{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1134 Esas<br>KARAR NO:2025/61 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:TEKİRDAĞ ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2021/133 Esas-2022/34 Karar<br>TARİH:13/01/2022  <br>DAVA:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br>KARAR TARİHİ:23/01/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;  müvekkili şirketin tekstil işiyle iştigal ettiğini, sektöründe öncü bir firma olduğunu, davalı şirketin 30/03/2018 tarihinde müvekkili şirketten kumaş satın aldığını, müvekkili şirketin 106.997,23 TL tutarındaki bakiye alacağını tüm iyi niyetli çabalarına rağmen tahsil edilemediğini, alacağın tahsili için ... sayılı dosyasında başlatılan icra takibine davalı/borçlunun icra müdürlüğünün yetkisine itirazı üzerine icra dosyasının ... gönderildiğini ve ... sayılı dosya ile ilamsız icra takibine devam edildiğini, borçlu şirketin icra takibinde yer alan borca ve ferilerine itiraz ettiğini ve icra takibinin durduğunu, arabuluculuk işlemleri ile de anlaşma sağlanamadığını, sipariş edilen mallara ilişkin ödemelerin sipariş tarihini müteakip 150 gün sonra ödeneceği belirtildiğinden davalı borçlu şirketin 30/08/2018 tarihinde peşin ödeme yapmasının kararlaştırıldığını, söz konusu sipariş formlarında vade farkıyla ilgili olarak da aylık %10 vade farkı uygulanacağının açıkça belirtildiğini, davalı şirket tarafından sipariş ettiği malların beledi olarak müvekkili şirkete 11/08/2018 tarihinde toplam 510.000 TL miktarlı, 14/01/2019 ortalama vadeli 7 adet çek verildiğini, yine davalının müvekkili şirkete olan borcuna karşılık 18/10/2018 tarihinde, 30/04/2019 ve 31/05/2019 vade tarihli 87.000 TL bedelli toplam 174.000 TL miktarlı 2 adet çek verildiğini, düzenlenen çeklerin vadesi anlaşma vadesine göre uzun olduğundan müvekkili şirketi tarafından davalı şirkete 16/08/2018 tarihli KDV dahil toplam 51.086,70 TL miktarlı  ve 06/11/2018 tarihli KDV dahil toplam 59.984,06 TL miktarlı vade farkı faturası kesildiğini, davalı şirketin 18/10/2018 tarihinde toplam 174.000 TL miktarlı iki adet çek ile borcuna karşılık kısmi ödeme yaptığını, bunun da vade farkı faturasını kabul ettiği anlamına geldiğini, müvekkili şirket tarafından düzenlenip gönderilmiş olan 09/01/2019 tarihli 111.070,76 TL miktarlı faturaya dayanan alacağı ilişkin açılan takibe davalı şirketin faturayı iade ettiğini öne sürerek itiraz ettiğini, fakat davalının düzenlemiş olduğu iade faturasına itiraz edildiğini, davalının yapmış olduğu itirazın soyut, hukuki dayanaktan yoksun ve gerçek olmadığının anlaşılacağını, itirazın icra takibini sürüncemede bırakmak amacıyla yapıldığını, bu nedenle icra inkar tazminatının koşullarının gerçekleştiğini, icra takibinde istenilen faiz oranının dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olduğunu beyan ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalının yapmış olduğu 106.997,23 TL'lik itirazının iptaline, icra takibinin devamına, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin de davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  müvekkili şirket uzun yıllardır ticaretle iştigal etmekte olup gerek müşterilerinin gerekse ticaret yaptığı firmaların güvenini kazanmak suretiyle ticari faaliyetlerini sürdürdüklerini, davacı ile müvekkili arasında yapılan ticari ilişkiler kapsamında ödemelerin çek ile yapıldığını, davacının çeklerin üzerindeki vadeleri bilerek ihtirazi kayıt koymaksızın ve ek bedel istemeksizin verilen çekleri kabul ettiğini, çeklerin teslim edilmesinden aylar sonra davacının tek taraflı iradesiyle vade farkı faturası şeklinde iki adet fatura kesip müvekkilline gönderdiğini, gönderilen bu faturaların kötü niyet göstergesi olduğunu, müvekkillinin satın aldığı malların karşılığını 11.08.2018 tarihinde, vadesi içinde çek kanalıyla ödediğini, davacı tarafından gönderilen vade farkı faturalarına müvekkili tarafından haklı olarak itiraz edildiğini ve iade faturası kesildiğini, davacı ile müvekkili arasında akdedilmiş herhangi bir sözleşme olmadığını, davacının dava dilekçesinin ekinde sunduğu sipariş formlarının tek taraflı olarak davacının kendisinin hazırlamış olduğu bir evrak olduğunu, hiçbir sipariş formunun altında ne müvekkile ne de davacıya ait kaşe imza vs. bulunmadığını, müvekkillinin davacıya yaptığı tüm ödemelerin satın almış olduğu ürünlerin bedeli olduğunu, vade farkı faturasının hiçbir surette müvekkilce kabul edilmediğini, faturaya itiraz edilerek aynı zamanda iade faturası da kesildiğini, inkâr tazminatının bilindiği üzere ancak belirli alacaklar için istenebileceğini, tartışmalı alacaklar inkâr tazminatına hükmedilme imkanı olmadığını beyan ederek haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın reddi ile yargılama masrafları ve ücreti vekâletin karşı tarafa tahmiline, kötü niyetle başlatılan takip nedeni ile davacının takip çıkışının %20'sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 13/01/2022 tarih ve 2021/133 Esas-2022/34 Karar sayılı kararında;\"Görevsizlik kararı veren mahkemece aldırılan 25/06/2021 tarihli bilirkişi raporunun sonuç ve kanaat kısmının \"....a)Davaya konu vade farkı faturasının sayın mahkemenizce kabulü halinde davacı tarafın 106.997,23 TL tutarında davalıdan alacaklı olduğu, b Davaya konu vade farkının sayın mahkememizce kabul edilmeyeceği görüşünün kabulü halinde 4.073,53 TL davacının borçlu olduğu görüş ve kanaatine varılmıştır...\" şeklinde olduğu görülmüştür.Dava, davacı tarafından davalı şirketle aralarında olan ticari iş nedeniyle alınanlara ilişkin fatura düzenlendiği, davalı şirket tarafından düzenlenen faturalara rağmen ödeme yapılmaması üzerine davalı hakkında başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve icra inkar tazminatı isteminden ibarettir.Vade farkı, taraflar arasında, borcun vadesinde ödenmemesi halinde mal ve hizmet bedeline belirlenen oranda ekleme yapılmak suretiyle borcun ulaştığı miktarı belirleyen bir unsurdur. Başka bir deyişle mal ve hizmet bedelinin ödenmesi gereken günde ödenmemesi halinde, alacağın gecikmesi nedeniyle ulaştığı miktar, yani mal ve hizmetin yeni fiyatıdır. Bu yönüyle vade farkını faizden ayırt etmek büyük önem arz etmektedir.Dolayısıyla, vade farkı istemi faiz niteliğinde olmayıp, geç ödemeden doğan fiyat farkıdır.Vade farkı istenebilmesi için, yanlar arasında bu yönde yazılı bir sözleşmenin ya da bu doğrultuda oluşmuş bir teamülün bulunması şarttır (Y.İ.B.K.'nun 27.6.2003 gün ve E:2001/1, K:2003/1 Sayılı ilamı). Teamülün mevcut olduğunun kabulü için ise en az iki ya da daha fazla vade farkı faturasının davalı tarafça itirazsız olarak ödenmiş olması gerekmektedir.(HGK'nın  2004/19-470 E. 2004/462 K. Sayılı Kararı) Dosya kapsamı ve dosya kapsamında alınan bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere; somut uyuşmazlığından 06/11/2018 tarihli ve 16/08/2018 tarihli vade faturasından kaynaklandığı ve söz konusu faturalara dair 2019 döneminde de iade ve geri iade faturalarının düzenlendiği anlaşılmakla, söz konusu vade farkının istenilmesine dair bir sözleşme olmadığı gibi iade faturası düzenlenerek bir teamül de oluştuğu varsayılamayacağından davacının bu nedenle vade farkı faturası düzenleyerek alacak isteminde bulunamayacağı anlaşılmakla, davacı tarafından açılan davanın reddine karar verilmiştir.Kötüniyet tazminatı, takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir. Anılan yasa hükmüne göre, alacaklının  kötüniyet tazminatına mahkum edilebilmesi, açıkça takibin kötüniyetle yapılmış olması koşuluna bağlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki, alacaklının icra takibini kötüniyetli olarak yaptığı hususu, borçlu tarafından kanıtlanmalıdır. Öğretiye ve Yargıtay uygulamasına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklı, kötüniyetli kabul edilir.Açıklanan bu yasal durum ve ilke çerçevesinde davacı alacaklının takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmamış ve de dosya kapsamına göre açıkça anlaşılabilen bir durum olmadığından davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.Yukarıda açıklanan nedenlerle ve tüm dosya kapsamına göre davanın reddine karar verilmesi gerekmiş, aşağıdaki hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile,'' 1-Davanın REDDİNE,2-Davalının kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin 13/01/2022 tarih ve  2021/133E- 2022/34K sayılı kararı ile \"Dosya kapsamı ve dosya kapsamında alınan bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere; somut uyuşmazlığından 06/11/2018 tarihli ve 16/08/2018 tarihli vade faturasından kaynaklandığı ve söz konusu faturalara dair 2019 döneminde de iade ve geri iade faturalarının düzenlendiği anlaşılmakla, söz konusu vade farkının istenilmesine dair bir sözleşme olmadığı gibi iade faturası düzenlenerek bir teamül de oluştuğu varsayılamayacağından davacının bu nedenle vade farkı faturası düzenleyerek alacak isteminde bulunamayacağı anlaşılmakla, davacı tarafından açılan davanın reddine\" karar verildiğini, kararın hukuka aykırı olduğunu;Vade farkı: Para alacağına geç ulaşan alacaklı için bu yoksunluğun bir karşılığı olarak kararlaştırılmaktadır. Alacaklının sözleşmeye vade farkına ilişkin bir hüküm eklemek istemesinin altında yatan neden, bir yandan enflasyon nedeniyle paranın değerinin düşmesi halinde ortaya çıkabilecek zarardan korunmak, öte yandan da borçluyu zamanında ifaya sevk etmektir.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu’nun 27/06/2003 tarihli kararında vade farkı “özellikle tacirler arasındaki ilişkilerde, süresinde ödenmeyen mal ve hizmet bedeli dolayısıyla, alıcının faiz dışında ödemek zorunda kaldığı ve sözlü akdin inikadı sırasında taraflarca kararlaştırılmış ek bir miktar” şeklinde tanımlandığını,TTK m. 1530/3 hükmünde “Mütemerrit borçlunun alacaklısı sözleşmede öngörülen tarihten ya da ödeme süresinin sonunu takip eden günden itibaren, şart edilmemiş olsa bile faize hak kazanır.” düzenlemesi mevcut olduğunu,Tarafların ödeme gününü veya süresini serbestçe kararlaştırabileceklerini, ödeme günü veya süresi kararlaştırılmış ise borçlu alacaklının ihtar çekmesine veya fatura düzenlemesine gerek kalmaksızın temerrüde düşeceğini ve alacaklının sözleşmede öngörülen tarihte veya ödeme süresini takip eden günden itibaren şart edilmemiş olsa dahi faize hak kazanacağını, Temerrüt faizi, borçlunun vadesinde para borcunu ifa etmemesi dolayısıyla geciktiği müddet için alacaklıya ödemesi gereken faizdir. Aksine sözleşmede hüküm yoksa temerrüt faizi, vadenin bitiminden itibaren işlemeye başlar (TTK m. 10).Yargılama sırasında müvekkil şirketin defter ve belgelerinin incelenmesi sonrasında hükme esas alınan bilirkişi raporunda;Davacı şirketin ticari defterlere ilişkin mükellefiyetlerinin tam ve eksiksiz yerine getirilmiş olduğu, TTK hükmüne göre sahipleri lehine delil olma vasfına haiz olduğu,2018 senesi itibariyle ticari defterlere yapılan kayıtların birbiri ile uyumlu olduğu,İhtilaf konusu faturanın davacı tarafından vade farkı olarak kesilen 16.08.2018 tarih ve ... numaralı 51.086,70-TL ve 06.11.2018 tarih ... numaralı 59.984,06-TL tutarında toplam tutarı 111.070,76-TL olan 2 adet vade farkı faturasından kaynaklandığı,Tarafların bahse konu faturaları 2018 ticari defterlerine kaydettikleri, 2019 döneminde dava konusu vade farkı faturalarına istinaden iade ve geri iade faturalarının  düzenlendiği,2018 senesi BA-BS formlarının birbirini doğruladığı,2019 BA-BS formlarında  iade olan faturaya ait fark oluştuğu tespit edildiğini,İade faturasına müvekkil şirket tarafından Bakırköy ... Noterliğinin 22.02.2019 Tarihli, ... Yevmiye nolu ihtarnamesi ile itiraz edildiğini,Mail dökümlerinde açıkça  ileri tarihli çeklerin müvekkil şirket tarafından kabul edilemeyeceğinin ifade edildiğini, davalının buna rağmen müvekkil şirkete ileri tarihli çekler verdiğini,Mail dökümlerinde davalı tarafın, “vadesi geciktirdiğim geçen ödeme için size vermiş olduğum sözlerden dolayı yatırdığım 40.000 TL nakit var başka firmalar için ayırdığım ödemelerdi, şimdi onlara ödeme yapamadım size mahcup olmamak için, Tabiki bunların tümü benim sorunum biliyorum…”şeklinde beyanda bulunduğunu, bunun da taraflar arasında vade farkı uygulanacağı yönünde bir uygulamanın olduğunu gösterdiğini,Davalının vadesini geciktirdiği ödemeler için kısmi ödeme yapmasının, vade farkı faturasını kabul ettiğine dair karine teşkil ettiğini, müvekkil tarafından kesilen vade farkı faturasından sonra davalı 18.10.2018 tarihinde, toplam 174.000,00 TL miktarlı iki adet çek ile borcuna karşılık kısmi ödeme yaptığını, söz konusu ödemenin ... Tekstil’den gelen cari hesap dökümü ile de sabit olduğunu,Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesinin son fıkrası “Telefonla, telgrafla, herhangi bir iletişim veya bilişim aracıyla veya diğer bir teknik araçla ya da sözlü olarak kurulan sözleşmelerle yapılan açıklamaların içeriğini doğrulayan bir yazıyı alan kişi, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, söz konusu teyit mektubunun yapılan sözleşmeye veya açıklamalara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır” düzenlemesini içerdiğini,Davalıya gönderilen sipariş formlarında “vade opsiyonunu aşan ödemelerinize %10 aylık vade farkı tahakkuk ettirme hakkımız saklıdır” şerhi bulunduğunu, Davalının, vade farkı ödenmesi gerektiğine ilişkin bir şerh bulunan sipariş formunu tebliğ aldığını ve sekiz gün içerisinde itiraz etmediğini, işbu yazı içeriğindeki bilgiler taraflar arasında yapılan sözleşmenin içeriğini doğruladığından, vade farkının da diğer tarafça kabul edildiği ve istenebileceği anlamına geldiğini, Müvekkil şirketçe alınan sipariş formuna istinaden davacının ihtirazi kayıtsız ödeme yapmasının, sözleşmenin bu şartlarda kurulduğuna ve davalının kabul ettiğine karine teşkil ettiğini, Alınan sipariş formunun içeriğinde belirtilen malın türü, malın rengi, malın miktarı, malın bedeli gibi hususlara ilişkin taraflar arasında uyuşmazlık olmadığının açık olduğunu, yine aynı sipariş formlarının içeriğinde bahsedilen vade farkına ilişkin ibare de taraflar arasında sözleşme kurulurken anlaşılan unsurlardan olduğunu,TTK m.23’te tacirler arasında yapılan ticari satış ve mal değişimi sözleşmelerinde de kural olarak Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulandığını, Borçlar Kanunu’nun; “Akdin İnikadı” başlıklı 1. maddesine göre; “İki taraf karşılıklı ve birbirine uygun surette rızalarını beyan ettikleri takdirde, akit tamam olur.” Kural olarak; İrade Özgürlüğü” ilkesinin yansıması olan “Sözleşme Yapma Serbestisi” ilkesi ve “Ahde Vefa” ilkesinin yansıması olan sözleşmeye bağlılık ve yükümlülüğün ifası ilkesi geçerli olduğunu, yani, yapılan sözleşmenin taraflar için karşılıklı olarak bağlayıcı olduğunu, diğer taraftan, karşılıklı beyanlar veya rıza beyanının yasada ifade edilen herhangi bir biçimi bulunmadığını, bu çerçevede rızaların karşılıklı iletilmesi herhangi bir şekle veya belli bir iletişim biçimine bağlı olmadığını, taraflar arasında yazılı şekilde yapılmamış olmakla birlikte geçerli sözleşme ilişkisi kurulduğunu beyanla, Tekirdağ Ticaret Mahkemesinin 13/01/2022 tarih ve  2021/133E- 2022/34K sayılı kararının kaldırılmasını ve davanın kabulü ile  fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davalının ... sayılı dosyasına yapmış olduğu 106.997,23 TL’lik itirazının iptaline ve icra takibinin devamına, alacağın %20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava; vade farkı faturası alacağının tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptaline ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Somut uyuşmazlıkta; taraflar arasındaki sipariş formlarına konu ürünlerin satışına ilişkin satış sözleşmesinin sipariş formları ile kurulduğu, sipariş formlarında vadenin 150 gün  olarak belirlendiği ve vade opsiyonunu aşan ödemelerde % 10 aylık vade farkı talep hakkının saklı tutulduğu, ürünlerin davacı tarafından davalıya teslim edildiği, ürün bedellerinin bir kısmının ileri tarihli çek, bir kısmının banka kanalıyla ödendiği hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki temel ihtilaf davalı tarafından ürün bedellerinin sipariş formunda belirtilen tarihte ödenmemesi ve ileri tarihli çek ile ödenmesi sebebiyle davacının vade farkı talep edip edemeyeceği noktasında toplanmıştır. Davacı vekili, temel ilişkiye konu sipariş formlarında \"vade opsiyonu aşan ödemelerinize % 10 aylık vade farkı tahakkuk ettirme hakkımız saklıdır.\" ibaresi uyarınca ve vade farkı faturalarından sonra davalı tarafından iki adet ileri tarihli çek ile borcuna karşılık kısmı ödeme yapılmasının vade farkı faturasının kabul edildiği anlamına geldiği gerekçesi ile vade farkı talebinde bulunmuştur. Mahkemece de isabetli bir şekilde belirtildiği üzere vade farkı talep edilebilmesi için taraflar arasında bu konuda yazılı bir sözleşme hükmü veya teamül halini almış fiili bir uygulamanın bulunması gerekmektedir.Somut olayda da taraflar arasındaki sözleşmenin sipariş formları ile kurulduğu, davalı tarafından sipariş formlarına itiraz edilmediği, davacı tarafından teslim edilen ürünlerin teslim alındığı ve karşılığından ödemelerin yapıldığı, sipariş formlarında vadenin 150 gün olarak belirlendiği ve vade farkı talep edilebileceğinin de belirtildiği, bu haliyle taraflar arasında kurulan sözleşmede vade farkı talep edilebileceğinin hüküm altına alındığı açık olmasına ve alacak vade farkı faturaları ve sipariş formları ile likit olması sebebiyle icra inkar tazminatı koşullarının oluşmasına rağmen Mahkemece davanın kabulü yerine aksi gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi dosya kapsamı ile uyumlu olmayıp, usul ve yasaya aykırıdır.Sonuç itibariyle,  davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dairemizce yeniden hüküm kurulmasına karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmış ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; Tekirdağ Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/01/2022 tarih ve 2021/133 Esas-2022/34 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle, 2-Davanın KABULÜ İLE; Davalı borçlunun Çerkezköy İcra Dairesi'nin ... sayılı icra takip dosyasındaki icra takibine yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin 106.997,23 TL asıl alacak ve asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek artan oranlarda avans faizi uygulanmak suretiyle takip talebindeki koşullar ile aynen devamına,Hüküm altına alınan asıl alacağın % 20 oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,<br>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:3-Dairemiz karar tarihi itibariyle kabul edilen miktar üzerinden davalıdan alınması gereken 7.308,98-TL nispi karar harcından, davacı tarafından dava açılırken peşin olarak yatırılan 1.273,97-TL harcın mahsubu ile bakiye 6.035,01‬-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,4-Davacı tarafından dava açılırken yatırılan 1.273,97-TL peşin harç, 54,40-TL başvurma harcı olmak üzere; toplam 1.328,37‬-TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 5-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davacı tarafından sarf edildiği anlaşılan 1.946,50-TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 6-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davalı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 7-Arabuluculuk ücreti olan 1.320,00 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 8-Davacı yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca kabul edilen miktar ve tarifenin 13/1 maddesi dikkate alınarak takdir edilen 30.000-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 9-Kullanılmayan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, <br>İSTİNAF YÖNÜNDEN:10-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 11-Davacı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 220,70-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 98,10- TL dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gidiş- dönüş gideri olmak üzere; toplam 318,80-TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 11-Kullanılmayan gider avansı bulunması halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine, 12-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara  tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 23/01/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile  karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ab683c85cd7abc01","SID":"f0690fa6cac5fc01"}}