{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">T.C.<br>İSTANBUL<br>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br>43. HUKUK DAİRESİ<br>DOSYA NO: 2021/1636 <br>KARAR NO: 2025/25<br>T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A<br>B Ö L G E  A D L İ Y E  M A H K E M E S İ   K A R A R I<br>İNCELENEN KARARIN<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br>TARİHİ: 21/04/2021<br>NUMARASI: 2018/628 Esas -  2021/337 Karar<br>DAVA: Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)<br>İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/01/2025<br>Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı  vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;<br>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ<br>DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ...'nın müvekkili şirketin ... Mah. ... Cad. No:... Şişli -İstanbul adresinde bulunan ... mağazasında henüz 20 yaşındayken 01.11.1998 tarihinde işe başladığını, kısa bir süre çalışmaya ara vermiş olsa da 31.08.2017 tarihine kadar 18 yıl 9 ay 28 gün müvekkiline ait mağazada çalıştığını, sigortalılık süresinin 18 yıl 9 ay 28 gün, prim ödeme gün sayısının ise 6701 gün olması sebebiyle istifasını verdiğini ve kıdem tazminatını alarak iş sözleşmesini 31.08.2017 tarihinde sona erdirdiğini, davalının Rumeli Toptan mağazasındaki yaklaşık 18 yıllık faaliyeti esnasında makine- kalite kontrol bölümü görevlisi, satış- pazarlama görevlisi, ürün-etiket-barkod görevlisi, lojistik bölümünde sıcak ürün depo yetkilisi, toptan satış bölümünde toptan satış sorumlusu, toptan satış bölümünde satış danışmanı, toptan satış bölümünde iç piyasa yöneticisi, corner yöneticisi olarak görev yaptığını, corner yöneticisi olarak 05.03.2014 tarihinde görevlendirildiğini, davalı ...'nın müvekkili şirket bünyesinden ayrılmasından bir süre sonra yine giyim sektöründe faaliyet gösteren Davalı ... Sanayi vc Ticaret Limited Şirketi'nde çalışmaya başladığını, davalı ...'nın diğer davalı ... çalışanı olmasına rağmen davacı şirketin bayi ve corner müşterilerini telefonla aradığını, çalıştığı firmanın ürünlerini, almaları konusunda ısrar ettiğini ve bu sürekli aramalar sonucunda da bazı müşterilerinin diğer davalı firmadan ürün aldığını, müşteri portföyü tarafından bu durumun müvekkiline ihbar edildiğini, davalı ...'nın müvekkili şirket bünyesinde çalıştığı süre içinde imzalamış olduğu İş Sözleşmesi’nde ve İşyeri Personel Yönetmeliği genel hükümlerinde yer alan \"sır saklama, şirket dışı çalışma ve rekabet yasağına\", dürüstlük ilkesine ve işçinin özen ve sadakat borcuna aykırı davrandığını, davalının müvekkili şirket yanındaki çalışması sırasında vakıf olduğu müşteri portföyü, satış stratejileri ve müvekkile ait ticari sırları diğer davalı firmanın ve kendisinin yararına kullanmış olduğunu, bu davranışın İş Sözleşmesi ve Personel Yönetmeliği’nde yasaklandığı gibi Kanun, içtihatlar ve doktrin nezdinde de haksız bulunduğunu, işçinin rekabet yasağının iş sözleşmesinin bitmesiyle başlayacağını, nitekim hizmet ilişkisi içerisindeki sadakat yükümlülüğünün hizmet ilişkisinin bitimi ile birlikte rekabet yasağına dönüşecek ve işçinin yükümlülüğü rekabet yasağı şeklinde adlandırılacağını, beyanla, davalı ... ve davalı ...’nin devam etmekte olduğu bildirilen haksız rekabetin tespitini, haksız rekabete sebep olan dava konusu haksız faaliyetlerinin durdurulmasını, davalı ... ve davalı ...’nden haksız rekabet dolayısıyla 100.000,00-TL tutarında maddi ve 100.000,00-TL tutarında manevi tazminatın ticari temerrüt faizi ile taraflardan müteselsilen tahsilini, davalı ...’dan sır saklama yükümlülüğünü ve rekabet yasağını ihlali nedeniyle 50.000,00-TL tutarında maddi ve 50.000,00-TL tutarında manevi tazminatın tahsilini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.<br>CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;  davalı müvekkilinin çok sık iş değiştirilen tekstil/ moda sektöründe davacı şirkette yıllarca sadakatle çalıştığını, daha sonra ise kanuni hakkını kullanarak emekliliğini istediğini ve şirketten ayrıldığını, müvekkilinin her yıl kendisine ödenmekte olan ve hak etmiş olduğu yıllık primini talep ettiğini, bu talebin reddedildiğini, davacı şirketin bunun üzerine davalı müvekkiline herhangi bir mesnedi olmaksızın huzurdaki dava dahil, Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde bir başka dava açarak ve savcılığa da ayrıca suç duyurusunda bulunarak hakkını talep eden davalı müvekkilinin diğer çalışanlarına da örnek olması amacıyla maddi ve manevi işkenceye maruz bırakıldığını, müvekkilinin ticari sırları kullanmak suretiyle menfaat elde ettiği iddiasının kati suretle kabulü mümkün olmadığını, dava dilekçesinde mütemadiyen ticarî sırların ifşa edildiği belirtilse de hangi ticari sırların ifşasının söz konusu olduğu, bunların ne zaman ve kime ifşa edildiği gibi hususlarda hiçbir açıklama yapılmadığını, bu \"ticari sırların\" ifşa edildiğine dair tek bir delil dahi sunulmadığını, huzurdaki davanın haksız rekabet unsurları oluşması nedeniyle değil, davacı şirketin, açıkça işçilerini korkutma ve hak arama hürriyetlerine engel olma maksadıyla ikame edildiğini, dava dilekçesinde, müvekkiline isnat edilen eylemlere ilişkin olarak, salt beyanlar dışında hiçbir veri sunulmadığını, sunulmasının da mümkün olmadığını, davalı müvekkilinin hiçbir zaman ve hiçbir şekilde, haksız rekabete neden olabilecek davranışlarda bulunmadığını, talep edilen manevi zararlara ilişkin olarak ise manevi zarar talepleri bakımından yine kötü niyetli olarak hareket edildiğini, davanın her yönüyle haksız ve maddi dayanaktan yoksun olduğunu, beyanla, davanın reddini, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.Diğer davalı şirkete usulüne uygun olarak dava dilekçesi ve tutanağının tebliğ edildiği, süresinde cevap dilekçesi sunulmadığı anlaşılmıştır.<br>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, \" ...Yapılan yargılama neticesinde ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Mahkememizde görülüp karara bağlanan davada, davacı yanca, davalı ...'nın davacı şirketteki iş sözleşmesinin sona ermesi akabinde işe başladığı davalı ...nde davacı şirket aleyhine sır saklama yükümlülüğüne, rekabet yasağına, işçinin özen ve sadakat borcuna aykırı davranışlarda bulunduğu ve davacı şirketteki çalışmaları esnasında edinilen müşteri bilgileri kullanılmak suretiyle davalılarca haksız rekabet oluşturulduğundan bahisle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunulmuş, davalılarca davanın reddi talep edilmiştir. Usulünce bildirilen taraf delilleri toplanmış, taraf şirketlerin ticari defterlerini de kapsar şekilde bilirkişi incelemesi yaptırılmış, bilirkişi heyeti tarafından kök ve ek raporlarında sonuç olarak davacı şirket ile davalı ... arasında rekabet yasağı sözleşmesi bulunmadığı, davacı şirket ile davalı şirketin portfoyünde bulunan 12 müşterinin aynı olduğu, ancak davacıya ait müşteri bilgilerinin sektörde çalışan herkesin ulaşabileceği bilgiler olması nedeniyle davalıların eylemlerinin haksız rekabet niteliğinde olmadığı tespitlerinde bulunulmuştur. Davacı yanca rapora karşı itirazda bulunulmuşsa da bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun, teknik ve ayrıntılı olduğu anlaşıldığından itiraz sebepleri yerinde görülmemiş, bilirkişi raporları hüküm kurmaya elverişli kabul edilmiştir. Bu bağlamda, davacı yanca davalı şirketten ürün alımı noktasında davacı şirketin müşterilerinin ısrarla arandığı ve bu aramalar sonucunda bir kısım müşterilerin davalı şirketten ürün aldığı iddia edilmiş ve bilirkişi incelemelerinde taraf şirketlerin bir kısım müşterilerinin aynı olduğu tespit edilmişse de aynı bilirkişi heyeti tarafından davacı şirketin müşteri bilgilerinin sektörde çalışan herkesin ulaşabileceği bilgiler olduğunun da tespit edilmiş olması, öte yandan TTK'nun 54. ve devamı maddeleri kapsamında müşterileri nezdinde davacı şirket aleyhine dürüstlük kuralına aykırı davranışlarla haksız rekabet oluşturulduğu ispat olunamamakla haksız rekabetin tespiti ve haksız rekabet sonucu oluştuğu bildirilen maddi ve manevi zararların davalılardan tazminine yönelik istem koşullarının oluşmadığı; davacı şirket ile davalı ... arasında TBK'nun 444. ve devamı maddeleri anlamında rekabet yasağı sözleşmesi bulunmaması nedeniyle davacı yanın davalı ...'nın işçinin rekabet yasağına aykırı davranışta bulunduğu yönündeki iddialarının ve yine davacı şirkete ait olup da sır olarak kabul edilebilecek bir bilginin kullanıldığı ispat olunamamakla sır saklama ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışta bulunulduğu yönündeki iddiaların yerinde olmadığı ve bu yöndeki sebeplerle davalı ...'dan talep edilen maddi ve manevi tazminatların istem koşullarının oluşmadığı sonucuna ve vicdani kanaatine varılmış, talep şekline nazaran davanın reddine,\" karar verilmiştir.<br>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosya kapsamında tanzim edilen bilirkişi raporlarında, davalı şirketin müşteri portföyünde yer alan 12 adet müşterinin, davacı müvekkil şirketin müşteri portföyü ile aynı olduğunun tespit edildiğini, müvekkil şirketin uzun yıllardır ticari ilişki içerisinde olduğu müşteriler tarafından keşide edilen ihtarnameler, beyannameler ve yazılan dilekçelerde dahi davalıların haksız rekabet teşkil eden eylemlerinin doğrulandığını, davalı ...'nın, müvekkil şirketin müşteri portföyünde yer alan 12 adet müşteri bilgisini davalı şirket ... ile paylaştığı ve ... tarafından, söz konusu müşteri portföyünün kullanıldığı hususları dosya kapsamı itibariyle somut delillerle sabit olduğunu, yazılı bu gerekçelerle davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davaya konu müşteri bilgilerinin iş sırrı niteliğinde olması ve İlk Derece Mahkemesi tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporunun, heyete sektör bilirkişisi eklenmeksizin tanzim edilmiş olması ve bu sebeple denetime elverişsiz nitelikte olması nedenleriyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini, müşteri bilgilerinin iş sırrı teşkil edip etmediğinin tespiti açısından \"Tekstil Mühendisi\" bilirkişisinin, görevi itibariyle hiçbir uzmanlığı bulunmamakta olduğunu, sektör bilirkişisi adı altında 3. Ek raporda heyete eklenmesinin ve uzmanlığı bulunmayan bir alana ilişkin yer verdiği hatalı tespitlere itibar edilerek hüküm kurulmasının kabul edilebilir olmadığını ve hukuka aykırı olduğunu, İlk Derece Mahkemesi tarafından, davacı şirket ile davalı ... arasında rekabet yasağı sözleşmesi bulunmadığından bahisle davalının rekabet yasağına aykırı davranışta bulunduğu yönündeki iddiaların ispat olunamadığı ifade edilmekteyse de 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 396. maddesinin “özen ve sadakat borcu” başlığı altında düzenlenen 4. fıkrası uyarınca işçinin sır saklama yükümlülüğünün, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da devam etmekte olduğu hususunun değerlendirilmediğini, hükme esas alınan bilirkişi raporlarının hiçbirinde de işbu hususun nazara alınmadığını, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: davacı ve davalı şirket portföyünde yer alan müşterilere ilişkin bilgilerin, herkesin ulaşabileceği bilgiler olduğunu ve böylelikle iş sırrı niteliğinde olmadığının bilirkişi raporu ile de doğrulandığını, davacının rapora itirazları ve ek rapor talebinin, yerel mahkeme tarafından değerlendirildiğini ve ilgili raporun hüküm kurmaya elverişli olduğu gerekçesiyle bu talebin reddedildiğini, yasal süresi içerisinde sunulmayan ve haksız davaya temel yaratma çabasından ibaret olan delillerin nazar-ı itibara alınmaması gerektiğini, davacı şirket ve davalı ... arasında geçerli bir rekabet yasağı sözleşmesi bulunmadığını, davacının kendi tasarımı olduğunu iddia ettiği pantolon hakkında tescilli veya tescilsiz tasarım korumasından yararlanamayacağının Ankara ve Bakırköy Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemelerinin kararları ile ispatlandığını, davalı şirketin, sektördeki kuvvetli durumunu çalışanlar üzerinde baskı kurmak, çalışanların hak arayışlarını engellemek ve bu arayışta onları yıldırmak amacıyla kullanmakta olduğunu, bahsi geçen davalar sonucunda verilen kararlarda bu durumun açık bir göstergesi olduğunu beyanla, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br>GEREKÇE: Dava, haksız rekabet teşkil eden eylemlerin tespiti, önlenmesi ve bu eylemler sebebiyle uğranıldığı iddia olunan maddi ve manevi zararların tazmini istemi ile birlikte işçinin sır saklama ve  rekabet yasağının ihlali nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince  davanın reddine karar verilmiş, davacı tarafça  istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinafa konu uyuşmazlık temelde; davalılara isnat edilen eylemlerin gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, gerçekleştirilmiş ise TTK 54 ve devamı maddelerindeki düzenlemeler gereği haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı, haksız rekabet oluşturması halinde davacının bu yüzden uğradığı  maddi ve manevi zararın bulunup bulunmadığı ve davalı ... yönünden sır saklama ve rekabet yasağına dayalı tazminat isteminin yerinde olup olmadığı  noktalarındadır.Haksız rekabeti düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nun 54/2 maddesi \"Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır.\" şeklinde haksız rekabeti tanımlamış, 55. Maddesinde sayılan bazı hallerin haksız rekabet hallerinin başlıcaları olarak örnek kabilinden sayılmıştır. Aynı yasanın 56.  Maddesi ise  \"Haksız rekabet sebebiyle müşterileri, kredisi, meslekî itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse; a) Fiilin haksız olup olmadığının tespitini, b) Haksız rekabetin men'ini, c) Haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesini ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhasını,   d) Kusur varsa zarar ve zıyanın tazminini,  e) Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde öngörülen şartların  bulunması halinde manevi tazminat verilmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir. Davacı lehine ve (d) bendi hükmünce tazminat olarak hâkim, haksız rekabet sonucunda davalının elde etmesi mümkün görülen menfaatin karşılığına da karar verebilir. \" düzenlemesini içermektedir. Haksız rekabet varlığı için rekabet ilişkisi, yarar sağlama, kusur ve zarar gerekli olmamakla birlikte tazminat davaları bakımından davalının kusuru aranmaktadır. Diğer dava türleri için ise kusur aranmaz. Yine Tespit, men ve eski hale iade davaları bakımından zararın varlığı  dava şartı değildir. Zararın varlığı sadece tazminat davaları bakımından rol oynar (TK 56/1-d). Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir.  Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Haksız fiillerde ispat yüküyle ilgili özel düzenleme getiren Türk Borçlar Kanunu’nun 50. maddesi gereği  zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. TTK'nın 58'nci maddesinde haksız rekabet nedeniyle zarar gören kimsenin maddi tazminat isteyebileceği belirtilmiştir. Kural olarak böyle bir istemin kabul edilebilmesi için  haksız rekabeti oluşturan eylemin ve davacının uğradığı zararın  kanıtlanması gereklidir. Bu şekildeki tazminat davasında asıl olan, haksız rekabet nedeniyle davacının aktifinde azalma olduğunun iddia ve ispat edilmesidir. Ancak, bu tür zararın ispat edilmesindeki güçlüğü dikkate alan kanun koyucu, TTK'nın 58/e maddesinde eylemin mali bakımından karşılıksız kalmaması bakımından haksız rekabette bulunanın davranışı sonucu elde etmesi mümkün bulunan menfaatin karşılığını da maddi tazminat olarak hükmetme yetkisini hakime vermiştir.  Manevi tazminata hükmedilebilmesinin temel şartı ise  haksız rekabet fiilinin davacının  kişilik haklarına  zarar vermiş olmasıdır. Davacı taraf; davalı ...'ın sır saklama ve rekabet yasağını ihlal eden ve her iki davalının  haksız rekabet oluşturan eylemleri genel çerçevesi ile; \" davacı çalışanı  ...'nın  davacı şirketten ayrılmasından bir süre sonra yine giyim sektöründe faaliyet gösteren Davalı ...'nde çalışmaya başlaması  ve  diğer davalı ... çalışanı olarak Bayi ve Corner müşterilerini  telefonla arayarak  çalıştığı firmanın ürünlerini almaları konusunda ısrar ettiği ve bu sürekli aramalar sonucunda  bazı davacı müşterilerinin  diğer davalı firmadan ürün alması, davalı ...'ın davacı şirket bünyesinde çalıştığı süre içinde imzaladığı İş Sözleşmesi'nde ve İşyeri Personel Yönetmeliği genel hükümlerinde yer alan “sır saklama, şirket dışı çalışma ve rekabet yasağına\" dürüstlük ilkesine ve işçinin özen ve sadakat borcuna aykırı davranması,  davalı ...'ın davacı şirket yanındaki çalışması sırasında vakıf olduğu müşteri portföyü, satış stratejileri ve davacıya  ait ticari sırları diğer davalı firmanın ve kendisinin yararına kullanması   ve davalıların davacı şirket sırlarını rekabet kurallarına aykırı olarak kullanmaları\" olarak belirtilmiştir. Davalılara isnat edilen eylemlerin TTK 54 ve devamı hükümlerince haksız rekabet yönünden değerlendirilmiştir. Dosyaya toplana deliller ve bilirkişi raporları ile sabit olan husus davalı şirket ile davacı şirketin müşteri portföyündeki 12 firmanın aynı olduğu hususudur. Davalı ...'ın davacı müşterileri ile temas kurması tek başına haksız rekabet oluşturacak bir husus değildir. Davacıya ait müşteri bilgileri, herkesin ulaşabileceği şekilde açık veya aleni ise yahut bu bilgilere kolaylıkla erişilebiliyorsa, bu bilgilerin iş ürünü olarak kabulü mümkün değildir. Davacının müşterisi olan mağazaların arama motorları üzerinde yapılan basit bir arama ile tüm adres ve telefon bilgilerine uluşabildiği, sektör bilirkişisinin de raporunda davacıya ait müşteri bilgileri sektörde çalışan herkesin ulaşabileceği bilgiler olduğuna ilişkin kanaati  bunu teyit ettiği anlaşılmakla davacını müşteri isim ve adreslerine ait bilginin iş ürünü olmadığı, bunların kullanılmasının tek başına haksız rekabet oluşturmayacağı sabittir. Haksız rekabet oluşabilmesi için davalıların iş sırlarının ve müşterilere ait iş ürünü niteliğindeki bilgilerin ne şekilde kullanıldığı ve sağlanan faydanın ne olduğunun ispatının gerekir. Bu hususların ise ispatlanmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki aynı alanda faaliyet gösteren şirketlerin  müşteri çevrelerindeki benzerlik haksız rekabetin varlığını ispatlamaya tek başına yeterli değildir. Bu durumda isnat edilen eylemlerin TTK  55/1-c anlamında haksız rekabet oluşturduğu ispat edilmediği anlaşılmaktadır. Davalıların davacıya ait üretim veya iş sırrını  hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi,  söz konusu bilgilerin kullanılması haksız rekabet oluşturur.  Bahsi geçen bilgilerin ifşa edildiğine, ve dürüstlük kuralarına aykırı olarak kullanıldığına dair de dosya soyut iddianın dışında bir delil mevcut değildir. Ticari nitelik taşıyan bir davranış veya uygulamanın mevcut olması, bu davranış veya uygulamanın dürüstlük kuralına aykırı olması, söz konusu davranışın rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkilemesi gerekmektedir. Davalı tarafın ticari sır niteliğinde herhangi bir bilgiyi kullanarak rekabette haksız olarak avantaj sağladığı yönünde de bir delil elde edilmiş değildir. Bu durumda ilk derece mahkemesince haksız rekabete ilişkin istemin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Dosyada davalı ... ile yapılmış TBK 444 anlamında yazılı bir rekabet yasağı sözleşmesi sunulmuş değildir. Yazılı sözleşme rekabet yasağına ilişkin sözleşmelerde geçerlilik koşuludur. Bu durumda davalının iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra rekabet yasağını ihlal ettiğinden bahsetme imkanı yoktur. Ayrıca davalının sır saklama sözleşmesini ihlal ettiğine dair de bir delil dosyaya sunulmuş değildir. Bu durumda ilk derece mahkemesince bu istemlerin de reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca  ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın, alınması gerekli olan 615,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 579,50 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.  16/01/2025</font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"d7cf885d6ec489fb","SID":"20028a19e5b52b9f"}}