{"data":"<html><head><meta http-equiv=\"Content-Type\" content=\"text/html; charset=UTF-8\"></head> <body leftmargin=\"25\" topmargin=\"20\" font face=\"Verdana\" size=\"2\"><p align=\"justify\"><font face=\"Verdana\" size=\"2\">\t                       T.C.<br>\t                   BURSA<br>\t1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br><br>                                                                                                                             TÜRK MİLLETİ ADINA<br>                                                                                                                                      KARAR<br><br>ESAS NO\t: 2018<br>KARAR NO\t: 2018<br><br>BAŞKAN\t: ... ...<br>ÜYE\t: <br>ÜYE\t: ... ...<br>KATİP\t: ... ...<br><br>DAVACI\t: GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI   <br>VEKİLİ\t: Av. ... - <br><br>DAVALILAR\t: 1- ..<br>\t  ...<br>VEKİLİ\t: Av. ... <br>\t  2- ... -<br>\t ...<br>\t  3- ...<br>\t  ...<br><br>DAVA\t: Tespit<br>DAVA TARİHİ\t: 04/05/2018<br>KARAR TARİHİ\t: 19/12/2018<br>\tMahkememizde görülen davanın açık yargılamasında,<br>DAVACININ TALEBİ\t:  Davacı vekili dava dilekçesinde, Gökdere  Vergi Dairesi mükelleflerinden ...inin 2012 yılı hesap dönemi işlemlerinin  vergi müfettişi tarafından incelenmesi sonucunda 01/06/2017 tarih ve ... sayılı vergi tekniği raporunun düzenlendiğini, şirketin gerçekte diğer davalılar ... ve ... kontrolünde olduğunu, birden fazla mükellefi sevk ve idare ettiğini, mükellef adına tarh edilecek vergiler için mükellef adına ihtiyati tahakkuk verilerek davalılar ... ve ...  nezdinde ihtiyati haciz uygulanması  gerektiğini  belirterek davalı ... ve ...'ın davalı  ...inin gizli ortağı olduğunun tespitine,  davalıların hak ve malları üzerine ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br><br>DAVALININ CEVABI\t: Davalı taraf davaya cevap vermemiştir. <br>DELİLLER ve GEREKÇE: Yukarıda özetlenen dava sebebiyle mahkememizce evrak üzerinde inceleme yapılarak 15/09/2017 gün ve 2017/1141-913 E. K. sayılı ilamla davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı tarafça istinaf edilmiştir. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi 03/04/2018 gün ve 2018/155-264 E. K. Sayılı kararıyla mahkememiz kararını kaldırmıştır. Kaldırma kararında özellikle ön inceleme tutanağı düzenlenmeden veya ön inceleme duruşması yapılmadan ve dava dilekçesi  davalılara tebliğ edilmeden, dava şartı yokluğu nedeniyle karar verilip verilemeyeceği hususu tartışılmıştır. Bu hususun kamu düzeni ile ilgili olduğu ve re'sen inceleme yapılması gerektiği açıklandıktan sonra, \"(HMK. m. 114/1-c maddesine göre dava şartları ve ilk itirazlar ön incelemede sonuca bağlanır. Ön inceleme ise, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra yapılır (HMK. m. 137/1, 139/1 ilk cümle). Buna göre, davanın esası hakkında karar verilebilmesi için, dava dilekçesinin davalıya tebliği, cevap süresinin (HMK. m, 127/1) beklenmesi, süresi içinde cevap verilmesi halinde davacıya tebliği, onun cevaba cevap verme süresinin (HMK. m. 136/1) beklenmesi, verdiğinde bunun diğer tarafa tebliği ve davalının ikinci cevap süresinin beklenmesi zorunludur. Mahkemenin, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verebileceğini öngören aynı Kanun'un 138. maddesi hükmü, dilekçelerin karşılıklı verilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu hüküm, hakime, belirtilen hususlar hakkında gerekmiyorsa ön inceleme duruşması yapmaksızın karar verebilme yetkisi tanır. Ön inceleme duruşması yapmaksızın dosya üzerinden karar verilebilmesi için de, davanın ön inceleme aşamasına getirilmiş olması gereklidir. Yasa'nın 137'nci maddesinin (1.) fıkrasında, ön inceleme dilekçelerinin karşılıklı verilmesinden sonra yapılacağının açıkça öngörülmüş olması karşısında, dava şartlarının mevcut olup olmadığının davanın her aşamasında hakim tarafından kendiliğinden gözetileceğine ilişkin 115/1. madde hükmü de, bu hususlarda, davalıya dava dilekçesi tebliğ edilmeden karar verilebileceğine izin verir tarzda bir yoruma elverişli değildir.<br>Diğer yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 1086 sayılı Kanun'dan farklı olarak iddia ve savunmanın genişletilmesi yahut değiştirilmesi yasağını dava ve cevap dilekçesinin verilmesiyle başlatmamış, bu yasağı, dilekçelerin karşılıklı verilmesinin tamamlanmasına, bazı hallerde ön inceleme duruşmasına kadar ileriye ötelemiştir. Taraftan bu haklarını kullanabilmeleri, dilekçelerin karşılıklı olarak verilmesini veya bunun için kanunda belirlenen sürelerin geçmesini gerekli kılar.<br>Bilindiği üzere HMK'nun hukuki dinlenme hakkı başlıklı 27. maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.<br>Hukuki dinlenme hakkının gereği olarak, taraflar duruşmaya çağrılmadan karar verilememesi, Anayasa'nın 36. maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkının da en önemli unsurudur.<br>Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasası'nın 36. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nun 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere,  mahkemece davalı tarafa dava dilekçeleri tebliğe çıkarılarak, cevap dilekçesi verildiği takdirde de dilekçe teatileri bitirilerek ondan sonra dava şartı eksikliği hususunda değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekmektedir. <br>İlk derece mahkemesi tarafından Kanun'da belirtilen bu düzenlemeye uyulmadan, tensip ile karar verilmesi yerinde değildir (Emsal: Yargıtay 8.Hukuk Dairesi01/03/2018 tarih 2017/7079 Esas 2018/3060 Karar).<br>Bunun haricinde; her dava şartı eksikliğinin dosya üzerinde inceleme yapılarak verilmesi  de mümkün değildir. HMK 138.maddenin gerekçesi incelendiğinde taraflara usule ve esasa ilişkin iddia ve savunma sebeplerini ileri sürmeleri, usule ilişkin olanların halinden sonra işin esasına girilerek uyuşmazlığın çözümleneceği, usule ilişkin olan hususların şekli nitelik taşımaları nedeniyle yargılamanın başında dosya üzerinden de incelenerek karara bağlanabileceği  düzenlenmiştir. Ancak, mahkeme tarafların  dinlenmesine ihtiyaç duyuyor ise ön inceleme oturumunda tarafları dinleyerek dava şartı ve ilk itirazlar hususunda tahkikaka geçmeden önce karar verilmesi gerekmektedir. <br>Mevcut davada; dava şartı eksikliği olarak  hukuki menfaat yokluğu gösterilmiştir. <br>Hukuki menfaat yokluğu usule ilişkin olan şekli bir eksiklik değildir. Çoğu zaman yargılama yapılarak tarafların dinlenmesi sonucunda davacının dava açmakta hukuki menfaati olmadığına kanaat getirmektedir. Bazen davanın başında da bu husus tespit edilebilmekte ise de genelde tarafların dinlenmesi ile tespit edilebilmektedir. <br>İlk derece mahkemesi; davacı tarafından daha önce açılmış, davalısı farklı olan aynı mahiyette olan bir  davada verilen karar emsal gösterilerek hukuki menfaat yokluğunun tespitinde bulunulmuştur.  Emsal gösterilen davanın, davalı yönünden tarafları aynı olmasa da göz önüne alınabilecek bir karardır. Ancak,  buna rağmen her davanın kendine özgü özellikleri olduğu düşünülerek hukuki menfaat yokluğunun tarafların dinlenilmesi suretiyle verilmesinde fayda vardır. <br>Tarafların dinlenilmemesi, davacının dinlenme hakkını da ihlal etmektedir. <br>Bu sebeple; ilk derece mahkemesi tarafından dava şartı olan hukuki menfaat yokluğu gerekçe gösterilerek tensip ile davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmemiştir. \" gerekçesine yer verilmiştir. <br>Kaldırma kararından sonra yeniden esasa kaydedilen dava dosyası, kaldırma kararındaki gerekçeler gözetilerek, dilekçe teatisi tamamlanıp ön inceleme yapıldıktan sonra yeniden değerlendirmeye alınmıştır. Davalı tarafın davaya cevap vermemesi ve davacının da iddialarını değiştirmemiş olması nazara alınarak önceki karardaki gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. İhtiyati tedbire ilişkin red hükmü kaldırılmadığından bu konuda yeniden karar verilmemiştir. Aşağıda önceki kararın gerekçeleri tekrar edilmiş, ihtiyati tedbirin reddine ilişkin gerekçelerin tekrarında yarar görülmemiştir.  <br>\tDerdest dava H.M.K.'nın 106. maddesi çerçevesinde açılmış bir tespit davasıdır. Anılan hükmün ikinci fıkrasında tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunması gerektiği emredilmiş bulunduğundan, öncelikle hukuki yararın varlığını belirlemek gerekir. Aksi halde uzun uğraşlar sonucu elde edilecek tespit hükmünün hukuki sonuç doğurmaya elverişli olmayan, şeklî bir karar olarak kalması muhtemeldir. <br>\tİlk bakışta muvazaalı işlemlerin varlığı konusunda ciddi karineler bulunması, vergi mükellefi şirketle muvazaalı işlemler yapan kişilerin şirketle gerçek bağlantılarının bir mahkeme kararıyla tespit edilerek müteakip işlemlerin bu karar esas alınarak yürütülmesi yönünden davada hukuki yararın var olduğu söylenebilir. Ancak aşağıda açıklayacağımız gerekçelerle davada hukuki yarar bulunmadığı sonucuna varılmış ve dava şartı yokluğundan davanın reddi uygun görülmüştür. <br>\tDavacı idare, iş bu tespit talebini iki ayrı uygulamaya esas olmak üzere ileri sürmüş olabilir. Bunlardan birincisi limited şirket ortağının sorumluluğunu düzenleyen 6183 Sayılı A.A.T.U. Kanununun 35. maddesine istinaden, gizli ortakları görünüşteki ortaklarla birlikte (veya görünüşteki ortaklar gibi)  sorumlu tutabilmek, ikincisi aynı kanunun 17/3ncü maddesinde düzenlenen \"Teşebbüsün muvazaalı olduğu ve hakikatte başkasına aidiyeti\" hakkında deliller elde etmek. Her iki seçenekte de eldeki tespit davasının yararlı olmayacağı, bu sebeple davada hukuki yarar da bulunmadığını aşağıda açıklayacağız. <br> Limited Şirket Ortağının Sorumluluğunu Düzenleyen 35nci Madde Yönünden:<br>\tÖncelikle belirtelim ki kural olarak limited şirketlerde ortaklar sermaye taahhüt borçlarını ödemiş iseler, kamu borçları hariç olmak üzere şirket borçlarından şahsen sorumlu değildir. Ancak ortağın sermaye borcu varsa, sermaye borcu tutarı kadar şirkete borçlu olduğu kabul edilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun  573. maddesinde bu husus açıkça zikredilmiştir. Kanunun 587. Maddesinde ise tescil ve ilan hükümlerine yer verilmiştir. Buna göre şirketin ortaklarının kimler olduğu ve sermaye payları da tescil ve ilan olunur. Şirket sözleşmesinde yapılacak değişiklikler de tescil ve ilana tabidir. Kanunun 594. maddesinde şirket pay defterinin tutulacağı, bu deftere ortakların adları, adresleri, esas sermaye pay sayısı, pay payların devri ve itibarî değerlerinin vd. yazılacağı hükme bağlanmıştır. Aynı Kanunun 595'nci maddesi içeriğinden de anlaşılacağı üzere ortaklık payının devri tescil ve ilan edilmese de noter tasdikli devir sözleşmesi ortakların devir işlemine onay vermesi ile hüküm ifade eder. 6102 sayılı yasa ile getirilen yeniliklerden olmak üzere 598. madde ile pay geçişlerinin tescili için de bir hüküm öngörülmüş olup, bu daha çok ortağın iyiniyetli üçüncü kişilerin sicile güveninin sağlanması amaçlanmıştır. <br>\t5766 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önce, 6183 sayılı Kanunun 35nci maddesi uyarınca limited şirket ortakları,  şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olmaktaydı. Bu düzenleme uyarınca limited şirket ortakları hakkında takibe geçilebilmesi için, 6183 sayılı Kanunun 54. ve müteakip maddelerine göre şirket hakkında yapılan takip muamelelerinin sonuçsuz kalması, amme alacağının şirketten tahsil imkanının bulunmaması gerekmekteydi. Öncelikle şirketten tahsili kabil olmayan  kamu alacağının \"ait olduğu dönemde ve ödeme zamanında\" şirket ortaklarının kimler olduğu ve bu ortakların sermaye hisseleri; şirket ana sözleşmesi, ana sözleşme değişikliği veya pay defterindeki kayıtlardan tespit edilmekteydi. O dönemde bazı yargı kararlarında \"limited şirket ortaklarının, ortaklık paylarını devretmeleri halinde şirketin borçlarından dolayı sorumlulukları kalmayacağından, davacının bu tarihten önceki şirket borçları için, 6183 sayılı Kanunun limited şirketlerin kamu borçları dolayısıyla ortakların sorumluluğunu düzenleyen 35''inci maddesi uyarınca takibi olanaklı olmadığı\" belirtilmişti. Nitekim başka bir kararda \"limited şirketten tahsil olanağı kalmayan amme borçlarından dolayı ortaklar için öngörülen sorumluluk, ortak sıfatına ve ortaklık payına bağlı olduğundan, olayda, asıl borçlu şirketin vergi borçlarının, şirketteki hisselerini devreden davacıdan istenilmesinde hukuka uyarlık bulunmadığı\" açıklanmıştı. Görüldüğü gibi ortağın sorumluluğu ortaklık payı ve sıfatı ile doğrudan bağlantılı kabul edilmişti.<br>\t5766 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle limited şirket ortaklarının, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu oldukları hükme bağlanmıştır. Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur. Yine amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde de müteselsil sorumluluk söz konusudur. 6183 Sayılı Kanunda yer alan teminat isteme, ihtiyati haciz, ihtiyati tahakkuk ve diğer koruma hükümleri ortak hakkında da uygulanacaktır. Devreden ve devralan ortaklar arasında müteselsil sorumluluk hükümlerinin uygulanacağını da hatırlatmak gerekir. <br>\tBu açıklamalardan sonra belirtmek gerekir ki limited şirket ortağının sorumluluğu ortaklık payı ile sıkı sıkıya bağlıdır. Limited şirket ortağı olmayan birinin bu kanunun 35. Maddesi çerçevesinde sorumlu tutulması mümkün değildir. Elbette muvazaalı işlemlerden kaynaklanan başkaca sorumluluk sebepleri mevcut olabilir. Ancak A.A.T.U.H.K. gereği sorumluluk söz konusu olabilmesi için payını devretmiş olsun olmasın bir ortaklık sıfatı mevcut olmalıdır. <br>\tYerleşik uygulamalar çerçevesinde limited şirket gizli ortağının hukuki durumu T.B.K. M: 620 kapsamında adi ortaklık olarak kabul edilmektedir. Adi ortağın ortaklığı ise limited şirkete ortaklık değil, ortaklardan biri veya bir kaçı iledir. Başka bir deyişle gizli ortağın koyduğu sermaye payı hangi ortak veya ortakların gerçek sermaye sorumluluğunu azaltıyorsa, gizli ortak ile bunlar arasında bir adi ortaklık var demektir. Yasada limited şirket ortağının kamu borcundan sorumluluğu özel olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemeyi adi ortağa teşmil etmenin hukuki dayanağı yoktur. <br>\tKaldı ki dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen kişilerin daha önce şirkette pay sahibi olup olmadıkları, hangi ortak veya ortaklara gizli ortak oldukları gibi hususlar da belirsizdir. <br>                        6183 Sayılı Kanunun 17nci ve Devamı Maddelerinin Uygulanması Yönünden <br>\tA.A.T.U.H. Kanun çerçevesinde, teşebbüsün muvazaalı olduğu ve hakikatte başkasına aidiyeti hakkında deliller elde edilmişse ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz işlemlerinin yapılması davacı idarenin takdir ve sorumluluğundadır. Kanunun 17/3 maddesinde açıkça yazılı olduğu üzere ihtiyati tahakkuk işlemi için kesinleşmiş bir yargı kararı aranmaz. Yasa \"hakikatte başkasına aidiyeti hakkında deliller elde edilmişse\" ibaresini kullanarak bir yargı kararına ihtiyaç olmadığını ortaya koyduğu gibi, delillerin değer ve kuvvetini takdir edecek makamın da idarenin kendisi olduğunu zımnen ortaya koymuştur. Üstelik bu hüküm vergi dairesi yetkilileri için emredici niteliktedir. Açılan bu tespit davasının \"delil elde etmeye yönelik bir girişim\" kabul edilmesi mümkün değildir. Zira mahkemenin vereceği bu tespit kararı aynı zamanda delilleri takdir etmeyi de gerektirecek mahiyettedir. Davacı taraf \"teşebbüsün gerçekte başkasına ait olduğuna dair\" yeterli kanaate ulaşmıştır ki eldeki bu davayı açmıştır. İlave bir tespit kararına ihtiyacı yoktur. <br>\tYasanın 18/3 maddesi de \"Bu esasa göre tahakkuk eden vergi ve resimler (...) için derhal ihtiyati haciz tatbik olunur. 17 nci maddenin 3 üncü bendine giren hallerde ihtiyati haciz muvazaalı teşebbüsten vergi ve resim bakımından faydalananların malları hakkında tatbik olunur.\" demekle görevin vergi dairesine ait olduğunu ortaya koymuştur. <br>\tVergi Dairesinin idari görevlerini yapması bir tespit kararına bağlı tutulamaz. <br>\tKanunun 20nci maddesinde yazılı olduğu üzere \"haklarında ihtiyati tahakkuk üzerine ihtiyati haciz tatbik olunanlar ihtiyati tahakkuk sebeplerine ve miktarına 15 inci madde gereğince itirazda bulunabilirler.\" Mahkemeden istenen tespit kararı aynı zamanda ihtiyati tahakkukun sebebini teşkil edeceğinden, tespit kararına karşı gidilmesi gereken kanun yolu ile Kanunun 15nci maddesinde yazılı kanun yolunun farklılığı sorunlara neden olacaktır.  <br>\tÜstelik kural olarak ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati hacizde gizlilik esastır. Asıl sorumluların işlemden haberdar olarak karşı tedbir almalarını engelleyecek biçimde hareket edilmesi gerekir. Bilakis daha işlem yapmadan ilgilileri uyarır gibi tespit davası açılması doğru olmaz. Kanaatimizce davacı idare 6183 Sayılı Kanunun 17 ve 18nci maddelerinin sağladığı imkandan yararlanmak için re'sen harekete geçmesi gerekir. Yapacağı ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati hacze karşı gidilecek yasal yollarla davalıların limited şirketle bağlantıları ve sorumlulukları ispat edilecektir.  <br>\tİhtiyati haciz, idari bir tasarruf niteliğinde olan icrai bir karara dayanılarak re’sen uygulanır. Yargı kararına ihtiyaç duyulmaz. İhtiyatı haciz, henüz tahakkuk etmemiş olan borçlarla ilgili olarak ihtiyatı tahakkuka bağlı olarak uygulanabilir. Sonucunda herhangi bir kamu alacağının doğabileceği bir vergi incelemesine başlanmış olduğu takdirde, vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca yapılan ilk hesaplara göre belirlenen tutar üzerinden tahsil dairesince  ihtiyati haciz yapılabilir.<br>\tİhtiyati haciz kararının ivedilikle uygulanması zorunludur. Dolayısıyla, ihtiyati haciz kararlarına ilişkin işlemlerin gecikmeksizin tamamlanması ve ihtiyati haciz kararlarının hazırlanması ve uygulanması aşamalarında gizlilik içerisinde hareket edilerek borçlunun mallarını kaçırmasına engel olunması gerekmektedir.<br>\tİhtiyati haciz  sebeblerinin mevcudiyeti halinde; Vergi Dairesi  Müdürlüğünün  talebi üzerine ihtiyati haciz kararı,  26.05.2006 tarih 25817 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5345 sayılı Gelir İdaresi Başkanlığı ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 33. maddesine istinaden Vergi Dairesi Başkanı tarafından verilecektir.<br>\tHaklarında ihtiyati haciz tatbik olunanlar haczin tatbiki, gıyapta yapılan hacizlerde haczin tebliği tarihinden itibaren 7 gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait vergi davası işlerine bakan vergi mahkemesi nezdinde ihtiyati haciz sebebine itiraz edebilirler. Bu ihtilaflar, vergi mahkemelerince diğer işlere takdimen incelenir ve karara bağlanır. İdarenin,  mükellef hakkında  aldığı, ihtiyati  haciz kararına  istinaden uyguladığı haciz işleminde, haczin  öğrenildiği tarihten itibaren  30 gün  içerisinde de  dava açılabilir.<br>\tV.U.K. kapsamına giren vergi ve resimlerden bir kısmı için uygulanacağı öngörülen ihtiyati tahakkuk, mükellefin henüz tahakkuk etmemiş borçları dolayısıyla; tarh, tebliğ, itiraz gibi tahakkuk için gerekli olan aşamaların sonuçlanmasını beklemeden yapılan tahakkuk işlemini ifade eder. Kesin borç doğurmaz. İşlerliği ve etkinliği, ihtiyati hacizle birlikte uygulanması suretiyle ortaya çıkar.<br>\tBazı ihtiyati haciz sebeplerinin varlığı, kamu alacağının tahsilini engelleyici nedenlerin mevcut olması ve muvazaa halinde vergi dairesi müdürünün yazılı isteği üzerine Vergi Dairesi Başkanı, mükellefin henüz tahakkuk etmemiş vergi ve resimlerden Maliye Bakanlığınca tespit ve ilan edilecek olanlarla bunların zam ve cezalarının derhal tahakkuk ettirilmesi konusunda yazılı emir verebilir; vergi dairesi müdürü bu emri derhal uygular. <br>\tİhtiyati tahakkuk üzerine ihtiyati haciz tatbik olunanlar ihtiyati tahakkuk sebeplerine ve miktarlarına; haczin tebliği tarihinden itibaren 7 gün içinde itiraz edilebilir.<br>\tİhtiyati hacze itirazda, sadece ihtiyati haciz nedenlerine itiraz edilebildiği halde, ihtiyati tahakkuka itirazda, ihtiyati tahakkukun hem nedenlerine hem de miktarına itiraz edilebilir. İdarenin usule yönelik hükümlere uymaması halinde ise hem ihtiyati haciz hem de ihtiyati tahakkuk itiraz nedeni olabilmektedir. Vergi mahkemesi, ihtiyati tahakkuka itirazı haklı bulsa dahi ihtiyati tahakkuk ancak vergi mahkemesi kararı aleyhine Danıştay’da dava açma süresinin sonunda veya Danıştay’a gidildiği takdirde nihai kararın verilmesinden sonra kaldırılabilir. <br>\tAdi ortaklık Borçlar Kanununda düzenlenmiş bir ortaklık yapısı olup ortaklar, ortaklığın borcundan dolayı tüm varlıklarıyla müşterek ve müteselsilen sorumlu olurlar. Adi şirketlerin tüzel kişiliği bulunmadığından ortaklık adına dolaysız vergiler yönünden (Gelir Vergisi) ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz uygulaması yapılmaması; ancak dolaylı vergiler yönünden (KDV, Muhtasar) ortaklık adına ihtiyati tahakkuk ve/veya ihtiyati haciz uygulaması yapılması gerekmektedir. Ortaklar hakkında her hangi bir vergi nevi  ayrımı yapılmaksızın ihtiyati haciz  kararı alınabilir.  (İtalik yazı ile yazılan kısımlar, İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Mükellef Hizmetleri Tahsilat Grup Müdürlüğünün Mayıs 2008 tarihli \"İhtiyati Tahakkuk ve İhtiyati Haciz Rehberi\" isimli \"Muharrem UZUNOĞLU\" tarafından hazırlanan broşürden alıntıdır.) <br>\tYukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere mahkememizin görev alanına giren tek husus davalıların limited şirket ortaklıklarının tespitinden ibarettir. Bunun dışındaki hususlar Vergi Mahkemelerinin görev alanına girmektedir. <br>\tBenzer bir dava,  daha önce mahkememizin ... esas sayılı dosyası ile değerlendirilmiş, yukarıda açıklanan gerekçeler tekrar edilerek 21/05/2015 gün ve ... sayılı karar ile davanın reddine dair hüküm kurulmuştur. Red ile sonuçlanan, Bursa 1.ve 2.Asliye Ticaret Mahkemelerine kayıtlı başka emsal dosyalar da mevcuttur. Yukarıda zikredilen mahkememizin ...-505 E/K sayılı dosyası temyiz edilmekle, Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 17/06/2016 gün ve 2016/2100 - 6849 E/K sayılı kararıyla onanmıştır. Onama kararına karşı karar düzeltme yoluna başvurulmuşsa da aynı Dairenin 24/09/2018 gün ve 2016/10765 E. 2018/5560 K. Sayılı ilamıyla talep reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.  \t  <br>H Ü K Ü M  \t: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; <br>Dava şartı ( hukuki yarar) yokluğu sebebiyle davanın reddine,,<br>Harç alınmasına yer olmadığına,<br>Davacı tarafça yapılan muhakeme masrafının kendi üzerinde bırakılmasına,<br>Kesinleşme süreci tamamlanana kadar masraf avanslarının kullanılabileceği nazara alınarak kararın kesinleşmesinden sonra yazı işlerince yapılacak hesaba göre artan avansların yatıran tarafa iadesine dair kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize iletilecek bir dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar davacı vekilinin yüzüne karşı açıkça okunup anlatıldı. 19/12/2018<br><br>Başkan ...<br> <br>Üye ...<br> <br>Üye ...<br> <br>Katip ...<br> <br><br><br><br><br></font></p></body></html>","metadata":{"FMTY":"SUCCESS","FMC":"ADALET_SUCCESS","FMTE":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","FMU":"İşlem başarıyla gerçekleştirildi!","PTID":null,"TID":"5801e213d2b89715","SID":"c6a9d778699e7d39"}}