{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2022/1385 Esas<br>KARAR NO: 2025/110 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br> B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:  İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:  2020/228 Esas - 2021/619 Karar <br>TARİH: 14/09/2021<br>DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ: 30/01/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  Müvekkil şirketin 2000 yılından bu yana bilgisayar , donanım, Network, lisanslama, güvenlik, iletişim ve yazılım alanlarında hizmet veren köklü bir şirket olduğunu, davalı şirket ile aralarında uzun yıllar süre gelen ticari bir ilişki mevcut Olduğunu , müvekkil şirketin cari hesap kayıtlarından tespit edilen 22.869,77 TL alacağının mevcut olduğunu, aradan geçen uzun süre ve yapılan görüşmelere rağmen davalı şirket tarafından Müvekkil şirkete her hangi bir ödeme yapılmadığını , İstanbul Anadolu ...İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosya ile davalı Şirketten alacağın tahsili için icra takibi başlatıldığını, davalı şirketin haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olarak söz konusu icra takibine itiraz edildiğini, bunun üzerine arabuluculuk görüşmesi yapıldığını, yapılan görüşmeler sonucu tarafların anlaşamadığını, beyanla İstanbul Anadalu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasına yapılan haksız ve kötü niyetli itirazın iptaline, alacağın %20 sinden aşağı olmamak üzere davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesini talep etmiştir. Davalıya dava dilekçesinin Tebligat Kanunu'nun 35 maddesine göre tebliğ edildiği,  davalının cevap dilekçesi sunmadığı,  duruşmalara katılmadığı anlaşılmıştır. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 14/09/2021 tarih ve  2020/228 Esas - 2021/619 Karar sayılı kararında; \" Dosyada mecvut tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek, hükme esas alınan 27.05.2021 tarihli mali müşavir bilirkişi raporu ve tarafların Ümraniye Vergi Dairesi BA/BS karşılaştırmalı analiz formları dayanak yapılarak; Taraflar arasında ticari ilişkinin mevcut olduğu, davacı cari hesap kayıtlarında her ne kadar 22.869,77 TL alacaklı olduğu gözükse de, davacı tarafın incelenen 2019 yılı ticari defter ve kayıtları üzeninde yapılan inceleme sonucunda davacı tarafın davalı taraftan alacağının 21.541,17 TL olduğu, Ümraniye Vergi Dairesince mahkememize gönderilen tarafların 2017-2018-2019 yıllarına ait karşılaştırmalı BA/BS form analizlerinde tarafların kayıtlarının bire bir örtüştüğü, her ne kadar davacı ticari defter ve kayıtlarında 2018 yılı açılış ve kapanışlarında VUK'a göre kayıtların muhasebe tekniğine uygun olmadığı belirtilmiş ise de davacı tarafa ait ticari defter ve kayıtlarının davacı ile aralarında husumet bulunduğu iddia olunan dava dışı muhasebeci ...'da bulunduğu, davacı tarafa ait 2017-2/18 yıllarına ait ticari defter ve kayıtlarının ... tarafından incelemeye teslim edildiği, davacı tarafça incelemeye sunulan 2019 yılı ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme neticesinde ise davacı tarafın davalı taraftan takip tarihi itibari ile 21.541,17 TL alacaklı olduğu, tarafların BA/BS formlarının bire bir örtüştüğü, davalı tarafça davacı tarafından kendisi adına düzenlenen tüm faturaların BA formu olarak vergi dairesine bildirildiği, davacı tarafın faturaya dayalı cari hesap alacağının davalı taraf kabulünde olduğu,  tarafların tacir olmaları nedeni ile uygulanması gereken faizin 3095 sayılı yasaya göre takip tarihinden itibaren asıl alacak üzerinden değişen oranlarda avans faizi olduğu, Tarafların BA/BS formlarının bire bir örtüştüğü, davalı tarafça davacı tarafından gönderilen faturaların vergi dairesine bildirildiği, itirazın haksız olduğu anlaşılmakla; davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki gibi karar vermek gerekmiştir.\"gerekçesi ile, ''1-Davanın KISMEN KABULÜ ile İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına vaki itirazının İPTALİNE,  21.541 TL asıl alacak üzerinden takip tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda ticari avans faizi ile devamına, 2-Fazlaya dair talebin REDDİNE, 3-Tarafların BA/BS formlarının birebir örtüştüğü davalı tarafça davacı tarafından gönderilen faturaların vergi dairesine bildirildiği, itirazın haksız olduğu anlaşılmakla asıl alacak miktarı 21.541 TL'nin %20 'si olan 4.308,2 TL'nin icra inkar tazminatı olarak davalıdan alınarak davacıya verilmesine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkeme huzurunda davacı tarafça \"İtirazın İptali\" talebiyle ikame olunan davada yerel mahkemenin  04.10.2021 tarihli gerekçeli kararına karşı, yasal istinaf süreleri içerisinde itirazlarını sunmak ve usul ve kanuna aykırı olarak oluşturulan yerel mahkeme hükmünün yapılacak istinaf incelemesi neticesinde davalı müvekkili yararına istinaf itirazları doğrultusunda ortadan kaldırılmasını talep etme zaruretinin hasıl olduğunu, Yerel Mahkeme gerekçeli kararında özetle; davacının iddialarına yer verdiğini, dava dilekçesi ve eklerinin davalıya usulüne uygun tebliğ edildiğini ancak davalı yanca cevap verilmediğini ifade etmiş, neticeten dosyayı işbu usule aykırı ve eksik inceleme eseri haliyle sonuçlandırmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verdiğini ancak usul ve yasaya açıkça aykırı işbu kararın kaldırılmasının zaruri olduğunu,  yerel mahkemece davalı müvekkili şirkete yapılan tüm tebligatlar usulsüz olarak yapıldığını; usulsüz tebligatlar sebebiyle yargılamadan haberdar olamayan müvekkili şirketin, ancak davanın sonuçlanmasından sonra tesadüf eseri olarak böyle bir davanın varlığını öğrendiğini; dolayısıyla usulsüz tebligat yapılmak suretiyle kurulan yerel mahkeme hükmünün esasa dahi girilmeden usulen bozulması gerektiğini, Davacı tarafça itirazın iptali istemli dava 10.07.2020 tarihinde açılmış olmakla, yerel mahkemece hazırlanan 14.07.2020 tarihli tensip zaptının 2 no'lu kararıyla dava dilekçesi ve eklerinin davalıya meşruhatlı olarak tebliğine karar verildiğini, ardından yerel mahkemece 17.07.2020 tarihinde davalı müvekkili şirkete tebliğ edilmek üzere kapalı tebligat hazırlandığını, 14.08.2020 günü postaya verilen bu tebligat müvekkil şirketin eski adresi olan \"... Mahallesi ... Cad. ... Sok. ... Plaza No:... Ümraniye/İstanbul\" adresine yapılmıştır. Haliyle müvekkil şirket yetkililerinin tebliğ yapılan işbu adreste bulunmamaları sebebiyle tebligat iade gelmiş, bu adresten taşınıldığı bilgisi de posta personeli tarafından belirtildiğini, (EK 1- 14.08.2020 tarihli tebligata dair gönderi hareket bilgileri), ilk yapılan tebligatın iade gelmesi neticesinde yerel Mahkeme tarafından başkaca hiçbir araştırma yapılmadan yine aynı eski adrese 03.09.2020 tarihinde T.K. madde 35'e göre tebligat hazırlanmış ve T.K. madde 35'e göre tebligat yapıldığını ancak müvekkili şirketin davanın açılmasından yaklaşık 5 ay kadar önce, 21.02.2020 tarihinde adresini değiştirdiğini ve yeni adresinin \"... Mah. ... Cad. No: ... Ümraniye/İstanbul\" olduğunu 27.02.2020 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde tescil ettirdiğini, (EK 2 -  27.02.2020 tarihli ticaret sicil gazetesi sayfa 260), o halde tebliğe elverişli adresini değiştirmiş olduğunu dava tarihinden 5 ay kadar önce Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde tescil ettirerek basiretli bir tacirin yerine getirmesi gereken yükümlülükleri yerine getiren müvekkili şirketin, ilk derece mahkemesi tarafından hiçbir araştırma yapılmadan direkt davacı yanca bildirilmiş olan eski adrese T.K. madde 35'e göre tebligatlar yapmak suretiyle davayı sonuçlandırması karşısında son derece mağdur edildiğinin ortada olduğunu; Yerel mahkemenin hukuk usulünü yerle yeksan eden bu tutumu neticesinde müvekkil şirketin mahkemeye ulaşma hakkına engel olunmasının kabul edilebilir bir yanı bulunmadığını (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin  2013/1124 E., 2013/10651 K., 21.03.2013 tarihli ilamında tüzel kişilerin tebligat adresleri hakkında şu şekilde hüküm kurulduğunu; Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2013/186 E., 2013/8777 K., 12.03.2013 tarihli bir başka ilamı), fakat yerel mahkemece yaklaşık 1.5 yıl süren yargılamanın hiçbir aşamasında bu usulsüz tebligat halinin fark edilmediğini, dosya kapsamında celbedilen bilirkişi raporları, yapılması elzem tüm tebligatlar usulsüz şekilde müvekkili şirketin eski adresine T.K. Madde 35'e göre yapıldığını; netice itibariyle davanın tamamen müvekkili şirketin yokluğunda haksız olarak ve tüm hukuk usulü kurallarına aykırı şekilde sonuçlandırıldığından müvekkili şirketin telafisi güç zararlarla karşı karşıya kaldığını; yerel mahkemece davalıya yapılan tüm tebligatların usulsüz olduğu gözetilerek, hükmün bozulması gerektiğini, Yerel mahkemece hazırlanan gerekçeli kararda somut ve geçerli bir gerekçeye dayanılmaksızın davanın kısmen kabulüne dair hüküm kurulmuş olup, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi safhası yasal düzenlemelere aykırı gerçekleştirildiğinden eksik inceleme eseri işbu kararın kaldırılmasının zaruri olduğunu, yerel mahkemece ittihaz olunan gerekçeli karar incelendiğinde; yalnızca davacı iddialarının özetine yer verildiğini, akabinde dosyada mübrez deliller uyuşmazlık konusu bakımından yeterli bulunduğundan bahisle davanın kısmen kabulüne karar verildiğinin görülmekte olduğunu, ancak anılan bu kararın hukukumuzda Anayasal düzeyde korunan gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmadığı ortada olduğu gibi eksik inceleme eseri gerekçeden yoksun işbu kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu,  Anayasa’nın, yargı erkinin düzenlendiği “Üçüncü Bölüm”ünde yer alan 141. maddesinin 3. Fıkrası, \"Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” hükmünü amir olduğunu; HMK’nın 297. maddesinde hükümlerin kapsamı düzenlenmektedir. Maddenin gerekçeye ilişkin olan 1. fıkrasının c bendi uyarınca, tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin hükümde bulunacağını, buna göre gerekçeli kararda özellikle, toplanan delillerin ayrı ayrı belirtilmesi, incelenmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi, hangi delilin hangi sebeple diğerlerine nazaran üstün tutulduğu açıklanarak bu doğrultuda tarafları tatmin eden ve yargısal denetime imkan sağlayan yeterli ve geçerli bir yasal gerekçeye dayanılarak hükmün açıklanması gerektiğini, Yerel Mahkeme tarafından ittihaz olunan gerekçeli kararda, usulsüz tebligatlara sonuç bağlanılarak dosya tamamen davacının iddialarına göre sonuçlandırıldığını, müvekkili şirketin mahkemeye erişim, adil yargılanma, iddia ve savunmalarını ileri sürme ve delillerinin toplanmasını isteme gibi en temel kanuni hakları dahi çiğnenerek, dava müvekkili şirkete usulüne uygun tebligat dahi yapılmadan yokluğunda kabul edildiğini; yargılama yalnızca Mahkeme ile davacı arasında yapılmış olup, davalı müvekkilin bilgisi dışında dosyanın sonuçlandırıldığını, mahkemece yalnızca davacının iddia ve delillerine dayanılarak hüküm kurulması suretiyle hukuk usulünün yerle yeksan edildiğini, görüleceği üzere anılan gerekçenin; Anayasa Mahkemesinin kararlarında değindiği soyut ve dosya muhteviyatı ile örtüşmeyen ifadelere yer verilen 'Format Gerekçe' niteliğinde olduğunu, hal böyleyken delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi safhasının yasal düzenlemeler çerçevesinde gerçekleştirilmediği ve davanın kabulüne dair hükmün somut ve gerekçeli olmadığı ortada olduğundan Yerel Mahkemece kurulan hükmün davalı müvekkili lehine ortadan kaldırılmasının zaruri olduğunu, Yerel mahkemece davanın kısmen kabul edilmesinin hakkaniyetle bağdaşır bir yanı bulunmadığını: davacının haksız ve mesnetsiz iddialarıyla ikame ettiği davasının reddedilmesi gerektiğini, müvekkili şirketin davacıya karşı hiçbir borcu olmadığını; davacının dava dilekçesinden anlaşıldığı üzere icra takibine dayanak olarak gösterilen alacak \"cari hesap alacağı\" niteliğinde olup, sayın Mahkemenin malumu olduğu üzere cari hesap sözleşmeleri yazılı şekil şartına tabi olduğunu; işbu hususun TTK madde 87/2'de \"Bu mukavele yazılı olmadıkça muteber olmaz.\" denilerek açıkça belirtildiğini, lakin davacının dosya kapsamındaki tüm delilleri incelendiğinde, dosyaya sunulan herhangi bir yazılı cari hesap sözleşmesinin mevcut olmadığının görülmekte olduğunu; davacının talep etmiş olduğu alacağı dayandırdığı hiçbir kanuni gerekçe de bulunmadığını; bu nedenle davacının iddiaları haksız ve gerçek dışı olup, müvekkili şirketin davacıya karşı borçlu olmadığının açıkça ortada olduğunu, Kesinlikle kabul manasına gelmemek kaydıyla bir an olsun aksi düşünüldüğünde dahi, davacının cari hesap dökümü adı altında mahkeme dosyasına sunduğu belge incelendiğinde, alelade bir Excel dosyası niteliğinde olduğu ve kanuni düzenlemelere uygun şekilde tutulmadığının görüleceğini, davacının sunduğu cari hesap dökümünü hiçbir şekilde kabul etmediklerini, sunulan dökümdeki açıklamalara bakıldığında, 'Ofis gideri, Çengelköy Kız Öğrenci Yurdu, Vayfi Ürün Satışı' gibi ne nitelikte olduğu anlaşılamayan, müvekkilin neden sorumlu tutulduğu bilinemeyen ve yapılan hesaplamaların ne şekilde yapıldığı tespit edilemeyen çeşitli alacak kayıtlarının bulundunuu; müvekkilin soyut ve açıkça gerekçelendirilmeyen bu borçlardan sorumlu tutulmasının taraflarınca kabul edilebilir bir yanı bulunmadığını; ayrıca davacının talep etmiş olduğu alacağın zamanaşımıyla malul olması sebebiyle zamanaşımı yönünden de itiraz ettiklerini, Müvekkili şirketin davacıya borçlu olmadığı hususunun müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi halinde ortaya çıkacağını, bu nedenle müvekkili şirketin ticari defterleri ve kayıtları üzerinde inceleme yapılmasını talep ettiklerini; bu noktada önemi sebebiyle değinmek gerektiğinde, dosya kapsamında celbedilen bilirkişi raporlarına da itiraz ettiklerini; bilirkişi incelemesi tarafımızın yokluğunda yalnızca davacı delilleri üzerinde yapılmış ve adeta dosyanın davacı lehine sonuçlandırılması adına bir çabaya girişildığnıı; bu şekilde sonuçlandırılan dosyanın hakkaniyetten uzak olduğunu, Yerel Mahkemece açık kanun hükmüne rağmen, usulsüz tebligatlara sonuç bağlanılması suretiyle davanın kısmen kabulüne dair hüküm kurulmasının hukuk ve adalet inancıyla bağdaşmayıp usul ve yasaya açıkça aykırı olduğundan Yerel Mahkemenin kararının istinaf itirazları doğrultusunda müvekkili yararına ortadan kaldırılmasını talep ettiklerini, İleri sürerek, yukarıda izah olunan ve dairemizce re'sen gözetilecek tüm hususlara binaen; Yerel Mahkemenin eldeki dosyada oluşturduğu kararı bu haliyle usul ve yasaya aykırı olduğundan, dairemizce işbu kararın icrası da tehir olunmak suretiyle İSTİNAF incelemesine tabi tutulmasını, talepleri doğrultusunda müvekkili şirket lehine ortadan kaldırılmasını, yapılacak yargılama neticesinde haksız ve mesnetsiz davanın reddini, istinaf incelemesi sebebiyle oluşacak tüm yargılama giderleri ile duruşma açılmasına karar verilmesi halinde takdir olunacak vekalet ücretinin ise davacı yan üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; ticari satış ilişkisinden doğduğu iddia olunan bakiye açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Davalı tarafça cevap dilekçesi sunulmamış, istinaf dilekçesinde; ilk derece mahkemesi yargılamasında yapılan tüm tebligatların usulsüz olduğu, dava tarihi itibariyle davacının adresinin   \"... Mah. ... Cad. No: ... Ümraniye/İstanbul\" olduğu, bu hususun ilgili ticaret sicillerine tescil ve Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiği,  davalının eski adresine şartları oluşmamasına rağmen TK 35 maddesine göre tebligat yapıldığı ileri sürülmüştür. Davalı Şirket'in incelenen İTO kaydı ve Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ilan örnekleri kapsamından; şirketin ... Mahallesi, ... Sok. ... Apt No: ... Ümraniye/İstanbul olan merkez adresini, \"... Mah. ... Cad. No: ... Ümraniye/İstanbul adresine naklettiğinin 21/02/2020 tarihinde tescil ettirdiği, ayrıca adres değişikliği hususunun 27/02/2020 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiği,  Davalı Şirket'in  dava tarihi itibariyle adresinin   \"... Mah. ... Cad. No: ... Ümraniye/İstanbul olduğu anlaşılmıştır. Dava dosyası incelendiğinde, dava dilekçesinde davalı şirketin eski adresi olan ... Mahallesi, ... Sok. ... Apt No: ... Ümraniye/İstanbul adresinin yer aldığı, mahkemece bu adrese yapılan ilk tebligatın bila tebliğ dönmesi üzerine, dava dilekçesi ve eklerinin bu adrese Tebligat Kanununun 35 maddesine göre tebliğ edildiği, akabinde yargılamadaki tüm tebligatların ve gerekçeli kararın da aynı adrese Tebligat Kanununun 35 maddesine göre tebliğ edildiği anlaşılmıştır.  Tebligat Kanununun 35/4 fıkrasına göre; daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adres esas alınarak,  tebligat yapılamayan tüzel kişinin resmi adresine yeniden tebligat çıkartılarak tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. Somut olayda; davalı şirketin dava tarihi itibariyle sicile kayıtlı resmi adresine tebligat çıkartılmadığından, eski adrese Tebligat Kanununun 35 maddesine göre çıkarılan tebligatlar usulsüzdür.  Dava dilekçesi ve ekleri davalıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmeden ve taraf teşkili sağlanmadan, davalının katılımına olanak sağlanmaksızın yargılama yapılarak karar verilmesi Anayasanın 36. maddesi ile düzenlenen hak arama özgürlüğünün,  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ve  HMK'nın 27 maddesinde belirtilen hukuki dinlenilme hakkının ihlali mahiyetinde olup,  davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmüştür. Sonuç itibariyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 355 ve 353/1-a6 maddeleri uyarınca kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine,  kaldırma sebebine göre davalı vekilinin sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. <br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/09/2021 ve  2020/228 Esas ve 2021/619 Karar sayılı kararının HMK'nın 355 ve 353/1-a6 maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harçlarının talep halinde davalıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı olması halinde  yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 30/01//2025 tarihinde HMK'nın  362/1-g maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5f7cab04c0ba95dc","SID":"1fe5bc9fb40b50d8"}}