından içindeki büro malzemeleri bırakılmak suretiyle feshedildiğini, akabinde bu adresin davalı şirketin merkezi olarak kullanılarak müşterilerde sanki müvekkili şirketin devamıymış gibi bir izlenim yaratılmaya çalışıldığını, aynı şekilde müvekkilinin İzmir binasının da tahliye edilmesi ile davalı şirketin bölge müdürlüğü için kiralandığını ve binalarda müvekkili şirketin tabelaları çıkarılıp yerine distribütörlük veren firma tabelalarının asıldığını, böylelikle davalıların TTK'nın 55/1-a maddesinin 1. 2 ve 3. bentlerinde düzenlenen haksız rekabet fiillerini işlediğini, bunun dışında davalıların aynı zamanda TTK'nın 55-1-b maddesinde düzenlenen sözleşmeyi ihlale ve sona erdirmeye yöneltme fiillerini gerçekleştirdiğini, bu kapsamda davalı firmanın İzmir ve Ankara bölgelerinde müvekkili firmanın müşterisi olan şahıslarca kurulan ...-... Tic. Ltd. Şti. ve ... Makinaları San. ve Tic. A.Ş. isimli taşeron firmalar üzerinden haksız rekabet fiillerini gerçekleştirdiğini, sonrasında bu firmaları da aradan çıkarmak sureti ile müvekkilinin eski çalışanlarının çok büyük bir bölümünü ve bölge ile ilgili faaliyetlerini kendi kapsamına geçirdiğini, davalı ...’in genel müdürlük görevinden 23.05.2014 tarihinde istifa ederek davalı firmada aynı pozisyon ile işe başladığını, davalı firmanın 01.07.2015 tarihinde %10'luk hisse ile  ortak olduğunu, müvekkili firmanın personellerinin istifa ya da kendisi tarafından yapılan fesihler ile ayrılarak davalı firmada tüm ticari sır, know how ve portföy ile işe başlamasını, dolayısı ile müvekkilinin faaliyetlerine devam edemeyecek hale getirilmesini sağladığını, davalı ...'in eylemleri sonucunda distribütör firmaların müvekkili şirketle ilişkisini keserek davalı şirketle çalışmaya başladığını, müvekkili firmanın bayilik anlaşması bulunan dağıtım ağında, davalı firmanın çok kısa süre içerisinde bayilik sözleşmeleri imzalamak sureti ile davalının ürünlerinin pazarlanmaya başlandığını, müvekkilin uzun yıllar emek ve gayretiyle oluşturulan bayilik ağına hiçbir çaba ve emek göstermeden davalıların müşterileri bu yolla kendisine çektiğini, çalışanlar yönünden ise; davalıların ayartması ile müvekkili firmanın yetişmiş kilit personelinin müvekkili ile ilişkilerini sonlandırarak hemen akabinde davalı şirkette aynı konumda işe başlatılmak suretiyle transfer edildiğini, müvekkili firmadan bu yolla ayrılan personel sayısı dikkate alındığında müvekkilinin zor durumda kaldığını, davalılar tarafından transfer edilen personelin müvekkili şirketin sır niteliğindeki pek çok bilgisine sahip olduklarını, davalı şirkette de aynı pozisyonu üstlendikleri dikkate alındığında bu yolla rakibe üstünlük sağlamanın iş hayatının kurallarına uygun olmadığını, sözleşmenin feshi nedeniyle çalışanlara ödenen tazminatların ve işten çıkarmaların tüm bu planın bir parçası olduğunu, bu istifaların, hatta müvekkil firmanın yetkisi kötüye kullanılarak yapılan işten çıkarmaların belli bir sistematik çerçevesinde bölge ve tarihlere göre ilerlediğini, istifa eden personele tazminatlar ödenmek sureti ile şirketin zarara uğratıldığını, müşterilerde iltibas yaratacak şekilde işbu ayrılan personelce eylemlerde bulunulduğunu, tüm müşteri portföyünün bilgilerinin toplanarak kaydedileceği CRM sisteminin finansal kiralama yoluyla satın alınmasının sağlanmasından sonra davalı tarafından firma çalışanlarının bir kısmının sisteme müşteri bilgilerinin girilmesi için seferber edildiğini ve tüm bu bilgilerin sisteme kaydedildiğini, 66 çalışanın davalı firmaya geçmesi ile birlikte davalılarca sistemde kayıtlı olan müşterilerle ilişki kurulduğunu ve bu şekilde iş sırlarının davalı tarafça hukuka aykırı olarak değerlendirildiğini, bunun dışında müvekkilinin izni olmaksızın kanuna aykırı şekilde bilgileri elinde bulunduran davalı tarafından GPS bilgilerini kullanarak müvekkilinin müşterilerinin makinalarının bulunduğu yerler tespit edilerek müşterilerle iletişim kurulduğunu, bu şekilde TTK'nın 55/1-c maddesinde düzenlenen başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma fiilinin de gerçekleştirildiğini belirterek haksız rekabetin tespitine, durdurulmasına, müvekkili şirketin uğradığı zararlara karşılık şimdilik 50.000-TL maddi tazminat ile  1.000-TL manevi tazminatın haksız rekabetin başladığı 04.10.2013 tarihinden işleyecek en yüksek reeskont faizi ile davalılardan tahsiline, kararın ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalılar vekili; müvekkili şirket ile davacı şirket arasında ticari ilişkinin müvekkilinin kurulduğu günden itibaren başladığını, müvekkili tarafından davacı şirketin ekonomik yönden sıkıntı yaşadığı dönemlerde davacı şirkete ticari ve maddi olarak destek sağladığını, sunulan bir kısım fatura ve yazışmalar ile de bu durumun sabit olduğunu, davacı şirket ile müvekkili şirketin ticari defterleri karşılıklı incelendiğinde taraflar arasında 2014 yılı Haziran ayından 2015 yılı Ekim ayına kadar yoğun ticari makina, ekipman vs. diğer ürünlerin alım - satım faaliyetinden ötürü ticari ilişkinin olduğunun görülebileceğini, davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, davacının, mali sıkıntıları nedeniyle sözleşmesel edimlerini yerine getiremediğini ve sözleşme ile yatırması zorunlu olan teminatları karşılayamaması nedeniyle distribütörlüklerini kaybettiğini, müvekkili ...’in 14 yıl boyunca hep davacı şirketin menfaatlerini korumak için çaba ve mesai sarfettiğini, müvekkili ...’in hiçbir surette Kazan’a gitmediğini, davacı şirket merkezinin taşınma kararı ve kira sözleşmesinin feshi hususundaki beyanların doğru olmadığını,  davacı şirketin yönetim kurulunun, yaşanan ekonomik sıkıntılardan ve Holding şirketinin talepleri doğrultusunda, ilk olarak 9 Ocak 2014 tarihli Yönetim Kurulu toplantısı ve sonrasında da 26 Mart 2014 tarihli Yönetim Kurulu kararı ile masrafları düşürme ve küçülme ve aynı zamanda \"Çukurova ve ...’ın birleşme” stratejileri doğrultusunda Tuzla’da bulunan grup şirketlere ait merkeze taşınma kararı aldığını, söz konusu taşınma kararının, ekonomik darboğazda olan davacı tarafından Holding yönetiminin de tavsiyesi ile alındığını, müvekkillerinin söz konusu fesih süreci ile ilgisi olmadığını, davacının iddia ettiğinin aksine, müvekkili şirket kurulmadan önce davacı ile ... arasındaki distribütörlük sözleşmesinin 2013 yılı Aralık ayında feshedildiğini, sorumsuz ve umursamaz bir yönetim tavrı karşısında, davacının söz konusu sözleşmeye ilişkin ihlal ve temerrüt halini gidermemesi nedeniyle fesih sürecinin kaçınılmaz bir hal aldığını, ... Bayilik ve Hizmet Sözleşmesinin, ... Limited (“...”) tarafından sözleşmenin 15.1 hükmü gereği 20/06/2014 tarihinde tek taraflı olarak feshedildiğini, 09/01/2014 ve 26/03/2014 tarihli yönetim kurulu kararlarında Hyster ile ilgili durum ve zorluklar ve ...'in acil istediği banka teminatı konusunun müvekkili ... tarafından dile getirildiğini, hatta bu konuda 18/02/2014 tarihinde yönetim kurulu üyelerine e-posta gönderdiğini, davacı şirket yönetim kurulunun sözleşmenin feshini önleyici hiçbir çaba ve iyiniyet göstermediği gibi afaki, hayali iddialar ile fesih sürecini müvekkilinin üzerine yıkmaya çabaladığını, bunun dışında davacı ile müvekkili şirketin çalışan personelin istihdamı ve geleceği konularında da anlaştıklarını, davacının önemli markaların distribütörlüklerini kaybetmesiyle birlikte, ihtiyaç fazlası personel oluştuğunu, ihtiyaç fazlası personelin, işçilik alacakları ve işe iade davaları sorunuyla karşılaşmak istemeyen davacı şirketin, personeline müvekkili ... A.Ş. bünyesinde çalışmasını teklif ettiğini, müvekkili ... A.Ş.’nin de bu teklifi kabul etmesiyle personel, istifa etmeye zorlanarak, tazminatları ödenmeksizin iş akidlerinin sonlandırıldığını, taraflar arasındaki anlaşma gereğince davacının, müvekkili şirkete iş makinası sattığını, müvekkilinin makina bedeli olan 304.961-Euro'yu davacıya ödediğini, davacının da, ... bünyesinde çalışan bir kısım personelin tazminat ödemelerini yaptığını, kendi atıl personelini tazminat ödememek için müvekkili şirkete gönderen davacı şirketin gerçek dışı ve yanıltıcı iddialara başvurmak suretiyle, davasına inandırıcılık kazandırma gayreti içinde olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; dava tarihinden bir yıl önce gerçekleşen eylemler açısından davanın TTK'nın 60. maddesi gereğince davanın<br>zamanaşımına uğradığını, dava dilekçesinde zararın haksız fiillerin başladığı 04/10/2013 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte giderilmesi talep edildiğinden haksız rekabet teşkil eden davranışların davadan önce davacı tarafından bilindiği, davanın 1 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açılmadığı,  davalıların süresinde zamanaşımı def'inde bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili; davanın reddi kararının gerekçesinde belirtilen haksız rekabet eylemlerinin dava tarihinden önce bilindiği yönündeki tespitin doğru olmadığını, davalıların mütemadi bir şekilde devam eden haksız rekabet eylemlerinin başladığı tarih olması nedeniyle 04/10/2013 tarihinden itibaren faiz talep edildiğini, bahsi geçen haksız rekabet eylemlerinin gizli saik ile gerçekleştirilen ve ancak geriye doğru yapılan incelemeler neticesinde tespit edilemediğini, mahkemece faiz tarihinin öğrenilme tarihi olarak kabul edilmesinin kanuna aykırı olduğunu, davalıların haksız rekabet eylemlerinin mütemadi olarak süreklilik arz edecek şekilde devam etmesi nedeniyle zamanaşımının ancak haksız rekabetin sona erdiği tarihten başlayabileceğini, bunun dışında haksız rekabet fiillerinin gerçekleştiği tarihten itibaren 3 yıllık zamanaşımı süresinin de dolmadığını, aynı amaca yönelik olarak gerçekleşen farklı fiiller olsa dahi zamanaşımının son fiil tarihinden itibaren başlayabileceğini, davalıların eylemlerini planlı olarak zamana yayarak gerçekleştirdiğini, bu eylemlerin müvekkilince hemen öğrenilmesinin mümkün olmadığını, SGK kayıtlarından da anlaşılacağı üzere iş akitlerinin davalıların yönlendirmesi ile sona erdirilmesinin 21.11.2014 tarihine kadar devam ettiğini, davalı firmaya geçiş yapan 67 kişi bakımından taraflar arasında rekabet etmeme sözleşmesi bulunması nedeniyle 35'i hakkında rekabet yasağı sözleşmesine dayalı dava açıldığını, bu davalarla müvekkilinin haklılığının kanıtlandığını, 66 personelin birlikte hareket etmek suretiyle müvekkili firma ile olan iş akitlerinin sona erdirilerek davalı firmada çalışmaya başladıklarını, müvekkilinin bu geçişlere muvafakatinin olmadığını, dosya içeriğindeki mevcut delillere göre davalı firmaya geçiş yapan eski personel ve davalı firma tarafından müvekkiline ait sır niteliğindeki bilgiler ve teklifler 2015 yılı ortalarına kadar kullanılmak suretiyle davalı firmanın rekabette haksız olarak öne geçtiğini, yine müvekkili firmanın bayilik ağı da 2014 yılının sonuna kadar devamlılık gösterecek şekilde davalı firmaya kaydırıldığını, davanın açıldığı tarihten sonra dahi davalının müvekkilinin logosunu kullanmaya devam ettiğini, davalıların eylemlerinin aynı zamanda suç teşkil ettiğini, herhangi bir ceza davası açılmamış olması halinde bile cezayı gerektiren bir fiil olması halinde ceza kanununda öngörülen zamanaşımı sürelerinin uygulanması gerektiğini, bu hususun TTK'nın 60. maddesinde açıkça düzenlendiğini, müvekkili firmanın ticari sırlarının davalı firma lehine olacak şekilde müvekkilinin çalışanı olup da akabinde davalı firmaya geçen personel arasında kanuna aykırı şekilde paylaşıldığını, maaş bordrolarının, karar ve işlem şablonlarının, iş sözleşmeleri de dahil olmak üzere personel evraklarının, avans formalarının, müşteri bilgilerinin, fiyat tekliflerinin e-posta aracılığıyla davalı firma ile paylaşıldığını, daha sonra bu personelin davalı firmada çalışmaya başladığını, müvekkilinden sonra davalı firmaya geçen ancak davalıdan da ayrılan ...'ın İstanbul Anadolu CBS'nin 2017/87069 sor. Sayılı dosyasında şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde davalıların yaptığı hukuksuzlukları ortaya koyduğunu, mahkemece dinlenen tanık beyanlarının da yok sayıldığını, müvekkiline ait sırların paylaşılmasının, müvekkili şirkete ait sır niteliğindeki bilgilerin kullanılmak suretiyle tekliflerde bulunulmasının TCK m.239, TTK m.55/1-b,3 ve 55/1-d maddeleri kapsamında suç olarak düzenlendiğini, dolayısıyla ceza kanunlarında öngörülen zamanaşımı sürelerinin uygulanması gerektiğini, davalıların müvekkili şirketin personelinin işlerinin ifasındaki yükümlülüklerine aykırı davranmaya yöneltme sonucunda işçilerin sözleşmelerini feshederek davalı firmada çalışmalarının TTK m.55/1-b,2ve 3 kapsamında suç teşkil ettiğini, yine şirketin ortaklık yapısı ile ilgili gerçeğe aykırı beyanların TTK m.551-a,2 kapsamında suç oluşturduğunu, ayrıca davalı ... ile dava dışı ...'un genel müdür olarak görev yaptıkları dönemde yönetim kurulu üyelerini yanlış bilgilendirmek suretiyle nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye suçlarını işlediklerini, bunun dışında müvekkiline ait katalogların dava tarihinden sonraki tarihte davalının internet sitesinde yayımlanmaya devam ettiğini, tüzel kişiler bakımından zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için öğrenmenin dava açmaya yetkili organın öğrenme tarihi olduğunu, davalının beyanlarında geçen ...'ın şirketi tek başına temsil etme yetkisinin bulunmadığını, diğer taraftan gizli bir saikle gerçekleştirilen işlemlerin, gerçekleştirildiği tarihte öğrenilebilme imkanının bulunmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>GEREKÇE: Dava, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemine ilişkindir. Davacı vekili, davalıların haksız rekabet niteliğindeki eylemleriyle müvekkiline ait ticari sır ve bilgilerin, müşterilerin ve çalışanlarının planlı olarak davalı şirkete geçirilmek suretiyle müvekkilini ticari faaliyette bulunamayacak hale getirdiğini belirterek haksız rekabetin tespitini, önlenmesini ve zararının 04/10/2013 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tazminini talep etmekte olup; mahkemece, dava dilekçesinde davacının 04/10/2013 tarihinden itibaren faiz talebinde bulunduğu, haksız rekabet fiilerinin dava tarihinden önce davacı tarafından bilindiği, davanın öğrenme tarihinden itibaren 1 yıl içinde açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Haksız rekabetten kaynaklanan davalar bakımından zamanaşımı sürelerinin düzenlendiği TTK'nın 60. maddesi “56 ncı maddede yazılı davalar, davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her hâlde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, haksız rekabet fiili aynı zamanda 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu gereğince daha uzun dava zamanaşımı süresine tabi olan cezayı gerektiren bir fiil niteliğinde ise, bu süre hukuk davaları için de geçerli olur” hükmünü içermektedir. Bu hükme göre haksız rekabetten kaynaklanan davaların açılabilmesi için bir ve üç yıllık süreler öngörülmüş olup, bir yıllık süre fiilin öğrenildiği, üç yıllık süre ise fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Bununla birlikte bahsi geçen düzenlemede haksız rekabet fiilinin aynı zamanda cezayı gerektiren bir fiil olması halinde Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen zamanaşımı sürelerinin hukuk davaları için de geçerli olacağı açıkça düzenlenmiştir. Ceza zamanaşımı süresinin uygulanabilmesinin, ceza davasının açılmış olmasına ya da şikâyette bulunulmasına bağlı olmadığını belirtmek gerekir (H.G.K.'nun 3.6.1953 gün ve 4/71 E. 77.K; 3. HD. 28/05/2014 T. 2014/9540 E. 2014/8361 K.; 17. HD. 23/01/2014 T. 2013/21051 E.2014/775 K.). Haksız rekabet davalarında zamanaşımı süresi incelenirken davada ileri sürülen vakıanın cezayı gerektiren haksız rekabet hallerinden olup olmadığının hukuk hâkimince araştırılması gerekmektedir. Haksız rekabet suçu ile ilgili ceza soruşturması veya kovuşturması bulunmasa bile şayet iddia edilen haksız rekabet fiili, kanunda suç olarak tanımlanan haksız rekabet halleri arasındaki yer alıyorsa artık Türk Ceza Kanunu'nun 66. maddesinde düzenlenen dava zamanaşımı süreleri geçerli olacaktır (F. Nomer Ertan, Haksız Rekabet Hukuku, İstanbul 2016, s.467). Cezayı gerektiren haksız rekabet fiilleri, TTK'nın 62/1-a maddesinde 55. maddedeki somut fiillere atıf yoluyla, 62/1-b, c ve d bentlerinde ise doğrudan gösterilmiştir. Somut olayda, davalılar hakkında iddia edilen haksız rekabet fiillerinin aynı zamanda suç teşkil edip etmediğinin bu hüküm kapsamında incelenmesi gerekmektedir. Davacı vekili, davalılarca yapılan olumsuz açıklamalarla müvekkilinin müşteriler ve iş ilişkisi içinde olduğu firmalar nezdinde kötülendiğini iddia ederek TTK m.55/1-a,1 maddesi kapsamında; davalı şirketin ortaklık durumu hakkında yanıltıcı açıklamalarda bulunması nedeniyle TTK m.55/1-a,2 kapsamında; davalının müvekkili şirketin devamıymış gibi faaliyetlerde bulunarak başkaları nezdinde karıştırılmaya yol açtığını iddia ederek TTK m.55/1-a,4 maddesi kapsamında haksız rekabet oluştuğunu iddia etmiştir. Bunun dışında davacı, müvekkilinin iş ilişkisi içinde bulunduğu firmalar ve bayilik ağında bulunan firmaların davalının davranışları sonucunda müvekkili ile olan ilişkilerini sona erdirip bu firmaların ticari faaliyetlerinde davalı firma üzerinden devam ettiklerini (TTK m.55/1-b,1), davalı tarafından müvekkilinin çalışanlarına haketmedikleri ve onları işlerinin ifasında yükümlülüklerine aykırı davranmaya yöneltebilecek yararlar sağladığını (TTK m.55/1-b,2), yine davalıların müvekkili şirketin çalışanlarını müvekkili şirkete ait üretim ve iş sırlarını ifşa etmeye ve ele geçirmeye yönelttiğini (TTK m.55/1-b,3), müvekkiline ait iş ürünü niteliğindeki bilgilerin izinsiz kullanıldığını (TTK m.55/1-c), müvekkilinin sır niteliğinde bilgilerin kullanıldığını ve ifşa edildiğini (TTK m.55/1-d) ileri sürmektedir. Mahkemece, davacının davasını dayandırdığı bu vakıalar, aynı zamanda cezayı gerektiren haksız rekabet fiilleri olup, bu fiiller yönünden zamanaşımı süresinin 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi uyarınca sekiz yıl olacağı gözetilmeden yanılgılı olarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Diğer taraftan davalıların dava konusu edilen eylemlerinin TTK'nın 55. maddesinde gösterilen somut fiillerin tanımına uymadığının değerlendirilmesi halinde de, dürüstlük kuralına aykırı ticari davranış ve uygulamaların TTK 54'de yer alan ancak suç teşkil etmeyen genel nitelikteki haksız rekabet düzenlemesi kapsamında incelenmesi mümkündür. Bu durumda ise TCK'nın 66. maddesinde düzenlenen zamanaşımı süreleri uygulanamayacak olup bir yıllık zamanaşımı süresi davalıların fiillerinin öğrenildiği tarihte başlayacaktır. Ancak mahkemece  dava dilekçesinde faizin başlangıç tarihi olarak gösterilen tarih, öğrenme tarihi olarak kabul edilerek sonuca gidilmiş ise de davacının faizin uygulanmasını istediği tarih, davalının haksız rekabet davranışlarından bu tarihte haberdar olduğunu göstermemektedir. Davacı, davalıların belli bir plan çerçevesinde gerçekleştirdiğini iddia ettiği davranışlardan sonradan haberdar olduğunu, davalıların iddia edilen tüm davranışlarının bir bütünlük arz ettiğini, dolayısıyla zamanaşımı süresinin son eylem tarihinden başlaması gerektiğini ileri sürmekte olup iş sözleşmelerinin ve distribütörlük veren firmalarla iş ilişkisinin sona erdiği tarihten ziyade zamanaşımının davalının buna ilişkin yöneltme eyleminin öğrenildiği tarihten itibaren başlaması gerekmektedir. Davacı vekilinin, davalının iddia edilen bütün eylemleri ile müvekkiline ait ticari sır ve bilgilerin, müşterilerin ve çalışanlarının planlı olarak davalı şirkete geçirilmek suretiyle müvekkilini ticari faaliyette bulunamayacak hale getirdiğini ileri sürdüğü ve işçi geçişlerinin 2014 yılının Kasım aylarına kadar devam ettiği, davalıların iddia edilen yöneltme eylemlerinin davacı tarafından davanın açıldığı tarihten 1 yıldan daha fazla zaman önce öğrenildiğine ilişkin bir açıklık bulunmadığı anlaşıldığından TTK'nın 62. maddesinde gösterilen suç kalıbına uymayan fiiller yönünden de zamanaşımı süresinin dava açılmadan önce dolduğunun kabul edilmesi doğru olmamıştır. Mahkemenin zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine ilişkin kararı doğru olmadığından davacı vekilinin zamanaşımı süresine ilişkin istinaf başvurusu haklı bulunmuştur. Delillerin toplandığı dikkate alınarak, tahkikat yapılmasını gerektirir bir durum bulunmadığından uyuşmazlığın incelenmesine geçilmiştir. Genel olarak; davacı vekili, davalıların haksız rekabet niteliğindeki eylemleriyle müvekkiline ait ticari sır ve bilgilerin, tedairkçilerinin, müşterilerin ve çalışanlarının planlı olarak 6 aylık sürede davalı şirkete geçirilmek suretiyle müvekkilini ticari faaliyette bulunamayacak hale getirildiğini ileri sürmekte; buna karşılık davalı ise davacı şirketin yer aldığı şirketler grubunun içinden geçtiği TMSF sürecinden etkilendiğini, şirketin küçülme stratejisini benimsediğini, sürecin iyi yönetilememesi nedeniyle tedarikçilerini kaybettiğini belirterek davanın reddini savunmaktadır. TMSF'nin cevabi nitelikteki yazısına göre TMSF ile borçlu ... Grubu arasında TMSF alacaklarının tahsili ile ilgili olarak akdedilen protokollerin ödemelerinde yaşanan aksamalar üzerine, Fon kurulunca tesis edilen 16.05.2013 tarih ve 2013/135 sayılı karara istinaden protokolleri imzalayan ... Grubuna dahil tüm gerçek ve tüzel kişilerin mal, varlık, hak ve alacakları üzerine 6183 sayılı AATUHK hükümlerine göre haciz konularak, takip işlemlerine başlanıldığı, bu kapsamda 16.05.2013 tarihi itibariyle aralarında davacı şirketin de yer aldığı Çukurova Grubuna dahil fona borçlu şirketler hakkında, yurt içinde malvarlığı araştırması ve haciz bildirimleri yapılmış olup borçluların tespit edilen mal, hak ve alacaklarına haciz konulduğu, devamında ise, Fon Kurulunun 30.05.2013 tarih ve 2013/154 sayılı kararına istinaden, ... Grubuna dahil borçlu firmaların banka hesaplarına 6183 sayılı AATUHK kapsamında uygulanan hacizlerin sadece vergi, SGK ve benzeri amme borçlarının ifasını teminen 30.05.2013 tarihi itibariyle fek edildiği, bilahare, Fon Kurulunun 13.06.2013 tarih ve 2013/165 sayılı kararına istinaden de, ... Tic. A.Ş. nin olağan ticari faaliyetleri ile ilgili zorunlu ödemelerin yerine getirilmesini teminen, tüm menkul ve gayrimenkul malları üzerindeki hacizlerin devam etmek kaydıyla, 13.06.2013 tarihi itibariyle hacizler fek edilerek banka hesap bakiyelerin serbest bırakıldığı, TMSF tarafından davacı şirkete yönetim veya denetim kayyımı atanmadığı, şirketin devralınmadığı anlaşılmaktadır. Buna karşılık davacı şirket tarafından Fon Kurulunun 13.06.2013 tarih ve 2013/165 sayılı kararına istinaden haftalık ödemeleri ile gelir giderlerine dair düzenli olarak haftalık rapor verildiği bildirilmiştir. Bunun dışında TMSF tarafından davacı ile aynı bünye içerisinde yer alan bir kısım grup şirketlerinin yönetimine TMSF tarafından el konularak tasfiye sürecinde gidildiği anlaşılmaktadır. Davalı şirketin bağlı bulunduğu Holding'e ve grup şirketlere TMSF tarafından bir kısım kısıtlamalar uygulanmış olup, şirketin 09/01/2014 tarihli 652 sayılı yönetim kurulu toplantısında şirketin küçülmesi hususunun gündeme geldiği, 26/03/2014 tarihli 653 sayılı yönetim kurulu toplantısında ise işlerdeki düşüşe paralel olarak yapılacak tenkisatla birlikte özellikle İstanbul ve İzmir illeri için mevcut tesislerin kapatılarak ... İhr. A.Ş.tesislerinin ortak kullanıma geçilmesi yönünde kararlar alındığı anlaşılmaktadır. Tedarikçi olarak davacı ile ticari ilişkisi bulunan firmalara yazılan müzekkere cevaplarında bu firmaların davacı ile olan ilişkisini davacının içinde bulunduğu ekonomik durumdan kaynaklandığını, davacıdan yeterli teminat alınamaması nedeniyle davacıya ürün satışı yapılamadığını, devamında ilişkiye son verildiğini beyan ettikleri görülmektedir. Bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davacı şirketin tedarikçi firmalar ile ticari ilişkinin sona ermesinde ve çalışanların işten ayrılmasında davacı şirketin ekonomik ve finansal anlamda yaşadığı güçlüklerin etkili olduğu açıktır. İddia edilen eylemlerin haksız rekabete neden olup olmadığı değerlendirilirken bu hususun dikkate alınmasında zorunluluk bulunmaktadır. TTK’nin 54. maddesinde haksız rekabetin amacı ve genel ilkesi belirtildikten sonra, aynı Kanun’un 55. maddesinde uygulamada sık karşılaşılan ve dürüstlük kurallarına aykırı olan bazı davranış ve fiil örnekleri sayılmıştır. Bu çerçevede bir davranış veya uygulamanın haksız rekabet teşkil edip etmediği belirlenirken öncelikle özel hüküm niteliğindeki 55. maddesinde sayılan hallerden birinin var olup olmadığına bakılması gerekmektedir. Bu maddede sayılan hallerden birisi söz konusu ise haksız rekabetin varlığı kabul edilecek, somut davranış veya uygulama bu maddede sayılan haksız rekabet hallerine tam olarak uymuyorsa veya bu hallerin kapsamına örnekseme yoluyla dolaylı olarak da dahil edilemiyorsa, ancak bu takdirde genel hüküm niteliğindeki TTK’nin 54/2 maddesinin uygulanması mümkün olacaktır. 1-TTK’nin 55/(1)-a-1 maddesinde “Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek” haksız rekabet olarak düzenlenmiştir. Davacı vekili; davalılar tarafından müvekkili şirketin ticari ilişki içerisinde bulunduğu firmalar nezdinde müvekkili şirkete TMSF tarafından el konulduğu ve tedbir kapsamına alındığı izlenimi yaratılmaya çalışıldığını, müvekkilinin mali durumunun kötü olduğuna dair açıklamalarda bulunmak suretiyle müvekkilinin gerçek dışı ve yanıltıcı açıklamalarla kötülendiğini ileri sürmektedir. Ancak, davalıların davacının iş ilişkisi içerisinde bulunduğu kişilere, davacı ile ilgili kötüleme içeren açıklamalarda bulunduğuna dair soyut beyanlardan öte delil bulunmamaktadır. Bu nedenle davalıların TTK m.55/1-a,1 maddesi kapsamında kalan eyleminin ispatlanamadığı sonucuna varılmaktadır. 2-TTK m.55/1-a,2 maddesinde, “kendisi, ticari işletmesi, işletme işaretleri, malları, iş ürünleri, faaliyetleri, fiyatları, stokları, satış kampanyalarının biçimi ve iş ilişkileri hakkında gerçek dışı veya yanıltıcı açıklamalarda bulunmak veya aynı yollarla üçüncü kişiyi rekabette öne geçirmek” haksız rekabet hali olarak kabul edilmiştir. Bir açıklamanın haksız rekabet oluşturabilmesi için ticari hayatı etkileme ve alıcıları yönlendirme kabiliyetine sahip olması gerekmektedir. Kişilerin ticari şahsiyetini veya ticari hayatını ve müşterilerin seçim hakkını etkilemesi objektif olarak mümkün olmayan açıklamalar haksız rekabet olarak değerlendirilemez (İnal, Emrehan, Örtülü ve Aldatıcı Reklamlar, s.94). Somut olayda davacı taraf, bu hükme yönelik iddialarını Kariyer.net isimli internet sitesinde davalı şirketin % 90 Japon ortaklı bir firma olduğunun belirtilmesine dayandırmıştır. Davalı şirketin bu açıklamalarla arkasında güçlü bir yabancı sermaye desteği olduğu izlenimini bırakmaya çalıştığını ileri sürmektedir. Ancak davalı şirketin % 90 hisseli hakim ortağının İngiltere merkezli ... isimli firma olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan bahsi geçen internet sitesinde Japon ortaklı firmadan bahsedilmiş ise de Japonya menşeili üretici ...'nun ismi kullanılmamıştır. Yabancı sermaye ortağının Japon firma olarak belirtilmesi potansiyel müşterilerin satın alma kararlarını etkileyici nitelikte görülmemiştir. Yine, davalı şirket tarafından TSM'nin açılımının \"...\" olarak kullanıldığını, tüm görsellerinde bu ifadeye yer verildiğini, bu şekilde davalı firmanın ... olduğu algısını yarattığını ileri sürmüş ve buna ilişkin haber çıktılarını ve görselleri ibraz etmiştir. Ancak davacının da kabulünde olduğu üzere (cevaba cevap dilekçesi sf.13) sadece davalı tarafından değil dava dışı ... tarafından yapılan basın açıklamalarında ve lansmanlarda da davalı TSM ile ortaklık ve işbirliği hususuna vurgu yapılmıştır. Buna ilişkin gazetelerde yer alan haberler, ... yetkilisine ait beyanatlara dayanmaktadır. Bahsi geçen ortaklık ve işbirliği ilişkisine yönelik yapılan açıklamalar, davalı TSM'nin tek taraflı olarak yaptığı açıklamalar değildir. Bu yönüyle davalı şirketle işbirliğine ilişkin açıklamaların gerçek dışı veya yanıltıcı nitelikte olmaması nedeniyle bu açıklamaların TTK m.55/1-a,2 kapsamında haksız rekabet olarak kabul edilmesi mümkün değildir. 3-Davacı, diğer bir haksız rekabet eylemi olarak davalı şirketin, davacı şirket ile karıştırılmaya yol açacak önlemler aldığını iddia etmektedir. TTK’nın 55/1-a,4. maddesinde; başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak haksız rekabet hali olarak düzenlenmiştir. Davacı taraf, davalı ...'in davacı şirkette görevli iken müvekkilinin kiralık olarak faaliyet gösterdiği iş yerinin kira sözleşmesinin içinde büro malzemeleri ile demirbaşları bırakarak haksız feshettiğini, ardından davalı şirketin davacı şirketin uzun yıllar faaliyet gösterdiği bu eski yerinde çalışmaya başladığını, böylece müşterilere sanki davalı şirketin davacının devamıymış gibi bir izlenim bırakıldığını, davacı ile benzer tabelalar ve yazı karakterleri kullanarak ilanlar verdiğini, bazı serbest bölgelerde davalı şirketin Hyser marka forkliftlerini davacı şirketin hemen yanında sıraladığını, böylece davacı ile karıştırılmaya yol açacak önlemler aldığını iddia etmiştir. Karıştırılma, piyasada bilinen bir işletmenin isminden, unvanından, markasından veya üretilen malın şeklinden ambalajının renk ve kompozisyonundan yararlanılarak, bunun aynısının veya benzerinin kullanılmak suretiyle başkasının emeğinden haksız olarak yararlanma şeklinde ortaya çıkar (Poroy - Yasaman, Ticari İşletme Hukuku, s.347-348). Karıştırılma yoluyla haksız rekabetin oluşması için, bir kimsenin bir başkasının iş ürünlerini, mallarını, faaliyet veya eylemlerini veyahut haklı olarak kullandığı işaretlerini haksız yere vere karıştırılmaya sebep olacak şekilde kullanması gerekmektedir. Somut olayda davacı şirketin eski genel müdürü olan davalı ...'in davacı  şirketin tarafı olduğu kira sözleşmesini haksız feshederek davacı şirketin çok uzun süredir faaliyet gösterdiği iş yerinde davalı şirketin faaliyet göstermeye başlamasının, ayrıca davalının ithal ettiği ürünlerin serbest bölgede davacıya ait ürünlerin yanına dizilmesinin haksız rekabet oluşturduğu iddia edilmiş ise de davalı şirket tarafından bu iş yerinde veya faaliyetlerinde davacı şirkete ait unvan ve davacı şirketi çağrıştıracak işaret ve unsurları kullandığına dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde bir delil de ibraz edilmemiştir. Ayrıca iş yerine ilişkin kira sözleşmesinin feshinden davacı şirket yönetiminin haberdar olduğu anlaşılmaktadır. Bunun dışında karıştırılma tehlikesinin doğup doğmadığının tespitinde ölçü olarak ortalama yetenekteki olağan muhatap esas alınmalıdır. Ürünlerin özel bir müşteri grubuna hitap etmesi halinde o grupta yer alanların algısının esas alınması gerekir (Nomer Ertan, s.187). Somut olayda tarafların, iş makinesi ve zirai araç ticareti ile uğraşmaları nedeniyle ani ve tesadüfi karar alan müşteri kitlesi yerine, satın alma kararlarını ürünün ve satıcıların özelliklerine, sağladığı avantaj ve dezavantajlara göre analiz eden kitleye hitap etmektedir. Bu kitlenin algısı esas alındığında davacı tarafça ileri sürülen hususların üçüncü kişiler nezdinde karıştırılmaya yol açması da mümkün görülmemiştir. 4-Davacı tarafça; davalı şirketin kuruluşu ile eş zamanlı olarak müvekkili firmanın ticari faaliyetlerinin ana konusunu oluşturan distribütörlük sözleşmelerinin birer birer sonlandırıldığını, bu firmaların davalı firma ile çalışmalarına devam etmelerinin sağlandığını belirterek TTK m.55/1-b,1 hükmü kapsamında haksız rekabet iddiasında bulunmuştur.TTK'nın 55/1-b,1 maddesinde, “müşterilerle kendisinin bizzat sözleşme yapabilmesi için, onları başkalarıyla yapmış oldukları sözleşmelere aykırı davranmaya yöneltmek”, haksız rekabet olarak düzenlenmiştir. Hükümde \"müşteri\" kavramına yer verilmiştir. Sözleşme ilişkisinde mal veya hizmet sunan konumunda bulunan tedarikçiler ve satıcılar müşteri kavramı içerisinde değerlendirilmemektedir. Bu nedenle tedarikçilerin sözleşmeyi feshe yöneltilmeleri TTK m.55/1-b kapsamında haksız rekabet olarak değerlendirilmesi mümkün değildir  (Yarg. 11.HD. T.02.11.2017, E.2016/13948, K.2017/6023). Ancak TTK’nın 54. maddesinde tedarikçilerden de bahsedildiği dikkate alındığında tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar da haksız rekabet kabul edildiğinden davacı tarafından tedarikçi firmalarla ile ilgili olarak davalılara isnat edilen fiillerin TTK m.54/2 çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir (Paksoy, M.Sermin, Sözleşmeyi İhlale Yöneltme, s.205, 206; Sarıkaya, S. Sözleşmeyi İhlale veya Sona Erdirmeye Yöneltme, s.68). Bu durumda haksız rekabetin sabit görülebilmesi için davacı şirketle dava dışı firmalar arasında sözleşme bulunması, davacı şirket ile distribütörlük sözleşmesi bulunduğu belirtilen ..., ..., ..., ..., ... ve ... firması arasındaki ticari ilişkinin sona ermesinin davalıların dürüstlük kuralına uygun olmayan bir yöneltme fiili sonucunda meydana gelmesi gerekmektedir. Davacı şirket ile dava dışı ..., ... ve ... arasında distribütörlük sözleşmesi bulunduğu anlaşılmakta ise dava dışı şirketler ..., ..., ... ile davacı arasında ticari ilişki bulunmakla birlikte mevcut bir distribütörlük sözleşmesi ibraz edilmemiştir. Yine davalıların, davacı ile distribütörlük ve bayilik ilişkisi bulunan firmaları, davacı ile aralarındaki sözleşmenin sona erdirilmesine yönelttiğine ilişkin bir delil ibraz edilmemiştir. Adı geçen firmalardan başta ... ve ... olmak üzere bir kısım firmaların davacı ile aralarındaki sözleşmenin sona ermesinden sonra Türkiye'deki ticari faaliyetlerine davalı şirketle devam etmiş olması davalıya isnat edilen sözleşmeyi sona erdirmeye yöneltme davranışını sabit kılmamaktadır. Aksine ..., ... ve ...'e yazılan müzekkereye verilen cevapta davacı ile olan sözleşme ilişkisinin ticari ve finansal sorunlardan ötürü sona erdirdiklerini belirtmişlerdir. Ayrıca bu hususlar sözleşmelerin feshi aşamasındaki e-posta yazışmalarına ve ihtarlara da yansımıştır. Buna ilaveten 04/12/2013 tarihinde davacı şirketin yönetim kurulu başkanı, ... firmasına gönderdiği mektupta davacı şirketin bağlı bulunduğu ... Holding A.Ş.'nin tabi tutulduğu TMSF sürecinden bahsetmiştir. Davacı ile sözleşme ilişkisini sona erdiren yabancı firmaların sözleşme ilişkilerini davacıdan kaynaklanan ticari ve finansal sebeplerden ötürü sonlandırdıklarına yönelik beyanların aksini ispatlayan, bahsi geçen sözleşmelerin bu firmaların ticari ve finansal gerekçelerinden dolayı değil de davalıların “yönlendirmeleri” sebebiyle gerçekleştiğini gösteren bir delil ibraz edilmemiştir. Davacının alt bayilerini kaybetmesinden davalılar sorumlu tutulmuş ise de alt bayiler tarafından ana tedarikçi firmalar tarafından üretilen ürünler satılmaktadır. Bu nedenle davacı ile alt bayiler arasındaki ticari ilişkilerin etkilenmesi, davacının alt bayilerini kaybetmeye başlaması, ..., ..., ..., ..., ... ve ... gibi tedarikçi firmalar ile davacı arasındaki ticari ilişkinin zayıflamasının veya sona ermesinin doğal bir sonucudur. Ayrıca davacı ile bayilik ilişkisi bulunan firmaların da yönlendirildiğine ilişkin bir delil bulunmamaktadır. Bu nedenle davacının davalı tarafça tedarikçi ve alt bayileri sözleşmeleri sona erdirmeye yönelttiği iddiası ispatlanamamıştır. 5-Bunun dışında, diğer bir haksız rekabet nedeni olarak; davacının 66 çalışanının davalı şirkete transfer edilmesi olgusuna dayandırılmıştır. Davalı ...'in davacı şirkette genel müdür olarak çalıştığı dönemde şirket çalışanlarının kıdem tazminatını alabilmesi için sözleşmeyi bizzat feshettiğini, bu kişilerin davalı şirkette yeniden istihdam edilmek üzere davalı şirkete çıkar sağlandığını, hatta bazı personellerin istifa etmesine rağmen kıdem ve ihbar tazminatı ödendiğinin sonradan tespit edildiğini, sözleşmenin feshi nedeniyle çalışanlara ödenen hak etmedikleri tazminatın davacı şirketi zarara uğrattığı (TTK m.55/1-b,2) ileri sürülmüştür. Ayrıca müşteri portföyünün de çalışanlarla birlikte davalı şirkete geçtiği, söz konusu portföy kullanılmak suretiyle müşterilerle irtibat kurulduğu, gizlice ve izinsiz bir şekilde ele geçirilen üretim ve iş sırlarının değerlendirildiği (TTK m.55/1-b,3), bunun dışında davacı şirkete ait müşteri listeleri, stoklar vs gibi iş ürünleri ile ilgili bilgilerin yeni iş yerinde kullanıldığı (TTK m.55/1-c) iddia edilmiştir. Ancak yukarıda da bahsedildiği üzere davalı şirketin bağlı bulunduğu Holding'e TMSF tarafından bir kısım kısıtlamalar uygulanmış olup, şirketin 09/01/2014 tarihli 652 sayılı yönetim kurulu toplantısında şirketin küçülmesi hususunun gündeme geldiği, 26/03/2014 tarihli 653 sayılı yönetim kurulu toplantısında ise işlerdeki düşüşe paralel olarak yapılacak tenkisatla birlikte özellikle İstanbul ve İzmir illeri için mevcut tesislerin kapatılarak ... İhr. A.Ş.tesislerinin ortak kullanıma geçilmesi yönünde kararlar alındığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı firma çalışanlarının davacı şirketten ayrılmalarından sonra davalı şirkette çalışmaya başlamalarının başlı başına haksız rekabet oluşturan davranış niteliğinde kabul edilmesi mümkün değildir. Diğer taraftan davacı şirket adına ... tarafından 02.01.2015 tarihinde \"...@...com.tr\", \"...@...com.tr\" ve \"...@...com.tr\" adreslerıne gönderilen e-postada \"... Bey, ... Bey, Tuzla Serbest Bölge stoklarımızdan teslime hazır bulunan 2014 Model ... Tipi ... ile ilgili proforma faturamız ilişiktedir. (seri No: ...) Sizinle görüştüğümüz üzere makinemizin CIF/Desbaş alım fiyatı 304.961 Euro olup, ilgili makine üzerine Serbest Bölge teamülleri gereği 5.000 EUR bir kar ilave edilmiştir. Siz daha sonra bu 5.000 Euro için bize pazarlama katılım faturası tanzim edebilirsiniz. Mal bedellerinin hesaplarımıza gelmesini takiben, bizde takip eden ilk iş günü, şirketimizden ayrılmış olup, ... bünyesinde çalışma hayatlarına devam eden ekli listede yer alan personel ödemelerini gerçekleştirmeyi kabul ve taahhüt ederiz. (TL 392.035, 72-)...\" şeklinde açıklamaya yer verilmiştir. Bu durumda çok sayıda personelin davalı firmaya geçtiği hususunun davacı firmanın bilgisi dahilinde olmasına ve kıdem tazminatı ödenmesi hususunda davacı şirket tarafından taahhütte bulunulması karşısında sonradan bu beyanlar ile çelişkili olacak şekilde ileri sürülen personellerinin ayartıldığı, müşteri portföyünün ve ticari sırların ele geçirildiği iddiası haklı görülmemiştir. Yine CRM programının davalı ... tarafından müşteri bilgilerinin ele geçirilmesi amacıyla planlı bir şekilde satın alınmasının sağlandığı iddia edilmiş ise de CRM programı alımı sürecinin diğer çalışanlarla birlikte o tarihte davacı şirketin finans müdürü olarak görev yapan ... da dahil olduğu 2013 yılının ilk aylarında başlayan şirket içi e-posta yazışmalarına yansıdığı, sonunda 17/09/2013 tarihinde CRM yazılımının temini için finansal kiralama sözleşmesi yapılmak üzere yönetim kurulu kararı alındığı dikkate alındığında CRM programının davalı ...'in inisiyatifi ile kötüniyetli olarak aldırıldığı iddiası sabit görülmemiştir.Davacıya ait iş yerinde çalışanların maaş bilgileri, makbuz, ikale, ibraname ve avans form suretlerinin davalı şirket çalışanı ile e-posta yazışmaları ile paylaşıldığı, davacı firma nezdinde satış yapılan müşteri bilgilerinin davalı firmaya aktarıldığı, yine davacı firma nezdinde 2011-2014 yılları arasında yapılan satışların davalı ile paylaşılması üzerine, davalı şirket tarafından ticari faaliyetlerinde davacıya ait satışların referans olarak gösterildiği, davacının stok bilgilerinin davalı firma ile paylaşıldığı, davacı firmada çalıştıkları dönemde bazı çalışanlar tarafından davacı firmanın müşterilerine gönderdiği teklif e-postalarının, davalı firma çalışanları ile paylaşıldığı ileri sürülerek buna ilişkin 23/03/2017 tarihli beyan dilekçesi ile 10/07/2018 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ekinde e-posta yazışmaları ibraz edilmiş ise de bahsi geçen yazışmaların, ön inceleme aşamasından sonra ibraz edildiği, delil ikame süresi içinde sunulmadığı, davalının açık muvafakatının da bulunmadığı dikkate alındığında sonradan ibraz edilen e-postaların delil olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemiştir.Davacı şirketin ekonomik ve finansal anlamda yaşadığı güçlükler ve TMSF süreci sonucunda küçülme stratejisini uygulamaya başlaması neticesinde tedarikçi firmaları kaybetmeyle başlayan sürecin yine davacının bilgisi dahilinde çalışanların davalı firmaya geçmesi ile devam ettiği, küçülmeye bağlı olarak sektördeki davacının piyasadan çekilmesi nedeniyle doğan boşluğun başka bir firmalar tarafından doldurulacağı açık olup somut olayda da davacı şirketten doğan boşluğun aşamalı olarak davalı şirket tarafından doldurulmaya başlandığı, ancak davacı tarafından haksız rekabet iddialarının ispatlanamadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle; dava zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı halde davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru olmadığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, yapılan hata nedeniyle  yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden davanın reddine karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04/07/2019 Tarih  2015/628 Esas  2019/683 Karar sayılı kararın HMK'nun 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; \"Davanın reddine\" İlk derece yargılamasına  ilişkin olarak; \"Alınması gerekli 427,60-TL harcın davacı tarafından peşin yatırılan 870,96-TL peşin harçtan mahsubu ile fazla olan 443,36‬‬-TL'nin isteği halinde davacıya iadesine, Davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Davalılar tarafından yapılan 33-TL yargı giderinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Davalılar lehine takdir olunan 5.960-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine,\" Yatırılan 44,40‬-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde davacıya iadesine, Davacı tarafından yapılan istinaf yargı giderinin üzerinde bırakılmasına, Davalılar tarafından yapılan  17,10-TL istinaf yargı giderinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK'nın 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 31/12/2024</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"525b9a4e2acf7b2c","SID":"4bf87f929d506c34"}}