{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">    T.C. ADANA BAM   3. HUKUK DAİRESİ     Esas-Karar No: 2023/106 - 2025/471<br>T.C.<br>ADANA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>  3. HUKUK DAİRESİ<br><br>DOSYA NO\t: 2023/106 <br>KARAR NO\t: 2025/471<br><br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br><br>BAŞKAN\t:<br>ÜYE\t: <br>ÜYE\t: <br>KATİP\t: <br><br><br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ\t: İSKENDERUN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ\t: 16/06/2022<br>NUMARASI\t: 2021/138 Esas, 2022/660 Karar<br><br>DAVACI \t: ...<br>VEKİLİ\t: ...<br>DAVALI \t: ...<br>VEKİLLERİ\t: <br>DAVALI \t: 2...<br>MÜTEVEFFA\t: <br>DAVA\t: Ölüm Sebebiyle Açılan Tazminat<br>KARAR TARİHİ\t: 25/02/2025<br>GEREKÇELİ KARARIN <br>YAZILDIĞI TARİH\t: 26/02/2025<br><br>İskenderun\tAsliye Ticaret Mahkemesinin 16/06/2022 tarih ve 2021/138 Esas, 2022/660 Karar sayılı kararı aleyhine, istinaf başvurusunda bulunulmuş ve mahkemece dosya Dairemize gönderilmiş olmakla; HMK'nın 352. maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda;<br>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:<br>Tarafların iddia ve savunmalarının özeti:<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... tarihinde <br>meydana gelen trafik kazasında, davalı şirkete zorunlu mali mesuliyet (trafik) sigorta poliçesi ile <br>sigortalı olup davalı ...’in sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın, yolda yaya <br>olarak bulunan davacının oğlu ...’a çarpması sonucu önce ağır yaralanmasına daha sonra <br>01.10.2020 tarihinde kurtarılamayarak ölümüne neden olduğunu, kazanın meydana gelmesinde davalı <br>sürücünün kusurlu olduğunu, olayla ilgili olarak İskenderun 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2021/193 E <br>sayılı dosya ile ceza davası açıldığını, davacının oğlu ...’ın gelecekteki maddi desteğinden <br>yoksun kaldığın belirterek fazlaya ilişkin haklar saklı <br>kalmak üzere şimdilik 1.000,00 TL destekten yoksun kalma, tedavi ve cenaze giderinin kaza tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan, 60.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden <br>itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesi talep ve <br>dava olunmuştur.<br>ISLAH: Davacı vekili 30/04/2022 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat talebini 48.981,90 TL'ye yükseltmiştir. <br>CEVAP: Davalı sigorta şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıya 22.04.2021 tarihinde <br>45.559,44 TL tazminat ödemesi yapıldığını ve davacının müvekkilini ibra ettiğini, bu şekilde davacının <br>zararının karşılandığını ve müvekkilinin üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirdiğini, kazanın meydana gelmesinde müvekkiline sigortalı araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığını, tarafların kusur durumunun Adli Tıp Kurumu tarafından <br>belirlenmesini, tazminatın ödeme tarihi itibarıyla bilinen verilere göre hesaplama yapılarak ödemenin <br>yeterli olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini, tazminatın poliçe genel şartlarında belirlenen usul ve <br>esaslara göre aktüer siciline kayıtlı bir bilirkişi tarafından hesaplanmasını, davacının müteveffa çocuğu <br>için 25 yaşına kadar yetiştirme gideri sarf edeceğini, müteveffa çocuğun askerlik süresince davacı <br>babasına destek olamayacağı savunularak neticede davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir. <br>Davalı ... vekili  cevap dilekçesinde özetle; davacının dava açmakta hukuki bir yararının olmadığını, davanın haksız ve kötü niyetli olarak açıldığını, reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davanın sadece sigorta şirketine açılması gerektiğini, bu nedenle husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini talep ettiklerini, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte kazanın meydana gelmesinde müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, davacının asli ve tam kusurlu olduğunu beyan ederek yasal dayanaktan yoksun ve haksız olarak açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. <br><br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece; davacının davalılar ... A.Ş ve ... aleyhine açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davasının  kabulü ile, 48.981,90 TL tazminatın davalı sigorta şirketi açısından temerrüt tarihi olan 22/04/2021 tarihinden itibaren, diğer davalı ... yönünden ise olay tarihi olan 12/09/2020 tarihinden  itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı sigorta şirketi açısından poliçe limiti ile sınırlı olmak şartı ile (miktar poliçe limiti dahilinde) davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile  davacıya verilmesine, davacının davalı  ... aleyhine açtığı manevi tazminat davasının  kabulü ile, 60.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 12/09/2020 tarihinden  itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'den tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. <br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davalı ... Şirketi vekili; kusur raporları arasındaki çelişkinin giderilmediğini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılması usul hukuku kurallarına aykırı olduğunu, usulden reddi gerektiğini, dava belirsiz alacak davası ise sigorta şirketi temerrüde düşmemiş olacağından, yargılama devam ederken aktüer hesap raporu akabinde durum sübuta ereceğinden davacının müvekkili şirket yönünden faiz talebinin tümden reddi, kabulü halinde de davacının bedel arttırımı dilekçesinin taraflarına tebliğ tarihinden itibaren yasal faiz oranını geçmemek üzere faize hükmedilmesi gerektiğini, dava şartı noksanlığı nedeniyle davanın usulden reddi gerekirken esasa girilerek karar verilmesi hatalıdır, gerekçeli kararda dava şartının yerine getirilip getirilmediği de değerlendirilmediğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>Karara karşı davalı ... vekili; müvekkilinin kusursuz olduğunu, bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmeden karar verildiğini, hesap raporunu kabul etmediklerini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. <br>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: <br>Dava, trafik kazasına dayalı, destekten yoksun kalınmasından doğan maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.<br>İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.<br>Kararı, davalı ... vekili ve davalı ... Şirketi vekili istinaf etmiştir. <br>Davalılar vekillerinin kusur raporuna yönelik istinaf başvurularının incelenmesinde;<br>Davalı ... vekili keşif yapılması talebinin mahkemece değerlendirilmemiş olmasının hatalı olduğunu, kusur raporları arasında çelişki bulunduğunu ileri sürmüş, davalı sigorta vekili de kusur raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi ve müterafik kusur nedeniyle indirim yapılması gerektiğini savunmuştur.<br><br>Olay tarihli kaza tespit tutanağı incelendiğinde davacının desteği müteveffa ...'ın kazanın oluşumunda tam kusurlu olduğu, davalı araç sürücüsü ...'in ise kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir.<br> İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2020/11486 hazırlık soruşturma sayılı dosyası kapsamında alınan 21/09/2020 tarihli bilirkişi raporunda Cadde üzerinde yolun karşısına geçmek için trafik kurallarına uymayıp, buradan gelip giden araçların hız ve yakınlığını etkin şekilde kontrol etmeyip, yola çıkarak kazanın doğmasına zemin hazırladığı yapılan kamera görüntüleri incelemesi sonucu değerlendirilmiş olan davacının desteği yaya ... 'ın Karayollarında yolun karşısına geçmek için trafik kural ihlali eylemine uyan 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun Madde 138. Maddesi (Yolun karşısına geçmek için yolun soluna ve sağına bakmadan kontrolsüzce yola çıkmak) Hükmüne aykırı davranarak kusurlu davranış sergilediğinden tam kusurlu olduğu, sürücü davalı ...' in Yönetimindeki Otomobil ile seyri sırasında kendi şeridinde düz nizami şekilde seyrini yaptığı esnada kısa mesafeden önüne çıkan yayaya karşı tedbir alma imkanı bulunmadığı ve sağ ön tarafı ile yayaya çarpmaya maruz kaldığından bahisle herhangi bir kusuru bulunmadığı belirtilmiştir.<br> İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2020/12854 soruşturma sayılı dosyası kapsamında alınan İstanbul Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'nin ... tarih ve ... sayılı raporunda, ... doğumlu yaya ... geçiş yapmadan evvel seyir halinde olan araçların seyir durumlarını yeterince kontrol etmediği, koşarak çapraz vaziyette geçiş yapmaya çalışıp kendi can güvenliğini tehlikeye düşürdüğü olayda yaşı nedeniyle belirtilen davranış faktörleri sonuç üzerinde asli derecede etken olduğunu, sürücü ... sevk ve idaresindeki araçla meskun mahalde kontrollü ve tedbir alabilecek vaziyette müteyakkız seyretmesi, gereken dikkatini yola vermesi, ara sokak kesişimi olan kavşak mahallinde geçiş yapmaya çalışan yayaları dikkate alması ve zamanında etkili tedbire başvurması gerekirken bu hususlara riayet etmediği anlaşılmakla kazanın oluşumunda dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı ile asli kusurlu olduğu belirtilmiştir.<br>İlk derece mahkemesince dosya kusur oranlarının tespiti için Ankara  Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi'ne gönderilmiş, alınan ... tarih ve ... sayılı raporda, ... doğumlu çocuk yaya ... gündüz vakti olay mahalli yol bölümünde yolun karşısına geçmek için yola girmeden önce yol üzerinde seyir halinde olan araçların hızlarını ve mesafelerini dikkate alarak, geçişi için en uygun zamanı beklemesi gerekirken aksi hareketle kontolsüz bir şekilde yola girerek  çapraz şekilde, koşarak karşıdan karşıya geçmek istediği esnada solundan seyirle gelen aracın ön kısımları ile kendisine çarpması sonucu meydana gelen kazada  yaşı gereği hal ve hareketlerinin müdriki olmayışı sonuç üzerinde asli etken olduğundan, kazanın oluşumunda küçüğün davranış faktörlerinin kazada %50 oranında etken olduğu, davalı sürücü ... sevk ve idaresindeki otomobil ile gündüz vakti meskun mahal olay mahallinde seyri sırasında mahal şartlarını dikkate alarak müteyakkız seyretmesi, hızını kavşak mahalline göre ayarlaması gerekirken, buna riayet etmeyip, izlenen görüntüden de anlaşılmakla, seyrine göre yolun sağından ara sokak kesişim kavşağının bulunduğu mahalden, seyir yoluna giren çocuk yayaya karşı zamanında etkin fren tedbiri almadan aracının ön kısımları ile çarpması sonucu meydana gelen olayda % 50 oranında asli kusurlu olduğu belirtilmiş, <br>Buna göre mahkemece Ankara ATK Trafik İhtisas Dairesinden aldırılan kusur raporunun dosya kapsamına ve olayın oluşuna uygun olduğu gibi 12/01/2021 tarihli kurul raporu ile de uyumlu olduğu, davalı sürücünün kazanın meydana gelmesinde % 50 oranında asli kusurlu kabul edilmiş olmasında herhangi bir yanlışlık bulunmadığı anlaşıldığından davalılar vekillerinin kusura yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.<br>Davalı ... vekilinin manevi tazminat miktarına yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde;<br>Davalı ... vekili hükmedilen tazminat miktarının fazla olduğunu, ayrıca davacının çocuğunu terk ettiğini, ayrı evde yaşadıklarını, bu nedenle manevi tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.<br>6098 TBK'nın 56/2. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hakimin takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir etmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)<br>Somut olayda 12/09/2020 tarihinde meydana gelen trafik kazasında davacının desteği ...'ın 01/10/2020 tarihinde vefat ettiği, alınan kusur raporlarına göre trafik kazasının meydana gelmesinde davalının tali oranında davacının ise asli oranda kusurlu olduğu, tarafların belirlenen ekonomik sosyal durumları, kusur oranları, kaza ve davanın tarihi, davacının ve müteveffanın yaşı, olay tarihi ve TMK'nın 4. Maddesindeki hakkaniyet ilkesi birlikte değerlendirildiğinde hükmolunan manevi tazminatın fazla olmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun  reddine karar vermek gerekmiştir.<br>Davalılar vekillerinin hesap raporuna yönelik istinaf başvurularının incelenmesinde;<br>Davalı ... vekili hesap raporunun hatalı olduğunu, ibraname neticesinde 45.559,44 TL ödeme yapılmış olduğunu ileri sürmüş, davalı sigorta şirketi vekili ise yetiştirme giderinin hatalı hesaplandığını, 1,8 teknik faiz olması gerektiğini savunmuştur.<br> Anayasa Mahkemesinin 2019/40-2020/40 E.K sayılı 17/07/2020 günlü kararı sonrasında Yargıtay 17. Hukuk ve sonrasında Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin istikrarlı kararlarında (örneğin 17/06/2021 gün ve 2021/9757 Esas ve 2021/3262 karar sayılı kararları, 2021/3173 Esas ve 2944 Karar sayılı kararları) davacının gerçek zararının belirlenmesi noktasında davacının muhtemel bakiye yaşam süresinin TRH 2010 Yaşam Tablosu'na göre belirlenerek ve prograsif rant tekniği kullanılmak suretiyle tazminat miktarının hesaplanması gerektiğine işaret edilmiştir. Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda mahkemesince hükme esas alınan hesap raporunda TRH 2010 yaşam tablosu ve prograssif rant yöntemi kullanılmak sureti ile davacının destek zararının belirlendiği, raporun bu yönüyle hüküm kurmaya elverişli olduğu anlaşıldığından davalılar vekillerinin bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.<br>Davalı ... A.Ş. vekilinin defin ve cenaze giderlerine yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde;<br>Davalı vekili davacının defin ve cenaze giderlerinin açıklattırılması gerektiğini, bu hususta açıklık bulunmadığını, bu alacak kalemi nedeniyle müvekkili lehine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de, mahkemece 16/06/2022 tarihli celsede davacı vekiline bu hususta açıklama yaptırılmış olduğu, davacı vekilinin beyanında defin ve cenaze giderlerine ilişkin herhangi bir taleplerinin bulunmadığını beyan ettiği anlaşılmakla davalı vekilinin bu yönlü istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir.<br>Davalı ... A.Ş. vekilinin temerrüt tarihine yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde;<br>Davalı vekili faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğunu, temerrüte düşürülmediklerini ileri sürmüş ise de, dosya kapsamından davacıya 22/04/2021 tarihinde 45.559,44 TL ödeme yapılmış olduğu, bu nedenle bu tarih itibariyle temerrüte düşmüş olduklarının kabulüne dair mahkeme hükmünün yerinde olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin bu yönlü istinaf başvurusunun da yerinde olmadığı kabul edilmiştir.<br>HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak,  istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;<br>İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve delillerin taktirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davanın kabulüne karar verilmiş olmasında, usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla, davalılar vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan ayrı ayrı reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. <br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>1-Davalılar ... Şirketi vekili ve ... vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, <br>2-Harçlar Kanunu gereğince davalı ...'dan alınması gereken 3.345,95\tTL istinaf karar harcının, peşin yatırılan 80,70 TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye ‭3.265,25 TL harcın işbu davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,<br>2-Harçlar Kanunu gereğince davalı ...'den alınması gereken 7.444,55 TL istinaf karar harcının, peşin yatırılan 5.592,05 TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye ‭1.852,50 TL harcın işbu davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,<br>3-Davalılar tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,<br>4-Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, <br>5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, <br>6-Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği, avans iade ve harç tahsil işlemlerinin HMK'nın 359/3. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,<br><br>Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; miktar veya değeri beş yüz kırk dört bin (544.000,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda OY ÇOKLUĞU  ile karar verildi.25/02/2025<br><br><br>      Başkan\t                                 Üye        \t Üye                \t  Katip <br>          (Muhalif)<br><br><br><br><br>Karşı Oy Gerekçesi<br><br>Dairemizin sayın çoğunluğu tarafından iş bu dosyada temyiz kesinlik sınırınını 6100 sayılı HMK'nın 362. Maddesi ve aynı yasanın Ek 1/2 maddesi gereğince 544.000,00TL olduğu kabul edilerek buna göre Dairemizin kararının kesin olduğu belirtilmiş ise de Anayasa Mahkemesinin 30/01/2025 günlü resmi Gazetede yayınlanan 2023/182 esas 2024/203 sayılı 04/12/2024 günlü kararı ile 6100 Sayılı HMK'nın 24/11/2016 tarihli ve 6763 Sayılı Kanunun 44. Maddesi ile eklenen ek 1. Maddesinin 2 numaralı  fıkrasında yer alan \"...341 inci, 362 nci ve  369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır.\" hükmündeki \" 341 inci, 362 nci ve\" ibarelerinin Anayasanın 13 ve 36 maddelerine aykırı olduğu gerekçesi ile iptaline karar verilmiştir. Söz konusu kanun maddesindeki \"362.\" ibaresinin iptaline karar verilmiş olması nedeni ile artık 6100 sayılı yasanın 362. Maddesinde yer alan Bölge Adliye Mahkemelerince verilen kararların temyiz sınırını belirleyen parasal sınırlara ilişkin olarak Bölge Adiye Mahkemesince hüküm verildiği tarihteki miktarın uygulanması olanaklı değildir. Zira temyiz sınırına ilişkin olarak Bölge Adliye Adliye Mahkemesinin \"karar tarihindeki\" miktara göre temyiz sınırının belirlenmesine ilişkin hükmün Anayasa'nın 13 ve 36. Maddelerine aykırı olduğu Anayasa mahkemesince tespit edilmiş ve bu tespite ilişkin karar Resmi Gazetede yayınlanmıştır. <br>Dolayısı ile artık Anayasa'ya aykırı olduğu tespit edilen bir kanunun hükmüne göre temyiz kesinlik sınırının belirlenmesi olanaklı değildir. <br>Türk Anayasal sisteminde, \"Devlete güven\" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler.<br>Her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararının resmi Gazetede yayınlanmasından 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş ise de T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı).<br>Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında; “Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, \"Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.\" yolundaki 153. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir.<br> Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında ve yine 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır. <br>Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir.<br>            Bu nedenlerle eldeki dosyada dosyamız davalısı tarafından ilk derece Mahkemesinin 16/06/2022 günlü kararına karşı istinaf yasa yoluna başvuru yapılmış olup  bu/ tarihteki Temyiz sınırı olan 107.090,00 TL miktarı esas alınarak dairemizce verilen kararın temyize tabi olduğu kanaatinde olduğumdan dairemizin kararının kesin olduğu yönündeki karar katılmadığımdan dairemiz kararına bu yönü ile karşı oy kullanmaktayım. <br><br>\t\t\t\t<br>\t\tBAŞKAN <br><br><br>\t\t<br><br><br><br><br><br><br> İş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.<br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"7625f8f2cbc24450","SID":"78e284d496abb83d"}}