{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>13. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO:2022/1173 Esas<br>KARAR NO:2025/162 Karar<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ:İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>NUMARASI:2021/177 Esas- 2022/96 Karar<br>TARİH:17/02/2022<br>DAVA:İtirazın İptali<br>KARAR TARİHİ:06/02/2025<br>İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili banka ile davalı ... A.Ş. arasında 12.01.2012 tarihli, 2.250.000 USD bedelli; 23.12.2012 tarihli, 2.000.000 USD bedelli; 03.12.2015 tarihli, 5.000.000 USD bedelli; 25.08.2016 tarihli, 1.000.000 USD bedelli, ve 27.12.2012 tarih 10.000.000 TL tutarlı  Genel Kredi Sözleşmeleri'nin imzalandığını, diğer davalı şahıs ve şirketlerin söz konusu sözleşmeleri müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile imzaladıklarını, borcun ödenmemesi nedeniyle Beyoğlu ... Noterliğinin 07/07/2020 tarih ve ... yevmiye numaralı hesap kat ihtarnamesi keşide edilerek davalılara 3.151.536,15 TL borcun ödenmesinin ihtar edildiğini, verilen süreye rağmen borcun ödenmediğini, davalılar hakkında ... sayılı dosyası ile takip başlatıldığını ancak davalıların haksız olarak takibe itiraz ettiğini ve takibin durmasına sebebiyet verdiklerini, davalı...'nin herhangi bir borcunun bulunmadığını, diğer davalıların ise ödeme emrinde talep edilen tutarda borçlarının bulunmadığını iddia ettiklerini, davalıların itirazlarının icra takibini sürüncemede bırakmak ve uzatmak amacı ile yapıldığını beyanla itirazların iptali ile takibin devamına, davalılar aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın müvekkiline yöneltilmesinin hukuka aykırı olduğunu, pasif husumet itirazlarının bulunduğunu, ödeme emri ekinde müvekkiline tebliğ edilen belge bulunmadığını, oysa icra dosyasına birbirinden bağımsız ve ilgisiz çok sayıda belge sunularak karmaşa yaratıldığını, müvekkilinin dosyaya sunulan kefalet sözleşmelerinden kaynaklı olarak borcunun bulunmadığını, icra dosyasına sunulan müvekkilin imzasını taşıdığı iddia olunan kefalet sözleşmelerinin tamamının geçersiz olduğunu, borcun dayanağı olan 25/08/2016 tarihli ve 1.000.000,00 USD bedelli Genel Kredi Sözleşmesi ve ekindeki kefalet sözleşmesinde müvekkilinin imzasının bulunmadığını, diğer kredi sözleşmeleri ve kefalet sözleşmelerinin mahkemeyi ve icra dairesini yanıltmak için dosyaya sunulduğunu, borçlu firmaların büyük hissedarı ve yönetim kurulu başkanı ...'nin kredileri usulsüzce kullanarak zimmetine geçirdiğini ve hakkında devam eden çok sayıda dava bulunduğunu, talep edilen faizin fahiş olduğunu, kredi ve kefalet sözleşmelerinden yer alan hükümlerin genel işlem şartı olup geçersiz olduğunu, kötü niyet tazminatı taleplerinin bulunduğunu beyanla müvekkilinin taşınmazları üzerindeki ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına, davanın reddine, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... ve davalı şirketleri vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkillerine hesap kat ihtarnamesinin usule uygun gönderilmediğini, gönderilen hesap kat ihtarnamesine taraflarınca süresi içerisinde itiraz edildiğini, takibe konu alacağın yargılamayı gerektirdiğini, müvekkillerine gönderilen hesap kat ihtarnamesinde tüm borç miktarının 1 gün içerisinde ödenmesinin istenmesinin iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, tek taraflı olarak kredi cari hesabının kat etme yetkisinin bankaya tanınmasın hükmünün genel işlem koşulu sayılacağını ve kötü niyet göstergesi olduğunu, talep edilen ve uygulanan faiz oranının çok fahiş olduğunu, müvekkilleri açısından kefalet geçerli şartları taşımadığından ve muaccel borç bulunmadığından kefil müvekkillerinin borçtan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını beyanla haksız ve ispatlanamayan davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 17/02/2022 tarih 2021/177 Esas- 2022/96 Karar sayılı kararında;\"Dava, ...'ne dayalı yapılan takibe  itirazın iptali istemine ilişkindir.Dava, genel kredi sözleşmesine dayalı olarak kullandırılan kredilerin kat'ı sonrası açılan icra takibine itirazın iptali davasıdır. ..., ihtar, ihtarın tebliğine ilişkin evraklar,  ticari defterler, ticaret sicil kaydı ve tüm dosya içeriği ile bilirkişi raporu hep birlikte değerlendirildiğine;Davacı banka defterleri usulüne uygun tutulmuş olup, sahibinin lehine delil olarak kullanılabilecek niteliği taşımaktadır. 22.12.2011, 12.01.2012, 27.12.2012, 03.12.2015, 25.08.2016  tarihli Genel Kredi Sözleşmelerinde  ... A.Ş şirketinin kredi lehdarı olarak imza atarken, bu ...'nin  davalılar müteselsil kefil olarak imza atmış oldukları, ancak davalı ...'nin 25.08.2016 tarihli ...'de kefalet imzasının bulunmadığı anlaşılmıştır.Kefalet sözleşmesi 6098 sayılı yeni TBK’nu yürürlüğe girdikten sonra tanzim edilmiştir. Davalı kefil açısından kefalet limitlerinin sözleşmede açıkça gösterilmiş olduğu ve TBK.’nun 582. 583. ve 584 m. öngörülen kefalet sözleşmesinin yazılı yapılması, kefaletin türü, sorumlu olunacak azami kefalet limiti, kefaletin tarihi ve yasada şartların bizzat kefillerin kendi el yazıları ile yazılmış olduğu kefalette bulunduğu, tüm bunlara göre geçerli bir kefalet akdinin kurulmuş olduğu, TBK'nun 598/3. maddesindeki 10 yıllık sürenin henüz dolmadığı anlaşılmıştır.Taraflar arasında akdedilen sözleşmeler yasal değişiklik tarihi 28.03.2013'den sonra akdedilmiş olması nedeniyle, davalı/kefilin şirket ortağı ve/veya yöneticisi oldukları anlaşıldığından, eş muvafakati belgesine gerek olmadığı kanısına varılmıştır.TBK’nun 589 ve 590. maddesine göre; “Kefil her durumda, kefalet sözleşmesinde belirtilen azami miktara kadar sorumludur.Kefilin/lerin sözleşmede gösterilen azami kefalet limiti aşılmamak üzere, temerrüt tarihine kadar işlemiş olan akdi faiz ve ferilerinden dolayı da ayrıca sorumludurlar.26 Kasım 2013 tarihinde yürürlükte bulunan, 6102 sayılı TTK'nun 7. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesinde: “Ancak, kefil ve kefillere, tahahhüt veya ödemenin yapılmadığı veya yerine getirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez. hükmüne yer verilmiştir. TTK yasa tasarısının 7. maddesinin 1. fıkrasına eklenen 2. cümle ilgili olarak kanunlaşma sürecinde verilen önerge ve kanunun gerekçesinde kefile alacağın ve borcun yerine getirilmediğinin ihbarı gerektiği, ihbar edilmeden asıl borçlunun temerrüdü yönünden kefillerden temerrüt faizi istenemeyeceği belirtilmiştir. Eklenen bu fıkra 6762 sayılı Eski TTK'nunda bulunmayan yeni bir hükümdür.6102 sayılı TTK'nun yürürlükte olduğu dönem içerisindeki kefillere yönelik alacağın tahsili yönündeki hukuki işlemlerde bu hükmün uygulanması gerekir. Buna göre asıl borçlunun borcunu ödemediği müteselsil kefile ihbar edilmedikçe asıl borçlunun temerrüdü nedeniyle oluşan temerrüt faizinden müteselsil kefil sorumlu tutulamaz.Ancak kefil kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarından sorumlu olacağından kendi temerrüdü sonucu ortaya çıkan temerrüt faizleri ve fer'ilerinden sınırsız olarak sorumlu tutulabilir. ...gereğince düzenlenen hesap kat ihtarı 09.07.2020  tarihi itibariyle davalılara tebliğ edilmiş olup, verilen 1 günlük sürenin sonu olan 11.07.2020  tarihi itibariyle davalılar temerrüde düşmüştür.Kat ihtarı usulsüz olduğu, hesap kat ihtarnamesine itiraz edildiği, alacağın yargılamayı gerektirdiği iddia edilmiş ise de geçmiş dönemlere ilişkin hesap özetinin tebliği gerekmediği gibi usulsuzlüğü ilişkin başkaca bir somut iddia olmayıp, alacağın yargılamayı gerektirmesi hususun doğru olup ancak zaten bu nedenle bu davanın açılmış olduğu anlaşılmıştır.Davaya konu Borçlu cari hesap kredisi 27.09.2018 tarihinde kullandırılmış olup, bu kullandırım tarihinden hemen önceki ... 25.08.2016 tarihli... olup, bu ...'de davalı ..'nin kefil sıfatıyla imzası bulunmadığından ve ayrıca kullandırılan kredinin daha önceki krediler kapsamında kullandırıldığına ilişkin kredi kullanım talimatı ...gibi belgeler ile ispatlanamadığından davalı Hatice'nin bu krediden sorumluluğunun bulunmadığı anlaşılmıştır. ... kredinin 3'er aylık devre faizleri ödenmediğinden kredi katının haklı olduğu anlaşılmıştır.Genel kredi sözleşmelerinde temerrüt faizi oranın belirleme yetkisinin bankanın keyfine bırakılmasında doktrinde eskiden beri çok kuvvetli bir şekilde ileri sürülen görüşleri \"Ticari Kredilerde Temerrüt Faizi oranının Sözleşme Eliyle Bankaların inisiyatifine Bırakılması Sorunu\" ( ... - ...) isimli makaleden aynen aktarmak gerekir ise:\"Öğretide özellikle ekonomik özgürlükleri sınırlandıran sözleşmelerin sözleşme ile taahhütte bulunan kişinin ekonomik özgürlüğünü yok etmesi veya ağır şekilde kısıtlaması halinde ahlaka aykırı kabul edildiği dikkat çekmektedir.Konumuzla ilgisi nedeniyle Sungurbey’in genel kredi sözleşmelerinde yer verilen kurallarla, bankalara faiz oranlarını tek taraflı artırma yetkisi hakkındaki görüşlerini burada özellikle zikretmek gerekmektedir.Yazara göre bu hükümler, bankaya tek yanlı olarak, diledikleri kadar artırma yetkisi vererek, banka müşterisi sanayici ve tüccarın iktisadi varlığının yok olması tehlikesi yaratacak biçimde mutlak surette bankaların keyfine bağlı tutmakta, tüccar ve sanayicileri bankaların vesayetine sokmakta ve iktisadi faaliyet hürriyetinin kullanılmasını felce uğratan bir nitelik taşımaktadır. Bu hükümler, BK md 19 ve 20 gereğince hem kişilik haklarına hem de ahlaka aykırı olduğundan batıldır... daha dar bir çerçevede, sözleşmenin taraflarından birinin hukuki veya fiili tekel durumunda bulunması halinde, güçlü ve üstün durumunu kullanarak edimler arasında büyük oransızlığa sebep olmasının gabin dışında bir olgu sayılarak ahlaka aykırı olarak nitelendirilmesi gerektiği görüşündedir.62 Kocayusufaşaoğlu, ise “Türk hukukunda banka kredi sözleşmelerinde bankalara sözleşmede yer alan faiz oranlarını sonradan herhangi bir sınıra bağlı olmaksızın tek taraflı olarak istedikleri kadar artırma” yetkilerinin tanınmasının ahlaka aykırı olduğu BK md 19 ve 20 gereğince hükümsüz sayılması gerektiğini belirtmektedir.Ticari kredi ilişkisinin doğumunda öncelikle bir temel ve çerçeve sözleşmesi olan genel kredi sözleşmesi (...) yapılmaktadır. ... ile kredi kuruluşu kredi limiti çerçevesinde belirli bir miktara kadar nakdi veya gayrı bir nakdi bir kredi sağlama borcu altına girmektedir. GKS Borçlar Kanunu md 306 vd’da düzenlenen karz sözleşmesi niteliği taşır (Canaris, Bankvertragsrecht, Rn. 1206). Yüksek Yargıtay kararlarında da bu görüş savunulmaktadır.\"...'de bankaca tespit edilen en yüksek faiz temerrüt faizinin temerrüt faizinin belirlenmesinde ölçü olarak alınmış olup; bu ibarenin ...'na bildirilen tabela faizi olarak kabulü mümkün olmadığı gibi öyle olduğu kabul edilse bile Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun  2017/19-1650 esas, 2019/507 karar sayılı ilamındaki \"Ne var ki Yargıtay uygulamasında bankaların ... Bankası’na bildirdikleri ancak müşterilerine uygulamadıkları akdi faizlerin temerrüt faizinin tespitinde esas alınmayacağı kabul edilmekte olup sözleşmede ayrıca bir temerrüt faiz oranı da belirlenmemiştir.O hâlde, davacı bankanın kayıtları üzerinde konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla inceleme yapılarak bankaca (fiilen) tespit edilen en yüksek faiz düzenlemesi kapmasında temerrüt faizinin % 48 olması gerektiği sonucuna varılmıştır.Sözleşmedeki faizin fahiş olduğu iddia edilmiş ise de, ...'deki temerrüt faizi matrah oranının fiilen uygulanan şeklinde anlaşılması gerektiği,  fiilen uygulanan faiz oranı kıstas alınarak belirlenen temerrüt faizi oranın da fahiş nitelikte olmadığı, taraflar arasında düzenlenen sözleşme ''genel kredi sözleşmesi'' başlıklı olup kullandırılan kredi ticari nitelikte olup, ticari işlerde TBK’nun 88. ve 120. maddelerinin uygulanamayacağı, 6102 sayılı TTK.nun 8.maddeleri gereğince tarafların faiz oranını serbestçe belirleyebilecekleri anlaşılmıştır.Teknik ayrıntısı yukarıda özetlenmeye çalışıldığı ve  bilirkişi raporunda tam detayı olduğu üzere bilirkişi tarafından hesap kat tarihinde, takip tarihinde ve hukuki menfaatin tespiti açısından  dava tarihinde asıl alacak ve temerrüt tarihi ve temerrüt faiz oranına göre fer'ileri hesaplanmıştır.İcra inkar tazminatı yönünden;dava konusu alacağının önceden belirlenebilirlik, bilinebilirlik, hesap edilebilirlik  vasfı ve dolayısıyla likit alacak niteliği taşıdığı, bu haliyle İİK'nın 67. maddesindeki koşullar gerçekleştiği görülmekle, davacının icra inkar tazminatı kabulü ile, alacağın % 20'si oranında icra inkar tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.Tüm bu nedenlerle, teknik hesaplama ayrıntısı bilirkişi raporunda anlaşıldığı üzere sonuçta aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...\"gerekçesi ile,''1-Davanın davalı Hatice açısından reddine,İİK 264. maddesi gereğince davalı Hatice hakkındaki ihtiyati haczin hüküm kaldığına, 2-Diğer davalılar açısından kısmen kabulü ile bu davalıların... sayılı takip dosyasındaki itirazlarının; 3.151.536,15  TL asıl alacak,230.850,01  TL işlemiş temerrüt faizi, 2.567,34 TL ihtarname masrafı,755 TL ih. haciz vekalet ücreti 11.542,50  TL BSMV olmak üzere toplamda 3.397.251 TL üzerinden itirazın iptaline, İşleyecek faiz oranına itirazın ise \"asıl alacak üzerinden takip tarihinden tahsil tarihine kadar işleyecek % 48 sözleşmesel temerrüt faizi ile\" şeklinde iptali ile Takibin bu şekilde ödeme emrindeki kayıt ve şartlarda devamına, 3-3.397.251 TL'nin % 20'si olan 679.450,20 TL tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,4-Fazlaya ilişkin istemin reddine, 5-Davalı ...'nin kötü niyet tazminatı talebinin reddine'' karar verilmiş ve karara karşı davacı ve davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasa hükümlerine aykırı olduğunu, Yerel Mahkemece verilen kararda davalı ...yönünden \"anılan kefilin kefalet imzası bulunmayan sözleşme tahtında kredi kullandırıldığı\" gerekçesi ile davanın reddine karar verildiğini, öncelikle banka kayıtlarında yer aldığı gibi kredili firma olan ... A.Ş.'nin kredi borcu hiçbir zaman kapanmamış olup kredinin açıldığı tarihten itibaren devam ettiğini, bu durumun da Yerel Mahkemenin gerekçesini  açıkça çürüttüğünü; Yeni bir Genel Kredi Sözleşmesinin imzalanmış olmasının kredinin kapanıp yeniden açıldığı ve/veya yenilendiği anlamını taşımadığını, son dönemlerde yaşanan mevzuat değişiklikleri nedeni ile yeni sözleşmelerin imzalandığının bilindiğini, yani sözleşmelerin mevzuata uygun hale getirilmesinin kredinin yenilendiği anlamını taşımayacağını;Davalı borçlunun kredi kullandırılan tarih ve sonrasında alınan bir takım ... lerde kefalet imzasının bulunduğunu, başlangıçta kullandırılan kredinin hiçbir zaman kapanmadığını ve devam ettiğini, bu arada mevzuat değişiklikleri ve Bankanın gördüğü lüzuma binanen yeni sözleşmeler  de alındığını, ancak tüm sözleşmeler bir bütün olup birbirinden ayrı düşünülmesinin hukuken mümkün olmadığını, kredinin devam ettiğinin müvekkili banka kayıtlarında mevcut olduğunu, bu hususun net bir şekilde tespit edilerek karar verilmesi gerekir iken eksik ve yetersiz bir inceleme neticesinde karar verildiğini, bu nedenlerle Yerel Mahkeme kararının usul ve yasa hükümlerine aykırı olduğunu;Yerel mahkeme kararının emsal gösterilen Yargıtay HGK kararına da aykırı olduğunu, Yerel Mahkeme tarafından emsal gösterilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 02.05.2019 tarih 2017/19-1650 Esas 2019/507 Karar sayılı ilamında bankaların temerrüt faizi belirlemesinde ...'ye bildirdiği ancak uygulamadığı akdi faiz oranlarının değil fiili olarak uyguladığı en yüksek akdi faiz oranının kabul edilmesi gerektiğine hükmedildiğini, bilirkişinin tespit ettiği akdi faiz oranı davalı şirkete uygulanan akdi faiz oranı olup müvekkili Banka tarafından uygulanan en yüksek faiz oranı olmadığını;Yerel mahkeme kararının sözleşme serbestliği ilkesine aykırı olduğunu, Hukuk sistemimizde sözleşme serbestliği yer almakta olup tarafların tacir olduğu ve işlemin ticari bir işlem olduğu dikkate alındığında tarafların hür iradeleri ile kanun ve ahlaka aykırı olmadıkça sözleşme içeriğini serbestçe belirleme hakkının bulunduğunu, tarafların karşılıklı iradeleri ile imzalanış oldukları Genel Kredi Sözleşmelerinin \"Temerrüt Faizi\" başlıklı 5.1 maddesinde temerrüt faizi olarak Bankaca tespit edilen en yüksek ticari kredi faiz oranının %50 fazlası olacağının belirtildiğini ve taraflarca kabul edildiğini, görüleceği üzere 5.1 maddesinde fiilen uygulanan değil tespit edilen faiz oranı olarak betimleme yapıldığını, Bankacılık Kanunu hükümlerine göre Bankaların ticari kredilere uygulayacağı azami faiz oranlarını ... Bankası'na bildirme yükümlülüklerinin bulunduğunu;Bankaların kullandıracağı kredilerde illaki tespit ettiği azami kredi faiz  oranını kullanması gibi bir zorunluluk bulunmadığını, ancak temerrüt halinde uygulanacak faiz oranının tespitinde kullanılacak faiz oranının ... Bankası'na bildirim yapılan faiz oranı olduğunu, bu oranın banka için resmi bir faiz oranı olduğunu, bu nedenle uygulanması gereken faiz oranının kredinin kullandırıldığı tarihte ...Bankası'na 15.10.2018 tarihli Kredi Yıllık Azami Azami Faiz Oranları Bildirim formunda geçen %52 faiz oranı olduğunu, ...'na bildirilen akdi faiz oranının kabul edilmemesi durumunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı gereği müvekkili banka tarafından uygulanan en yüksek akdi faiz olan %43,80 oranının kabul edimesi gerektiğini, dosyada sunulu bulunan hesap ekstresinden  görüleceği üzere fiili olarak uygulanan en yüksek faiz oranının %43,80 olduğunu, bu oranın %50 fazlası ile toplamı  % 65,70 olacağını, Yerel Mahkemece ise doğrudan %48 temerrüt oranı kabul edilmiş olup bu durumun usul ve yasa hükümlerine aykırı olduğunu beyanla açıklanan sebeplerle Yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; her ne kadar  mahkemenin davayı müvekkili yönünden reddeden kararı usul ve yasaya uygun ise de,mahkemenin başkanının muhalefet şerhine rağmen oyçokluğu ile kötüniyet tazminatı talebini reddetmesinin usul, yasaya ve hukuka aykırı olduğunu, Mahkemenin kararını müvekkili lehine  kötüniyet tazminatına hükmedilmemesi yönüyle, sadece bu açıdan katılma yoluyla istinaf ettiklerini;Gerçekten de davalı bankanın dosyaya sunulan dilekçelerden de görüleceği üzere, hesap kat ihtarından itibaren kasten kötüniyetle hareket ettiğini, olmayan bir alacağını müvekkilinden tahsil etmeye kalktığını, davacı tarafa hesap kat ihtarına cevapta kendileri tarafına varsa bir borç, bunun dayanaklarını iletmesinin söylendiğini ve davalı bankanın takipten ve davadan önce müvekkiline bilgi belge vermeyerek (hesap kat ihtarı ve verilen cevap, dosyaya mübrezdir), baskı ile ihtiyati hacizle ve banka olmanın, güven kurumu olmanın verdiği statüyü istismar ederek bile bile müvekkili aleyhine olmayan bir borç için ihtiyati haciz kararı aldığını ve devamında dava açtığını;Davacı banka ile müvekkili ve borçlu şirketler arasında geçmişte bir takım kredi ve kefalet sözleşmeleri imzalandığını, fakat 25.08.2016 tarihinde borçlu firmaların kredi tahsis ve teminat şartlarının değiştirildiğini, müvekkili, artık kefil olmak istemediğinden ve davacı banka da müvekkilinin kefaletini almak istemediğinden 25.08.2016 tarihli sözleşmelerde müvekkilinin imzası bulunmadığını, huzurdaki davaya konu borcun ise 25.08.2016 tarihli bu kredi sözleşmelerden kaynaklandığını, davacı bankanın ibra ettiği, gruptan çıkarttığı, kredi ve kefalet sözleşmelerinde imzası olmayan müvekkiline daha sonra takip yapmakta bir beis görmediğini, davacı bankanın bu kadar bariz bir hukuksuzluğu göze alarak hareket ettiğini, yani davalı bankanın kendi kredi tahsis kararında, teminat ekranlarında dahi borçlu olarak yer almayan müvekkiline bu şekilde takip yapmakta bir beis görmediğini, yargı makamlarının bu yalın gerçeği fark edemeyeceklerini düşündüğünü, bu şekilde müvekkilinin yüzlerce milyonluk varlığına haksız ihtiyati haciz işlemi yapıldığını;Davacı tarafın süreç boyunca temel saikinin \"ben bir bankayım, binlerce sayfa kredi sözleşmesi vb. belge sunarım, karmaşa yaratırım, konular oldukça teknik, kimse de okumaz, anlamaz ve ayrıca kredi tahsis süreçlerini kimse bilemez, kolaylıkla ihtiyati haczi alırım, sonra da davayı da bu rüzgarla kazanırım\" şeklinde özetlenebilecek, hukuka aykırı bir saik olduğunu, davacı tarafın, bu duygu ve düşüncelerle kredi tahsis kararını yenilediği borçlu şirketler grubunun son kredi tahsis kararında adı ve teminat sözleşmelerinde imzası olmayan müvekkiline, yani kendisinin kredi tahsis kararından çıkarttığı, teminat olarak görmediği, ibra ettiği müvekkiline takip yapıp, dava açtığını, davacı tarafın bu davranışlarının kötüniyet ötesi olduğu hususunda bir tereddüt bulunmadığını;Mahkemenin malumu olduğu üzere, alacaklı aleyhine hükmedilen icra tazminatının (kötü niyet tazminatı) amacının, ilamsız icranın kötüye kullanılmasını engellemek ve devletin mahkemeleri ile icra dairelerinin haksız takiplerle meşgul edilmelerini önlemek olduğunu, banka olmanın arkasına sığınarak, ihtiyati haciz kararı veren mahkemeyi ve icra dairesine binlerce sayfa ilgili ilgisiz evrak yığmak suretiyle  meşgul ettiğini ve müvekkiline kötüniyetli bir şekilde haksız olarak kasten maddi manevi zarar verdiğini;Davacı bankanın, olmadığını bildiği ve hatta olmadığının kendi kayıtları ile dahi sabit olduğu bir borç için müvekkili aleyhine kötü niyetli bir şekilde hareket ettiğini, adeta kumpas kurmaya çalışığını, müvekkilinin yüz milyonlarca liralık malvarlığına haciz konulduğunu, bu durumu sunmuş oldukları belgeler ile ifade ettiklerini ve dosyaya mübrez bilirkişi raporunun da bu hususu teyit ettiğini, davacının, haksız şekilde müvekkili aleyhine hesap kat ihtarı gönderdiğini, icra takibi başlattığını ancak müvekkilinin söz konusu sözleşmelerden dolayı davacı bankaya herhangi bir borcunun bulunmadığını, 27.01.2022 tarihli bilirkişi raporu ile de müvekkilinin davacıya borcunun olmadığının ispatlandığını;Davacı bankanın basiretli bir tacire ve bir güven kurumuna yakışmayacak şekilde hareket ettiğini ve bu usulsüz ve haksız işlemleri ile hem icra daireleri ve mahkemeleri manipüle ve meşgul ettiğini hem de müvekkiline zarar verdiğini, davacı banka aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini beyanla mesnetten yoksun ve haksız davacı tarafın istinafının reddine karar verilmesini, istinaf talebinin kabul edilerek müvekkili lehine ve davacı aleyhine alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. <br>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, genel kredi sözleşmesinden doğan alacağın tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir.Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın, davalı ... yönünden reddine, diğer davalılar yönünden ise kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili ile davalı ...vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; davalı ... yönünden son tarihli genel kredi sözleşmesinde kefalet imzasının bulunmadığından bahisle verilen red kararının hatalı olduğu, davalı asıl borçlu şirketin kredi borçlarının hiç kapanmadığı, yeni imzalanan sözleşme ile önceki sözleşmelerin ortadan kalkmadığı, davalının daha önceki tarihli genel kredi sözleşmelerinde kefil olarak imzasının bulunduğu, bilirkişi tarafından tespit edilen ve Mahkemece esas alınan temerrüt faiz oranının hatalı olduğu, öncelikle davacı bankanın ... Bankası'na bildirdiği azami faiz oranının uygulanması, aksi halde ise davacı bankaca tespit edilen en yüksek faiz oranının nazara alınması gerektiği, bu oranının da %43,80 olduğuna ilişkindir.Davalı ... vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebebi ise, davacı bankanın imzalamadığı bir sözleşmeden kaynaklanan ve sorumlu olmadığı bir borç için bilerek ve kötü niyetle ihtiyati haciz kararı aldığı, takip yaparak dava açtığı ve bu nedenlerle davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğine ilişkindir.Mahkemece taraf delillerinin ibrazı sağlandıktan sonra dosya kapsamı ve davacı banka kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak rapor alınmış ve istinafa konu karar verilmiştir. HMK'nın 282. maddesi uyarınca hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.Davacı banka ile davalı asıl borçlu ... A.Ş. arasında 22/12/2011, 12/01/2012, 27/12/2012, 03/12/2015 ve 25/08/2016 tarihli genel kredi sözleşmeleri akdedilmiş ve davalı ... bu sözleşmelerden 22/12/2011, 12/01/2012 ve 03/12/2015 tarihli olanları müteselsil kefil olarak imzalamıştır. Dava ve takip konusu alacak davalı asıl borçlu şirkete 27/09/2018 tarihinde kullandırılan ... kredisinden kaynaklanmaktadır. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda davacı banka tarafından davalı asıl borçlu şirkete kullandırılan ... kredisinin dayanağının davalının müteselsil kefil olarak imzasının bulunmadığı 05/08/2016 tarihli genel kredi sözleşmesi olduğu tespit edilmiş olup aksinin davacı banka tarafından ispat edilmesi gerekir. Davacı banka tarafından dosyaya bu hususun ispatı konusunda herhangi bir delil sunulmamıştır. Elbette ki davalının kefil olduğu sözleşmeler kapsamında kullandırılan ve halen mevcut olan kredi borçlarından sorumluluğu, sonradan imzalanan ve kefil olmadığı sözleşme ile ortadan kalkmayacaktır ancak aynı hesap üzerinden kullandırılmış olmalarına bakılmaksızın, davacı banka tarafından kullandırılan her bir kredi birbirinden bağımsız olup kredi borcu nedeniyle sorumluluğun kime ait olduğu da dayanağı olan kredi sözleşmesi kapsamında tespit edilecektir. Bu itibarla Mahkemece davalı ...'nin kefil olmadığı borçtan sorumlu olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş olması isabetlidir. Davacı bankanın aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmelerinin 5. maddesi; \"müşteri, iş bu sözleşmeden doğan borçlarını gününde ödemediği takdirde, temerrüdün doğduğu tarihten itibaren bunları bankaya ödeyeceği tarihlere kadar geçecek günler için temerrüt tarihinde bankaca tespit edilen en yüksek ticari kredi faiz oranının %50 fazlası olarak hesaplanacak oranda temerrüt faizi ödeyecektir.\" şeklinde düzenlenmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 8.  maddesine göre ticari işlerde temerrüt faiz oranı serbestçe belirlenebilir. Taraflar arasında akdedilen... ticari iş niteliğinde olduğuna göre sözleşmenin temerrüt faizine ilişkin hükmü  taraflar bakımından bağlayıcıdır ve uygulanması gereken temerrüt faizinin, davacı bankanın ... Bankası'na bildirdiği kredi faizi oranı üzerinden değil, söz konusu hükme göre bankanın temerrüt tarihinde tespit ettiği yani emsal kredilerde fiilen uyguladığı en yüksek faiz oranı belirlenerek, bu orana sözleşmenin 5. maddesinde belirtilen % 50 oranı ilave edilmek suretiyle tespit edilmelidir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, davacı banka tarafından sunulan deliller ve banka kayıtları üzerinde yapılan incelemede dava konusu kredinin temerrüt tarihinde emsal nitelikteki kredilere uygulanan en yüksek faiz oranının %32 olduğu tespit edilmiş ve dava konusu krediye bu oranın %50 fazlası olan %48 oranında temerrüt faizi işletebileceği tespit edilmiştir. Davacı banka tarafından temerrüt tarihinde emsal kredilere uygulanan en yüksek faizin %43,8 olduğuna dair bir delil ise sunulmamıştır. Bu itibarla Mahkemece kabul edilen temerrüt faiz oranı taraflar arasındaki ...'lere uygun olup davacı bankanın aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Dava, İİK'nın 67. maddesi uyarınca icra takibine yapılan itirazın iptali talebi ile açılmıştır. Anılan madde uyarınca alacaklı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi, takibin açık bir şekilde kötü niyetle yapılmasına bağlıdır.Dolayısıyla ancak takibe girişmekte kötüniyetli olduğu borçlu tarafından ispatlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca ispatlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından anlaşılabilen alacaklı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilebilir. Somut olayda ise davacı banka genel kredi sözleşmelerinin birbirinin devamı niteliğinde olduğu ve davalı ...'nin müteselsil kefaletinin bulunduğu önceki tarihli genel kredi sözleşmeleri uyarınca borçtan sorumlu olduğu iddiası ile icra takibi başlatmıştır. Anılan davalı yönünden dava, dava ve takip konusu kredinin dayanağı genel kredi sözleşmesinde kefaleti bulunmadığından bahisle reddedilmiş olduğundan davacı takibinde haksız ise de kötü niyetli olduğu dosya kapsamından anlaşılamamış ve davalı tarafça ispatlanamamıştır. Bu nedenle Mahkemece kötü niyet tazminatının reddine karar verilmesi isabetli olmuş, davalının aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı ile davalı ...'nin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacı ile davalı ...'nin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf edenler tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harçlarının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,4-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden davalı tarafından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep edenler üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 06/02/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi. </font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"ebc182c93c691675","SID":"acdc3c0d25d6a7e9"}}