{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>53.HUKUK DAİRESİ <br>DOSYA NO: 2022/927 <br>KARAR NO: 2025/107<br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 17/03/2021<br>NUMARASI: 2019/558 Esas, 2021/269 Karar<br>DAVANIN KONUSU: Alacak <br>KARAR TARİHİ: 05/02/2025<br>Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; <br>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, müvekkilinin Kazakistan'da faaliyet gösteren bir firma olduğunu, davalı şirket ile ticari ilişkisi kapsamında müvekkilinin siparişlerini Çin pazarında ürettirerek sattığını, ancak son verilen siparişe ilişkin ödemenin davalı tarafından alınmasına rağmen malın teslim edilmediğini ve ödemenin de iade edilmediğini, bu durumun müvekkilini zarara uğrattığını, 16/05/2014 tarihinde davalı firma hesabına 14.746,80 USD ödeme yapıldığını, yapılan yazışma ve görüşmelerden sonuç alınamayınca Bakırköy ... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, ancak davalının kötüniyetli itirazı nedeniyle takibin durduğunu, bunun üzerine arabulucuya başvurulduğunu ancak uzlaşma sağlanamadığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin alacağı olan 14.746,80 USD’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacı firmanın Türkiye'de mukim olmayan yabancı bir firma olduğunu ve HMK ile MÖHUK'un ilgili hükümleri gereğince teminat gösterme zorunluluğunun yerine getirilmediğinden davanın usulden reddini talep ettiklerini, dava konusu ticari ilişkinin 2014 yılında ... isimli şahıs ile kurulduğunu, 2014 yılı yaz ve kış sezonları için toplam 131.542,20 USD tutarında bir anlaşma yapıldığını, yaz sezonu kapsamında 21.625 USD’lik ürünün Kırgızistan’a ihraç edildiğini ve bedelinin tahsil edildiğini, ancak sonraki etaplarda 14.746,80 USD tutarının müvekkilinin hesabına gelmesine rağmen daha önce elden alınan 30.000 USD’nin, ihracat yapılacak firma adına banka aracılığıyla müvekkiline gönderilmesi için elden iade edildiğini, kış sezonunda ihracatı planlanan ancak bedeli ödenmediği için gerçekleşmeyen ürünlerin toplam değerinin 109.917,20 USD olduğunu, bu sebeple davacının iddia ettiği gibi yalnızca 14.746,80 USD’lik bir anlaşma olmadığını, taraflar arasında toplam 131.542,20 USD’lik bir ticari ilişkinin mevcut olduğunu, davacının almayı taahhüt ettiği ürünlerin bedelini ödemediği halde müvekkiline ürettirdiğini ve sonrasında almaktan vazgeçtiğini, bu nedenle söz konusu 14.746,80 USD’nin cayma bedeli olarak gelir kaydedildiğini, davacı tarafın tamamen varsayıma dayalı bir alacak talebinde bulunduğunu, buna rağmen mahkeme tarafından bir alacağa hükmedilmesi durumunda müvekkilinin uğradığı asgari 35.560,00 USD zararının takas ve mahsup edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasındaki ticari ilişkinin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu, TBK’nın 470. maddesi gereğince yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin ise bunun karşılığında bedel ödemeyi taahhüt ettiği, taraflar arasında yazlık ve kışlık ürün siparişi verilmesine ilişkin mail yazışmaları ve proforma faturalarının mevcut olduğu ve bu hususun tarafların kabulünde bulunduğu, ancak ticari ilişkiye ve cayma parasının kabulüne ilişkin ayrı bir yazılı sözleşmenin bulunmadığı, davacı tarafın siparişe konu malların teslim edilmemesi sebebiyle gönderdiği paranın iadesini talep ettiği, davalının ise sipariş bedelinin %30’u oranında cayma parası tahsil edildiğini ve bu nedenle siparişlerin teslim edilmediğini savunduğu, cayma parasının TBK’nın 178. maddesi gereği taraflar arasında karşılıklı anlaşma ile kararlaştırılması gerektiği, ancak taraflar arasında mail yazışmaları ve proforma faturalar dışında cayma parasının ödeneceğine dair açık bir yazılı mutabakatın bulunmadığı, yerel adet olduğunun davalı tarafından ispat edilemediği, bu nedenle davacının yatırdığı paranın avans (pey akçesi) niteliğinde olduğu ve siparişe konu malların teslim edilmediği dikkate alındığında, davacı tarafından ödenen bedelin iadesinin gerektiği  gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde, taraflar arasındaki mail yazışmalarının mahkemece dikkate alınmadığını, takas ve mahsup taleplerine ilişkin yeterli araştırma yapılmadığını, bilirkişilerin bazı evrakların incelenmesi gerektiğini bildirmesine rağmen mahkemece eksik inceleme yapıldığını, davacının sipariş verdikten sonra vazgeçtiğini ve bu nedenle davacının temerrüde düştüğünü, dolayısıyla uğranılan zararları karşılamak zorunda olduğunu, mail yazışmalarından taraflar arasında cayma bedeli konusunda anlaşma sağlandığının anlaşıldığını ve bu anlaşmanın herhangi bir şekil şartına bağlı olmadığını, davacının iki ay içinde malları alacağını ve ödeme yapacağını belirtmesine rağmen davalıyı oyaladığını, ancak daha sonra 11.08.2014 tarihli mail ile siparişi iptal ettiğini, ürün bedelleri ödenmeden malların gönderilmemesinin haklı bir gerekçeye dayandığını, ayrıca takas ve mahsup taleplerinin reddine dair mahkemece gerekçesiz karar verildiğini ileri sürerek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı iş sahibi, davalı yüklenicidir.Davacı iş sahibi, siparişe konu ayakkabıların teslim edilmediğini iddia ederek ödediği bedelini iadesini istemiş; davalı yüklenici şirket  ise, iş bedelinin tamamının ödenmemesi nedeniyle ürünleri teslim etmediklerini, kısmen yapılan ödemeyi de cayma parası olarak elinde tuttuklarını, ayrıca bu işten zarar gördüklerini savunarak takas mahsup kapsamında davanın reddini istemiştir. Taraflar arasında süregelen sözlü eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilafsızdır.  Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de davacı iş sahibi sözleşme gereği ödediği bedelin iadesini istemiş olmakla sözleşme ilişkisini sona erdirdiğinin kabulü gerekir.Taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığı gibi aksi de ispat edilmediğine göre davacı tarafından yapılan ödemenin iş bedeline mahsuben yapılan peşin ödeme olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Davalı, bu ödemeyi, sözleşmeden haksız olarak dönülmesi nedeniyle uğradığı zarara karşılık olarak uhdesinde tuttuğunu savunmuştur.Bu durumda, taraflar arasındaki sözleşmenin, davacının tek taraflı irade beyanı ile geriye dönük feshedildiği kabul edilerek, sözleşmenin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre tasfiye edilmesi gerekmektedir.Tasfiye sürecinden anlaşılması gereken, tarafların sözleşme öncesindeki durumlarına geri dönmeleridir. İfa yükümlülüğünden kurtulan taraflar, sözleşme gereğince birbirlerine kattıklarını sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade edebilirler. Bu doğrultuda, davacı, sözleşme bedeline mahsuben ödediği bedelin iadesini talep edebilir; ancak davalının takas mahsup olarak ileri sürdüğü hususların değerlendirilmesi için öncelikle sözleşmenin haklı nedenle feshedilip edilmediğinin  belirlenmesi gerekir.İstinaf itirazlarına göre yapılan incelemede, davalının zarar ve tazminat taleplerine ilişkin olarak mahkemece herhangi bir inceleme veya araştırma yapılmadığı gibi kararda da bu hususa ilişkin bir gerekçe bulunmamaktadır. Eğer davacı sözleşmeyi haklı nedenle feshetmiş ise şimdiki gibi ancak hasız nedenle feshettiği tespit edilirse, davalı yüklenicinin yalnızca menfi zarar talebinde bulunabileceği göz önünde bulundurularak, buna göre gerekli inceleme ve araştırma yapılıp sonuca göre karar verilmesi gerekir.Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı  vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, 2-BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 17/03/2021 tarih, 2019/558 Esas, 2021/269 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE, 5-Davalı  tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 05/02/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"afd8c080681befcb","SID":"e37b7a5bb4433ead"}}