{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1138 Esas<br>KARAR NO:2025/40 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2020/196 Esas- 2022/221 Karar<br>TARİH:07/03/2022 (Gerekçeli Karar Tarihi):28/04/2022 (Ek Karar Tarihi)<br>DAVA:Tazminat <br>KARAR TARİHİ:23/01/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkili ile davalı arasında 18.01.2011 tarihinde bayilik sözleşmesi imzalandığını, imzalanan bu bayilik sözleşmesi uyarınca davacı ile davalı şirketin, davalı şirkete ait ürünlerin belirtilen satış bölgesinde satılması konusunda anlaştıklarını, davalı tarafından gönderilen 17.10.2019 tarihli ihtarname ile haksız ve hukuki dayanaktan yoksun bir şekilde feshedildiği 17.01.2020 tarihine kadar sözleşmenin devam ettiğini, davalı ile Bayilik Sözleşmesi imzalanıncaya kadar müvekkilinin, dava dışı ... ve ... şirketlerinin bayiliğini yaptığını ve geçmişini ve ticari çevresini bu şekilde oluşturduğunu, davalı ile davacı arasında 18.01.2011 tarihli sözleşmenin imzalanmasından önce davacı tarafından yukarıda adı geçen şirketlerle ilişik kesildiğini ve bunun karşılığında davalı şirketin davacıya ... Mah., ... Mah., ... Mah.,...Mah., ... Mah., ... Mah., ... Mah., ... Mahallelerinin bayiliğini verdiğini, bununla birlikte davacının, ... Mahallesinin bayiliği ve müşterileri için de 2012 yılında davalı şirkete 9.000 TL ödeme yaptığını, söz konusu ödemeye rağmen davalı şirketin ... Mahallesine ilişkin faaliyet alanı haritasını davacının sistem ekranından herhangi bir bilgilendirme yapmadan haksız bir şekilde çıkardığını, davalı şirkete ait ürünlerin toplam 8 mahallede, 9 sene boyunca davacı tarafından büyük bir özveri ile satıldığını, faaliyet gösterdiği 9 sene boyunca davacının, davalı şirketin ürünlerini bayilik sözleşmesi kapsamında kalan bölgelerde sattığını ve davalının müşteri portföyünün genişlemesinde büyük bir katkı sahibi olduğunu, bu hususun davacı ile davalı şirket arasındaki ticari defter ve kayıtlar incelendiğinde ortaya çıkacağını, müvekkili şirketin, davalı şirketin bölgedeki müşteri portföyünü geliştirdiğini ve davalı şirketin karlılığını arttırdığını, müvekkili şirketin davalı şirketten 2011 yılında aldığı ürünler ile 2020 yılında aldığı ürünlerin karşılaştırması yapıldığında bu hususun çok açık bir şekilde ortaya çıkacağını, davacının ayda 750 damacana satışı ile başladığı işi ayda yaklaşık 6.000 damacana satışına kadar çıkardığını, tam 9 sene boyunca devam eden özverili ve başarılı bayilik çalışması sonucunda müvekkili şirketin, davalı şirketin ürünlerini sattığı bölgede başarılı bir iş kadını olduğunu ve ilgili bölgede tanınır hale geldiğini, nitekim bu sayede davalı şirketin müvekkili şirket ile sözleşmesini haksız bir nedenle feshettikten sonra müvekkilinin bölgelerinden sadece bir tanesi olan ... Mahallesinde çalışacak bayii için 150.000 TL değer biçtiğini, eskiden davacının satış sahasında bulunan diğer bölgelerin de satıldığının davacıya gelen bilgiler arasında olduğunu, müvekkilinin sözleşme süresince gerçekleştirdiği daimi faaliyetiyle davalı şirkete bir müşteri çevresi yarattığını, sözleşmenin sona ermesinden sonra da müvekkili tarafından yaratılan bu müşteri çevresi ve ilişkisinin, davalı şirket tarafından kullanılmaya devam edeceğini, dolayısıyla davacı tarafından 9 sene boyunca tüm aile çalışarak oluşturulan portföye karşılık olarak davalı tarafından bu menfaat için davacıya denkleştirme bedeli ödemesi gerektiğini, davalı tarafın bayilik sözleşmesini hukuka aykırı bir şekilde herhangi bir haklı neden olmadan feshettiğini, davalı tarafından davacıya gönderilen ihtarnamede davacının; ... satış sistemi kullanmadığı, hedef satışını tutturamadığı, satış bölgesi dışında satış yaptığı ve bu sözde eylemleri dolayısıyla defalarca uyarıldığı belirtilerek bayilik sözleşmesinin feshedildiğini, ancak mesnetsiz gönderilen ihtarnamede sayılan sair hususlara ilişkin gönderilmiş ihtarname bulunmadığını, davalı şirket tarafından ortaya atılan bu nedenlerin hiçbir şekilde maddi gerçeklerle uyuşmadığını, davacının satış yetkilisi olduğu bölgelere ilişkin yeni bayilik sözleşmeleri imzalayıp bu bölgelerden gelir elde etmek amacıyla hareket ettiğini, öncelikle davalı şirket tarafından fesih ihtarnamesine kadar müvekkiline ihtarnamede belirtilen ya da başka hususlara ilişkin sözlü ya da yazılı herhangi bir uyarı yapılmadığını, davalı tarafça davacıya gönderilen ihtarnamede müvekkilinin ihtarnamede bahsi geçen hususlara ilişkin olarak uyarıldığının iddia edildiğini, ancak davalı tarafın bu iddiasını doğrulayacak herhangi bir delil, belge bulunmadığını, müvekkilinin Bayilik Sözleşmesinden kaynaklı bütün sorumluluklarını eksiksiz bir şekilde yerine getirdiğini, bu hususun en büyük kanıtının da 9 sene boyunca davalı şirket ile herhangi bir sorun yaşamadan sürdüğü bayilik ilişkisi olduğunu, davalı şirket tarafından müvekkiline hiçbir zaman ... sisteminin kullanılması gerektiğine ya da sistemi kullanmaması sebebiyle sözleşmenin feshedileceğine ilişkin yazılı bir bildirim yapmadığını, bununla birlikte, davalı şirket tarafından davacıya herhangi bir satış hedefi olarak imzalanan sözleşmeye ek protokolde damacana limit olarak belirlendiğini, müvekkilinin satış rakamları incelendiğinde neredeyse belirlenen hedefin 8 katı damacana su sattığının görüleceğini, yine ihtarnamede iddia edildiği üzere davacının satış bölgesi dışında herhangi bir satış bölgesinde satış yapmadığını, müvekkilinin tüm satışlarını ekte sunulan... sisteminden de görüleceği üzere bahsi geçen 8 bölgede olduğunu, davalı şirketin, adeta sözleşmeyi feshetmiş olmasına haklı neden bulma çabası içine girdiğini ve nihayetinde maddi gerçeklerle örtüşmeyen bu sebepleri ortaya atarak müvekkilinin maddi ve manevi olarak zarara uğrattığını, müvekkilinin bayilik alanı içerisinde bulunan yerlerde ve sözleşme çerçevesinde hareket ettiğini ispat için davalı şirketin eski müdürü ...'ın tanık olarak dinlenmesini talep ettiklerini, müvekkilinin, davalı şirketin sözleşmesinin imzalandığı 2011 yılından sözleşmenin haksız bir şekilde feshedildiği 17.01.2020 tarihine kadar müşteri portföyünün genişlemesine katkıda bulunduğunu ve davalı şirketin markasına sadık müşteri çevresinin oluşumunda önemli bir rol oynadığını, yukarıda bahsettikleri üzere, müvekkilinin davalı şirket ile sözleşme imzalamadan önce sahip olduğu müşteri portföyünü de davalı şirkete kazandırmak için elinden geleni yaptığını, tüm bunların yanında 9 yıl gibi uzun sürede oluşan bu portföyün davalı ... firmasının daimi müşterileri haline geldiğini, nitekim, ... Mahallesine bayilik için 150.000 TL bedel alındığının davacı tarafından öğrenildiğini, davacının ilgilendiği 8 farklı bölgeden sadece bir tanesinin bedelinin günümüz ekonomik koşulları da dikkate alındığında oldukça yüksek olduğunu, bunun da davacının davalı şirketin müşteri çevresini ne kadar büyüttüğünün bariz bir göstergesi olduğunu, sadece müşteri portföyünün değil davacının aynı zamanda davalı şirketin işletme değerinin artmasına ve bölge bayi fiyatlarının yükselmesine de katkı sağladığını, 2012 yılında davacı ... Mah. bölgesini 9.000 TL'ye almışken ... Mahallesine 2020 yılında 150.000 TL değer biçildiğini, davacının davalı şirktin ayda ortalama neredeyse 6.000 tane damacana suyunu sattığını, halihazırda ise davacının ancak 2.000 damacana satışı yapabildiğini, dolayısıyla davacının ciddi bir kar kaybı yaşadığını, müvekkilinin davalı şirketin ürünlerini satabilmek amacıyla 6 adet motosiklet ve davalı şirketten 70 adet cam damacana satın aldığını, ancak davalı şirketin haksız feshi nedeniyle ne söz konusu araçları ne de 70 adet cam damacanayı kullanamadığını ve bu yatırımlarının karşılığının davalının haksız feshi sebebiyle alamadığını, müvekkilinin, davalı şirketin ürünlerini sattığı süre boyunca müşterileri ile adeta bir aile haline geldiğini, zaten aile işletmesi şeklinde işlerini devam ettiren davacının eşi ve çocuklarıyla birlikte tüm müşterileri ile samimi ve sıkı bağlar oluşturduğunu, davalı şirketin davacı ile sözleşmesini herhangi haklı bir gerekçeye dayanmadan feshettikten sonra davacının durumu müşterilerine açıklamakta zorlandığını, hem ticari hem psikolojik olarak zor durumda kaldığını, müvekkilinin hayatının çok önemli bir kısmını oluşturan bu sürede müşterileri ile adeta bir aile olan müvekkilinin içinde bulunduğu bu durumun kendisine manevi bir yük olduğunu beyanla şimdilik 500 TL denkleştirme tazminatı, 500 TL müspet zarar (kar kaybı ve geri dönüşü olmayan yatırımlar) ve 10.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili aleyhine açılmış olan davanın tamamen haksız ve dayanaksız olduğunu, ileri sürülen hususların gerçek dışı olduğu gibi davanın tamamen hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, davanın tamamen reddine karar verilmesi gerektiğini, öncelikle görev itirazlarının söz konusu olduğunu, davacının tacir olmadığını, dava konusunun da mutlak ticari davalar arasında olmadığını, o halde ticaret mahkemesinin görevli olamayacağını, davaya konu olan anlaşılabilmesi için öncelikle taraflar arasındaki ilişkinin sırasıyla ortaya konulmasının yerinde olacağını, tarafların 18.01.2011 tarihinde bir bayilik sözleşmesi akdettiğini, sözleşmenin 16.1. maddesinde belirtildiği üzere bunun 3 yıl süreli bir akit olduğunu, sözleşmedeki 3 (üç) yıl sürenin sonunda sözleşmenin (3. maddesi uyarınca) 1 yıl daha uzadığını ve her sene otomatik bir biçimde yenilendiğini ve belirsiz süreli sözleşme niteliğine dönüştüğünü, müvekkili şirket tarafından 17.10.2019 tarihinde gönderilen ihtarnameyle; belirsiz süreli bayilik sözleşmesinin, sözleşme yenilenme tarihi olan 17.01.2020 tarihi itibariyle yenilenmeyeceğini, 17.01.2020 tarihi itibariyle taraflar arasındaki bayilik ilişkisinin sona ermiş olacağını, sözleşmenin olağan sebeple fesih edilmiş olduğunun bildirildiğini, başka bir deyişle fesih iradesinin 3 (üç) ay öncesinde karşı tarafa iletildiğini, ancak, bu fesih bildiriminin tamamen formalite (usulen) amaçlı yapıldığını, gerçekte sözleşmenin tarafların ortak iradesiyle sona erdirildiğini, bayilik sözleşmesinin sona erdirilmesinin tamamen karşılıklı anlaşma sonucu varılmış bir karar olduğunu, bunun sebebinin de iki tarafın da artık bu ilişkiden gerekli/beklenen faydayı alamama noktasına gelmiş olmaları olduğunu, gerçekten de davacının kendi beyanları hususunu teyit ettiğini, davacı firma tarafından, tüm müşterilerine ve ayrıca davalı şirketlerindeki bazı yöneticilere aşağıdaki mesajın gönderildiğini ve taraflar arasındaki ilişkinin sona erme sebebinin açıkça yazıldığını; \"Merhaba, Ben göztepede bulunan vakıf taşdelen doğal kaynak suyu bayi sahibiyim. 20 seneyi aşkındır sizlere bu isimle hizmet vermekteyim fakat ph ile ilgili şikayet gelmekte bunun yanı sıra son dönemde çıkarmış olduğumuz cam damacanalarının ağızlarının kırık olarak gelmesi nedeniyle aşırı şikayet almaya başlamış durumdayız servise giden çalışanlarımız bu şikayetleri gidermek amacıyla ürün değiştirmek için adreslere tekrardan gidiyorlar ve bu nedenden dolayı servislerde gecikme yaşanıyordu, biz de bayi olarak müşteri şikayetlerini dikkate alarak firma değişikliği yapma kararı aldık arzu eder ve bizimle devam etmek isterseniz siz değerli müşterilerimize ... Su olarak ilk suyunuzu ücretsiz olarak gönderiyoruz. Devamındaki ilk 6 ay ise; damacana; 13 TL, cam damacana; 15,50 TL ... İletişim; ... - ... \" Davacının aynen şöyle dediğini; \"biz de bayi olarak müşteri şikayetlerini dikkate alarak firma değişikliği yapma kararı aldık\" davacı tarafından gönderilen yukarıdaki metin içeriğinde de açıkça belirtildiği üzere, bayilik sözleşmesinin sona erdirilmesinde davacı tarafın da hemfikir olduğunu, yani, davacı tarafın bayilik sözleşmesini ayakta tutma isteğinin zaten söz konusu olmadığını ve öncesinde de bayilik sözleşmesini sonlandırma iradesini davalıya yansıttığını, davacının hakikaten de henüz fesih iradesi ortaya konulmadan önce firma değişikliği yapmak için arayışlara girdiğini, bu konuda çalışma yaptığını, hatta fesih bildirimi sonrasında ki 3 aylık zaman diliminde başka bir firmaya ait ürün satmaya başladığını, müşterileri başka firmalara yönelttiğini, O halde davanın açıkça hakkın kötüye kullanılması olduğunu ve davacının iddiasına itibar edilemeyeceğini....davacı tarafın, \"firma değişikliğini\" kendi arzusu ile yaptığını açıkça belirttiğini, kaldı ki bu olmasaydı dahi sözleşmenin mehil vermek suretiyle sona erdirildiğini, yani fesih süresine uyulduğunu, o halde yoksun kalınan zararın istenemeyeceğini, yatırım harcamaları konunun da tamamen haksız zenginleşme niteliğinde olduğunu, davacının yatırım iddiası doğru olsaydı dahi, bu yatırımların yeni işinde kullanılmaya devam edeceğinin aşikar olduğunu, hukukumuzda manevi tazminata hangi unsurların varlığı halinde hükmedebileceğinin açıkça belli olduğunu, huzurdaki davanın manevi tazminata hak doğuracak koşulların mevcut bile olmadığını, dava dilekçesinde, manevi tazminat talebini, müşterilere açıklama yapmakta zorlandıklarını iddiasına dayandırdığını, fakat davacı tarafından müşteri/tüketicilere gönderilen yukarıda da paylaştıkları metin ile gerekli tüm açıklamalar yapıldığını, hatta açıklamaları bizzat davalı şirket çıkarlarını olumsuz yönde etkileyen iddia ve beyanlar olduğunu, bu durumda ortada manevi bir zarar var ise bunun tamamen, davalı lehine olduğunu, üzerinde durulması gereken diğer bir unsurun da sözleşmenin 18.1. maddesi olduğunu; \"Bayii, işbu sözleşmenin yenilenmeyerek sona ermesi ya da satıcı tarafından feshedilmesi halinde bir hak, tazminat, zarar vb. talepte bulunmayacağını kabul beyan ve taahhüt eder.\" yani, bayii yenilenmeme ile sonra ermesi halinde herhangi bir tazminat vb. talebi ileri sürmeyeceğini ve talepte bulunmayacağını kabul ettiğini, sözleşmeye bağlılık ilkesi gereği de bu talepleri ileri sürmesinin taraflar arasında akdedilen sözleşmeye aykırı olduğunu belirterek, davanın haksız, dayanaksız olduğunu, davanın tümüyle reddedilmesi gerektiğini, davanın hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili 09/02/2022 havale tarihli talep artırım dilekçesi ile; Portföy tazminatı taleplerini 500 TL'den 26.882,84 TL arttırarak toplamda 27.382,84 TL, müspet zarar (yoksun kalınan kar ve geri dönüşü olmayan yatırımlar için) 500 TL'den 8.000 TL arttırarak toplamda 8.500 TL ve 10.000 TL manevi tazminatın davalıdan anılarak davacı müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 07/03/2022 tarih 2020/196 Esas- 2022/221 Karar sayılı kararında;\"Dava, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin süresinden önce haksız feshi iddiasına dayalı olarak açılmış kar kaybından kaynaklı maddi tazminat, denkleştirme(portföy) tazminatı ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir....Tarafların iddia ve savunmaları, bilirkişi raporları,Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2019/2802 esas, 2019/4398 karar sayılı içtihadı, yukarıda ayrıntıları verilen istinaf ilamları, bayilik sözleşmesi ile dosyamızda bulunan tüm bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde;Taraflar arasında bayilik sözleşmesi akdedildiği, sözleşmenin süresinden önce davacı tarafından haksız feshedildiği iddiası ile kar kaybından kaynaklı maddi tazminat, denkleştirme(portföy) tazminatı ve manevi tazminat talepleri ile işbu maddi ve manevi tazminat davasının ikame edildiği, Sözleşmenin süresinden önce davalı tarafından feshedildiği, işbu feshin haklı nedenle yapıldığının davalı tarafından ispat edilemediği, Ancak taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre davacıya tekel hakkı tanınmadığından davacının denkleştirme tazminatı talep hakkının bulunmadığı, kar kaybı talebi yönünden davalının son dört yılda sürekli ve artan miktarda zarar ettiği, sözleşmenin devamı halinde kar edeceği yönündeki iddiasını ispatlayamadığı anlaşıldığından, dosyamız kapsamı ile uyumlu ve denetime elverişli bilirkişi kök ve ek raporları doğrultusunda maddi tazminat davasının reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.Manevi tazminat istemi yönünden; 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun \"saldırıya karşı\" başlıklı 24.maddesi hükmü;\"Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.\" şeklinde düzenlenmiştir.Aynı kanunun \"Davalar\" başlıklı 25.maddesinin ilgili kısmı;\"Davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır.\" şeklinde düzenlenmiştir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun \"kişilik hakkının zedelenmesi\" başlıklı 58.maddesi hükmünün ilgili kısmı;\"Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.\" şeklinde düzenlenmiştir.Bu yasal düzenlenemeler ışığında, davacının kişilik haklarına nasıl bir saldırı olduğu ve bundan dolayı nasıl bir zarara uğradığına dair iddiasını ispatlayıcı herhangi bir delil sunamadığı anlaşıldığından, manevi tazminat istemi yönünden ispatlanamayan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir...\"gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.Davalı vekili 06/04/2022 tarihli dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesinin 07.03.2022 tarihli kararı ile müvekkili şirket aleyhine açılan davanın tümden reddine karar verilmiş olduğunu, davanın hem maddi tazminat hem de manevi tazminat taleplerini içermekte olduğunu, ancak gerekçeli kararda mahkemenin davacının manevi tazminat talebini ispatlayamadığını ve bu nedenle reddedildiğini belirtmiş olmasına ve davacının tüm taleplerinin reddedilmiş olmasına rağmen, manevi tazminata ilişkin vekalet ücreti yönünden hüküm oluşturmamış olduğunu beyanla HMK 305/A maddesi hükmü uyarınca gerekçeli kararın talepleri gibi düzeltilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesi'nin 28/04/2022 tarih ve 2020/196 Esas sayılı hükmün tamamlanması ek kararında;''6100 sayılı HMK'nin \"Hükmün tamamlanması\" başlıklı 305/A maddesinde yer alan \"Taraflardan her biri, nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebilir. Bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir.\" şeklindeki düzenleme ile davalı vekilinin  06/04/2022 tarihli dilekçesindeki talebi dikkate alındığında; mahkememizce 07/03/2022 tarihli kısa kararda davanın  reddine karar verildiği, huzurdaki davada davalı taraf vekil ile temsil olunduğundan, davalı lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca vekalet ücretinin maddi ve manevi yönden hesap ve takdir edilmesi gerektiği, oysa davalı lehine hükmedilmesi gereken manevi tazminata yönelik vekalet ücretinin ve harcın da gerekçeli kararda sehven yer almadığı anlaşılmakla;HMK'nin 305/A maddesi gereğince aşağıdaki ek kararı vermek gerekmiştir.'' gerekçesi ile;''1-Gerekçeli kararın hüküm fıkrasının 2 ve 3 nolu bölümlerinin karardan çıkarılarak yerine;-Maddi tazminat davası yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gerekli olan  80,70 TL maktu karar ve ilam harcının, başlangıçta yatırılan  54,40-TL peşin harçtan ve bilahare ikmal edilen 596,00-TL tamamlama harcından mahsubu ile bakiye 569,70-TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,-Manevi tazminat davası yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gerekli olan  80,70-TL maktu karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, -Maddi tazminat davası yönünden davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 5.382,43-TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,-Manevi tazminat davası yönünden davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 5.100,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,Maddelerinin eklenerek hükmün tamamlanmasına,'' karar verilmiş ve gerekçeli karar ile ek karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Taraflar arasında imzalanan18.01.2011 tarihli bayilik sözleşmesinin davalı tarafından haksız ve hukuka aykırı olarak feshedilmesi neticesinde doğan Portföy tazminatı, Müspet Zarar Talebi-Yoksun Kalınan Kar ve Manevi Tazminat  talepleri ile dava açıldığını, dava konusu taleplere ilişkin tüm haklı belge ve delillerin sunulmasına rağmen, eksik olarak tesis edilen bilirkişi raporlarının temel alınması neticesinde Mahkemece davanın reddine karar verildiğini, Yerel mahkemece yapılan inceleme ve karar hukuka aykırı olup, bozulması gerektiğini;Davalı ve müvekkili arasında 18.01.2011 tarihli bayilik sözleşmesi imzalandığını, davalı tarafın 17.11.2019 tarihli ihtarnamesi ile ilgili sözleşmenin 17.01.2020 tarihinde feshedilmiş sayılacağını bildirdiğini, söz konusu feshin gerekçesi olarak ise müvekkilin; ...satış sistemini kullanmadığı, hedef satışın tutturamadığı, satış bölgesi dışında satış yaptığını öne sürdüğünü, ancak söz konusu ihtarnamede belirtilen nedenler kötü niyetli iddialardan ibaret olup, yargılama esnasında da davalı tarafından ispatlanamadığını, davalı her ne kadar sözleşmede yazılı fesih kurallarına uyduğunu iddia ettiyse de, kendisine haklı neden bulmak için yalan iddialarla sözleşmeyi feshetmesine temel bulma çabalarının açıkça çelişki yarattığını, bu nedenlerin Yerel mahkemece yeterli düzeyde incelenmediğini, adeta üstün körü bir inceleme ile ve tüm hukuki temellerden yoksun bilirkişi raporuna dayanarak karar verildiğini;Dava dilekçesinde de belirtildiği üzere, davalının asıl amacının müvekkili sayesinde çok fazla kar getiren bölgeyi bir başkasına satmak istemiş olması olduğunu, alınan duyumlar neticesinde Göztepe bölgesi için 150.000,00 TL değer biçildiğinin öğrenildiğini, yani davalının asıl amacının, müvekkili sayesinde müşteri portföyü oturan bölgeden daha fazla kar sağlamak olduğunu, müvekkili tarafından, müvekkiline ait bölgede açılan yeni bayiinin bilgilerinin sunulmasına rağmen Yerel Mahkemece bu hususun ciddiye alınmadığını, incelenmediğini, tüm bu hususlara rağmen Yerel Mahkemece, davalının sözleşmeyi feshetme amacının, kötü niyetle müvekkilini mağdur etme amacı ve kar gütme saiki ile sözleşme feshini kılıfına uydurma çabalarının eksik araştırıldığını, eksik araştırmalar  neticesinde hukuka aykırı ve haksız bir karar verildiğini, bilirkişilerin raporlarında müvekkilinin varlığını belirttiği ve ispatı için mahkemeye başvurduğu yeni bayiiliğin olmadığını tespit ettiklerini, ancak ekte ayrıca söz konusu bayiinin fotoğrafını da sunmakla beraber söz konusu raporun ne kadar baştan savma olarak düzenlendiğinin de ayrıca ispatlandığını, sırf bu nedenle bile Yerel mahkemenin kararının bozulması gerektiğini;Müvekkili ve ailesinin yıllarca emek ve çabalarıyla, gece gündüz demeden, müşterilerle çok samimi ilişkiler kurarak davalı firmanın satış kotasını artırdığını, kar oranını yükselttiğini, reklamını yaptığını ve tanınırlığını yükselttiğini, tüm bu çaba ve emeklere karşılık müvekkilinin haksız fesihten kaynaklı olarak portföy tazminatına hak kazanması gerekirken, Yerel mahkemece tüm bu hususların göz ardı edildiğini, müvekkili lehine portföy tazminatına hükmedilmesi gerekirken, Yerel mahkemenin bu kararına itiraz ettiklerini, ayrıca bayilik sözleşmesinin sona ermesinin ardından her 5 yıllık satış hasılatından yapılan giderlerin düşülmesi ile bulunulan sonucun portföy tazminatı olduğunu, buna rağmen bilirkişilerin vergi dairesi kayıtlarını esas alarak, nitelikli inceleme yapmamalarının da açıkça kanuna aykırı olduğunu, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte, feshin haksız olmaması durumunda dahi portföy tazminatına hükmedilmesi gerektiğini;Müvekkilin fesih işlemi gerçekleşmeden önce davalı yanın baskıları neticesinde 70 adet cam damacana satın aldığını, cam damacanalar normal plastik damacanalardan çok daha pahalı olup, satışının daha zor olduğunu, ayrıca müvekkilinin, her ay yüksek satış yapmasından ve davalı ile aralarında kurulu süregelen ticari ilişkiye duyduğu güvenden kaynaklı olarak ayrıca 6 adet motosiklet satın aldığını, işçi istihdamı yaptığını, ancak sözleşmenin feshinden sonra müvekkili kendisinin ve ailesinin geçimini sağlayabilmek için 3. bir firma ile anlaşmak zorunda kaldığını, yeni bir marka ve şirket ile anlaşması, müşteri portföyünü davalı şirkete bırakmak zorunda kalması nedenlerinden dolayı ne motorlarını kullanabildiğini ne de almak zorunda bırakıldığı cam damacanaları satabildiğini, davalı şirketin göndermiş olduğu ihtarname ile sözleşmenin 3 ay sonra feshedileceğini belirttiğini, müvekkili tarafından yapılan bu yatırımların karşılığını alması için 3 ayın oldukça kısa bir süre olduğunu, dolayısıyla müvekkilinin yapmış olduğu yatırımın karşılığını alamadığını, sadece satış rakamlarındaki düşüşün değil müvekkilinin yapmış olduğu yatırımın karşılığını alamamasının da müspet zarar kaleminin doğmasına sebep olduğunu, ancak tüm bu hususlarda Yerel mahkemece göz önüne alınmadığını, açıkça hukuka aykırı bir karar tesis edildiğini, Yerel mahkemenin müspet zarar tazminatına hükmetmesi gerekirken, bu hususu göz ardı etmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu,Yerel mahkeme her ne kadar gerekçeli kararında; \"\"Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir.\" şeklinde düzenlenmiştir. Bu yasal düzenlenemeler ışığında, davacının kişilik haklarına nasıl bir saldırı olduğu ve bundan dolayı nasıl bir zarara uğradığına dair iddiasını ispatlayıcı herhangi bir delil sunamadığı anlaşıldığından, manevi tazminat istemi yönünden ispatlanamayan davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.\" demişse de, TTK M. 56/1 uyarınca; \"d) Kusur varsa zarar ve zıyanın tazminini, e) Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen şartların varlığında manevi tazminat verilmesini, isteyebilir. Davacı lehine ve (d) bendi hükmünce tazminat olarak hâkim, haksız rekabet sonucunda davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da karar verebilir.\" ve atıfta bulunulan TBK m. 58 uyarınca \"Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. \" hükmünü amir olduğunu;Müvekkilinin, ticari hayatını kişiliğini ön plana çıkararak gerçekleştirdiğini, kişiliği, satış yetenekleri ve iyi sosyal ilişkileri sayesinde davalı firmanın satışlarını artırdığını, müşteri portföyünü genişlettiğini, haksız ve hukuki mesnetten yoksun yapılan fesih işleminin müvekkilinin açıkça hem şahsi hem de ticari kişilik haklarının zedelenmesine neden olduğunu, zira müvekkilinin müşteri çevresinde \"...\" olarak tanınmakta olup adeta ticari kimliği ile şahsi kimliğinin birleştiğini, bu hususun; haksız feshi müşterilerine açıklarken duyduğu utanç, üzüntü, stres ve hayal kırıklığı ile sabitken Yerel Mahkemece bu hususta hiç bir şekilde tanık dinletilmemesinin de eksik inceleme yaptığının ispatı niteliğinde olduğunu, bu nedenle manevi tazminat yönünden verilen red kararının da bozulması gerektiğini;Yerel Mahkemece hatalı ve baştan savma olarak düzenlenmiş olan bilirkişi raporunun esas alınarak hüküm kurmuş olmasının da ayrıca hukuka aykırı olduğunu, Mahkemenin 07/12/2020 tarihli 2-a, 2-b ve 2-ı numaralı ara kararı gereğince; “dava konusu uyuşmazlığın kaynağı olan bayilik sözleşmesinde ve dava dilekçesinde belirtilen adreslerde bilirkişilerin yerinde inceleme yapmasına ve hatta incelemenin 15/01/2021 günü saat:14:00'da yapılmasına” karar verildiğini, bu karar neticesinde bilirkişiler ve keşif için yol ücreti dâhil toplamda 3.500 TL ücret yatırıldığını, bilirkişilerin hem keşif yol ücretini aldıklarını, hem de keşfe dahi gitmediklerini, keşif günü ve saati belli olmasına rağmen bilirkişilerin google maps adlı haritadan keşif yaptıklarını, bu durumun abesle iştigalden başka bir şey olmadığını, keşfe bile gidilmeksizin düzenlenen bir bilirkişi raporunun, Yerel mahkeme kararında temel alınmış olmasının da dosyanın mahkemece ne denli eksik incelendiğini ispatladığını;Yine aynı şekilde Yerel Mahkemece gerekçeli karara temel alınan bilirkişi raporunda maddi hatalar mevcut olduğunu, müvekkilinin mali hesaplarının eksik ve hatalı incelendiğini, bu incelemeler üzerinden hiç bir belgeye dayanmaksızın hatalı hesaplamalar yapıldığını, yapılan eksik ve hatalı hesaplamaların baz alınması sonucunda mahkemenin davanın reddine karar vermesi ayrıca hukuka aykırı olup, bozmayı gerektirdiğini;Yerel Mahkemenin 28/04/2022 Tarihli Ek Kararında \"-Maddi tazminat davası yönünden davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 5.382,43-TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, -Manevi tazminat davası yönünden davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 5.100,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, Maddelerinin eklenerek hükmün tamamlanmasına,\" kararı verilmişse de, hükmolunan vekalet ücretinin hatalı ve hukuka aykırı olduğunu beyanla İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/196E., 2022/221K. Nolu, 07/03/2022 Tarihli gerekçeli kararı ile ek kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, bayilik sözleşmesinin haksız şekilde feshedildiğinden bahisle denkleştirme tazminatı, karşılıksız kalan yatırım bedelleri ile kar kaybından oluşan müspet zarar ve manevi zararın tazmini taleplerine ilişkindir.Davacı taraf, davalı ile imzalamış olduğu bayilik sözleşmesi uyarınca uzun yıllardır belirli bir bölgede davalının bayiliğini yaptığını, yaptığı çalışmalar ve verdiği emek ile davalıya söz konusu bölgede müşteriler kazandırdığını, satışlarını ve tanınırlığını artırdığını, satışların artması sebebiyle yeni yatırımlar yaptığını ancak davacının sözleşmeyi haksız şekilde feshettiğini iddia ederek davalıdan, oluşturduğu müşteri çevresinden sözleşmesinin feshinden sonra faydalanacak olması sebebiyle denkleştirme tazminatı, uğradığı kar kaybı ve yaptığı yatırımların karşılıksız kalması sebebiyle uğradığı müspet zarar ve fesih sonucu ticari itibarının zedelenmesi sebebiyle uğradığı manevi zararın tazminini talep etmiş, davalı taraf, sözleşmesinin süreli olarak feshedildiğini, taraflar arasında sözleşmesinin sona erdirilmesi konusunda anlaşma sağlandığını, bu hususun davacı tarafından üçüncü kişilere de bildirildiğini, bu nedenle davanın haksız ve kötü niyetli olduğunu, denkleştirme tazminatının koşullarının oluşmadığını, davacının maddi ve manevi zararının bulunmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine ve 28/04/2022 tarihli ek karar ile hükmün tamamlanmasına karar verilmiş, gerekçeli ve ek karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Dosya kapsamından, taraflar arasında 18/01/2011 tarihli ve üç yıl süreli bayilik sözleşmesinin imzalandığı, sözleşmenin süre sonunda taraflarca feshedilmemesi ile uzadığı ve belirsiz süreli sözleşmeye dönüştüğü, sözleşme ile davacının belirli bir bölgede davalıdan satın alacağı su ve su aksesuarlarının satışını yapmayı üstlendiği, sözleşmenin davalı tarafından davacıya gönderilen17/10/2019 tarihli Noter ihtarnamesi ile feshedildiği, her ne kadar süreli fesih söz konusu ise de ihtarnamede davalı tarafından, davacının hedef satışları tutturamamış olması gibi bir takım yükümlülüklerin ihlalinin gerekçe olarak gösterildiği, öte yandan davalı tarafından feshin haklılığına gerekçe olarak gösterilen sebeplerin ispatı konusunda dosyaya herhangi bir delil sunulmadığı, cevap dilekçesi içerisinde yer verilen ve davacı tarafından üçüncü kişilere gönderildiği iddia edilen mailin dosya arasında bulunmadığı, bu şekilde davalının bayilik sözleşmesinin karşılıklı anlaşma ile sona erdirildiğini ve haklı sebeple feshedildiğini ispat edemediği anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 4.2. maddesi ile; davalı tarafından davacının satış yaptığı bölgede yetersiz kalması halinde başka bayileri bu bölgeye yönlendirebileceği kabul edildiği gibi sözleşmede davacıya satış yapacağı bölgede tekel hakkı tanındığına dair bir kabulün de olmadığı görülmüştür. Denkleştirme tazminatı TTK'nın 122. maddesinde düzenlenmiş olup esasen acentelik sözleşmeleri yönünden getirilen bir düzenleme olmakla birlikte anılan maddenin beşinci fıkrası ile hakkaniyete aykırı düşmediği taktirde, tek satıcılık ve benzeri diğer tekel hakkı veren sözleşme ilişkilerine de uygulanacağı kabul edilmiştir. Somut olayda ise az yukarıda açıklandığı üzere, taraflar arasındaki sözleşme tek satıcılık sözleşmesi olmadığı gibi sözleşme ile davacıya tekel hakkı da verilmediğinden her ne kadar davalının feshi haksız ise de davacının denkleştirme tazminatı talep edebilmesi mümkün değildir. Mahkemece bu tazminat kaleminin reddine karar verilmiş olması isabetlidir.Davacı taraf, dava dilekçesinde sözleşmenin feshinden kaynaklanan müspet zararının tazminini talep etmiş ve bu tazminat kalemi içerisinde kar kaybı ile yapmış olduğu yatırımların karşılıksız kalmasından doğan zararını göstermiştir. Bilindiği üzere müspet zarar, alacaklının, sözleşmenin/borcun ifa edilmesi halinde malvarlığının alacağı duruma göre borcun/sözleşmenin ifa edilmemesi sebebiyle malvarlığının aldığı durum neticesinde uğradığı zarardır.Menfi zarar ise hüküm doğurduğu güvenilen bir sözleşmenin geçersiz olması veya kurulacağına güvenilen bir sözleşmenin kurulmaması yüzünden uğranılan zarardır. Davacının sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğradığını iddia ettiği kazanç kaybı bir müspet zarar kalemi iken, sözleşmenin geçerli olduğuna/devam edeceğine dair duyduğu güven ile yapmış olduğu yatırımların (motosiklet ve su damacanası alımı) karşılıksız kalması nedeniyle uğradığını iddia ettiği zarar ise menfi zarardır. Bu minvalde davacının, haksız fesih nedeniyle talep ettiği müspet zararın içerisine ayrı bir zarar türünü oluşturan kalemleri dahil etmesi mümkün değildir. Bu nedenle Mahkemece davacının müspet zarar tazminatı talebinin reddine karar verilmesi isabetlidir.TBK'da borca aykırılıktan doğan sorumluluk nedeniyle manevi tazminat ödeneceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığından, Kanunun 114/2. maddesi gereğince haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler ve bu itibarla aynı Kanun’un 58. maddesi kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hallerine de uygulanır. TBK'nın 58. maddesi ile koruma altına alınan kişilik haklarının kapsamına elbette ki kişinin mesleki itibarı da girmektedir. Somut olayda her ne kadar davacı sözleşmenin feshi ile mesleki/ticari itibarının saldırıya uğradığını iddia etmiş ise de, bu hususu ispata yarar ve davalıya atfedilecek herhangi bir eylemden bahsetmemiş ve bu konuda bir delil sunmamıştır. Bir sözleşmenin haksız şekilde feshedilmiş olması her durumda doğrudan kişinin ticari/mesleki itibarının zedelenmesi sonucunu doğurmaz. Buna göre Mahkemece, manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi de isabetlidir. Davacının aksi yöndeki tüm istinaf sebepleri haksız bulunmuştur.Dava maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkin olup Mahkemece, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/4. maddesi uyarınca maddi tazminat talebinin tümden reddi halinde maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken nispi vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olmuştur. Davacının yalnızca ek kararda maddi tazminat yönünden aleyhe hükmedilen vekalet ücretine yönelik istinaf sebebi yerinde görülmüştür.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre davacının gerekçeli karara yönelik istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine, ek karara yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin 28/04/2022 tarihli Ek kararının kaldırılmasına karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde yeniden hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının  İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/03/2022 tarih 2020/196 Esas- 2022/221 Karar sayılı Gerekçeli Kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacının İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/04/2022 tarih ve 2019/247 Esas- 2021/443 Karar sayılı Ek Kararına yönelik istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/04/2022 tarih ve 2019/247 Esas- 2021/443 Karar sayılı Ek Kararının6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, Dairemizce hükmün tamamlanması talebi hakkında yeniden karar verilmek suretiyle,1-Gerekçeli kararın hüküm fıkrasının 2 ve 3 nolu bölümlerinin karardan çıkarılarak yerine;Maddi tazminat davası yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gerekli olan  80,70 TL maktu karar ve ilam harcının, başlangıçta yatırılan  54,40-TL peşin harçtan ve bilahare ikmal edilen 596,00-TL tamamlama harcından mahsubu ile bakiye 569,70-TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,-Manevi tazminat davası yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gerekli olan  80,70-TL maktu karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,-Maddi tazminat davası yönünden davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 5.100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,-Manevi tazminat davası yönünden davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 5.100,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, Maddelerinin eklenerek hükmün tamamlanmasına,3-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından gerekçeli kararın ve ek kararın istinafı yönünden ayrı ayrı yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 4-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından ek kararın istinafı yönünden yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 5-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından, davacı tarafından istinaf aşamasında peşin olarak yatırılan 261,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 354,00 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 6-Davacı tarafından ek kararın istinafı yönünden yatırılan 220,70 TL kanun yoluna başvurma harcının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,7-Davacı tarafından gerekçeli kararın istinafı yönünden sarf edilen harç ve masrafların davacı üzerinde bırakılmasına,8-Artan gider avansı bulunması halinde yatıran ilgili tarafa iadesine, 9-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 23/01/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy çokluğu ile karar verildi.<br>Muhalefet Gerekçesi;6100 Sayılı HMK'nın 305/A maddesi uyarınca taraflardan her biri, nihaî kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde, yargılamada ileri sürülmesine veya kendiliğinden hükme geçirilmesi gerekli olmasına rağmen hakkında tamamen veya kısmen karar verilmeyen hususlarda, ek karar verilmesini isteyebilir. Bu karara karşı kanun yoluna başvurulabilir. Somut uyuşmazlıkta; davalı vekili tarafından 06/04/2022 tarihli hükmün tamamlanması dilekçesi ile Mahkemece maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verildiği, her iki talep yönünden ayrı ayrı vekalet ücreti takdirine karar verilmesi gerekirken tek bir vekalet ücretine hükmedildiği gerekçesi ile manevi tazminat yönünden ayrı vekalet ücreti takdiri ile hükmün tamamlanmasına karar verilmesini talep etmiş, Mahkemece 28/04/2022 tarihli ek karar ile talep kabul edilerek maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden ayrı vekalet ücreti takdirine karar verilmiştir. Ancak Mahkemece gerekçeli kararda davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin toplam değeri dikkate alınarak davalı lehine vekalet ücreti takdirine karar verildiği, söz konusu kararda manevi tazminat yönünden vekalet ücreti takdirinin unutulmadığı, Mahkemece davanın toplam değeri üzerinden vekalet ücreti takdirine karar verildiği, bu değer içerisinde manevi tazminat talebinin de bulunduğu, gerekçeli karara karşı bu yönden davalı vekili tarafından süresi içerisinde istinaf başvurusunda bulunulmadığı ve kararın bu yönden davacı lehine kesinleştiği ve kazanılmış hak oluştuğu, buna rağmen Mahkemece koşulları oluşmamasına rağmen hükmün tamamlanması talebinin kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, bu sebeple davacı vekilinin hükmün tamamlanmasına ilişkin ek karara yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile ek kararın kaldırılması ve davalının hükmün tamamlanması talebinin reddine karar verilmesi gerekmesine rağmen Dairemiz sayın çoğunluğu tarafından sadece ek kararda maddi tazminat yönünden hükmedilen vekalet ücreti miktarının düzeltilmesi yönündeki görüşüne katılmıyorum.</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ac9fb4d7bd47a620","SID":"186460f3d988ddf3"}}